Doruk'un Anlatımından Devam
Lojmana geldikten sonra arabadan inip kimliğimi göstererek içeri girdim. İkinci kat beş numaralı odanın önüne geçip kapıyı tıklattım.
Otuz saniye kadar sonra kapı açılmadığında bir kez daha kapıyı tıklatacaktım ki kapı açıldı.
Özbek kızını gördüğümde o geceyi bir kez daha yaşamış gibi ayağımdan başıma kadar sinir doldum.
Saçlarını tepeden topuz yapmıştı ama dağınıktı, sağdan soldan saçları bağımsızlığını ilan etmiş gibiydi. Göz altları çökmüştü ve üzerinde beyaz bir tişört ve mavi bir eşofman vardı.
"Siz..."
"Hazırlan, çıkıyoruz." deyip lafını kestim. "Beş dakikan var."
"Nereye?"
Soru sorma gafletinde bulunması büyük hataydı. "Beş dakikan başladı, eşyalarını topla. Çıkacağız."
"Ama ben..."
"Ben konuş demeden konuşma, sesini duymaktan bile nefret ediyorum. Dediğimi yap, bir daha söylemem."
Endişeli bir şekilde başını salladıktan sonra kapıyı kapatacaktı ki kapıyı tuttum. "Açık kalsın. Hızlı ol."
"Tamam." diye mırıldandı, kapıyı aralık bırakıp içeri girdiğinde duvara yaslandım. Bir kaç takırtı gelirken saate baktım.
İki dakikası çoktan bittiğinde kollarımı bağlayıp sabırla beş dakikanın dolmasını bekledim.
Dakikalar geçmek bilmiyorken gelen mesajla telefonumu çıkardım.
Çiçek'in Ev Arkadaşı - 1
Eşyalarını hazırladım abi, gelip alabilirsin.
Tekirdağ'dan çıkmadan önce onun eşyalarını hazırlamasını söylemiştim. Bende kalacaktı sözde ama ne yapıp edip beni ikna etmişti ve arkadaşlarıyla ayrı eve çıkmıştı.
Ben de o kızlardan biriyle iletişime geçtim, Hilal'di adı. Ödüm kopuyordu başına bir şey gelir diye. Evindeki iki kızın da kim olduğunu, ailesinin kim olduğunu ne iş yaptığını her şeyi bilirdim de yine de koruyamamıştım onu.
İnsan hiç beklemediği yerden vuruluyormuş, bunu da öğrenmiş oldum.
"Hazırlanmadın mı daha?" deyip içeri girdim. Bavulunu toplamıştı daha. "Yeter, çıkıyoruz."
"Giyinmedim ama daha."
"Çıkıyoruz dedim, gittiğin yerde değişirsin üstünü. Yürü."
İtiraz etmedi, bavulunu alıp önden adımlayıp kapıdan çıktığında ben de peşinden çıkıp kapıyı kapattım.
Merdivenleri indik, dış kapıyı açıp çıktıktan sonra arabaya doğru adımladı. "Bagajı açabilir misin?"
"Bin sen." deyip kapıyı işaret ettim. Bavulunu bırakıp arabanın kapısını açıp oturduğunda bavulu alıp kucağına bıraktığımda şaşırmıştı. "Fazla yer kaplama, boş." dedikten sonra kapıyı çarptım.
Kendi tarafıma geçip kemerimi bağladıktan sonra arabayı çalıştırıp Hilal'lerin evine doğru sürmeye başladım.
Sessiz geçmesini umut ettiğim bir yolculuktu ama onun susmaya niyeti yoktu.
"Ben özür dilerim..." deyip lafa girdiğinde gaza bastım.
"Bir numaralı kural, konuşmak yasak."
"Ama..."
"İkincisi, ders programını verirsin. Ben de derslerine göre seni okula bırakır okuldan alırım. Okulda güvenlik olmaya devam edecek. Onun dışındaki günlerde evimde kalacaksın. Bakkala dahi çıkmak yasak."
"Beni kimden koruyorsun?"
"Birinci kuralı çabuk unutuyorsun, sus." deyip ayağımı gazdan çektim. "Üçüncüsü, ayağımın altında dolaşma. Ben işimi yapacağım sen de gözüme görünmeyeceksin."
"Ben seninle aynı evde yaşamak istemiyorum. Değiştirme şansım yok mu?"
Başımı çevirip yüzüne baktım. "Neden? Hayatını mahvettiğin o kızın abisinin yüzüne bakmak çok mu zor?"
Gözlerini kaçırdı. "Bu görevi senin alman etik mi? Yanlış olduğunu düşünüyorum."
"Etikliği siktir et, dediklerimi yap yeter."
"İstemiyorum, kiminle görüşmem gerekiyor?"
Sabır çektim. "Sana kötü bir haberim var, bu saatten sonra göreceğin tek yüz benim yüzüm. Kimseyle görüşemezsin."
"Benim bir suçum yok, ben daha kimin peşimde olduğunu bile bilmiyorum. Neden bana kızıyorsun?"
"Kes sesini."
"O benim arkadaşımdı, ben bunu ister miydim sence?"
"Sana kes sesini dedim!" direksiyona vurup ona döndüm. "Hadi bir daha konuş bakalım da bak ben sana ne yapıyorum!"
Yerine sinip bakışlarını çevirdiğinde sinirle tekrar önüme döndüm. "Neden öldürdüler onu?" dedim sakin kalmaya çalışarak. "O siktiğimin yağmurluğunu giydiği için. Onu sen sandıkları için aldılar, sonra ne oldu?" başımı çevirip ona baktım. "Sen olsan yaşardın ama onu öldürdüler."
"Bunun böyle olduğunu nereden biliyorsun? Yağmurluk yüzünden olduğunu yani?"
"Güvenlik kameralarından." tekrar önüme döndüm. Ona anlatıyorum ki tıpkı benim gibi o da vicdan azabı çeksin. Gözüne rahat bir uyku giremesin. "Sen o gün o yağmurlukla girdin binaya. Sonra Çiçek aynı yağmurluk ile başını da kapatıp çıktı. Onu sen sandılar, arabaya aldılar. Sonra baktılar ki aradıkları kişi değil, onu öldürdüler. Ölüsünü arabadan attılar." deyip direksiyonu sıktım. "Senin yüzünden, suçlu sensin Özbek kızı."
"Ben..." hıçkırdığında ağladığını fark ettim.
"Kes sesini." deyip köşeyi döndükten sonra Çiçek'lerin evinin önünde durdum. "Sen de iniyorsun arabadan." deyip kemerimi açtıktan sonra bavulu üzerinden alıp arka koltuğa bıraktım. "İn."
Yüzüne bakmadan arabadan indim, timsah göz yaşlarına acıyacak değildim.
Arabadan indikten sonra bir de uyuşuğun arabadan inmesini bekledim. Arabadan inip yanıma geldiğinde evi gösterdim. "Biliyor musun burayı?"
"Evet." deyip başını salladı. "Çiçek'in kaldığı ev."
"Güzel, gir de içeri ne yaptığına bak." bahçe kapısını açtım. Ellerini önünde birleştirip içeri girdiğinde suçlu gibi görünüyordu, istediğim de tam olarak buydu.
Kapının önünde durup kapıyı tıklattım. Bir kaç saniye sonra Hilal kapıyı açtı. "Hoşgeldin Doruk abi."
"Sağ ol abim." dediğimde Gülşah da kapıya yanaştı. İkisinin de gözü Özbek kızına kaymıştı.
"Eşyalar içeride abi, iki kutu ve bir de bavul var. Biz getirelim."
"Siz zahmet etmeyin kızlar, ben alırım. Ev müsait mi?"
"Müsait abi, buyur." dediklerinde içeri girip ayakkabılarımı çıkardım ve Özbek kızına döndüm. Muhtemelen arkadaşlardı ama onların da yüzlerine bakamıyordu.
"Sen de geç içeri, burada bekle."
"Ben dışarıda..."
"İçeri gir dedim." Her şeyi ikilettirecekti belli ki, laftan anlayan birine de benzemiyordu. Bu kız mı zekiydi şimdi? "Hadi."
Özbek kızı içeri girdi, aceleden ayakkabılarını bile giymemişti. Panduflarıyla kapının önünde beklerken Çiçek'in odasına doğru adımladım.
Kapısı açıktı, içeri girdim. Odada yatağı duruyordu ama örtüsünü kaldırmışlardı. Kitaplığı boştu. Açık olan dolaptan kıyafetlerinin de alındığını gördüm.
Çiçekten geriye iki kutu bir de bu bavul kalmıştı işte. "Çiçeğim..." yere eğilip bavuluna dokundum. "Bitti mi her şey güzelim, bitti mi?" çok erken be, çok erken son buldu bazı şeyler.
Bu kadar erken olmamalıydı.
Ayağa kalkarken bavulu elime aldım, kutuları üst üste koyup onları da aldıktan sonra odadan çıktım.
Hilal ve Gülşah, Özbek kızını aralarına almış konuşurken kulak misafiri oldum. "Çiçek'e tuhaf biri olduğunu söylemiştik, bizi dinlemeliydi."
"İyi ki bizimle ev arkadaşı olmamışsın, gerçekten... Belalının tekisin."
"Belalı falan değilim ben." irkildi. Şaşkın duruyordu.
"Senin yüzünden ölmüş diye duyduk, seni öldüreceklermiş ama o ölmüş."
"Hayır..." dediğinde boğazım temizledim.
"Kızlar." deyip onlara yaklaştım. "Haklısınız, bu belalı kızı iyi ki evinize almamışsınız. Okulda da ondan uzak durun." dediğimde yüzü düştü.
"Anladık abi."
"Kendinize dikkat edin kızlar." deyip Özbek kızına döndüm. "Yürü." evden çıkarken ayakkabılarımı giyip onu takip ettim.
Yalan mıydı? Onun yüzünden bu kızlara da bir şey olabilirdi, en azından onlar Özbek kızından uzak durarak hayatlarını güvence altına alabilirlerdi.
"Bagajı aç." ikiletmeden dediğimi yaptı. Kutuları ve bavulu bagaja yerleştirdikten sonra ona döndüm. "Ben sana her şeyi tek tek söyleyecek miyim? İşin bitti, arabaya bin."
"Seni istemiyorum. Seninle gelmeyeceğim, seni şikayet de edeceğim. Bana bu kadar kötü davranamazsın."
"Kötü?" dedim, kaşlarım havalandı. "Kötü mü davranıyorum ben sana?" aramızdaki mesafeyi kapattığımda arabaya yaslandı. Dik başlıydı ama titriyordu da. "İnan bana, sana henüz kötü davranmaya başlamadım bile."
"Sen..."
"Konuşmak yasak. Bitti Özbek kızı, bir daha ağzını bile açmayacaksın. Sadece nefes al, ben izin verene kadar sadece nefes al. Bir gün senden onu da alacağım." deyip geri çekildim. Ağzını açıp da bir şey diyemedi. "Şimdi bin arabaya. Günahlarının bedelini ödeyeceksin, razı gel."
Çenesi titredi, dudakları aralandı ama susup arkasını döndüğü gibi arabanın kapısını açıp bindi.
"Günahlarımızın bedelini ödeyeceğiz. Kaçışımız yok Özbek kızı."
Yok.
~ ~ ~ ~ ~