Sabah.
Evin içi... savaş alanı gibi.
Dolabın camı buğulu, zeminde kırmızı şarap lekeleri, yerde paramparça buz küpleri.
Dara… hâlâ duş bile almamış, sadece Riven’ın aceleyle çıkarken yere bıraktığı gömleği üzerine geçirip mutfağa ilerliyor.
Bacaklarının arasında hâlâ bir ürperti.
Yürümesi bile... farklı.
Duvarda sistem ekranı: “Düşman ataması güncellendi – Karma: aktif.”
Dara dönüp bakmıyor bile.
Sanki... Riven’ın ismi oradan silinmiş gibi davranıyor.
Ama parmaklarını ensesine götürdüğünde hâlâ o diş izlerini hissediyor.
“Siktir…” diye mırıldanıyor kendi kendine. “Ne yaptık biz?”
Ve tam o anda... kapı zıngırdıyor.
BOOM!
İçeri Kağan dalıyor.
Üstünde kocaman “I’M TOO SEXY TO FUNCTION” yazılı bir tişört.
Arkasından Mira. Elinde kahve, suratında sinir.
Kağan: “OOOĞĞĞ sabah şerifleriii! Evde yangın mı çıktı amına goyum?”
Gözleri yerdeki şarap lekelerine kayıyor, sonra Dara’ya.
Dara’nın çıplak bacaklarına.
Sonra tekrar yere.
Mira: “...Ne oldu lan buraya, gece orgy mi vardı?!”
Kağan burnunu çeker gibi yapıyor.
“Şey… ben… tam olarak o dolabın üstünde…”
Parmağıyla noktayı işaret ediyor.
“...biri afiyetle yenmiş gibi duruyo...”
Mira: “Kağan. Bak çok ciddiyim. Sözlü şakayla seni gömerim.”
Kağan: “Tamam lan tamam! Sustum. Ama bir şey diyeceğim… DARA?”
Dara hâlâ konuşmuyor.
Sadece gözlerini kaçırıyor, mutfağa sığınıyor.
Ama Kağan peşini bırakır mı?
Kağan: “Senin yürüyüş... bizim lisede maçtan sonra böyle yürürdük biz...
...gerçi bizimki halı sahaydı, sizinki... ne lan bu? Şarap sahası mı?!”
Mira: (kısık sesle) “Şarap mı? Kırmızı mı?”
Parmaklarını şarap lekesine batırıyor.
Tadına bakıyor.
Mira: “Bordo. Koyu. Pahalı.”
Kafasını kaldırıyor.
“Ya Dara… En azından bize de kadeh koysaydın kızım.”
Kağan: “Yok yok… o kadehle içilmemiş ki… başka türlü içilmiş. Dolu dolu.”
Dara sonunda ses çıkarıyor.
Dara: “Kesin lan sesinizi...”
Ama sesi... çatlak.
Ve dudağının kenarında hâlâ Riven’ın diş izleri var.
---
Mira: “Bu işte bir terslik var.”
Kağan’ın ayak bileğine dolanan mikrodalga kablosunu tekmeyle itiyor.
“Riven’a aynı anda iki düşman atanmış. Biri sen… biri başka biri. Ama sistemde bu mümkün değil.”
Dara (hâlâ dalgın): “Nasıl yani?”
Mira: “Yani... sistem iki farklı kişiye aynı hedefi atamaz. Hele hele seviye 1 ve maksimum seviye aynı anda olmaz. Bu... kuralların dışına çıkmak demek.”
Kağan: “Yani Riven’ı hacklediler mi diyosun?”
Mira: “Hayır. Riven’a yapılan sadece bir semptom. Ana sistemde bir çökme var. Biri sistemi içeriden oynuyor. Bilerek.”
Kağan o sırada duvara yanaşıyor, Wi-Fi sinyalini daha iyi almak için kafasını prize dayıyor.
Kağan: “LAN! Kafama Wi-Fi girdi galiba… beynim ısındı!”
Mira gözlerini devirmeye hazırlanırken bir şey dikkatini çekiyor. Ekranda arka planda kendiliğinden açılan bir log:
“D-877 Anomali Gözlem Kaydı”
Mira (içinden): "Bu dosya... daha önce hiç görmedim. Şifreli değil ama etiketsiz."
Açmayı düşünür gibi oluyor. Parmağı tuşa gidiyor ama bir anda Dara'nın sesiyle irkiliyor.
Dara: “Kahve soğudu.”
Mira irkilip ekranı kapatıyor. Göz ucuyla Dara’ya bakıyor ama Dara ifadesiz.
Kağan: “Benim beyin de soğudu yeminle. Neyse, sabah sabah biraz Wi-Fi yedim, enerjim tavan!”
---
Duştan yeni çıktım. Saçlarım hâlâ ıslak, su omuzlarımdan aşağı akarken aynadaki yansımama bakıyorum. Gözlerimin altı mor gibi. Uyuyamadım. Uyuyamıyorum. Çünkü o hâlâ burada. O hâlâ beni izliyor. Hissediyorum.
Riven.
Yattık mı, evet. Hatta cehennemi birlikte yalayıp geçtik. Ama o hâlâ düşmanımdı. İçimde bir yerde o uyarı çanları susmuyor. Yalnız kalınca daha çok bağırıyor. "Dara, ne halt ettin sen?"
Bir elim boynumda kalan morluğa gidiyor. Diğer elimle kalbimi bastırıyorum. Hızlı atıyor hâlâ. Onun dokunuşunun yankısı gibi… Sanki ciğerlerimde Riven’ın parmak izleri var. Beni ezmedi, ama geçerken izini bıraktı.
Salona geçiyorum. Ayaklarım çıplak, zemin soğuk. Ortalık savaş alanı gibi. Kanepe eğilmiş, şarap şişesi boş, sehpa devrik. Ne halt ettik biz dün gece? Aklımı mı kaybettim? Yoksa onu gerçekten istiyor muyum?
Kapıdan Mira giriyor. Gözlüğü alnına kaymış, elinde tabletle içeri dalıyor. Peşinden Kağan. Yine gevşek, yine mal, ama gülümsetiyor beni.
“Daraaa! Hadi ya, biri bu eve bomba mı attı, yoksa siz mi attınız birbirinize?”
Göz de kırpıyor. “Seks sonrası titremesi gibi değil bu, savaş sonrası gibi.”
Ben güler gibi yapıyorum ama içimde kıyamet. Mira direkt konuya dalıyor.
“Riven’a aynı anda iki düşman atanmış. Ve biri sensin Dara. Ama diğeri kim biliyor musun?”
Gözlüğünü düzeltiyor. “Senin eski dosyanın izi çıktı. Silinmiş sanıyorduk ya…”
Ben yutkunuyorum. “Ne dosyası?”
“Senin ilk tanımın. Sistem seni sivil görmüyor Dara. Sana başka bir kod adı vermiş. Eskiden.”
Sessizlik.
Kağan patlıyor: “Yani Dara... sen bizden gizli, hmm... Marvel karakteri misin lan?”
Gülmem gerek. Ama midem kasılıyor.
Mira devam ediyor:
“Bir isim geçiyor, sadece kısaltma... D.A.R-A. Açılımı silinmiş. Ama hackerların arasında bilinen bir etiket. Temizlenmemiş, sistemin kara listesinde...”
Ben içimden tekrarlıyorum:
D.A.R-A.
O ismimi unutmamışlar. Sildim sanmıştım. Geride bıraktım sanmıştım.
Ama sistem unutmaz. Sistem damgayı vurur. Ve sen her gece duşta yıkasan da... o kan akıntısı gitmez.
---
Riven'ın sistemden gelen bildirimine göre yeni düşmanı artık Serel değildi. Serel'in ismi ekranlardan silinmişti. Sebep belirtilmemişti. “Görev iptali,” yazıyordu sadece. O an Riven’ın gözleri bir anlığına kıstı, ama sorgulamadı. Sistem böyleydi. Karmaşık, acımasız ve keyfi.
Ben ise—ben biliyordum.
Serel artık yoktu çünkü ben onu yok ettim.
Sessizce. Temizce. İz bırakmadan.
O karanlık sokak aralığında, onu tanımamış gibi yaptım önce. Sırıtarak yaklaştım. “Yolumu mu kesiyorsun?” dedim. Gözleri parladı. O bana dokunmadan önce ben onun boğazına dokundum. Parmaklarımda neşe değil, kural vardı. Ve ben o gece kural oldum. Ölüm gibi kararlı, cehennem gibi tanıdıktım.
