GÜNÜMÜZ - ŞIRNAK
Neden?
Neden
bunca yıl sonra geçmişimin kötü hatıraları yakama yapışmıştı. Neden şimdi son
anlarımı yaşıyormuşum gibi kötü hatıralar beynime üşüşüyordu, yoksa ölecek
miydim? Kapana sıkışmanın verdiği korku mu beni böylesine kötü hissediyordum?
Ölüme bu denli çok yaklaşmış olamazdım. Ben ölmek istemiyordum.Hayır, diyerek
gözlerimi yeniden açsam da gördüğüm tek şey sonsuz karanlıktı. Geçmiş... Anı...
Geçmişe dair anılar. ..
Kendimi
tüm olanlara inandırabilmek adına içimden kaçırıldım, dedim.
Kaçırıldım.
İki terörist tarafından kaçırıldım. Bir ses sakin ol derken diğer yanım sakin
olmak mı ben mi, diyordu. Bir kez daha ağzım bağlı olmasına rağmen bağırmaya
çabaladım. Bir yanda da hareket ederek tüm bağlarımdan kurtulmaya çalışıyordum
ama olmuyordu. Yaptığım tek şey canımın biraz daha acımasıydı. Ve tüm
yaşananlarının kötü yanı yakınımda başkaları da vardı. Benim gibi boğuk sese
sahip kişiler vardı. Bir değil birden fazla kişi...
Görmemek
neler olduğunu bilmemek beni çıldırtma noktasına getiriyordu.
"Şırnak diyorsun kızım Şırnak, sen
henüz yirmi beş yaşındasın, tek başına oralara gitmek... Bilemiyorum
kızım. Başının tehlikeye girmesini istemiyorum."
"Baba, sende biliyorsun üç
senedir atanamadım. Şimdi ise memuriyetim oraya çıktı. İzin ver
gideyim hem bana bir şey olmaz..."
Bu
sözler kulağımda *--çınlarken ne kadar da aptal olduğumu düşündüm. Babam
haklıydı. Tek başına yaşanmazdı. Olaylar bu kadar hat safhadayken tek başına
yaşanılmazdı. Gözümdeki bağlı şey gözyaşlarımın aşağıya doğru akmasına da izin
vermiyordu. Bu adamlar kim bilir bana ne iğrençlikler yapacaklardı. Tecavüz!
Kapı açılmasıyla boğuk sesler yükselmiş. Bende sanki kurtulacakmışım gibi
olduğum yerde hareket etmeye çalışıyordum. Elim bir bedene, sıcak bir tene
değdi ve tam o sıra da göz bandım açıldı.
"Sence
hangisi?" Gözüm açılınca ilk gördüğüm kişi bana boş gözlerle bakan uzun
sakallara sahip terörist kılıklı adamdı. Ağzım bağlı olmasına rağmen bırakın
demeye çalışırken hemen sağımda bir başka bir kızın olduğunu fark ettim. Yeşil
gözlere sahip sarışın güzel bir kızdı ve o da tıpkı benim gibi ağlıyordu.
Başımı sola çevirdiğim de ise iki adam vardı ve ikisinin de gözleri bağlıydı.
"Bu
da soru mu? Tabi ki de şu afeti yanımıza alıyoruz."dediğinde yanımdaki
sarışın kızı gösterip kolundan tuttukları gibi sürüklemeye başladılar. Bana
çaresiz gözlerle bakıp yardım istese de daha fazla ağlamaktan başka elimden ne
gelirdi. Yanımda ki adamlarda hareketlense de iki terörist bir şey söyleyerek
hatta gülüşerek gitmişlerdi. Kapı üstümüze tekrar kilitlenince geriye sadece üç
kişi kaldık.
Az
önce onlar kızı götürmekten bahsetmişlerdi. Nereye götürüp ne
yapacaklardı.?Hemen yanımda ki adamlara baktım. Cüsseleri yerinde olsa da
elleri kolları bağlı oldukları için hiçbir şey yapamıyorlardı. Çaresizce küçük
odada göz gezdirdim. Yüksekte odanın en yükseğinde küçük bir pencere vardı.
Eğer oraya uzanırsam oradan kaçıp kurtulabilirdim.
Allah'ım
affet!
Az
önce güzel olmadığıma dair dua ettiğim için affet. Eğer biraz güzel olsaydım o
kızın yerinde ben olacaktım. Etrafımda dönmeye çalışarak bir şeyler aradım.
Cam! Hemen ayakucuma yakın yerde cam parçası vardı. Ayaklarımla onun kendime
çekmeye çalıştım on dakika süre çabaladıktan sonra elim cam parçasına kavuştu.
Büyük
bir umutla cama ulaşınca gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
Kaçırıldığımda akşamüstüne geliyordu. Havanın erken karardığı ve baygın geçen
süreyi de hesaba katarsak şuan saat gece yarısını geçmiş olmalıydı. Tabi baygın
olduğum süre tahmini olarak doğruysa... Yanımdaki adama tekrar baktım. Az önce
elimin değdiği adamdı . Ve diğerine göre daha babayiğit görünüyordu. Ona biraz
daha yaklaşarak sırtımı sırtına dayadım. Bu hareketime tepki verse de elimdeki
camı hissedince durulmuştu. Kendi elimdeki ipi kesemediğime göre onunkini
kesebilirdim. Belki de dışarıdaki adamları yere serer diğer kızı da kurtarıp
buradan kaçabilirdik.
Kaçmak
için çok uğraşarak büyük çaba gösterdim. Cam elimi parçalasa da sıcak kanımı
hissetsem de hiç duramadım. Sonra bir şeyler oldu. Evet, ip gevşer gibi oldu.
İpin kesilmesiyle birlikte kulağımı ezan sesi doldurdu. Yanımdaki adam
saniyeler içinde elindeki adam ipten kurtulunca ilk gözlerindeki ve ağzındaki
bağlardan kurtuldu. Ve gözlerini açmasıyla mavi altında kaldım. Mavi gözleri
nefesimi kesmişti. Saniyelik bakışmanın ardından ayağında ki ipi çözmüş sıra
bana gelinceyse ilk ayaklarımdaki bağı sonra da elimi çözmüştü. Elime eli
değince canım yandı. Cam parçası avucumun içi derin yaralamıştı.Adam sessizce
avuç içime baktıktan sonra tekrar gözlerimin içine baktı. Benden uzaklaştığında
aradığı anlık oluşan bağ tuzla buz olmuştu. Sıra diğer adama gelince ilk
gözlerini açıp parmağıyla sus işareti yaptı.
"Nasıl
kaçacağız?"diye soran diğer adama baktım. Üstündeki kıyafet onun postacı
olduğunu gösteriyordu. Bende ikiliye kanlı elimle pencereyi işaret ettim. Mavi
göz ilk kez sessizce konuşarak diğerine emir verdi.
"Sen
pencere önünde diz çök bende dışarıyı kontrol edeceğim." Diğeri neden ben
der gibi baksa da işin ciddiyetini bildiği için sorgulamadan söylediğini yaptı.
Mavi göz postacının belinde yükselerek pencereden dışarıya baktı. Bende
duvardan güç alarak ayağa kalkıp yanlarında durdum. Mavi gözün ayakları yere
tekrar basınca bana baktı.
"Dışarıda
kimse görünmüyor tek çare pencereden kaçmak birazdan gün doğacak ve adamlar
bizi almaya gelecek, bu yüzden olabildiğince dilsiz olun."
"Diğer
kız ne olacak?"diye sorduğunda postacı, mavi göze baktım. Şimdi biz eli
silahlı adamlara nasıl karşı gelecektik? Mavi göz başka çaremiz yok deyince
postacı sorgusuz sualsiz diz çökerek çıkmamız için bize merdiven görevi
görmüştü. Mavi göz tek hamlede çıkarak açtığı pencereden kendini dışarıya attı.
Bende
postacının üstüne çıkacaktım ki "Dikkatli ol." Diyerek mavi gözün
yaptığı gibi yapmaya çalıştım ama ellerim buna izin vermiyordu. Postacı biraz
daha yükselince dışarıyı gördüm. Son bir güç diyerek pencereden geçerek kendimi
aşağıda beni bekleyen adamın kollarının bıraktım. Temiz hava bir o kadar da
soğuktu.
"Ay!"
Dengemi
kaybedip mavi gözün kolları arasındayken hemen çıktığımız odadan bir el silah
sesi geldi ve postacı "KAÇIN!" diye bağırdı. Ben donarken elimden
tutup koşmam için çekiştiren adamla birlikte koşmaya başladım. Şuan ki tek
rotam beni çeken adamın yönüydü. Bir el ateş sesi daha duyunca mavi gözlü
adamdan acı dolu bir ses geldi.
"Koş!
Koş!"
Bu
işin sonu yoktu. Ölecektik!