Sevgilisini annesinin yanına bırakıp ve evlenmek için onay alan Ayka kaleye doğru yola koyulmuştu. Yürür iken bir yanda babasına bu evlilik isteğini nasıl açıklayacağı hakkında kısa konuşma pratikleri yapıyordu. Çok heyecanlı ama bir o kadar da şüpheliydi. Babasının ona karşı nasıl bir tepki vereceğini bilmiyordu. Yürürken sürekli duraksıyor, derin derin nefes alarak pratiklere devam ediyordu. Bir adım iki adım derken kaleye vardı ama kendisini henüz hazır hissetmiyordu. Bu yüzden kendini en rahat hissettiği yere gitti. Kalenin cenneti olan gizli bahçeye gitti. Taştan oyularak yapılmış olan oturağa oturdu. İki kelimeyi birleştirip de bir cümle kuramıyordu. Saatlerce tek başına konuşmaya devam ederken beyaz zambakların arasından Kral oğluna doğru yürümeye başladı.
'' Madem ömrünü feda edecek kadar çok seviyorsun bu kızı bana da çok bir şey yapmak kalmıyor. En kısa zamanda düğün hazırlıkları başlasın. '' Dedi.
Ayka , sevinçten neredeyse ağlayacaktı. Bu işin bu kadar kolay olacağını tahmin etmiyordu. Yoksa babası gerçekten de onu tüm kalbiyle sevmeye mi başlamıştı. Ayka heyecandan yerinde duramıyordu. Bu haberi bir an önce sevdiği kasın ile paylaşmak istiyordu. Cennet bahçeden çıkıp adeta bir çita misali Kris'in evine doğru ilerliyordu. Koşarken sevinç çığlıkları atıyordu. Kasaba halkı uyuyordu ama bu saadetli uykuları genç adamın sevinç çığlıkları yüzünden bozulmuştu. Kasaba artık ay ışığıyla değil de evlerin ışıkları ile aydınlanıyordu. Genç adam , sevdiğinin evinin önüne geldiğinde nasıl sesleneceğini bilemez . Kapının önünde duran yosun tutmuş büyük ve bir o kadar ağır olan taşı bir anda kaldırdı ve evin anahtarını aldı. Kris'i takip ettiği zaman anahtarın yerini öğrenmişti şimdi ise bu bilgi işine yaramıştı. Eve girip salona doğru koştu birden başında sert bir darbe hissetti gözlerine perde indi etraf karardı ölü gibi yere yığıldı. Kris , eve hırsız girdiğini sanmış ve Ayka'nın başına yakınında duran sehpanın kırık olan bacağı ile vurmuştu. Hırsız sandığı kişinin Ayka olduğunu görünce onu hemen kanepeye yatırdı ve ayıltmak için bin bir yolu denedi. Kafasına aldığı darbe sonucunda genç adam derin bir uykuya dalmıştı. Öylesine derin bayılmış ki ayıltmak nerede mucize gibi duruyordu. Genç adam , rüyasında Kris ile evli ve bir sürü çocuk sahibi olduklarını görüyordu. Öylesine huzur veriyordu ki bu rüya...
Rüyada Kraliyetten uzak bir taşra evinde yaşıyorlardı. Kris bahçe işleri ile uğraşırken Ayka ava çıkıp eve et getiriyordu. Az da olsa ikisinin saçlarını da aklar düşmüştü. Geyik avlanmak için ormanda geziniyordu ve hava sisli idi. Av çantasında ise eşi için topladığı eşsiz ve her renkte bulunan bir demet çiçek vardı. Ormanın taze çimenlerini yiye duran geyiğin sesi kulağına ilişmişti. Oku yaya yerleştirdi ve tam atışa hazırlanıyordu ki geyiğin yerinde birden babasını gördü. Kanlar içerisinde oğluna doğru bakıyordu. Ayka ormandan hızlıca koşup kaçmaya başladı. Arkasına bakmadan , hızını kesmeden nefes nefese koşuyordu. Bir den kendini bir ova da buldu . Kris ve çocuklar uzunca bir örtünün üzerinde oturmuş yemekler yiyordu , oldukça neşeli bir şekilde sohbet ediyorlardı. Hepsi birden bire gözlerini Ayka'ya çevirdiler '' Hoş geldin baba '' dediler şeytansı bir ses tonuyla. Kris'in genç adamın başından aşağıya bir kova su dökmesiyle başta huzur dolu olup sonradan kabusa dönen bu rüyadan uyandı. Hemen ayağa kalktı üzerine baştan aşağı bir baktı sol elini başına koydu ve '' Şimdi gerçekten aşkından sırılsıklam oldum. '' dedi tebessüm ederek. Kris , Ayka'nın gülümsemesini çok seviyordu çünkü gülünce gözleri kısılıyordu. Kris içeri gitti ve kurulanması için havlu getirdi. Dönerken bir de bir bardak çay getirmişti. Ayka , bir havluyu ıslak olan saçlarının üzerine koydu diğer havlu ile de üzerini kuruladı ve çayını içmeye başladı. Kris ve annesinin düğün hazırlıkları için yarın Kraliyete gelmeleri gerekiyordu. Kral Heroks Pauperes gösterişi seven bir kraldı . Herkesin konuşacağı bir düğün olması için hazine de birikmiş paranın çoğunu kullanacaktı. Diğer Krallara '' Görün de bakın düğün böyle yapılır '' dercesine bakışlar atacaktı. Ayka iyice kurulandıktan sonra yeni annesi '' Şaşkın oğlum, sen şimdi Kraliyete dön iyice dinlen ve sabah erkenden bizi almaya gel '' dedi buruk bir sesle. Kızının mutlu olmasını her şeyden çok istiyordu ama anne yüreği işte hep bir buruk kalıyordu. Elinde ki bardağı koltuğun kenarında ki tahta kurularından nasibini almış olan masaya koydu . Üzerini düzeltti '' İyi akşamlar efendim , yarın sabah görüşmek üzere '' dedi ve kapıya doğru yöneldi Kris de ona eşlik etti. Tam kapıdan çıkarken '' Sabret sevgilim ne ben daha bu yollara git gel yapacağım ne de sen benim yolumu bekleyeceksin '' dedi ve Kris'i yanağından öpüp kaçtı. Hava o kadar güzeldi ki elini uzatsa gökyüzünde dans eden yıldızları tutacak gibiydi. Bir insanın düşlerinin gerçekleşmesi kadar muazzam olan başka ne vardı ki? Bu gece hemencecik bitip yarın olsa keşke diyerek kraliyete doğru yürüyordu. Mutluluk kanına işlemişti. Sevinçten gözbebekleri kocaman olmuştu ve elleri terliyordu. Adeta koca bir bebek gibi gözüküyordu. Keşke annesi bu mutlu gününde yanında olabilseydi , gelini ile tanışabilseydi , düğünü babası değil de annesi organize etseydi. Kaleye varmıştı . Büyük salondan geçti merdivenler yukarıya çıktı , aile tabloların dolup taştığı ve meşalelerin loşça aydınlattığı koridorun sonuna doğru yürüyerek odasına girdi. Nemli kalan kıyafetlerini çıkarıp , üzerine rahat şeyler giyinip yatağına uzandı. Tek başına ısıttığı bu yatakta artık ruhunun sahibi ile birlikte uyuyacaktı. Güne onun ay yüzünü görerek başlayacaktı.
Nefes almak , yemek yemek , kokular ve dünya Kris'ten öncesi sanki kocaman bir kaos ve boşluk hissi gibiydi onun için , her şey onunla birlikte anlam kazandı . İnsan sevmek için asla neden aramamalı. Bir gülüş , dokunuş bile yeterli duran bir kalbi yeniden attırmak için. Dört bir yanını güzel düşünceler ile saran Ayka , kaz tüyünden yapılmış yorgan ve yastıklarının üstüne , sanki üzerinden büyük bir yük kalmış da hafiflemiş gibi uzandı . Saatlerin bir an önce geçip sabah olması için gözlerini kapatıp uykuya daldı. Sabahın ilk ışıkları metrelerce olan perdelerin arasından yaramaz bir çocuk gibi içeriye girip genç adamın yüzüne vurup onu uyandırdı. Gözlerini karıştırarak ve derin bir şekilde esneyerek yatağından kalktı. Masanın üzerinde içinde su dolu olan büyükçe kase de yüzünü yıkadı. Havluyla yüzünü kuruladı ve dün akşamdan ütülenip , büyük bir özenle hazırlanmış olan kıyafetlerini giydi. Bu sabah kahvaltı biraz geç olacaktı çünkü ailece ilk kahvaltılarını yapacaklardı. Kahvaltının geç olması Ayka'nın da işine gelmişti , o kadar heyecanlı ve stresliydi ki midesine taş oturmuş gibi hissediyordu. Dün bayılınca gördüğü rüyanın etkisi geçmemişti. Bu yüzden biraz da tedirgindi. Uzun olan koridor'dan geçip merdivenleri ikişer ikişer atlayarak indi. Büyük salondan geçip kalenin önüne vardı . Fİx'e '' Nasılsın dostum.'' Dedi yüzünde güller açan Prens. At arabasının önündeki koltuğa oturdu. Şoförün nutku tutulmuştu. Bir Prens'in arabanın ön koltuğuna oturması bunca zamandır görülmüş bir iş değildi. At arabasının şoför'ü '' Aman Prensim , lütfen arka koltuğa geçin. Kralımız bunu görürse kellem dedi '' alnından aşağıya ecel terledi dökerek. Ayka '' Bugün ben kullanacağım. Babamın da haberi olmayacak korkma .'' dedi ve sürmeye başladı. Yarım saatlik olan yol Ayka'nın yolda gördüğü her çiçeği toplaması nedeniyle neredeyse bir buçuk saat olmuştu. Şoför'ün içi kan ağlıyordu. İşini bu denli hızlı yapan biri için bu denli yavaş ilerlemek ölüm gibiydi. Dönüş yolunda kesinlikle Prensi kandırıp arabayı onun kullanması lazımdı. Dur kalk yapa yapa en sonunda harabe duran evin önüne geldiler. Kris ve annesi kapıda hazır bir şekilde at arabasını bekliyorlardı. Ayka , oturduğu ön koltuktan indi ve arka tarafın kapılarını açtı '' Buyurun hanımlar '' dedi sol elini uzatarak. Ayka'nın bu kadar sevgi dolu olması Kris'in annesinin çok hoşuna gidiyordu. Onu bu şekilde sevecen olacağını hiç tahmin etmiyordu ne de olsa o '' a*s şövalyelerinin başı ve de bir Prens idi. Şövalyelerin yapısında kaba ve sert olmak her daim ön planda bulunuyordu. Hanımların arabaya binmesi ile koltukta duran iki adet buket dikkatlerini çekmişti. Ne kadar güzel bir jest idi bu ve araba hareket etmeye başladı kaleye doğru yola çıktılar. BU sefer yolculuk kısa sürmüştü çünkü arabayı asıl sahibi sürüyordu. Kris , en az Ayka kadar heyecanlıydı , annesi kızının ellerini sımsıkı tutarak '' Her şey çok güzel olacak benim küçük meleğim , annen hep yanında. Şimdi derin derin nefes al ve ver. '' dedi ve arkasına yaslandı. Kris , az da olsa rahatlamış ve gevşemişti. Kaleye varan at arabasının kapısını ön koltuktan inen Prens açtı. Bunu gören şövalyeler bir anda durarak birbirlerine sonra yineden arabaya ve yeniden birbirlerine baktılar. Gözlerini ovuşturup tekrar baktılar. Hayal gördüklerini sanıyorlardı ama bu fazlasıyla gerçekti. Şövalyelerin bakışları '' Bize eğitimde bin bir türlü işkenceyi yapan adam bu olamaz '' der gibiydi. Kris ve annesi kalenin ihtişamında oldukça etkilenmiş olsa gerek kapıda duran ejderhaları görmemişlerdi. Fix , güçlü kanatlarını bir anda açtı. Uykusundan yeni uyanmıştı. Kanatların açılmasıyla kısa süreli bir rüzgar yarattı . Ayka korkacaklarını düşünmüştü oysaki Kris Fix'e yanaştı ve önünde eğildi. '' Hoş bulduk güzel ejderha. '' dedi ve annesiyle birlikte kaleden içeri girdi. Kalenin içi adeta karınca yuvasına dönmüştü. Hizmetkarlar kalenin bir ucundan diğer ucuna doğru koşuşturup hazırlıklar ile uğraşıyorlardı. Bu çalışkan karıncaların arasından ileriye doğru yürüyüp büyük salona vardılar. Aç karınlarını doyurmak için Kraliyet ailesi için en önemli yer olan kahvaltı masasına oturdular. Kris ve Ayka yan yana oturur iken Kral baş köşesinde oturmuş misafirlerini bekliyordu. Kris'in annesi de Kral Heroks'un çaprazına gelecek şekilde oturdu. '' Hoş geldiniz , lütfen çekinmeden karnınızı doyurun biz artık birer aile sayılırız. '' dedi ondan hiç beklenmeyecek içten bir sesle.
Belli ki genç kız dış görünüşü ile Kralın onayını almıştı. Gerçi oda beğenilmek için , dolabında giymeye kıyamadığı elbisesini giymişti hatta korsesini anlamadan o kadar fazla sıkmıştı ki nefes almakta güçlük çekiyordu.
Masada o kadar fazla çatal , bıçak ve kaşık vardı ki Kris hangisinden başlayacağını bilmiyordu. Ayka , Kris'in kulağına eğilerek '' Dıştan içe doğru ilerle. '' dedi ve yanağına bir öpücük kondurdu. Genç kız o kadar utanmıştı ki yüzü kıpkırmızı olmuştu lakin bir o kadar da öfkelenmişti. Masanın altından hemen yanında duran Ayka'nın bacağına önden geriye bir tekme indirdi. Ayka'nın nutku tutulmuştu delice bağırmak istiyordu ama sofradaydılar tepki vermesi babasına karşı büyük bir kabalık olurdu. Bağırmamak için dudaklarını ısırıyor , kaşıkları ve çatalları bir elinden diğer eline alıp sıkıyordu. Kris daha fazla kendini tutamadı ve önünde duran mendil ile ağzını kapatarak fısıltı narinliğinde kıkırdayarak gülmeye başladı. Genç adamın kalbi neredeyse bacağında atıyordu. Kahvaltı da bir kuş sütü eksikti. Çeşit çeşit reçeller , kaymak , bal , süt , ülkenin en iyi aşçısı tarafından özenle pişirilmiş ekmeklerin kokusu dört bir yanı sarmıştı. Herkes iyice karnını doyurmuştu. Kris ve annesi uzun yıllardır böylesine güzel bir kahvaltı yapmamıştı. Kral Heroks '' Ben artık izninizi isteyeyim '' dedi ve sofradan kalktı. Hazırlıkların başlaması için üst kattaki genişçe olan odaya çıktılar. Gelinliğin dikimi için dünyanın dört bir yanından gelmiş kumaşlar ve terziler , her biri birbirinden yetenekli olan kuaför ve makyöz ler , insanın gözlerini kamaştıracak güzellikte olan mücevherler tüm bunlar Kris'in hayal etmek istemeyeceği şeylerdi . O her zaman sadelikten yanaydı ama Ayka'nın bir prens olduğunu ve bu düğüne önemli olan bir sürü Kraliyet insanının geleceğini unutmamalıydı. Camın önünde duran oldukça yumuşak ve rahat olan koltuğa Kris ve annesi oturdu . Terziler bu zamana kadar diktikleri en büyük gayretle diktikleri elbiseleri teker teker göstermeye başladılar. Hepsi birbirinden güzeldi . Annesi Kris'e dönerek ''Neden elbiseleri denemiyorsun ? böylece seçmemiz daha kolay olur.'' dedi. Yavaşça ayağa kalkarak orta da duran terzinin elindeki modele baktı.''Bunu dener misin ? eminim sana çok yakışacak kızım.'' dedi. Kris , hizmetkarların da yardımıyla elbiseleri giydi. Elbise kırık beyaz renginde idi ve kabarık değildi. Balık model olan bu elbisenin yakaları açıktı ve vücut hatlarını tamamıyla belli ediyordu. Annesi ''Gelinlik olarak değil ama elbise olarak giyilecek ise gayet has bir seçim olurdu. '' dedi. Kris bir kaç model daha denedikten sonra tam köşede askıda duran ve hiç bir terzinin onu tercih etmediği bir gelinliği gördü ve denemek istedi. Tam hayallerindeki gibi olmasa da çok güzeldi . Gelinliğin üst tarafında hiç bir detay bulunmuyor idi.Kolları asıktı ve ışıltılı bir kumaşı vardı. Gelinliğin uçlarında hafif güpürler vardı ve gelinliğin kuyruğu kalenin yarı uzunluğu kadardı . Hem Kraliyet ailelerini etkileyecek kadar güzel hem de kendisinin sevdiği gibi naif bir gelinlikti. Gelinlik seçildikten sonra ona uygun takılara ve ayakkabılara göz gezdirildi. Kris , ayakkabılarını camdan , takılarını ise inciden seçti. Düğün süslemelerinde ise özellikle beyaz gül kullanmalarını rica etti. Bu konular için kafa yoran anne ve kızı saatin nasıl geçtiğini anlamamıştı. Geç oldu diyerek , Kaleden çıkmaya niyetlenmişti ki Kral Heraks onları gördü; ''Lütfen bun gece misafirimiz olun , oldukça da hasta görünüyorsunuz hekimlerimiz de size bir bakmış olur. '' dedi davetkar tavrıyla misafirlerine.
Kris ve annesi o kadar yorulmuştu ki bu teklife hayır diyemediler hem de genç kız annesinin iyi hekimler tarafından muayene edilmesini de çok istiyordu o yüzden bu teklif fazlasıyla cazipti. Ayka bir anda yanlarında belirdi ve '' Evet anneciğim , uşaklarımız seni hekimlerimizin yanına çıkarsın. Sevgilim eğer uykun yoksa ve izin verirsen seni bir yere götürmek istiyorum ''. dedi. Genç kız heyecanlanmıştı , gözlerinin içine bir pırıltı düşmüştü. '' Hayır uykum yok gidelim '' dedi bir yandan da şirinlik yaparak. Ayka ve Kris kalenin arka tarafına vardılar . Fix de orada hazır bir şekilde bekliyordu . Ne kadar Fix'i sevse de büyük ve heybetli duruşundan birazcık tırsmıştı ne de olsa o bir ejderha idi. Ayka '' korkma benim sevdiğim insanlara zarar vermez hele ki canımın canı olan bir insanın kılına bile dokunmaz '' dedi emin bir şekilde. Tam o sırada Fix kuyruğu ile gençleri kavrayıp sırtına koydu ve uçmaya başladı.
O kadar yüksekten uçuyorlardı ki bulutlar adeta pamuk gibiydi , elini kaldırsa yıldızlar ağzından içeri girecek gibi gözüküyorlardı. Ay ışığı sevdiği adamı suratına vuruyor idi. '' İyi ki sen '' dedi içinden aşk dolu bakarken genç adama. Gökyüzünün büyüsüne öyle dalmıştı ki ödü kopuyordu aşağıya bakmaya. Fix , bir anda kanatlarını kaldırdı , başını ileriye doğru yatırıp daha da hızlı uçmaya başladı. Kris , artık ciddi anlamda korkmaya başlamıştı. Şuan yapması gereken en iyi şeyin gözlerini kapatması olduğunu düşündü ve gözlerini sımsıkı yumdu. Bir kaç dakika sonra yere doğru indiklerini hissetti ve gözlerini yavaşça açtı. Burası 'Sessizlik Ormanı' idi ve ışıl ışıl parlıyordu. İki aşık Fix'in sırtından inip ışıltısıyla dikkat çeken ormanın girişine doğru yöneldiler. Kris , '' Nasıl olabilir? Nasıl yaptın? '' dedi şaşkın bakışlar içerisinde . Ola perileri ,gençleri ormanın girişinde bekliyorlardı.,gençlerin attıkları her adımda başlarından aşağıya rengarenk çiçek yaprakları döküyor ve kendi el yapımları olan müzik aletleri ile şarkı çalıp söylüyorlardı. Ola perileri ormanı bu iki genç aşık için o kadar güzel süslemişlerdi ki her taraf bembeyaz süslerle doluydu. Adeta ormanın içinde bir düğün havası vardı. Işıklarla süslenmiş yolun sonu aşk ağacının önünde bitmişti. Ayka , Kris'in ellerini sıkıca tutarak şu sözleri söyledi '' Klişe olan kelimeleri sana karşı kullanmak istemiyorum sevgilim. Hastalıkta yada sağlıkta , ölüm bizi ayırana kadar değil , her günüm de , her gecem de , her anımda , dünüm , yarınım , bugünüm hepsi senin . Bir gün ölsem bedenim çürüse bile ruhum sonsuza kadar sadece seni sevecek. Seni çok seviyorum. Seni eşim olarak kabul ediyorum. '' dedi ve kızı alnından öptü. Bu iki gencin sevgisi , elf prenses ve biricik aşkının ruhlarını ortaya çıkarmıştı. İki ruh ve orman perilerinin hepsi Ayka ve Kris'i büyük bir coşku ile alkışladılar. '' Umarım mutlulukları sonsuza kadar sürer ''. dedi elf prenses.
'' Umarım... '' dedi insan ve ruhları yeniden aşk ağacının içine doğru uçtu.