Sistem, onun düşman atanmasından sonra fazla geçmeden 'ölümünü' kayıt etti. Ama bir saldırı olarak değil. Kayıp dosyası açtılar. Bulamayacaklar.
Riven’ın tek düşmanı artık yine benim. Ve bunu sadece ben biliyorum.
Ama hiçbir şey olmamış gibi davranmalıyım.
Sabah mutfağa indiğimde Riven hala yoktu. Mira bir kahve makinesiyle boğuşuyor, Kağan da ayak parmağını masaya çarpmış gibi lanet ediyordu. Ortalık, olması gerektiği kadar sıradandı. Oysa içimde hâlâ kan kokuyordu.
“Dara?” Mira seslendi, bardağı uzattı. “Dünden beri gölgeler gibisin. Yine gece dışarı mı çıktın?”
Kaşlarımı kaldırdım. Gülümsedim. “Yürüyüş işte. Kafamı dağıtmak için.”
Mira'nın bakışları üstümdeydi. Şüpheliydi. Her zamanki gibi. Ama bir kanıtı yoktu.
Kağan ise yere düşürdüğü reçel kavanozuna ağlıyordu. “Bu benim en sevdiğimdi be!” dedi dramatik şekilde.
“Kağan, şunu topla da ayağımıza batmasın,” dedim ve kahvemi aldım.
İçimdeki karanlık sessizdi. Uyanıktı. Ve şimdi yeniden başlıyordu.
Riven’a bir kez daha yaklaşmak için artık her şeyim vardı.
---
Karma’yı gördüğüm an anlamıştım. Fazla dikkat çekici, fazla ateşli, fazla gürültülü. Riven’ın karşısına çıkan her düşmanın bir tarzı vardı ama bu kadının tarzı “ölümle dans etmek”ti. Ve ne yazık ki, o dansta son adımı ben attım.
Şimdi… herkes uyuyor sanıyor. Riven dahil. Ama ben yatağımda değilim. Gecenin üçü. Ay ışığı sokaklara viski gibi ağır akıyor. Kirli bir ara sokakta ellerim hâlâ sıcak… Karma’nın sıcaklığından.
Onu sistem bile bilmeyecek şekilde temizledim. Mira’ya çaktırmadan birkaç şeyi silebileceğim bir yol buldum. Kodların arasında gezinen hayalet gibiydim. Sistem bir boşluk yaşadı, o boşluktan sızdım içeri. Artık Riven’ın tek düşmanı yeniden benim. Ama o bunu bilmiyor.
Ve bu böyle kalmalı.
Eve döndüm. Sessizce duşa girdim. Su, ellerimdeki ve zihnimdeki kalıntıları silemez. Ama en azından maskemi geri yapıştırır. Suyun altında gözlerimi kapattım. Riven’ın bana baktığı anlar geldi gözümün önüne. Sıcaklığı… teni… sesi. Karma’yı öldürürken bir an düşündüm: Ya onun yerinde Riven olsaydı? Ya gerçekten bir düşmanı olsaydım, sevdiğim birini öldürmek zorunda kalsaydım?
Kafamı sertçe duvara yasladım. Bu düşünce beni bozuyor.
Üç gün. Üç gün içinde sistem yeniden atama yapmazsa, Riven tamamen serbest kalacak. Benim kontrolümde bile olmayacak. İşte bu yüzden… bu üç gün boyunca onun aklını almalı, zihnini esir etmeliyim.
Sabah olacak birazdan. Kağan kesin saçma sapan bir şey patlatır kahvaltı sofrasında. Mira ise sessiz, dikkatli… çok fazla şey biliyor gibi bakıyor artık. Özellikle Karma’dan sonra. Bu beni tedirgin ediyor.
Ama tedirginlikten doğan adrenalin, beni diri tutar.
Bugün, Riven’la bir araya gelmeyeceğim. Bilerek. Onu özletsin diye. Kaçarken yakalanmak daha tatlıdır.
Ama yarın… yarın ben onun her şeyine sahip olacağım. Beni hâlâ bir dost sanan adamı tamamen çözeceğim.
Ve sonra?
Bilmiyorum. Belki de hiçbir zaman bilmeyeceğim.
Ama bildiğim tek şey var:
Bu kez düşmanlık, aşk kılığına büründü.
Ve maskeyi ben taktım.
---