HAYATA DÖNÜŞ

1053 Kelimeler
KARAN KOMUTAN hayata dönüş "Irmak!" Bir fısıltı gibi kulaklarımda tatlı bir ses yayılırken kedi gibi mırıldanarak sert yatağımda biraz da yayılmaya çalışmıştım. Bedenim öylesine yorgundu ki uzun süre uyanmayı düşünmüyordum bile. Bir kez daha o ses kulaklarımda çınlarken geldik, demişti. "Uyan, geldik." Tabi, diyerek gözlerimi biraz daha sıkı kapatırken o kulağıma ılık meltem gibi vuran sesin haricinde sesler çoğalmıştı. O an da gerçek dünyaya döndüğümde gözlerimi aralayarak etrafıma bakındım. Sonra da başımı kaldırmıştım ki onunla burun buruna geldim. Yatak diye düşlediğim yerin onun kolları olduğu anladığımdaysa hemen ondan uzaklaşmıştım. Bana çarpık bir gülümseme gönderdiğinde uyanmana sevindim demişti. Karan hiç beklemeden kendi aşağıya bıraktığında harekete geçmem için bana ellerini uzattı. Bir ona bir de tanıdık gelmeyen caddeye baktığımda Karan sabırsızlanarak hadi demişti. Esnememek için kendimi zor tutarak ellerimi uzatmıştım. Sonra da belimden tutup beni aşağıya indirmesine izin verdiğimde bir kez daha kolunda tuttum. Başım fena şekilde dönüyordu. Elim başımda ayakta kalmak için savaşırken Karan kötü olduğumu anlamış olmalıydı ki elini belime dolayarak biraz daha kendine çekip beni sabit şekilde tuttu. "Birazdan bizimkiler gelip bizi buradan alacaktır. O zamana kadar karnını doyurmamız gerekiyor." Sesimi çıkarmadan ona bakarken Karan boşta kalan eliyle az önce indiğimiz demir parçasına vurarak adama teşekkür edip elini havaya kaldırmıştı. Traktör uzaklaşırken gözlerim o adamları aramıştı. "Onlar nerede?" Nereye gitmişlerdi. Caddenin ortasına sarmaş dolaş dururken boşta kalan elimi göğsüne koymuştum. Biraz daha ayakta duracak takatim yoktu. Nereden baksan bir günü aşkın süredir açtım. "Yolun yarısında kendi yollarına gittiler. Sen onları boş ver de ne yemek istersin onu söyle." "Ne... Ne olursa yerim." Her şeyi mi, diye sorduğunda ona laf yetiştirmek yerine çarpık bir gülümseme göndermiştim. "Şurası açık gibi duruyor." Bana eliyle bir yer gösterdiğinde yalnızca başımı salladım. Kuru bir ekmek ve bir bardak su bile razıydım. "Karan su." Susuzluktan dilim damağıma yapışmıştı. "Bedenin susuz kalmış olmalı. Şöyle geçelim suyunu da içeceksin." Beni işaret ettiği noktaya doğru yönlendirirken ayaklarım bir robot gibi yerde sürüklenerek ilerliyordu. Ayaklarımın nasıl hareket ettiğini bile bilmiyordum. Karan olmasa asla o yolu tamamlayamazdım. Karan beni içeriye sokup sandalyeyi çektiğinde oturmama yardım etti. "Bekle hemen bir şeyler getiriyorum." Cevap vermek yerine başımı masaya koyarak gözlerimi kapattım. Yanımdaki sandalye çekildiğinde "Irmak suyunu getirdim." diyerek saçlarımı yüzümden çekmişti. Ona ve suya bakarak güç bela doğrulup elinden suyu içmiştim. yalnızca birkaç saat önce denize düştüğümü ve onun da denizdeki yılan olduğunu düşünürken şimdi ellerinde su içiyordum. Başımı tekrar masaya bıraktığımda gözlerimi kısarak mavi gözlerine baktım. Karan da kendine bir bardak su doldurup içerken sonunda onda da bir insanlık belirtisi görmüştüm. "Canlıymışsın..." Bana baktığında ona gülümsemiştim ki o da gülümseyerek geriye kalan saçlarımı yüzümden nazikçe çekmişti. "Bir bardak daha ister misin?" Kısık sesle hayır derken o bir bardak daha su içti. "Birazdan yemeğimiz gelecek." İkinci insanlık belirtisi daha gelmişti. O da benimle birlikte bir şeyler yiyecekti. Elinde tabaklar bir adam belirdiğinde Karan doğrulup bir şeyler yememi istedi. Başımı güç bela kaldırdığımda beynim çatlıyordu. Düşündükçe o kadar yolu nasıl teptiğimiz idrak edemiyordum. Kendime göre bir hayli üstün bir performans göstermiştim. "Yiyebilecek misin?" Yemeğimi de yedirirse tam olacaktı zaten. Ona minnetle başımı sallarken uzun süre sessiz bir şekilde karnımızı doyurduk. En son bize çay getirdiklerinde çaya iki elle sarılmıştım. "Birkaç saate kalmaz kendini daha iyi hissedersin." Ona teşekkür etmek için dudaklarımı aralayacaktım ki komutanım diyerek birkaç asker içeriye dalmıştı. Bu