10- Büyük Karar

1126 Kelimeler
Gece bitmiş, gün aydınlanmıştı fakat güneşin o sıcak tavrı bile kucaklamamıştı Işığı. Işık dün onu zar zor koltuğa oturttuğumdan bu yana hiç kalkmamış öylece ağlamıştı. Bir ruhtan farksız bir şekilde ağlamıştı. Hıçkıra hıçkıra ağlasa veya ortalığı yıksa öfkesini kussa bu kadar acı çekmezdim yüksek ihtimal. Öyle bir ağlamıştı ki çaresizce ağlamıştı, gözlerini tek bir noktaya kitlemiş ve sadece gözyaşlarının akmasına izin vermişti. Nefes almak dışında hiçbir hayat belirtisi göstermeden kaç saat geçirmişti. Bense öylece durmuştum, yanında uzun bir süre onu izlemiştim. Gözlerimin önüne sürekli unutmak istediğim o anı getiriyordu, böyle bir gecenin sabahında kaybetmiştim bende en kıymetlimi. Şimdi de yanımdaki küçük kızı kaybetmemek için uğraşıyordum. Belki tanımıyordum Işığı ama öyle korunmaya muhtaç gibiydi ki hem o da bir candı bundan dolayı onu da kaydedemezdim. Bir kadının daha yanımda çöküşüne şahit olmuştum fakat yok oluşuna şahit olamazdım. Tüm gece gözümü bile kırpmadan onu izlemiştim sonunda öylece uyuya kalınca yavaşça onu koltuğa yatırıp üzerine battaniyeyi örttüm ve mutfağa geçip aldığımız malzemelerin geri kalanını da dolaba koydum. Bir sürü şey almıştım, benim hislerim çıkardı ve çıkacaktı. Elbet bir yol bulurdum bulmam gerekiyordu yoksa o da gidecekti. Daha gencecik bir can daha yok olacaktı ama ne yapacaktım. Evden çıkmam lazımdı, önlem almalıydım gerekirse evin önüne koruma yığacaktım. Bu evi ifşa etmem gerekse bile Işığı koruyacaktım. Dışarı çıkacaktım fakat Işığı yalnız da bırakamazdım ki o an aklıma gelen isimle hızla telefonumu elime alıp Aliayı aradım. Birkaç çalıştan sonra açılan telefon ile hiç beklemeden konuya girdim. "İşler karıştı, dışarı çıkmam lazım. Ev boş olmamalı bana gel." Dediğimde Alia birkaç kez öksürüp uykulu bir sesle "Peki Ateş Bey." Dedi. Başka bir cevap beklemeden telefonu kapattığımda saat gözüme çarpmıştı ve yanlış olmasını diledim sadece, 06.00 yazıyordu. Bu saatte mi aramıştım Aliayı, ah kafam nerdeydi ki benim. Bir saatlik bir sürenin sonunda dış kapıdan gelen zil sesi ile kapının kameralarından gelene baktım. Alia gelmişti, kapıyı açıp içeri girmesini bekledikten sonra tehlikenin olup olmadığını kameralardan kontrol edip evin kapısını da açtım. Alia ve Turhan bu evime daha önce hiç gelmemişlerdi. Evin yerini bilirlerdi ama hiç gelmemişlerdi bundan dolayı Alia merakla etrafı inceliyordu. Yavaş yavaş evin kapısına gelince bana dönüp "Günaydın A... Ateş Bey." Dedi yüzüme bakınca dehşete düşmüş gibi bakmıştı ve kekelemişti. O kadar mı kötü gözüküyordum anlamamıştım ki. Başımla onu selamlayıp içeri geçmesi için ona izin verdiğimde o da teşekkür edip içeri girdi. Montunu girişteki dolaba asıp Aliaya döndüm. "Işık salonda uyuyor sessiz ol, gece hiç uyumadı." Evden asla çıkma gelen giden olmaz ama olursa da asla açma. Turhan da dahil." Dediğimde başıyla beni onayladı. Montumu giyip tam kapıdan çıkacakken "Dolap dolu Alia açsan bir şeyler hazırla. Yapabilirsen Işığa da birkaç lokma yedir." Dediğimde beni başıyla onaylamıştı. İstediğim cevabı alınca hızla evden çıkıp otoparktan arabalarımdan birini aldım ve hızla şehre doğru sürdüm. Kime gitsem uygun olurdu veya kime akıl danışırdım bilmiyordum, tek çarem biraz yalnız kalmaktı galiba. Hızla yolu değiştirip boş bir tepeye doğru sürdüm aracımı. Akıl danışacağım bir kişi bile yoktu, sıkıştığında Turhana giderdim ama bu konuda nedense ona danışmak istemiyordum. Tepeye geldiğimde yavaşça arabadan inip ayaklarımın altındaki Londra manzarasını izledim. ………………………………………………… Kaç saattir buradaydım bilmiyordum ama geldiğimden bu yana baya zaman geçmişti bunun farkındaydım. Her şeyi düşünmüştüm fakat bir türlü işin içinden çıkamamıştım. Her çözüm bir sürelikti ve fazlasıyla tehlikeliydi çünkü karşımızdaki adam gözünü kırpmadan beni bile vururdu. Yani Bana bir şey olmaz bile diyemiyordum. Bu durumda en büyük hasarı da Işık alırdı. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak gibi bir durumdaydık. Burada kalmanın bir işe yaramadığını fark edip oturduğum yerden kalkıp arabama bindim ve hızla eve doğru sürdüm. Sinirimi yollardan çıkarırken Aklımdaki düşünceler bir türlü rahat vermiyordu. Sonunda eve geldiğimde aracı otoparka bırakıp asansörle eve çıktım. Salondan gelen seslerle yavaşça o tarafa doğru ilerledim. Işık kapıya sırtı dönük bir şekilde oturmuştu ve tam karşısında da Alia vardı. Alia beni görünce elimle sus işareti yapıp Işığın sözlerini dinlemeye başladım. "Dediğim gibi işte ona beni bırakma diyecek halim yok ya. Zaten her şeyi yaptı, hem gitmem her yönden daha iyi Turhan da böyle tehlikeye girdi. Aslında o gece dedim ona bak bu insanlar tehlikeli diye ama o Ateş bey ondan da tehlikeli deyince." Deyip bir süre sustu ve başını iki yana sallayıp "Bir umut işte güvendim, çok istedim Alia oradan kurtulmayı çok istedim ama olmadı. Senelerce neden diye düşündüm. Annesinin minik prensesi, babasının kıymetlisiydim ben. Abisinin göz bebeğiydim. Nasıl başıma bunlar geldi anlamadım. Annem derdi hep 'ne oldum değil Işık ne olacağım de kızım.'" Deyip alaylı bir sesle gülümsedi. "Haklıymış, o zaman anlamazdım onu ama şimdi anlıyorum. Hani Sezen Aksı demiş ya bir şarkısında anneni daha sık anımsıyorsan hatta anlıyorsan diye tam da o durumdayım. Yaş aldıkça daha da iyi anlıyorum annemi." Dediğinde şaşırmıştım. Söylediği gibi bir hayat yaşarken nasıl olmuştu da bu hale gelmişti ki gerçekten daha da ayrıntılı dinlemek istiyordum hikayeyi fakat Işık bir anda arkasına dönünce ifşa olmuştum ve sanki yeni gelmiş gibi yapmıştım. Ne kadar inandırıcı olmuştu bilmiyordum fakat bu pek de umurumda değildi. Işık hızla kendini toparlayıp gözlerini silince bende ilerleyip yanlarına geçtim. Alia beni görünce yavaşça ayaklanmaya çalışınca elimle onu kalktığı yere geri oturttum. Bunu gören Işık bizi yalnız bırakmak istemiş olacak ki o ayaklanmıştı ki onu da geri yerine oturtup bende Işığın yanındaki boş yere oturdum. Gözlerimi kısa bir an ikisinin üzerinde gezdirip gözlerimi ışıkta sabitledim. "Işık öncelikle seni yollamak gibi bir niyetim yok ama bir yol bulamıyorum. Seni nasıl koruyacağım konusunda bir fikrim yok." Dediğimde Işık başını onaylar anlamda sallayıp "Ne sizin ne de başkasının tehlikeye girmesini istemiyorum ben yıllardır oradayım. Bir şekilde idare ediyorum." Dediğinde gözlerindeki acı içini yakmıştı. Bu kız bana unuttuğum birçok duyguyu yaşatıyordu. Ona daha fazla bakamaya dayanamayacağımı fark etmemle gözlerimi Işıktan çekip Aliaya çevirdim. Aliaya baktığımda düşünür gibi bir hali vardı. Hatta öyle derin düşünüyordu ki gözleri tek bir noktada kitlenmişti, parmaklarımı gözleri önünde şıklattığımda sıçrayarak kendine geldi ve başını kaldırıp "Aslında benim aklıma bir şey geliyor fakat siz bunu kabul etmezsiniz Ateş Bey." Dediğinde istemsiz kaşlarımı çatmıştım. Düşündüğümde veya bir bilinmezlikle karşı karşıya kalınca istemsiz çatıyordum kaşlarımı. Şimdi de o anlardan biriydi. "Söyle" Dediğimde tereddütle bana bakıp "Aslında Kadim Bey kendi karısını, kızını veya gelini çalıştıramaz." Dediğinde içime bir hüzün çökmüştü. Öyle de bir çalıştırırdı ki ama bunu onların bilmesine gerek yoktu. "Yani" Dediğimde Alia kısa bir an Işığa bakıp tekrardan bana döndü ve "Yanisi Ateş Bey siz Işıkla evlenirseniz. Işık soyadınızı alır bir de evlilik durumu magazine düşerse soyadına laf gelmesini tehlikeye atamaz ve Işıktan istediğini alamaz." Dediğinde işte bu aklıma yatmıştı. Soyadı, Kadim Apollonun her şeyiydi. Başımı olumlu bir şekilde sallayıp "Bu nasıl aklıma gelmedi bilmiyorum ama harika bir fikir." Dediğimde Alia şokla bana baktı. "Yani kabul mü ediyorsunuz Ateş Bey." Dediğinde başımla Aliayı onayladım. "Bana acilen nikah tarihi aldıracak bir tanıdık lazım" Dediğimde gözlerim istemsiz Işığa kaymıştı. Işığın gözleri kocaman açılmış ve dudaklarından sadece 'Hıhhhhh' nidası çıkmıştı. Bir bilinmezlikten başka bir bilinmezliğe sürüklenirken bir dakika sonrasının planını bile yapmamıştım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE