bc

ACIMASIZ +18

book_age18+
1.7K
TAKİP ET
13.2K
OKU
dark
family
HE
age gap
fated
forced
opposites attract
second chance
friends to lovers
playboy
badboy
kickass heroine
stepfather
mafia
gangster
heir/heiress
drama
sweet
bxg
lighthearted
serious
kicking
bold
city
mythology
office/work place
cheating
enimies to lovers
lies
secrets
musclebear
love at the first sight
surrender
addiction
assistant
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Bir borç, tehlikeli bir anlaşma ve alevlerin ortasında kalmış bir kadın...Sade Bozdağ, hayatının en mutlu dönemi olması gereken evliliğinin henüz üçüncü ayında, kendini büyük bir kabusun tam ortasında bulur. Kocasının arkasında bıraktığı karanlık kumar borçları, onun masum dünyasını kökünden sarsmıştır. Kapısını çalan bedel ise sadece parayla ölçülemeyecek kadar ağırdır. Çünkü bu borcun sahibi, yeraltı dünyasının kurallarını yazan, acımasızlığı ve soğukkanlılığıyla nam salmış kumarhane baronu Ezel Turanlı’dır. Sade, ne kaçmayı ne de boyun eğmeyi seçer. Kocasının borcunu tamamen kendi üzerine alarak, aslanın inine girmeyi ve Ezel Turanlı’nın karşısına dikilmeyi göze alır. Amacı bellidir: Tehlikeli bir pazarlıkla hem kocasını kurtarmak hem de kendi özgürlüğünü satın almak. Ancak Ezel’in dünyasında hiçbir anlaşma bedelsiz yapılmaz ve hiçbir av kolay kolay serbest bırakılmaz. İki inatçı ve gururlu karakter arasında başlayan bu amansız güç savaşı, zamanla sınırları zorlayan, nefretin sınırlarında dolaşan alevli bir aşka dönüşecektir. Güç dengelerinin her an değiştiği, yalanların ve tehlikenin kol gezdiği bu karanlık labirentte, Sade Bozdağ’ı kalbinin en büyük sınavı beklemektedir. Acaba Sade bu yangından sağ çıkmayı mı başaracak, yoksa Ezel’in karanlığına tamamen teslim mi olacak?