askerler diğerlerine benzemiyorlardı. Karan yanlarına gidip beraber dışarıya çıktıklarında çayımdan bir yudum daha aldım. Karan geri döndüğünde kalkabilecek misin, diye sordu. Ona tutması için elimi uzatarak daha iyi olduğumu söylemiştim. Karan'ın yardımıyla dışarıya çıktığımız da Karan askerlerden birine yemeklerin ücretini öde demiş daha sonra da bana yardım ederek askeri aracın arka koltuğuna oturmamı sağlamıştı. Yumuşak koltuğa oturduğumda Karan da hemen yanımda yerini aldı. Askere gidelim derken diğer askerlerin nasıl geleceğini düşünmek dahi istemedim. Mutlaka başka araçlar da olmalıydı. Araç hareket edince kim ne düşünür ya da neler derler ayıp olur mu diye düşünmeden cenin pozisyonunda yatmaya çalışarak başımı Karan'ın dizlerine koyarak gözlerimi kapattım. Ölmeden önce biraz olsun dinlenmek istiyordum. Bir ara kendimi öylesine tatlı bir uyku içinde kaybetmişim ki sanki kötü anıların hiçbirini yaşamamış gibiydim. "Irmak." Yeniden aynı sesi duyduğumda evet, demiştim. Artık bu sese alışmış anında tepki veriyordum. Karan yeniden konuşarak yaklaştık dediğinde tamam, dememiştim. Sıcak ellerini başımda hissettiğimde yorgunum diyerek neredeyse inledim. Her yanım ağrıyordu. "Karan korkuyorum." "Korkmanı gerektirecek hiçbir şey yok Irmak, artık güvendeyiz." "Karan beni bırakma." Onun ne söylediğiyle ilgilenmiyordum bile. Tek derdim biraz daha güvende kalmaktı. Vücudumda titreme hissettiğimde kendime gelip gözlerimi araladım fakat yalnızdım. Yalnızlığın verdiği korkuyla Karan, diye çığlık attım. Kapı saniyeler içinde açıldığında askeri üniformalı biri görünmüştü. Nefes nefes etrafıma bakarken nasıl olduğumu sordu. Nasıl mıydım? Hiç ama hiç iyi değildim. Hem de hiç. "Karan... Karan gelsin. Söyle o gelsin." "Komutanıma haber verip hemen geliyorum." Asker gözden kaybolurken bitkinlikle kendimi geriye doğru bırakıp kolumdaki seruma baktım. Burası hastane odasına hiç benzemiyordu. İçeriye hemşireye girdiğinde ilk sorum nerede olduğumdu. Bana askeriye de olduğumu söylediğinde pek de şaşırdığım söylenemezdi. Ona da Karan dediğimde gözleri parlayarak birazdan burada olacağını söyledi. Hemşire birkaç soru sorup gittiğinde gözümü kapıdan bir an için bile olsun ayırmıyordum. Onu dört gözle beklediğime inanamazken içimden bir ses artık gelsin diyordu. Kapı açılma sesiyle birlikte yattığım yerden başımı kaldırarak dirseklerimden güç alarak doğrulmaya çalıştım. İçeriye elinde tepsiyle bir asker girdiğinde yüzüm düşmüş ve hemen ardından onu gördüğümdeyse neredeyse dünyalar benim olmuştu. "Sen neredeydin? Neden yoksun? Neden, beni bırakıp gittin." Heyecanla konuştuğumda Karan bir an afallasa da sonradan askere çık, demişti. Asker tepsiyi bırakıp gittiğinde kapının kapanmasını bekleyip devam ettim. "Neredeydin, neden beni bırakıp gittin?" Sorumu yenilediğim de bana doğru yaklaşmıştı. "Gayet iyi görünüyorsun. Bence artık bana ihtiyacın kalmadı. Hatta uyandığında beni görmek dahi istemeyeceğini düşünmüştüm." "Ne kadar da ukala bir adamsın Karan, uyandığımda ne kadar çok korktum haberin var mı senin? Neden bırakıp gidiyorsun? Burada başıma bir şey gelebilirdi." "Sana askeriyede olduğunu söylemediler mi?" O an için ona omuz silkip somurttum. Söyleseler kaç yazardı. Uyandığımda kendimi çok yalnız ve çaresiz hissetmiştim. "Tamam, şimdi daha iyisin. Yemeğini yersen daha da iyi olacağına eminim." Bir şey söylemeden tepsiye baktım. Karan ellerini cebimden çıkarıp yemeğimi önüme doğru iteklemişti. Yemem için tepemde dikilirken "Sen de yedin mi?" diye sordum. "Henüz vaktim olmadı, birazdan yerim. Sen beni merak etme." "Merak ettiğim falan yok, umurumda bile değilsin." Bu neyin siniriydi bilmiyorum ama bana olan ilgisinin azalması beni nedensizce öfkelendirmişti. Ona olan öfkemi belli etmemek adına doğrularak yemeklere baktım. Kaşığa uzandığımda ellerim titriyordu. İstemsizce gerçekleşen titreme nöbetim geçsin diye kaşığı sıksam da titremenin geçeceği yoktu...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE