KARAN KOMUTAN
hayata dönüş
"Irmak!"
Bir fısıltı gibi kulaklarımda tatlı bir ses
yayılırken kedi gibi mırıldanarak sert yatağımda biraz da yayılmaya
çalışmıştım. Bedenim öylesine yorgundu ki uzun süre uyanmayı düşünmüyordum
bile. Bir kez daha o ses kulaklarımda çınlarken geldik, demişti.
"Uyan, geldik."
Tabi, diyerek gözlerimi biraz daha sıkı
kapatırken o kulağıma ılık meltem gibi vuran sesin haricinde sesler çoğalmıştı.
O an da gerçek dünyaya döndüğümde gözlerimi aralayarak etrafıma bakındım. Sonra
da başımı kaldırmıştım ki onunla burun buruna geldim. Yatak diye düşlediğim
yerin onun kolları olduğu anladığımdaysa hemen ondan uzaklaşmıştım. Bana çarpık
bir gülümseme gönderdiğinde uyanmana sevindim demişti.
Karan hiç beklemeden kendi aşağıya
bıraktığında harekete geçmem için bana ellerini uzattı. Bir ona bir de tanıdık
gelmeyen caddeye baktığımda Karan sabırsızlanarak hadi demişti. Esnememek için
kendimi zor tutarak ellerimi uzatmıştım. Sonra da belimden tutup beni aşağıya
indirmesine izin verdiğimde bir kez daha kolunda tuttum. Başım fena şekilde
dönüyordu.
Elim başımda ayakta kalmak için savaşırken
Karan kötü olduğumu anlamış olmalıydı ki elini belime dolayarak biraz daha
kendine çekip beni sabit şekilde tuttu. "Birazdan bizimkiler gelip bizi
buradan alacaktır. O zamana kadar karnını doyurmamız gerekiyor." Sesimi
çıkarmadan ona bakarken Karan boşta kalan eliyle az önce indiğimiz demir
parçasına vurarak adama teşekkür edip elini havaya kaldırmıştı.
Traktör uzaklaşırken gözlerim o adamları
aramıştı. "Onlar nerede?" Nereye gitmişlerdi. Caddenin ortasına
sarmaş dolaş dururken boşta kalan elimi göğsüne koymuştum. Biraz daha ayakta
duracak takatim yoktu. Nereden baksan bir günü aşkın süredir açtım.
"Yolun yarısında kendi yollarına
gittiler. Sen onları boş ver de ne yemek istersin onu söyle."
"Ne... Ne olursa yerim."
Her şeyi mi, diye sorduğunda ona laf
yetiştirmek yerine çarpık bir gülümseme göndermiştim. "Şurası açık gibi
duruyor." Bana eliyle bir yer gösterdiğinde yalnızca başımı salladım. Kuru
bir ekmek ve bir bardak su bile razıydım. "Karan su." Susuzluktan
dilim damağıma yapışmıştı.
"Bedenin susuz kalmış olmalı. Şöyle
geçelim suyunu da içeceksin."
Beni işaret ettiği noktaya doğru
yönlendirirken ayaklarım bir robot gibi yerde sürüklenerek ilerliyordu.
Ayaklarımın nasıl hareket ettiğini bile bilmiyordum. Karan olmasa asla o yolu
tamamlayamazdım. Karan beni içeriye sokup sandalyeyi çektiğinde oturmama yardım
etti. "Bekle hemen bir şeyler getiriyorum." Cevap vermek yerine
başımı masaya koyarak gözlerimi kapattım.
Yanımdaki sandalye çekildiğinde "Irmak
suyunu getirdim." diyerek saçlarımı yüzümden çekmişti. Ona ve suya bakarak
güç bela doğrulup elinden suyu içmiştim. yalnızca birkaç saat önce denize
düştüğümü ve onun da denizdeki yılan olduğunu düşünürken şimdi ellerinde su
içiyordum. Başımı tekrar masaya bıraktığımda gözlerimi kısarak mavi gözlerine
baktım. Karan da kendine bir bardak su doldurup içerken sonunda onda da bir
insanlık belirtisi görmüştüm.
"Canlıymışsın..."
Bana baktığında ona gülümsemiştim ki o da
gülümseyerek geriye kalan saçlarımı yüzümden nazikçe çekmişti. "Bir bardak
daha ister misin?" Kısık sesle hayır derken o bir bardak daha su içti.
"Birazdan yemeğimiz gelecek." İkinci insanlık belirtisi daha
gelmişti. O da benimle birlikte bir şeyler yiyecekti.
Elinde tabaklar bir adam belirdiğinde Karan
doğrulup bir şeyler yememi istedi. Başımı güç bela kaldırdığımda beynim
çatlıyordu. Düşündükçe o kadar yolu nasıl teptiğimiz idrak edemiyordum. Kendime
göre bir hayli üstün bir performans göstermiştim. "Yiyebilecek
misin?" Yemeğimi de yedirirse tam olacaktı zaten. Ona minnetle başımı
sallarken uzun süre sessiz bir şekilde karnımızı doyurduk. En son bize çay
getirdiklerinde çaya iki elle sarılmıştım.
"Birkaç saate kalmaz kendini daha iyi
hissedersin."
Ona teşekkür etmek için dudaklarımı
aralayacaktım ki komutanım diyerek birkaç asker içeriye dalmıştı. Bu askerler
diğerlerine benzemiyorlardı. Karan yanlarına gidip beraber dışarıya
çıktıklarında çayımdan bir yudum daha aldım. Karan geri döndüğünde kalkabilecek
misin, diye sordu. Ona tutması için elimi uzatarak daha iyi olduğumu
söylemiştim.
Karan'ın yardımıyla dışarıya çıktığımız da
Karan askerlerden birine yemeklerin ücretini öde demiş daha sonra da bana
yardım ederek askeri aracın arka koltuğuna oturmamı sağlamıştı. Yumuşak koltuğa
oturduğumda Karan da hemen yanımda yerini aldı. Askere gidelim derken diğer
askerlerin nasıl geleceğini düşünmek dahi istemedim. Mutlaka başka araçlar da
olmalıydı.
Araç hareket edince kim ne düşünür ya
da neler derler ayıp olur mu diye düşünmeden cenin pozisyonunda yatmaya
çalışarak başımı Karan'ın dizlerine koyarak gözlerimi kapattım. Ölmeden önce
biraz olsun dinlenmek istiyordum. Bir ara kendimi öylesine tatlı bir uyku
içinde kaybetmişim ki sanki kötü anıların hiçbirini yaşamamış gibiydim.
"Irmak."
Yeniden aynı sesi duyduğumda evet,
demiştim. Artık bu sese alışmış anında tepki veriyordum. Karan yeniden
konuşarak yaklaştık dediğinde tamam, dememiştim. Sıcak ellerini başımda
hissettiğimde yorgunum diyerek neredeyse inledim. Her yanım ağrıyordu.
"Karan korkuyorum."
"Korkmanı gerektirecek hiçbir şey yok
Irmak, artık güvendeyiz."
"Karan beni bırakma."
Onun ne söylediğiyle ilgilenmiyordum bile.
Tek derdim biraz daha güvende kalmaktı. Vücudumda titreme hissettiğimde kendime
gelip gözlerimi araladım fakat yalnızdım. Yalnızlığın verdiği korkuyla Karan,
diye çığlık attım. Kapı saniyeler içinde açıldığında askeri üniformalı biri
görünmüştü. Nefes nefes etrafıma bakarken nasıl olduğumu sordu. Nasıl mıydım?
Hiç ama hiç iyi değildim. Hem de hiç.
"Karan... Karan gelsin. Söyle o gelsin."
"Komutanıma haber verip hemen
geliyorum."
Asker gözden kaybolurken bitkinlikle
kendimi geriye doğru bırakıp kolumdaki seruma baktım. Burası hastane odasına
hiç benzemiyordu. İçeriye hemşireye girdiğinde ilk sorum nerede olduğumdu. Bana
askeriye de olduğumu söylediğinde pek de şaşırdığım söylenemezdi. Ona da Karan
dediğimde gözleri parlayarak birazdan burada olacağını söyledi.
Hemşire birkaç soru sorup gittiğinde gözümü
kapıdan bir an için bile olsun ayırmıyordum. Onu dört gözle beklediğime inanamazken
içimden bir ses artık gelsin diyordu. Kapı açılma sesiyle birlikte yattığım
yerden başımı kaldırarak dirseklerimden güç alarak doğrulmaya çalıştım. İçeriye
elinde tepsiyle bir asker girdiğinde yüzüm düşmüş ve hemen ardından onu
gördüğümdeyse neredeyse dünyalar benim olmuştu.
"Sen neredeydin? Neden yoksun? Neden,
beni bırakıp gittin." Heyecanla konuştuğumda Karan bir an afallasa da
sonradan askere çık, demişti. Asker tepsiyi bırakıp gittiğinde kapının
kapanmasını bekleyip devam ettim. "Neredeydin, neden beni bırakıp
gittin?" Sorumu yenilediğim de bana doğru yaklaşmıştı.
"Gayet iyi görünüyorsun.
Bence artık bana ihtiyacın kalmadı. Hatta uyandığında beni görmek dahi
istemeyeceğini düşünmüştüm."
"Ne kadar da ukala bir adamsın Karan,
uyandığımda ne kadar çok korktum haberin var mı senin? Neden bırakıp
gidiyorsun? Burada başıma bir şey gelebilirdi."
"Sana askeriyede olduğunu söylemediler
mi?" O an için ona omuz silkip somurttum. Söyleseler kaç yazardı.
Uyandığımda kendimi çok yalnız ve çaresiz hissetmiştim. "Tamam, şimdi daha
iyisin. Yemeğini yersen daha da iyi olacağına eminim." Bir şey söylemeden
tepsiye baktım. Karan ellerini cebimden çıkarıp yemeğimi önüme doğru
iteklemişti. Yemem için tepemde dikilirken "Sen de yedin mi?" diye
sordum.
"Henüz vaktim olmadı, birazdan yerim.
Sen beni merak etme."
"Merak ettiğim falan yok, umurumda bile değilsin." Bu neyin siniriydi bilmiyorum ama bana olan ilgisinin azalması beni nedensizce öfkelendirmişti. Ona olan öfkemi belli etmemek adına doğrularak yemeklere baktım. Kaşığa uzandığımda ellerim titriyordu. İstemsizce gerçekleşen titreme nöbetim geçsin diye kaşığı sıksam da titremenin geçeceği yoktu...