ŞIRNAK
Ölmüş
müydük?
Yoksa
ölecek
miydik?
Belki
de
bu defa kesin ölmüştük.
Bugün
bilmem
kaçıncı kez son duamı ederken komutanın koluna daha fazla yapışarak
gözlerimi
kapattım. Bu beladan kurtulalım yemin ederim bir daha ona korkak,
demeyeceğim.
Yemin ederim demem. Yeter ki bu beladan da kurtulalım.
"Mavi
Komutan!"
Yabancı
bir
ses duyulduğunda tek gözümü araladım. Ben tek gözle bakarken komutanın
silahını
indirdiğini gördüğümde üstümden koca bir dağ kalkmış gibi oldu.
Komutan
arkamda dur, dediğimde karşıdan gelenlere gözlerimi tamamen açarak
bakmıştım.
Adam bir kez daha mavi komutan, diyerek konuşmaya devam etti.
"Benim
komutanım Niyazi, ilerideki köyün koruyucusuyum. Beni hatırlamadın
mı?"
Koruyucu dediğinde benimle birlikte Karan da gevşer gibi olunca
silahı
beline sokarak "Tamam, güvendeyiz." demişti. Komutan
konuşurken
gözleri ellerime gidince ellerimi üstünden çekip geriye doğru bir
adım
attım.
Tamam
canım
birazcık korkmuş olabilirim. Hem demezler mi denize düşen yılana sarılır
diye.
"Hayırdır
komutanım
ters bir durum mu var?"
Koruyucu
bize daha
çok yaklaşırken arkasındaki adam da etrafı kolaçan
ediyordu.
Adını söyleyen koruyucu ise bana şöylesine bir göz attıktan sonra
komutanından
cevap bekledi.
"Sonra
Niyazi,
sonra. Ben sana sonra anlatırım." Kesin anlatmayacaktı. Sırf
onu
geçiştirmek için söylemişti. Karnımdan bir kez daha guruldama sesi
duyulunca
elimi mideme götürdüm. Belki vurularak yahut yakılarak ölmeyecektim
ama
kesinlikle açlıktan ölebilirdim.
"Mavi
Komutan..."
Her ikisi de bana baktığında onlara bir adım daha gerileyerek
rahat
nefes almak adına sırtımı ağaca verdim. Eğer burada durup onların geyik
yapmasını
dinlersem ve biraz daha bir şeyler yemezsem açlıktan bayılacaktım.
"Karan
ben
tükendim, birileri bizi bulduğuna göre hemen merkeze ulaşamaz
mıyız?"
Karan
koruyucuya
bir şeyler fısıldayıp onun uzaklaşması beklemişti ki hemen hey
nereye
diyerek söylenmeden Karan Bey hızla yanıma doğru gelerek kolumdan tuttu
"Senden ilk
ve son kez bir şey isteyeceğim. Seni son görüşüm olduğumu
bildiğimden
az sonra yapacağımız şeyin senin için hiçbir önemi olmayacağına da
eminim.
Şimdi senden isteğim tam olarak şu olacak..."
"Bir
saniye
orada dur bakalım. Ben senin için hiçbir şey yapmam."
"Önce
ne
istediğimi duy istersen."
"Çabuk
konuş
o zaman takatim kalmadı."
"Koruyucunun
yanında
sevgilim gibi davranacaksın. Her ne olursa olsun kaçırıldığından haberi
olmayacak."
Ona
idrak
edememiş gibi ne, dediğimde eliyle ağzımı kapatmakla kalmayarak önüme
geçerek
gölgesinde kaybolmama neden oldu. Hem neden sadece ben kaçırılmışım
gibi
konuşuyordu. O da kaçırılmamış mıydı? Üstelikte benden istediği şey
çok
aptalcaydı. Değil onunla sevgili olmak arkadaş dahi kalmak istemiyordum.
"Bana
bak
. Bana gözlerimin içine bak. Ben sana şimdiye kadar çok fazla tolerans
gösterdim.
Artık sana karşı gram tahammülüm kalmadı. Benim sabrımı sakın
ola
daha fazla sınama. Konu şu ki..." Soluklanmak ister gibi susup omzunun
üstünden
geriye bakmış daha sonra yeniden yüzüme bakarak kaldığı yerden devam
etmişti.
"Neyse ne. Şimdi söylediğimi yapacaksın. Yoksa yemin ediyorum
seni
burada kaderine terk edip giderim."
Her
sözüyle
gözlerim biraz daha açılıyordu. Beni nasıl olur da tehdit ederdi. Ona
ahmak
gibi bakmaya devam ederken mavi gözleri biraz daha büyüdü. Başımı sağa
sola
çevirip kollarından kurtulduğumda derin bir nefes aldım. Bu defa
fazla
ileriye gitmişti. "Beni tehdit etmene gerek yoktu. Neler olduğunu
öngöremeyecek
kadar beyinsiz biri değilim. Söyleyeceğin tek şey tüm yaşanılan
şeylerin
gizli kalması gerektiğiydi. İnan ardını aramaz sözünü tutardım."
Bende
neredeyse tıslar gibi konuşurken hiçbir şey anlamadığıma dair yemin
edebilirdim.
Sözlerim yalnızca onun tehditlerine boyun eğmeyeceğim yönünde
sözlerdi.
"Sen
mi?
Hadi ama senin hayata at gözlükleriyle baktığına dair yemin
edebilirim."
"Eğer
tek
bir laf daha edersen adamlara senin beni zorla kaçırdığını söyleyerek
avazım
çıktığı kadar bağırırım.." Sonra da ciddiyetimi anlasın diye ona
sargılı
elimi gösterdim. Belime sapladığı paslı çiviyi hesaba katmıyordum
bile...
Bu arada ben tetanos aşısı olmuş muydum? Bu adam yüzünden ölürsem?
Allah'ım
neden her yolum ölüme çıkıyordu?
"Tamam,
tamam.
Yeter ki kes sesini." Bana elini uzattığında hiç sevgili kısmını
düşünmediğimi
fark ettim. Söylediği gibi ben birkaç saat onunla yakın durabilir
miydim?
"Bu kadarına da katlanabileceğini düşünüyorum. Yoksa hiç erkek eli
tutmadın
mı?" İç savaşımı görmüş gibi kaşlarını çatmıştı. Ne yapıyordu iç
sesimi
mi duyabiliyordu. Terden sırılsıklam olmuş şekilde elimi ona uzattım.
"Zevzek!"
O
an
için ona diyecek çok sözüm varken yaptığım şey sert bir şekilde çıkışarak
elinden
tutmam olmuştu. Şu anda kaşınıyor ve açlıktan ölüyor olmasaydım. Tabi
bir
de arkamızda teröristler olmasaydı. Ve de yırtıcı hayvanlar... Tamam kabul
her
ne isterse şu anda yapabilirdim. Yeter ki beni şu sss ormanlarından
çıkarsın.
"Niyazi
bize
yolu gösterir misin?" Komutan arkasını dönüp ileride duran adamlara
baktığında
yaşlı olan gülümseyerek yanımıza doğru geldi.
"Hanım
kızım
çok yorgun görünüyor. İsterseniz önce bize gidelim de dinlenin."
Aslında
çok
iyi fikir değil miydi? Onlara gider önce aç karnımı doyurur daha sonra
ağrıyan
uzuvlarımı birazcık dinlendirirdim. "Sevgilim ne dersin?"
Karan
omzunun üstünden bana baktığında gülümseyerek kaşlarını kaldırdı. Bu
demek
gidersek ölürüz, demekti galiba. Ve ben de açlık haricinde hiçbir şekilde
ölmek
istemiyordum. Bu yüzden ona biraz daha sokuldum. Galiba bugünkü
savaşımız
son bulmamıştı.
"Karan
gitmesek
olmaz mı? Ben bir anca evimize gidip uzanmak istiyorum. Bugünlük bu
kadar
gezinti bize yeter." Ona kedi gibi bakıp vızıldadığıma
inanamıyordum.
"Gezintiye
mi
çıkmıştınız?" Yaşlı adam kurt gibi atıldığında Karan hemen
"Sabah
yürüyüşüne çıkmıştık yönümüzü kaybedince fazla efor sarf
ettik,"
diye bir açıklama yapmıştı.Tabi o da salaktı bu ormanlık alanda
dağ
gezintisi yapıyorduk. İnanmadığını bilsem de güç almak ister gibi Karan'ın
biraz
daha üzerine abandım. Bu adam hiç mi yorulmamıştı.
"Geçmiş
olsun
olsun olmasında Mavi Komutan buralarda yürüyüş yapılmayacağını iyi
bilir.
Galiba aşka Komutanımıza pek yaramadı. Neyse biz buna şansızlık
diyelim."
Bu ne demekti şimdi? "Haklısın bilirim ama ne yaparsın
sevgilimi
de kırmak istemedim. Ama bu bize ders oldu bir daha bu taraflara
yolumuz
düşmez, değil mi canım?"
Ben
tabi
derken Karan muhabbeti uzatmak istemiyor gibi bir kez daha gidelim
demişti.
"Mavi Komutan aklıma bir şey takıldı. Madem kayboldunuz
neden
birilerini aramazdınız. Güzel kızımızda bu kadar yorulmazdı." Bu
adam
ağzımızdan laf mı alıyordu?
"Sorma,
şans
odur ki telefonlarımızın şarjı da bitti. Bizde kala kaldık ortada
değil
mi Karan?" Karan tabi, dediğinde devam ettim. "Şükür ki
korkusuz,
gözü kara bir sevgilim var. Ben sevgilime güveniyorum. Karan'ın gözü
pektir.
Dağ başında bile olsak, başımıza kötü bir şey gelmez. Haksız mıyım
canım?"
Karan öyle, dediğinde koruyucu el işareti yaparak diğer adama
gidelim,
demişti. Koruyucu bir şeyler söyleyip yola düştüğünde bizde peşine
düştük.Koruyucu
önden yürürken bizde onu takip ediyorduk ama içimden bir
huzursuzluk
vardı. Bunun sebebi ise Karan'dı... Bu kadar kasım kasım
kasılmasının
nedeni neydi? Hem adama neden yalan söylüyorduk, adam gayet tatlı
güler
yüzlü biriydi.
Diğer
koruyucu
adımlarını azaltıp arka planda kalırken başımı çevirip ona bakmıştım.
Elindeki
silahla bizi arkamızdan takip ediyordu. Yürürken dallara takılıp
düşmemek
adına Karan'ın kolundan daha sıkı tutunurken Karan önüne bak, diye
çıkışmıştı.
Korkuyla yutkunarak ona baktığımda her an tetikte etrafını kolaçan
ettiğini
gördüm.
"Komutan
duydum
ki geçenlerde saldırıya uğramışsınız doğru mu?" Yürürken omzunun
üstünden
sorduğu soruyla irkildim. Bu nasıl bir soruydu böyle? Hem koruyucu
değil
misin? Bilmiyor musun? "Haberin yok mu Niyazi, ben o gün bir
askerimi
şehit verdim. Şehit!" Karan'ın ses tonu değişince ona baktım. Bir
eliyle
bana sahiplenir gibi yürürken bir yandan da etrafı kesiyordu. Ne
oluyordu
burada? Ben yeniden korkmaya başlıyordum. Sebepsizce ona biraz daha
sokulduğumda
bana göz ucuyla bakmıştı.
"Tabi
ya
şimdi hatırladım. Ne söylenir ki başımız sağ olsun." Adam ara sıra
arkasına
bakıp yürümeye devam ediyordu. Yoksa o adamdan şüpheleniyor muydu?Aman
Allah'ım
adamda şüphelendiğini biliyordu yoksa neden yaralarımın nasıl
olduğunu
sormamıştı ya da Karan'ın bariz belli olan yarasını sorgulamıştı. Bir
anda
durunca Karan da durup kaşlarını çattı.
"Korkuyorum."
Benim
ne
demek istediğimi anlamış olmalı ki koruyucuya baktıktan sonra bana yaklaştı.
"Korkma
ben
varım. Sana zarar gelmesine izin vermem."
Neden?
Bu
defa neden güven vermişti. Başımı olumlu anlamda sallayınca tekrar yola
devam
ettik.Neden tek sözüyle kendimi güvende hissetmeme neden olmuştu. Oysa şu
anda
çığlık çığlığa arkamda bakamadan buradan kaçmam gerekmez miydi? Yine de
kaçmak
yerine yol boyunca neredeyse Karan'ın sağ koluna ahtapot gibi
yapıştım.Sabah
ki ona dair hislerim bir anda değişivermişti.
Gerçekten
de
büyük bir operasyonun içinde olabilir miydim?
Kısa
bir
süre daha çalılıkların arasında yürümeye devam ettik. Yol boyunca hem çok
yorulmuş
hem
de daha çok acıkmıştım. Artık yorgunluktan ölmek üzere olduğumu
hissediyordum."Karan
yürüyecek hâlim kalmadı ne olur artık duralım."
Ona
artık zorluk çıkarmak istemesem de bitmiştim. "Bittim Karan,
bittim."
Kan ter içindeydim ve bariz şekilde ter kokuyordum. Karan bana
mavi
gözlerini diktiğinde nedensizce içim titredi.
Karan
hiçbir
şey söylemeden ani bir hareketle beni kucakladığında sesimi çıkarmadan
boynuna
sarıldım. O da en az benim kadar terlemiş ve yorulmuştu. Yine de her
şeye
rağmen beni bırakmıyordu. Bu hareketiyle gönlümü feth ettiğini
söyleyebilirdim.
Boynuna biraz daha sarılarak yorgunlukla yüzümü boynuna
gömüldüm.
Bu hareketim biraz olsun uzuvlarımın rahatlamasına neden olmuştu.
Eğer
yollar engebeli olmasa kollarında huzur içinde uyuyabilirdim.
"Sabret
az
kaldı..."
Acıyla
inlediğimi
onun sözlerinden sonra fark ederek başımı geriye çekip yüzüne
baktım.
Karan'ın damarları öylesine belliydi ki atan nabzını hissetmekle
kalmıyor
görüyordum da... Derin bir nefes alıp yüzüne doğru fark etmeden
soluduğumda
bana bakar gibi olsa da gözünü yoldan ayırmıyordu. Beni bir güç
taşımaya
devam ederken vicdanım sızlamaya başlamıştı. "İstersen
indir."
Bunu gönülsüz şekilde öylesine kısık bir sesle söylemiştim ki
kendi
sesimi tanıyamadım. Bir kez daha az kaldı, dediğinde yola baktım.
Koruyucu
ve yanında adam durmuş bize bakıyordu.
"Komutan
burada
durup araç gelmesini bekleyeceğiz yine de ben telsizle bizimkilere haber
verdim.
Birileri gelmezse de bizimkiler burada olacaktır."
"Sağ
ol
Niyazi, bu iyiliğini unutmam."
"Lafı
olmaz
komutan ne yaptık?" Durduğumuzda beni indir dediğimde indirmeyerek
yolun
kenarında durup etrafına bakındı. "Karan indir diyorum, sende çok
yoruldun."
Neden ona karşı bu denli şefkatle doldum bilmiyordum. Tek
bildiğim
onunda çok yorgun olmasıydı.
"Düğün
ne
zaman komutanım? Bizi de davet edecek misiniz?"
"Yakında
inşallah
Niyazi, yakında."
Yakında
demek.
Yakında evleniyoruz... O sırada aklıma ona sarf ettiğim sözler geldi.
Ona
ağzıma gelen her şeyi söylemiş şimdiyse sığınacak liman gibi ona yaslanıp
ondan
güç olmaya çalışıyordum. Kucağında yüzünü derinlemesine izlerken burada
olmayı
sevdiğimi fark ettim. Fark ettiğim o andaysa içim titredi.
"Traktör
geliyor..."
Gelen
seslerle
birlikte yola baktım. Traktörü kullanan bir adam vardı. Karan beni
kucağında indirdiğinde
kendimi büyük bir boşlukta hissederek sarsıldım.
Karan,
burada kal, diyerek önce koruyucunun yanına sonra da duran traktörün
yanına
gitmişti. Bende uzaktan etrafıma bakındım. Burası gerçekten tenha bir
noktaydı.
"Canım
gel
gidiyoruz..."
Karan'ın
sesiyle
birlikte ona doğru neredeyse ayaklarımı sürüyerek sesimi çıkarmadan
yanına
doğru yürüdüm. Traktörün arkasında adını bilmediğim bir şey vardı.
Karan'a
baktığımda beni yeniden kucağına aldığı gibi oturmamı sağlamıştı. O da
hemen
yanıma zıpladığımda heyecanla etrafıma bakındım. Burada nasıl gidecektik?
Karan
yerleşip beni kollarının arasına çekerken koruyucu ve diğer adamda ön
tarafa
binmişti.
Ve
ben
Karan'ın kollarının arasında şuan burası temiz mi, neye bindik gibi şeyler
düşünecek
halim kalmamıştı. Karan eliyle tamam, der gibi demir zemine
vurunca
traktör çalışmış bizde taşlı yolda bir sağa bir sola doğru
savrularak gitmeye
başlamıştık. Traktör beşik gibi sallarken esnedim.
Artık
gözlerim direnme kapat beni diyordu.
"Allah'ım
tek
dileğim eve gidip günlerce uyumak." Bunu sesli söylemiş olabilir
miydim?
Karan "Biraz daha sabret kurtulacaksın." dediğinde başımı
kaldırıp
hiç bıkmadan bana laf analatan adama baktım. Ben ona o kadar kötü
davranmıştım
ama bana hiçbir şekilde kötü davranmıyordu. O an içimden gelerek
ona
en içten şekilde gülümseyip "Irmak," dedim. Anlamayarak kaşlarını
çattığında
daha fazla sırıttım.
"Adım
Irmak,
mavi komutan!"
"Irmak
demek...
Güzel!"
"Güzel
olan
nedir, sevgili komutanım?"
Bölüm
hastagları
#Günışığım
#mavikomutan
Eh
bundan
sonra neler olacak dersiniz?
İnstagram:
Seldamkeser