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1.BÖLÜM - PERDE ARKASINDAKİ HAYAT 🎭
Sade Bozdağ Keyifli okumalar dilerim... "Sade'm hadi güzelim kalk artık. Bak işe geç kalacaksın..." "Lütfen Serhan, beş dakika daha uyuyayım..." Arkamdan sarılıp, "olmaz güzel karım şimdi yataktan kalkman gerekiyor," dedi. Gözlerim kapalı söylendim. "Offf Serhan ne olurdu azıcık daha uyusam? Hem gece uyutmuyorsun hem de beni erken kalkmam için zorluyorsun." Eliyle belimi okşarken kulağıma fısıldadı: "Ben şimdi çıkıyorum sade'm akşamda geç kalırım, beni merak etme güzelim." "Ama Serhan!" diye doğruldum yataktan. "Sen evlendiğimizden beri hep geç geliyorsun. Evlendiğimizin birinci haftası "işler yoğun" dedin hep gece yarıları geliyorsun. Hayır, bu kadar çalışıyorsun ama aldığın paraları ben neden görmüyorum." Serhan'ın sesi değişti ve sertleşti. "Yine başlama Sade sabah sabah! Şurada iki dakika neşeli neşeli günaydınlaştık, illa burnumdan getireceksin yani!" diye bağırdı. Sesimin titremesine engel olamayarak, "Bağırma bana!" dedim. "Bende çalışıyorum Serhan ama ben senin gibi yapmayıp paramı kuruşu kuruşuna bu eve harcıyorum," diye bağırdım. Serhan, sanki ben hiçbir şey söylememişim gibi arkasını dönüp evden çıktı. Giderken kapıyı da arkasından kıracak kadar sert çarpmıştı. Arkasından öylece kalakaldım. Sabah sabah yaşadığımız tartışma yüzünden gözlerimden yaşlar süzüldü. Ama ağlamak bana bir şey kazandırmayacaktı, bir an önce işe gitmem lazımdı. Ben de hemen yataktan kalkıp banyoya geçtim ve sabah rutinlerimi hallettim. Dolabımın önüne geçip siyah eteğimi ve beyaz gömleğimi giydim. Ayakkabılarım ise hafif topukluydu; zaten epi topu iki çift ayakkabım vardı. Allah'tan iş yerinde siyah etek ve beyaz gömlek giymek zorunluydu da her gün "Ne giyeceğim?" derdi yaşamıyordum. Evden çıkıp otobüs durağına doğru yürürken, evlenmeden önceki zamanlarımız canlandı yine aklımda. Serhan o zamanlar her gün kliniğin önüne gelir, beni işten alırdı. Bir iki saat birlikte vakit geçirir, sonra da beni evime bırakırdı. O günlerde arabası da vardı ama sonradan "Düğün yapıyoruz, borçlarımız çok," diyerek satmıştı. Zaten üç ay içinde evlenivermiştik. İlk görüşte aşık olmuştum ona... Ya da aşık olduğumu sanmıştım, belki de sadece yakışıklılığına kandım; bilmiyorum işte neyine vurulduğumu.Bildiğim tek şey, evlendikten sadece bir hafta sonra Serhan'ın eve hep geç gelmeye başladığıydı. Aklımdaki düşüncelere dalmış yürürken otobüsün yanımdan geçip gittiğini son anda fark ettim. "Off salak Sade!" diye mırıldandım kendi kendime. Şimdi yeni otobüsü beklerken işe kesin geç kalacaktım. Taksiye binmek için cebimde beş kuruş para yoktu; çünkü evin kirası, marketi, faturaları, yani bütün giderleri benim sırtımdaydı. Aylığımı aldığım gibi tek yaptığım, otobüs kartıma aylık abonman dolumu yapmaktı. Durağa oturup klinikteki çaycı Gül ablayı aramak için telefonumu çıkardım. Serhan Bey son model iPhone kullanırken, ben hattı bile zor çeken dandik bir telefon kullanıyordum. "Efendim Sade?" diyen Gül ablanın sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. "Abla, otobüsü kaçırdım. Serpil hanım gelmeden yetişmeye çalışacağım ama ben gelene kadar telefonlara sen bakar mısın? Arayanları not al, ben geldiğimde hemen dönüş yaparım," dedim aceleyle. Gül abla, "Tamam güzel kızım, sen merak etme, ben seni idare ederim," deyip telefonu kapattı. Onun bana "kızım" demesi, içimdeki o kanayan yarayı yeniden tetiklemişti. Bu hayatta yapayalnızdım... Annemle babamı ben henüz on dokuz yaşındayken bir trafik kazasında kaybetmiştik. O günden sonra bana destek olan bir tek teyzem vardı ama onunla da kocası yüzünden artık görüşmüyorduk. Aslında Serhan’la bu kadar çabuk evlenmeme, bu ani kararı vermeme sebep olan da teyzemdi. "Yalnızlıktan kurtulursun, bir derdin, bir sıkıntın olunca yanında eşin olur," demişti. Ama dediklerinin hiçbiri olmamıştı. Serhan sabah gidiyor, gece yarısı dönüyordu. Üstelik eve geldiğinde de hep bir bahanesi, bir problemi oluyordu; evlendiğimizden beri henüz gerçek anlamda birlikte bile olmamıştık. Şey dediğinizi duyar gibiyim: "Hani seni geceleri uyutmuyordu?" Doğru, uyutmuyordu... Çünkü kendi yetersizliğiyle yüzleşmek yerine, benimle sadece yüzeysel bir şeyler yaşayıp arkasını dönüyor ve yatıyordu. Hatta ona göre bunun tek sebebi bendim; hiçbir albenim yokmuş, dış güzelliğim onu harekete geçirmeye yetmiyormuş... Hayır, zaten sabahtan akşama kadar köpek gibi yoruluyorum, benden daha neyin albenisini bekliyor, anlamıyorum ki! Otobüsün geldiğini görünce hızla ayaklandım. Önümde duran otobüsün kapıları açıldığında hemen binip boş bir yer var mı diye bakındım ama ne gezer... Tıklım tıklım doluydu. Nefes aldığıma şükredecek duruma gelmiştim. Olduğum yerde kalıp tutunacak bir yer aradım ve şoförün arkasındaki direğe kolumu uzatıp tutundum. Bir yanda ağır ter kokusu, diğer yanda ağız kokusu derken nihayet ineceğim durağa gelebilmiştim. Kendimi dışarı atıp koşar adımlarla kliniğe yürüdüm. Kapıyı açıp masama geçtiğimde, Gül abla hemen ayaklandı: "Serpil Hanım henüz gelmedi Sade'm. Ben birer kahve yapayım da içelim kızım," dedi sevecen bir sesle. "Olur ablam," dedim nefes nefese. "Sen yap, ben lavobaya gideyim hemen geliyorum. Arayan soran oldu mu?" Yarım saat gecikmiştim ama bu saatte çok arayan olacağını sanmıyordum. "Yok kızım yok, rahat ol. Kimse aramadı," dedi içimi rahatlatarak.Ben lavobaya geçerken Gül abla da mutfağa doğru adımladı. Bir psikolog kliniğinde sekreterlik yapıyordum; Serpil Hanım patronumuz, Gül abla ise çaycımızdı. Aslında daha önce çay işlerine de ben bakıyordum ama Gül ablanın paraya ihtiyacı olduğunu öğrenince Serpil Hanım onu sırf destek olmak için işe almıştı. Normalde Serpil Hanım öyle ufak tefek gecikmeler için insafsızca kızacak biri değildi. Ama bu hafta bu üçüncü geç kalışımdı... Haliyle, ne kadar anlayışlı biri olursa olsun içimde ister istemez bir tedirginlik, bir suçluluk duygusu vardı. Tuvalete girip elime yüzüme soğuk bir su vurdum. Aynada kendime baktığımda, Serhan'ın "Hiçbir albenin yok" diyen o acımasız sesi yeniden beynimde yankılandı. Durup şöyle bir kendimi inceledim. İnce bir belim, dolgun göğüslerim vardı. Saçlarım kızıl, gözlerim ise yeşildi. Boyum da 1.68'di, yani tam standart bir kadın boyu... Nerem albenisizdi, bir türlü çözemedim. "Neyse..." deyip lavabodan çıktım, çantamdan sigara paketimi alıp mutfağa geçtim. Mutfağa adım attığımda içeriyi taze kahve kokusu sarmıştı bile. Gül abla cezveyi ocaktan alıp köpüklerini fincanlara paylaştırırken, tezgahın üzerindeki sigara paketimi gördü. Yüzüme öyle bir baktı ki, sanki gözlerimdeki o şişliği, ruhumdaki o ezilmişliği tek bakışta okudu. "Geç otur bakalım Sade'm," dedi sevecen bir sesle. Önüme dumanı tüten kahveyi bırakıp kendisininkini de aldı, tabureye yerleşti. Paketten bir sigara çıkarıp yaktım. Derin bir nefes çekip dumanı mutfağın küçük penceresine doğru üflerken, içimdeki o ağır taşın biraz hafiflemesini umuyordum. Ama Serhan’ın sözleri zehir gibi yerleşmişti bir kere zihnime; gitmiyordu. "Anlat bakalım güzel kızım," dedi Gül abla, gözlerini gözlerime dikerek. "Bu hafta üçüncü gecikmen... Yüzün dersen darmadağın. Serhan’la mı bir hır gür oldu yine?" Derin bir iç çektim. Gül abla o kadar anaç, o kadar iyi niyetliydi ki... Ama ona "Kocam benimle evlendiğimizden beri gerçek bir evlilik yürütmüyor, üstelik suçunu bana atıp albenisiz olduğumu söylüyor" diyemezdim ya. Utancımdan yerin dibine geçerdim. "Yok be ablam," dedim yalan söyleyerek. "Klasik evlilik sonrası borçları işte... Biraz stresliyiz bu aralar, sabah sabah da havadan sudan tartıştık, kapıyı vurup çıktı. Ben de düşüncelere dalınca otobüsü kaçırdım." Gül abla inanmış gibi görünmedi. Kahvesinden bir yudum alıp kafasını iki yana salladı. "Bak Sade, sen daha çok gençsin, çiçeği burnunda gelinsin. Erkek milleti evliliğin ilk aylarında neye uğradığını şaşırır, borç harç da bindi mi iyice agresifleşirler, bilirim. Ama sakın ha kendini ezdirme. Sen buralarda heba olacak kız değilsin; güzelliğin dersen on numara, mesleğin var. Serhan Bey biraz fazla havalı sanki, o elindeki son model telefonları falan..." Tam o sırada kliniğin dış kapısının açılma sesini duyduk. Peşinden de topuklu ayakkabıların o meşhur, ritmik "tık tık" sesleri yankılandı koridorda. Serpil Hanım gelmişti. Hızla sigaramı küllüğe bastırıp ayağa kalktım. Elimi yüzümü mutfak tezgahında hızlıca kontrol edip koridora çıktım. Serpil Hanım, her zamanki asil ve ciddi duruşuyla ceketini asıyordu. Beni görünce hafifçe gülümsedi ama gözlerindeki o analiz eden bakışı hemen yakaladım; ne de olsa kadının mesleği insanların ruhunu okumaktı. "Günaydın Sade," dedi saatine hiç bakmadan. "Nasılsın?" "Günaydın Serpil Hanım, iyiyim, teşekkür ederim. Siz nasılsınız?" dedim, sesimin titrememesine gayret ederek. "İyiyim, sağ ol. Bugün saat 10.00’daki yeni hastamız geldi mi?" diye sordu odasına doğru yürürken. "Henüz gelmedi Serpil Hanım, ilk randevunuz o zaten." Serpil Hanım tam odasının kapısını açacakken durdu, arkasını dönüp bana baktı. Gözleri bir an yüzümde, duruşumda ve o hafifçe kızarmış gözlerimde oyalandı. Bir şey söyleyecek gibi oldu, duraksadı. Psikolog olmanın verdiği o derin sezgiyle bendeki tersliği hissettiği çok açıktı. "Sade, kahveni içtikten sonra odama bir uğrar mısın? Bugünün seans listesi üzerinden bir geçelim," dedi yumuşak bir tonla. "Tabii Serpil Hanım, hemen geliyorum," dedim ama kalbimin atışı anında hızlandı. Acaba geç kaldığım için mi konuşacaktı, yoksa halimdeki perişanlığı anlayıp üsteleyecek miydi? Masama geçip bilgisayarı açtım. Tam o sırada masanın üzerindeki o dandik, ekranı çatlak telefonum titremeye başladı. Ekranda "Serhan" yazısını görünce nefesimi tuttum. Sabahki kavgadan sonra asla aramazdı. Ekranı kaydırıp kulağıma götürdüm. "Efendim Serhan?" Karşı taraftan gelen ses, sabahki o bağıran, üste çıkan adamın sesi değildi. Serhan acayip derecede aceleci ve gergin bir ses tonuyla, arkadan gelen araba gürültülerinin arasında konuşuyordu: "Sade, ben acilen şehir dışına çıkıyorum. İş yerinden çok önemli bir mevzu çıktı, hemen yola koyulmam gerekti," dedi nefes nefese. Donup kalmıştım. Sabah evi birbirine katıp giden adam, şimdi hiçbir şey olmamış gibi yangından mal kaçırır gibi şehir dışına gidiyorum diyordu. "Ne şehir dışı Serhan? Ne işi bu sabah sabah, nereye gidiyorsun?" diye sordum, şaşkınlığımı gizleyemeyerek. "Sorma işte, çok büyük bir iş, acele gitmem lazım. Birkaç gün gelemeyebilirim, beni merak etme," dedi. Sesindeki o tekinsiz telaş içime bir kurt düşürmüştü. "Hadi kapattım, arabayı sürüyorum," deyip yüzüme kapattı. Telefonu kulağımdan indirip ekrana bakakaldım. Birkaç gün gelemeyecekti... Üstelik bu ani gidiş bana hiç de normal gelmemişti. Acaba benden gerçekten ne saklıyordu?

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Unscentable

read
2.0M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
767.0K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
1.9M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
994.0K
bc

A Warrior's Second Chance

read
368.1K
bc

Not just, the Beta

read
353.0K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook