KORKAK

1176 Kelimeler
Dur! Dur artık, dur! Bittim, tükendim. Koş koş nereye kadar koşacaktık benim artık gücüm tükendi. Elimi ondan çekmek istediğimde buna izin vermeyince dizlerimin üstüne çöktüm. Ben nefes nefese iki büklüm olurken sonunda o da duraklamıştı. Elimi bıraktığında iki elimi de toprağa koyup gözlerimi kapattım. "Öldürsünler... Yeter, artık nefesim kalmadı." Onlar bizi yakalamasa bile ben koşmaktan nefessiz kalıp son nefesimi verecektim. Beynime oksijen gitmiyordu. Nefes alışverişlerim düzene girmezken hemen yanımda soluğunu almıştı. Ona bakmaya bile gücüm yokken o sanki dakikalardır koşan biz değilmişiz gibi normal bir ses tonuyla konuştu. "Seni sırtıma alacağım, aksi takdirde sonun diğerleri gibi olacak." Diğerleri mi? Hem neden yalnızca ben? Neden kendini katmadı. Başımı kaldırdığımda sırtını görmüştüm. Beni gerçekten sırtına mı alacaktı. Hadi dediğinde düşünmeden kollarımı boynuna doladım. Mavi göz tek harekette ayaklanarak hızlı adımlarla olmasa da yürümeye başladı. Düşmemek için boynuna sarılırken hala nefesim kesiliyordu. Biraz daha ona sokulup gözlerimi kapattım. O da benim gibi terlese de benim sırtımdan ecel terleri akıyordu. Beş dakika boyunca uyaklar pozisyonda onun sırtında ilerlerdim. Nefesi onunda tükenmiş olmalıydı ki durakladı. O durduğunda gözlerimi açıp sırtından indim. Mavi göz sırtını ağaca yaslayıp etrafına bakarken karanlıkta önümü görmeye çalıştım. Karanlıkta her yer birbirinin aynı gibiydi. "Peşimizde olabilirler gitmeliyiz..." Elimi yeniden kavradığında avuç içimde sızı hissettim. Karanlıkta göremesem de ellerim yanıyordu. Benim elim zaten yaralıydı bir de sıkıp çekiştirmemin ne anlamı vardı. "Ölüyorum birazcık oturalım."dediğimde hiç acıması yokmuş gibi bu defa da bileğime yapışıp "Biraz daha burada oyalanırsak gerçekten öleceğiz." demişti. Ben henüz ama demeye kalmadan ormanlıkta biraz daha karanlığa doğru ilerledi. Adını sanını dahi bilmediğim adamla birlikte bir karanlıktan çıkıp başka karanlığa doğru yol alıyorduk. Birkaç dakika daha aralıksız nefes nefese koşmuştuk ki bu defa kendisi kan revan içinde durup eliyle gökyüzünü işaret etti. "Bana gün ışığı lazım. Beni anlıyor musun bize gün ışığı lazım... O itlerden kurtulmak için güneşi görmeliyiz..." dediğinde başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Birazdan hava aydınlanırdı. Bu defa sesimi çıkarmadan beni nereye çektiyse oraya doğru koştum. Sonra bir yer denk geldik. Boş bir barakaydı. Beni oraya sokarak kapının arkasına sırtını dayayarak oturdu, bende sırtımı pencereye vererek kendimi yere attım. Öyle çok yorulmuştum ki nefes almak dahi işkence gibiydi. "Biraz... Sadece beş dakika dinleneceğiz." Dediğinde zeminin pis olmasına aldırış etmeden sırt üstü uzandım. Elimi kalbime götürüp ahşap tavana bakınca kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Bir dakika boyunca nefes alışverişimi düzene koymaya çalıştım. Biraz daha iyi hissedince başımı sola çevirdim ki havanın biraz daha aydınlandığını ve mavi gözün kolundan yaraladığını gördüm. "Mavi göz..."diye bilinçsizce yerimden doğrularak soluğu yanından aldığım gibi koluna baktım. "Yaralanmışsın... Sen öyle çok koştun ki ben sıyırıp geçtiğini sandım."derken dehşet içindeydim. Bu nasıl olurdu. O silahın hedefi biz miydik? Mavi göz sanki bir şey yokmuş gibi şöylesine yarasına baktı. Bende aklıma gelen şeyle saçımdaki bez parçasını çıkartarak tutuğu koluna sarmaya çalıştım. On yardım etmemem için "Zaten sıyırdı..."dediğinde bu kadar kan ne o halde demek istesem de o kadar çok yorgundum ki laf yetiştirmek gayesi içine girmedim. "Gün ışığı..." derken bu sözü üzerine kaşlarımı çatarak yüzüne baktım. Sonra da arkamı dönerek pencereden sızan gün ışığını gördüm. "Gün ışığım doğduğuna göre artık yola devam edebiliriz." Hayır, şimdi değil benim yürüyecek mecalim kalmadı. Yüzüne derinlemesine bakarken yutkundum. Belki de artık tanışma fazlı gelmişti. Ona "Adın ne?" diye sorduğumda cevap vermek yerine gidelim mi, diye sordu. "Peki, adını söyleme. Ben de sana çok meraklı değilim..." dediğimde kaşlarını kaldırdı. Bana ciddiyetle bakmaya devam ederken sonunda dayanamayıp sordum. "Onlara ne olacak? Kızı zorla götürdüler, postacı ise vuruldu." "Askeriyeye gideceğiz ama onların ölülerini ya da dirilerini bulur muyuz bilmem. Biz gitmeden önce orayı boşaltacaklardır"." Karakola gitmemiz lazım değil miydi? "Kızı götürürken bir şeyler söylediler sen anladın mı?"diye sorduğumda bu defa da bana kayıtsız şekilde bilmesen daha iyi demişti. "Ne demek boş ver, o kızın yerinde ben olabilirdim." "Tamam, söyleyeceğim ve hemen sonra yola koyulacağız tamam mı?" Yani ona ne olacağını biliyordu. Devam etmesi için dinliyorum, dedim. "Kızı canlı bomba yapacaklar. Eğer zamanında biz de kaçmasaydık bizi de yapacaklardı." Elimle ağzımı kapattım. Canlı bomba mı yapacaklardı? O güzel kıza nasıl kıyabilirlerdi. "Sen... Sen bunları nereden biliyorsun?" Soruma cevap vermek yerine ayağa kalkıp beni de kolumdan tutuğu gibi ayağa kaldırdı. "Söyle sen bunca şeyi nereden biliyorsun?" Ondan kolumu kurtararak geriye çekildim. Evet aralarında tuhaf bir şeyler konuşmuşlar bende dillerini anlamamıştım ama bu kadar olamazdı "Bir bir askerim bunları bilmem gayet normal... Hadi şimdi gidiyoruz." Asker! Yalan söylüyordu. O asker olamazdı. Bir asker asla yakalanmadı. Yakalansa da asla gerisinde ölü ya da diri kimseyi bırakmazdı. O asker olamazdı. Asker olsaydı geri de kalan o olurdu. O fare deliğinden çıkan ilk kişi değil. Ona dilimi yutmuş gibi bakmaya devam ederken, boynundaki kolyenin ucunu çıkarıp bana gösterdi. Kolye! Bu kolyeydi değil mi? Askerlerin boyunlarına astıkları kolyeydi. "KORKAK!" "Bağırma, birileri duyacak!" "Korkak! Sen koskocaman bir korkaksın. Sen nasıl? Nasıl ya... Aklım almıyor, sen nasıl asker olduğun halde geri de adam bırakırsın. Nasıl o zavallı insanları geride bırakabilirsin? Canın bu kadar mı tatlı senin? Biri bize yardım ederken vuruldu. Diğer kıza ise canlı bomba yapacaklar ama sen tüm bunları bildiğin halde kaçtın. Sen oradan pısırık bir kedi gibi kaçtın." "Bitti mi?" "Hayır, bitmedi sen adam değilsin tamam mı? Sen insan bile değilsin. Şimdi oraya gidip postacının yaşayıp yaşamadığına bakacağım. Sen de kaç. Korkaklığına yakışır şekilde kaç!" İçinde bulduğum nefretle yanından geçerken kolumdan öyle bir tuttu ki olduğum yerde çivilenip kaldım. Başımı çevirip yüzüne baktığımda gayet ciddi duruyordu. Kolumu ondan kurtarmayı denemek bile aptallık sayılırdı. "Bu kor öfkeyle nereye gittiğini sanıyorsun? Sen kendini ne sanıyorsun?" "İnsan! Beni duydun mu? Ben kendimi insan sanıyorum." Kolumu hışımla ondan çekmeye çalışsam da boşuna uğraşıyordum. "Keşke beni de orada bıraksaydın da bir Türk Askerinin bu kadar korkak, bencil olduğuna şahit olmasaydım. Keşke orada kalıp ölseydim." "Kes sesini! Benim o an ki tek derdim sizi kurtarmaktı. Önce ikinizi kurtarıp diğer kız için geri dönecektim..." "Tabi ya pısırık kedi olduğunu kabul edecek halin yok ya, kendini böyle savun geri dönecekmiş." Bana büyük bir kızgınlıkla bakarken devam ettim. "Peki, neden postacıyı merdiven olarak kullandın ya da vurulduğunu duyunca yardım etmek yerine neden arkana bakmadan kaçtın?" "Düşünmeye başladığında cevabını bulacaksın." "Biliyor musun, o postacı senden daha mert, daha cesurdu. Yaralı halde bile başkasını düşünüp beni kurtarın yerine kaçın dedi. Peki ya sen ne yaptın?" "Ya sabır! Bak kızım beni sinirlendirme, seninle laf dalaşına girmeyeceğim." "Korkak!" "Peki o halde sen cevap ver? Seni kaçırırlarken ne gördün? Orada ne kadar mühimmat, ağır silah ya da içeride kaç tane adam olduğunu saydın mı? Görmedin değil mi? Peki buna cevap ver? Ben orada ne yapacaktım? Elimde silah değil, çakı bile yokken onlarca adama aynı anda kafa mı atacaktım?" "Peki ya postacı?" "Postacıyı merdiven olarak kullanmam tamamen onu korumak içindi. Dışarıda nöbetçi varsa... Ben kime ne anlatıyorum ki sana her ne cevap verirsem vereyim sen bana inanmayacaksın. Şimdi hemen buradan gidiyoruz." "Hayır, senin gibi korkakla yola çıkacağıma kurda kuşa yem olurum..."diye devam edecektim ki eliyle ağzımı kapattığı gibi beni kendiyle birlikte yere atarak üstüme çıktı. Ben ne olduğumu anlamadan bir yandan onunla boğuşurken dışarıdan erkek sesleri gelmeye başladı. Gözlerim kocaman olmuştu ki mavi gözle göz göze gelmişti. İşte şimdi bittik. "Burada birileri var." HER SON YENİ BİR BAŞLANGIÇ DEMEKTİR. SİZ YALNIZCA DEĞİŞTİREBİLECEKLERİNİZİN GÜCÜNE İNANIN Düzenin birazcık değiştirilmeye yeltenildiğini sezince harekete geçeriz. #KARANKOMUTAN
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE