Dara, mutfaktan banyoya giderken ne Kağan’ın ısrarcı bakışlarını ne Mira’nın sinsi gülümsemesini umursadı. Üstündekileri hızlıca çıkarıp banyoya girdi, kapıyı çekip kilitledi. Su açıldığında, buhar hızla yayılmaya başladı. Sıcaklık, tenine işleyen bir rahatlama gibi değildi; daha çok sinirlerin üstünden silindir gibi geçen bir şeydi.
Omuzları hâlâ geceyi hatırlıyordu.
Bacaklarının arasında hâlâ yankı vardı.
Dudaklarında ise Riven’ın gölgesi.
Gözlerini kapadı, başını geriye yasladı.
Su damlaları saçlarından aşağıya akarken, içinden geçen tek şey…
“Neydi bu?”
Arkasındaki gölgeyi ilk başta buhar sandı.
Ama kapı kilitliydi.
Ve bu, bir… gölgeydi.
Kendi iradesi olan, sessizce yaklaşan, çok tanıdık bir karanlıktı.
Bir anda biri beline dokundu.
Bir nefes, ense köküne saplandı.
Dara irkildi, ama çığlık atmadı.
“Tahmin ettiğimden daha fazla şey bırakmışsın üzerimde,” dedi Riven, sesi hem karanlık hem de kışkırtıcıydı.
“Kapı—kapalıydı…”
“Kapı bir sistem. Ben sistem dışıydım. Artık değilim, hatırlıyor musun?”
Elleri beline kaydı.
Dara'nın elleri, duvara yapıştı. Dizleri çözülmek üzereydi.
“Riven, bu—”
“Bitmedi. O gece yarım kaldı. Ve ben eksik iş sevmem.”
Buhar artık nefes alınamayacak kadar yoğundu.
Riven’ın dudakları ensesinden başlayıp omzuna indiğinde, Dara’nın içinde tuttuğu tüm nefesler sanki tek tek parça parça boşaldı.
Ellerini geri çekti, göğsüne dokundu.
“Yalnızca bir düşmansın,” diye fısıldadı.
“Artık değilim,” dedi Riven.
“Ama sen hâlâ bana savaş açmak istiyorsan, bunu başka bir şekilde yapalım…”
Dara döndü.
Suyun altında, göğüs göğüse geldiler.
Parmakları, Riven’ın saçlarına kaydı.
Gözleri gözlerinde, gövdesi gövdesinde.
Ve sonra savaş başladı.
Ama bu defa silahları bedenleriydi.
---
Riven’ın teni, su kadar sıcak… ama su gibi yumuşak değildi.
Dara’nın sırtını duvara yasladığı anda, omuzlarından aşağıya akan su, iki bedenin arasına sıkışıp kalan o gerilimi bile eritemedi.
Riven’ın dudakları, boynuna gömüldü.
Dara başını yana çevirip inledi.
Sessiz bir zevk değil bu—kontrolsüz, bastırılamayan bir kabulleniş.
Her nefesinde, her dokunuşunda o eski korku kayboldu.
Yerine geçen tek şey… saplantıydı.
Riven’ın parmakları, kalçalarına gömüldü.
Dara’nın nefesi hızlandı.
Islak duvar sırtına dayanıyordu ama o dayanamaz haldeydi.
Bir elini onun saçlarına, diğerini suyla ıslanmış göğsüne koydu.
“Beni bu hale sen getirdin,” diye fısıldadı Riven, sesi her zamanki gibi tok ama bu kez çıldırmanın sınırındaydı.
“O geceden beri duramadım, Dara.”
Dara'nın gözleri kapalıydı, dudakları aralıktı.
Su sesine karışan tek şey vardı artık:
İnlemeler.
Önce bastırılmıştı.
Sonra boğuk.
En sonunda açık, net ve yakıcı.
“Riven…” dedi nefes nefese.
“Beni... parçalayacaksın.”
“Zaten paramparçaydın,” diye cevapladı.
“Ben sadece seni bir araya getiriyorum.”
Suyun altında, duvarlara çarpan vücut sesleri…
Aynı ritimde akan nefesler…
Kontrolsüzlüğün kontrolüydü bu.
Ve her vuruş, her dokunuş, her kıvrım—bir savaş sahnesi gibiydi.
Riven dizlerinin üstüne indiğinde…
Dara’nın dudaklarından çıkan inleme, küçük banyoya sığmadı.
Birinin duyması umurunda değildi.
Sadece o anı yaşamak istiyordu.
Sadece o adamı.
Ve o anda, Riven da hiçbir şey umursamıyordu.
Ne sistem…
Ne tehlike…
Ne sabah.
Sadece Dara.
---
Riven, bir anda gözlerini kıstı. Su, saçlarından aşağı süzülürken, teninin buğusunda başka bir niyet vardı. Göz hizası Dara'nın kalçalarına kayarken, bir adım geriye çekildi—sonra diz çöktü.
Ama bu bir teslimiyet değildi.
Tam aksine...
Bu, mutlak hakimiyetin başlangıcıydı.
Avuçları, yavaşça bacaklarının içini sardı Dara’nın.
Önce ılık, nazik... sonra daha sert.
Dizlerinin arasına sokulduğu an, Dara istemsizce başını geriye yasladı.
Sırtı soğuk duvara yapıştı.
Parmakları Riven’ın saçlarına gömüldü.
Ve sonra… o ilk dokunuş geldi.
Islak, sıcak, delirtici.
Ritmi tutturduğunda, Dara’nın dizleri çözülür gibi oldu.
Her nefesi kesikti.
Her inlemesi, dudaklarından dökülmek için birbirini eziyordu.
“Riven…” diye haykırdı boğukça, ama bu ad çağrı değil, yalvarıştı.
Riven, acımasızca devam etti.
Onu orada, duvara sıkıştırılmış halde paramparça ederken gözleri hırsla parlıyordu.
Ve sonra…
Aniden doğruldu.
Dara’yı belinden kavradı.
Hiç düşünmeden, banyodan çıkardı.
Mutfaktaki büyük, metal buzdolabına doğru yürüdü.
Dara şoktaydı, ama karşı koymadı.
Bir anda onun gövdesi, soğuk buzdolabının yüzeyine yapıştı.
Yüzü metale sürtüldü, memeleri soğukla irkildi, ama Riven’ın sıcaklığı arkadan her şeyi eritti.
“Burada mı?” diye sordu Dara, nefes nefese.
Riven, ensesine eğildi.
“Her yerde.” dedi. “Senin olduğun her yer, benim savaş alanım.”
Ve orada, buzla ateşin çatıştığı yerde başladı tekrar.
Riven, bir elini ağzına kapattı Dara’nın—çığlık atmaması için.
Ama inlemeler yine sızdı o parmakların arasından.
Dara, Riven’a ait olduğunu her hareketiyle hissediyordu.
Sert, karanlık, vahşi ama bir o kadar bağımlılık yapan bir temas.
O gece… sadece bedenleri değil, sınırları da sarsıldı.
---
Riven, metal kasenin içindeki buz parçalarını yavaşça Dara’nın önüne dökerken gözlerini onun gözlerinden ayırmadı. Her bir buz, tezgâhın üstüne düşerken tiz bir ses çıkardı. Dara hiç kıpırdamadı. Yalnızca dudağının kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
“Soğuk bana işlemez.”
Riven ilk buzu parmaklarının arasına aldı.
Ama hemen koymadı.
Önce Dara’nın göğsünün tam altına, karnının yumuşak çizgisine değdirdi.
Ten, anında gerildi.
Ama buz öylece durmadı.
Riven, buzu yavaşça bastırdı.
Ciltteki tınılı sızıyı hissederek, buzun çözüldüğü her anı izledi.
Dara’nın nefesi kesik kesikti artık.
“Buzla nerene dokunursam,” diye fısıldadı Riven, “orası benim olur. Kabul ediyor musun?”
Dara’nın gözleri yarı kapalıydı, nefes alışverişi hızlanmıştı.
Bir başını salladı.
Ama Riven bu yetmezmiş gibi diğer eline şarabı aldı.
Koyu kırmızı, ağır akan bir şarap.
Ve tam Dara’nın sırtına döktü.
Bir çizgi gibi.
Bir yara gibi.
Bir ant gibi.
Şarap vücudunda ağır ağır yol aldı.
Riven başını eğdi.
Ve o sıvının izini, tek bir çizgiyi, dilini gezdirerek takip etti.
Islak, sıcak, mahvetmeye kararlı bir dille.
Sonra başka bir buz aldı.
Bu kez direkt Dara’nın dudaklarına götürdü.
Bir öpücük gibi değil.
Bir mühür gibi.
Ve buz, Dara’nın ağzına girdiği anda, başka bir bölgesine şarabı döktü.
“Bir tarafın yanarken,” dedi Riven, “diğerin donmalı.”
Dara'nın gözleri büyüdü.
Vücudu iki uçta salınırken, zihni tamamen Riven’ın karanlık oyununa teslim oldu.
Ama henüz bitmemişti.
Riven diz çöktü.
Ve şarapla ıslattığı yere—evet, tam oraya—parmağını bastırarak yazmaya başladı.
“Sadece ben içerim buradan.”
Dara artık gülüyordu.
Tüm bedeni tir tir titriyordu, ama sesi kontrollüydü.
“Buzla mühürledin, şarapla kutsadın. Şimdi çöz beni.”
Riven gözlerini kaldırdı.
Yüzünde şeytani, kıvrılan bir sırıtış vardı.
“Yok,” dedi, yaklaşarak.
“Daha yeni başladım. Seni dökerek içeceğim.”
---
Riven parmaklarının ucunda yeni bir buz parçası tuttu.
Dara'nın dizlerinin arasına yavaşça sokuldu.
Göz göze geldiler.
“Şimdi en çok kime ait olduğunu hatırlatacağım.”
Sesi sakindi. Ölümcül bir sakinlik.
Buzu, yavaşça bacaklarının arasına götürdü Dara’nın.
Tenin en duyarlı, en titrek yerinde durdu.
Ama Riven sabit tutmadı.
Buzu, tıpkı bir mühür gibi, oraya bastırdı.
Dara'nın bedeni istemsizce gerildi.
Bir inilti koptu dudaklarından; bastırmaya çalıştı ama başaramadı.
“Her donan yerin, benden önce kime ait olduğunu unutmalı,” dedi Riven.
“Benimle yanacak.”
Bir şişe şarap…
Riven onu başının yanına kaldırdı, dudaklarıyla Dara’nın kulak memesine dokunurken, şarabı bacak arasına—buzun hemen üzerine—döktü.
Soğuk ve sıcak, ıslak ve yakıcı karıştı.
Dara öylece kalamadı artık, kıvranarak hafifçe geriye çekildi ama Riven buna izin vermedi.
Ellerini dizlerine bastırdı, onu sabit tuttu.
Ardından başını eğdi…
Ve o karışımı…
O buz ve şarap kokusunu…
Tek bir damlasını bile ziyan etmeden…
Dilin tüm yüzeyiyle, ağırlığını her santime yayarak yalamaya başladı.
Dara'nın ayak parmakları kıvrıldı.
İnce, bastırılmış bir çığlık yutuldu boğazında.
“Sen... beni eritiyorsun,” diye fısıldadı.
Riven durdu. Gözleriyle onu tekrar buldu.
Şarapla ıslanmış dudaklarının kenarından bir damla yere süzüldü.
“Hayır,” dedi karanlık bir gülümsemeyle, “daha yeni donuyorsun.”
---
Riven, Dara'nın iç çekişini dinlerken kollarına aldı onu.
Kolları hâlâ titriyordu—buzdan mı, şaraptan mı, yoksa içindeki yangından mı bilinmez.
Dara kıkırdadı, “Ne yapıyorsun?”
Riven’ın cevabı mı?
“Seni serin bir yere koymam lazım. Bayağı ısındın.”
Mutfakta, dolabın hemen yanında duran o eski, sesi bile erotik çıkan, hafif arızalı buzdolabı…
Riven kapısını açtı, içini hızla boşalttı. Rafları, şişeleri, her şeyi yere fırlattı.
Ardından Dara'yı dolabın alt kısmına yatırdı—bir nevi altar gibi.
Cam raflardan biri buz gibi, ama Dara’nın sırtı o an umursamıyordu.
“Kutsal alan bu artık. Burası senin sunağın,” dedi Riven.
Dizlerinin üstüne çöktü.
Yine buz, yine şarap.
Bir buz parçasını boynunun altına koydu önce.
Sonra göğüslerinin arasına sürükledi,
Sonra dudaklarını, buzu izler gibi takip etti.
Ve sonra bir şey oldu…
Dara’nın kalçasının tam orta yerine şarabı döktü.
Ama ağır ağır…
Şarap, koyu kırmızı bir iz gibi aktı bacağının içine,
Ve Riven...
Oraya da diz çöktü.
“Ben senin dibine içmeye geldim,” dedi.
Ve içti.
Her yalayışında Dara'nın parmakları Riven’ın saçlarına gömüldü.
Boğuk iniltiler mutfağın tavanına çarpıp geri döndü.
Bir şişe daha açıldı.
Ve bir buz daha...
Ama artık buzun anlamı farklıydı: bir mühür, bir ceza, bir ant.
“Ben seni içime yazdım,” dedi Riven.
“Sen de beni boğazında taşı.”
---
Alev alev yanarken sahne,
Riven tam Dara’ya derinleşirken,
BİİİİP!
Soğuk bir sistem alarmı patladı odada.
Dara'nın nefesi kesildi, ama bu sefer zevkten değil.
“UYARI: RIVEN – MAKSİMUM SEVİYE DÜŞMAN ATAMASI GÜNCELLENDİ.”
Işıklar kızıl yandı. Riven’ın gözleri, sistemle bağlantılı o lanetli verilerle parladı.
Vücudu bir an için sertleşti – kaslar değil, zihin.
Çünkü beyninin derinliklerinde, sistemin emri yankılandı:
"YENİ DÜŞMAN ATANDI."
Dara, dolabın cam rafında hâlâ çıplak, şaraplı, buzluydu.
Ama Riven’ın yüzü değişti.
“Kim?” diye sordu hırıltıyla.
Sistem cevap verdi.
"Düşman adı: ‘KARMA.’ Görev: Yok et."
Ve Riven…
O an boşalamadan durdu.
Yani cidden.
Dara'ya baktı, hâlâ titreyen vücudunu tuttu ama o tutkudan kopmuştu.
“Gitmem gerek,” dedi, sesi buz gibi.
Pantolonunu alelacele çekti, hâlâ yarım.
Dara’nın bacaklarının arasındaki şarap izi hâlâ damlıyordu.
Ama Riven...
Geriye sadece bir kelime bıraktı:
“Bu gece bitti. Ama seni henüz bitirmedim.”
Ve karanlığa karıştı.
---