Evet, bugün okula gitme zamanıydı. Her ne kadar o okul beni yiyecek gibi dursa da yiyemeyeceğini çok iyi biliyordum. Öyle kolay lokma değildim, adamın midesine otururdum ben.
Okula gitmek için hazırlanırken, Eren'i de hazırlamaya başladım. Ne kadar olmaz desem de Rabia teyze onu hiç kimseye bırakmamaya kararlıydı çünkü.
"Hazır mısınız?" diyerek odaya gelen Kerem'in kucağına Eren'i vererek odadan kovdum. Eren'i hazırlayacağım derken kendim doğru düzgün hazırlanamamıştım, ki bugün okulda ilk günümdü ve biraz özgüven hiç fena olmazdı.
"Hadi ama." Beynimi yemek suretiyle odaya dalan Kerem'e bakıp derin nefes aldım. Iki dakikacık rahat bıraksa ne olurdu yani?
"Geldim ya. Ben dedim sana sen Eren'i bırak git, ben kendim giderim diye."
"Hazırsan çıkalım mı artık?" diyerek beni hiç takmadan Eren'i de alarak dışarı çıkan Kerem'in arkasından bakakaldım bir süre. Okula başlayan bendim, ama benden daha çok atar yapan Kerem'di. Burada heyecandan öleyim, üstüne üstlük bir de Kerem'in kıskançlıklarıyla uğraşayım. Reva mıydı bu bana acaba? Hayır yani, sanki okula gider gitmez beş altı erkeği koluma takıp eve getirecektim? Neyin tribiydi bu acaba?
"Ya sabır!" diye söylenerek ayakkabılarımı giyindikten sonra, Eren için hazırladığım çantayı da alarak çıktım evden. Arabaya binerken Kerem'e tip tip bakmayı da unutmadım. Ve aynı şekilde Kerem bey de beni hiç takmadı tabii ki.
Eren'i Rabia teyzeye bırakıp da bol bol da dua aldıktan sonra okula doğru yol aldık. O kadar duadan sonra bana bir yıl bir şey olmazdı vallahi.
Okulun önüne gelince arabanın içinde "Görüşürüz." dediğim Kerem, benimle birlikte arabadan inince şaşırmadım desem yalan olurdu doğrusu.
"Hayırdır?"
"Geleyim işte dersliğe kadar."
"İstersen okunmuş şekerle pirinç de yutturup, beslenme kabımı da boynuma as Kerem. Ne dersin?" diyerek tek kaşımı kaldırdım. Çocuk muydum ben yahu?
"Gelmeyeyim yani. Tamam ya, kabahat seni düşünende." diyerek arabaya binerek uzaklaşan Kerem'e bakıp gülmeden edemedim. Sanki tek kalınca tüm okul toplanıp yiyecekti beni.
Okuldan içeri girerken, elimdeki kağıda bakarak kendi dersliğimi bulmaya çalıştım ve sonunda başardım da. Gerçi sınıfın önünden daha önce tam iki kez geçmiş ve görmemiştim ama Kerem'e hava atıp ben hallederim içerikli bir konuşma yaptıktan sonra bunu asla sesli olarak itiraf etmeyecektim.
Iceri girip de kendime bir yer bulduktan sonra çantamı sıraya koyarak oturdum. Çalan telefonum bana sesini kısmadığımı hatırlatırken, sesini kısmadan önce telefonu açıp kulağıma dayadım.
"Az önce gaza basıp giderken pek bir havalıydın, hayırdır?"
"Buldun mu sınıfını?" diyen Kerem görmese de gözlerimi devirdim.
"Tabi ki de buldum. Üzerinde yazıyor ve çok şükür ki okuma yazmayı birinci sınıfta söktüm ben."
"Ne mutlu sana." diyen Kerem'in güldüğü sesinden anlaşılıyordu.
"Ders başlayacak. Kapatıyorum." diyerek telefonu kapatacağım sırada "Dikkat et." diyen Kerem'e cevap vermedim. Bu da iyice çocuğunu ilk kez yalnız bırakıp da her dakika arayıp kapıyı pencereyi kilitle diyen pimpirikli analara dönmüştü.
Hoca derse girerken, telefonu çantaya koyup dersi dinlemeye başladım. Maşallah kıçına motor takılmış gibi anlatıyordu adam. O değil de ilk günden ders mi olurdu be? Gözünü sevdiğimin lisesi.
Ders biterken, direkt kantini bulup kendime su alarak oturdum masalardan birine. Dersi hoca anlatmıştı ama ondan çok benim dilim damağım kurumuştu resmen. Diğer derslere girerken, ilkine göre biraz daha alışmıştım. Yani en azından yarım saat derslik aramamıştım.
Dersler bitip de okuldan çıkarken, bahçeden çıkacağım sırada bana doğru gelen Kerem çarptı gözüme. Yok artık ya!
"Beslenmem nerde anne?" diyerek alayla bana doğru gelen Kerem'e baktım.
"Annem evde hazırlamış annecim, hadi gidelim." diyerek gülen Kerem'le birlikte kahkaha attım. Bir de dalga geçiyordu utanmadan.
"Uyuz musun acaba sen?"
"Yo. Çok da tatlı insanım oysa ki." diyen Kerem'e bakıp dudak büzerek arabaya bindim. Verecek bir cevabım yoktu, çünkü kahretsin ki çok haklıydı.
Eve doğru giderken Kerem okulun beni yiyip yemediğini falan sordu. Hayır yani sıcak kanlı bir insan değildim ki ben ilk günden arkadaş edineyim. Biri gelip de benimle konuşmadığı sürece asla gidip de konuşmazdım, ki bu durumda arkadaşım da çok az olurdu. Ilk günden arkadaş edindiğim de görülmüş şey değildi zaten.
Evin önüne gelince Rabia teyze gurbete gitmişim de bir ay sonra dönmüşüm gibi karşıladı beni, tıpkı annemin yaptığı gibi. Gözüm dolup da ağlamaya başlayacağım sırada yanımda oturan Kerem'in dürtmesiyle ona doğru döndüm.
"Pişt Hatun. Su getirsene bana." Ama bu çocuk iki dakika duygulanmama izin vermiyordu ki şurada. Hatun neydi Allah aşkına? Annesi karşımda olmasa ben gösterirdim ona hatunu ya!
"Getireyim tabi." diyerek mutfağa geçip sıcak suyu açtıktan sonra bardağa doldurarak salona geçtim. Kerem'e suyu verip de kızmasını beklerken suyu tepesine dikerek "Sağ ol hatun." deyip bardağı geri verdi elime. Yemin ederim elimde kalırdı bu çocuk benim. Sinirle mutfağa geçip bardağı tezgaha bırakırken, içeri gelen Rabia teyzeyle birlikte sofrayı hazırlamaya başladım. Acaba Kerem'in tabağına fare zehri falan mı atsaydım ki?
Sofraya otururken, bana alayla bakan Kerem'e gözlerimi kısarak baktıktan sonra yemeğimi yemeye başladım. Karnımı doyurduktan sonra devam ederdim öldürme planlarıma artık.
Yemek yedikten sonra eve gidip de uyuyan Eren'i beşiğine yatırırken, "Kızgın mısın sen bana?" diyen Kerem'e döndüm.
"Değilim. Sadece gece uyurken seni önce boğup, sonra garanti olsun diye balkondan aşağı atmayı düşünüyorum." diyerek şirince güldüm. "Ne kızgınlığı?"
"Aslında olabilir." diyen Kerem'e bakıp kaşlarımı çattım. Sonunda çocuğu da delirtmiştim. "Yani sen böyle güzel güleceksen üzerimde her türlü işkence yöntemini uygulayabilirsin." Hah! Hadi gel de öldür şimdi bunu arkadaş? O değil de benim sesim nereye kaçmıştı yahu? Neden cevap veremiyordum?
"Şey. Ben." diyerek sustum. Cümle kurmayı bir an önce hatırlasam iyi olacaktı sanırım. "Uykum geldi." diyerek dolaptan pijamalarımı alıp banyoya gittim koşar adım. Vallahi de bir gün aşırı tatlılıktan kalp krizi geçirirdim ben. Böyle şirin insan mı olurdu canım?