Ardıl’ın telefonunun sürekli titremesini görmezden geldim. Ekranda yanıp sönen "Kocam" yazısını umursamadan, hazırlıklarıma devam ettim. Konakta değildim; Diclezâde Konağı'nın avlusundaydık. Aram, avlunun dış kapısında sigarasını tüttürürken camdan bana kötü kötü bakışlar atıyordu. Ne kadar ona laf sokmaya kalksam da, aslında bu çocuğu seviyordum. Bir lafıma Ardıl’a yalan söylemekten çekinmemişti. Sevil, özel olarak yaptırdığı çerçeveyi, üzerine çalıştığımız o özel fotoğrafı kutusuna yerleştirip özenle kurdelelerken, ben de masanın eksiklerini kontrol ediyordum. Eğer bir aksilik olmazsa, Ardıl önce konağa koşacak, ardından her yerde beni aranıp duracaktı. Ona ulaşılabilir, ama hemen bulunamayacak kadar zaman kazandırmıştım. Yere dizdiğim mumları yakmak için elime aldığım çakmağa bakarke

