1.BÖLÜM “HARZEMŞAH”

2840 Kelimeler
2000 YAZI / MARDİN CEYHAN KONAĞI “Mihrimah! Mihrimah dedim!” Atımın dizginlerini sıkıca tutarak ahıra doğru ilerlerken arkamdan seslenen yengemin sesini işitiyordum. Parmaklarımın arasında sıkıca tuttuğum dizginlerle birlikte hafif ıslak olan toprağa sert adımlar basarak ahırın kapısına ulaştım. “Kız kime diyorum?” “Hasan abi? Atı içeri alır mısın?” Ahırın içinde atları tarayan ve uzun zamandır bu evde türlü işler yapan Hasan Abi, sesimi duyunca aceleyle yanıma gelip, atın dizgilerini eline aldı. “Tamam kızım, sen git ben hallederim.” “Yemini vermeyi unutma abi, çok açtır o.” Atımın güzel yelesini okşayıp, ahırdan çıktığımda karşıdan öfkeyle gelen yengemi gördüm. Elimdeki eldivenleri çıkarırken ona doğru ilerlemeye başladım. “Kız kime diyorum?” “Ne oldu yenge, sabah sabah ne bağırıyorsun?” Nefes nefese kalmış olmalıydı ki, yanıma ulaştığında bir süre soluklandı. Elini bağrına yaslayıp bana ters ters baktı. “Bugün konakta iş var diye kaçıp gittiğini biliyoruz hanımefendi, önüme düş. Tonla iş var!” “Konakta bir sürü çalışan kadın, adam var. Ne diye beni çağırıyorsunuz anlamıyorum.” “Gidince kendi anana sorarsın niye çağırıyoruz diye. Abin için akşam ziyafet düzenleneceğini bilmiyorsun belli ki.” İç çektim. Konağın işlerinden bıkmış, usanmıştım. Bu yüzden sabahın ilk ışıklarında çıkıp atımla gezmiştim. Yengemle birlikte konağa giderken uzaktan evimi izledim. Bu konak yıllardır ailemizindi. Dedemin emri altındaydı herkes. Mardin’in büyük aşiret ağası sayılırdı. Babam, dedemin sözünden çıkmazdı. Onun için ne varsa, ne dediyse babasıydı. Annem de babam gibi eski geleneklere bağlı biriydi. İki tane ağabeyim vardı. Yusuf abim yeni evlenmişti. Dedem onu zorla sevmediği bir kadınla sırf aşiret yüzünden evlendirmek zorunda kalmıştı. Bu yüzden yengemi pek sevmezdim, abimin de sevdiği pek söylenemezdi. Diğer abim ise Adem’di. Yusuf abime göre daha asi ve başına buyruktu. Dedeme hep karşı çıkan biriydi. Kaç defa evlendirmek isteseler de pek ikna olmamıştı. Bir gün önce yeni askerden geldiği için ailem onun adına kurban kesip, millete ziyafet verecekti. Ne de olsa bir Ceyhan oğlu kolay yetişmiyordu. Ben ise ailenin en küçüğüydüm. Dedem ve ailemin geleneklerini pek önemsemezdim. Her ne kadar dedem tarafından sevilsem de bir gün o zorunlu geleneklerin bir parçası olacağımı biliyordum. Daha yeni yirmi yaşıma basmıştım. Annem doğduğum zaman güzelliğimden etkilenip Mihrimah koymuştu adımı, ben kendime ne kadar yakıştırmasam da. Uzun kestane saçlarım vardı. Bedenim yeni olgunlaşmasını bitirmiş, fiziğim üzerime oturmuştu. Ela gözlerim, küçük yüzümle birçok kişinin dikkatini çeksem de Allah’tan Adem abim evli değildi de kimse kapımızı çalacak kadar cesur olamıyordu. “Ne duruyorsun öyle? Hadi mutfağa…” Yengem beni zorla mutfağa götürürken henüz kahvaltı masası kurulmamıştı. Ezan az evvel okumuştu. Güneşin ışıkları konağın duvarlarını aydınlatırken mutfağa kadınlara yardım etmeye girişmiştim. “Yine at binmeye gittin diye bu yengen sinirli değil mi?” Lale, önümdeki çay bardaklarına su koyarken iç çektim. “O hep sinirli zaten. Hala bu evde nasıl duruyor hiç bilmiyorum. Dedem ne günah işledi de abimin boynuna böyle birini musallat etti anlamıyorum.” Lale kıkırdadığında ona eşlik ederek güldüm. Çocukluğumuzdan beri arkadaştık. O, evimizdeki hamalın kızı olsa da ben onu dostum görüyordum. Yıllardır kardeş gibi büyümüştük. “Hadi çayları götür de sesi gelmesin.” Başımı sallayıp, çay tepsisini aldığım gibi içeri geçtim. Büyük açık kahve tonunda, eski ancak oldukça görkemli duran konağın mutfağı geniş olduğu gibi her odası da büyüktü. Merdivenlerden yukarı çıkarak büyük avludaki masaya geldiğimde herkes kahvaltıya oturmuştu bile. “Ne demek olmaz, olacak diyorsam olacak Adem!” dedi annem, huysuzca. “Yine abimden ne istiyorsun anne?” dedim elimdeki çayları dağıtırken dedemin önüne bardağı bıraktım. “Hayırlı sabahlar Mesut Ağa’m.” diye fısıldadım gülerek. Beyaz, sigara içmekten sararmış olan bıyıklarının arasından keyifle gülümsedi. Ton ton dedem beni pek severdi. “Hayırlı sabahlar güzel kızım.” “Ah ah! Şu oğlanın inadı beni öldürecek! Askerliğini de yaptın, şirkete gidip işinin de başına geçeceksin işte. Daha ne istiyorsun?” Adem abim, pes etmeyerek anneme yaklaştı. “Benim güzel anam sana demedim mi? Bir kendime geleyim sonra sana istediğin gelini getireceğim.” Anlaşılan annem yine abimin evliliğine kafayı yormuştu. Çayları dağıtıp Yusuf abimin yanına oturduğumda Adem abim bana baktı. “Hem siz şu küçük hergeleye bakın. Yirmisine bastı, evde turşusunu kuracaksınız.” “Ben daha gencim bir kere.” “Görürüm, bak anam beni evlendirdiği vakit sıraya senin taliplerini dizecek.” “Dede, torununa bir şey de! Hem dedem beni kolay kolay evlendirmez.” Yusuf abim yanımda, sofraya geldiğimden beri ilk defa bir tepki göstererek yalandan güldü. Sesini duyunca tüm dikkatimi ona verdim. “Dedenin nelerden kolay kolay vazgeçtiğini bir bilsen.” Sofradaki konuşmayı kesecek şekilde buz gibi sesi ile konuştuğu zaman bakışlarım dedemi ve babamı buldu. “Her gün ağzımızın tadını bozacak bir laf edeceksin, değil mi?” dedi babam, bir gün olsun öfkesi abime karşı dinmiyordu. Aralarındaki bu öfke ne zaman son bulacaktı bilmiyordum. Yusuf abim, sandalyesini itip oturduğu yerden kalktı. Üzerindeki ceketinin önünü ilikleyip, babama baktı. “Ağzınızın tadı daha fazla bozulmasın öyleyse Ali Bey. Afiyet olsun size.” Abim hafif bir rüzgar gibi sofradan kalkarak gittiğinde dedeme baktım. Sıkıntılı bir nefes vererek arkasına yaslandığında abimin arkasından baktım. İçim rahat etmedi, bende oturduğum yerden kalktım. “Babamızsın diye sana sesini çıkartmıyor ama onu da anlayın. Sevdiği kadın varken zorla başkası ile evlendirdiniz.” “Sen karışma Mihrimah!” dedi babam. “Karışırım! Bugün ona sesimi çıkartmazsam yarın beni de toprağın fazla olsun diye sevmediğim bir adama vermeyeceğin ne malum?” Sözlerim gururuna dokunmuş olacak ki elini sertçe masaya vurdu. “Sana sus dedim değil mi? Kadın kısmının geleneklere laf ettiği nerede görülmüş?” Adem abim, araya girerek “Baba, yeter. Mihrimah sende otur.” Babama bakıp gülümsedim. Bu davranışları beni korkutmuyordu. “Bende cinsiyetime laf edip ne zaman beni susturacaksın diye bekliyordum. Erkeksiniz ya hepiniz, siz gelenekleri görenekleri benden daha iyi bilirsiniz.” “Hatice, sustur şu kızını!” Annem kızgın bakışlarla bana döndüğü zaman gözlerimi devirdim. “Ali yeter, sabah sabah daha fazla söz istemiyorum.” Dedem araya girip, babamı susturdu. Babam, dedemin bana düşkün olduğunu bildiği için konuyu uzatmadı. Masadan hiçbir şey yemeden kalkıp merdivenlerden aşağı indim. Hafif nemli olan rüzgarın ılık havası yüzüme vururken hızlı adımlarla abime yetişmeye çalıştım ancak ben gittiğimde çoktan evden ayrılmıştı. İşte, konağımızdaki mutlu aile yemeği her gün böyle geçiyordu. ** “Mihrimah!” Odamın kapısı pat diye açılınca parmaklarım saçlarımda asılı kaldı. İçeri aceleyle giren Lale’yi görünce duraksadım. Sonra ise saçıma taktığım toka ile saçlarımın bir kısmını at kuyruğu olarak topladım. Bir kısmını ise alttan bıraktım. “Yine ne oldu?” “Sizinkiler başladı, sen neredesin hala? Bitmedi mi işin?” Üzerimdeki elbisenin eteğini hafifçe çekiştirerek aynadan kendime baktım. “Bitti, geliyorum.” dedim, abim için düzenlenen yemeğe katılmazsam babam bu sefer sadece lafları ile dövmezdi beni. Lale’ye dönerek kendimi gösterdiğimde baştan aşağı beni inceledi. “Hele şu güzelliğe bak! Hala kapıda bir adam yok ya, ona üzülüyorum. Maşallah, tü-tü-tü-tü…” Lale, beni baştan aşağı nazardan korumak için dualar ederken yüzümü buruşturdum. “Valla iyi ki de o evin kapısında biri yok. Çünkü babamın beni kime vereceği belli olmaz.” “Deden izin vermeden seni kimse alamaz.” Doğru söylüyordu. Babam benim üzerimde hakimiyet kurmaya çalışsa da son söz dedemindi, o bana kıyacak bir karar vermezdi. Tam dizlerimin üzerinde duran mavi elbiseyi düzelterek son bir kez aynaya baktım. Hafif v şeklindeki yaka biraz gerdanımı belli etse de elbisenin açık hiçbir yanı yoktu. Boynuma dedemin verdiği kolyeyi takmış, tenimi kapatmaya çalışmıştım. Lale ile birlikte odadan çıktığımda etrafta, konağın geniş avlusundan gelen davul sesini duyabiliyordum. İkindi vaktinden önce koçlar kesilmiş, doğranmış ve pişirilmeye başlanmıştı. Dedemin tek oğlunun torunu askerden gelmişti, asla alalade bir ziyafet yapılmayacaktı tabi ki. Bütün hazırlıklara yardım ettikten sonra hamamda bir güzel yıkanmış sonra da üzerimi giyinmiştim. Erkekler aşağı avluda oturuyorlarken kadınlar üst balkon tarafında oturuyorlardı. Burada adet böyleydi, kadın ve erkekler ayrı otururlardı. Üst balkonun avlusuna çıktığımda kadınlar yan yana dizilmiş, genç kızlar oynarken bazıları yemek yiyor, yaşlı neneler ise dedikodularını yapıyorlardı. Kalabalığın içinde annemi zar zor gördüğümde yanına gittim. Annemin yanında konağın yakınlarında oturan Sevim Teyze’yi gördüm. Beni görünce gözlerini şaşkınlıkla açtı. “Maşallah! Mihrimah, ne güzel olmuşsun.” Sanki iki gün önce beni görmemiş gibi abartılı konuşması ile yalandan gülümsedim. Bir de dikkatleri üzerine çekerek konuşuyordu. Bu yüzden birkaç kadın bize dönüp bakmıştı. Herkes Mesut Ağa’nın tek kız torununu merak ediyordu elbette. “Sevim doğru söylüyor, maşallahın var. Hatice, senin kızın değil mi bu?” Annem güzelliğimden dolayı aldığı iltifatlar sayesinde pek bir mesut olarak, kadınlara döndü. “Evet benim kızım, Mihrimah misafirlere hoş geldin de kızım!” İçimden göz devirerek misafirlere dönüp gülümsemeye çalıştım. “Hoş geldiniz.” Hepsi beni meraklı gözlerle izlerken kalabalığın içinde kuzenlerimi gördüm. Annemin birçok kardeşi vardı, özellikle dayımın kızlarını çok severdim. Yaren ile Didem’le çok iyi anlaşırdım. Beni gördüklerinde gülümseyerek yanlarına gittim. “Didem, Yaren! Sizi arıyordum bende.” Didem gülerek bana sarılıp, geri çekildi. “Sen gelmeyince bizde kızların arasına karıştık. Baktık odadan çıkacağın yok bizde Lale’yi gönderdik.” Yaren, bana sarılarak üzerime baktı. “Belli odadan yine çıkmadığın, kızımız pek bir güzel hazırlanmış.” “Ne demezsin…” dedim. Yaren ve Didem beni zorla oynayan kızların arasına çektiğinde onlara karşı koyamadım. Bir güzel birlikte eğlendikten sonra Mardin’in sıcağının altında hararet geçirmeye başladık. Kızlarla birlikte mutfağa indiğimizde Lale’nin hazırladığı soğuk şerbetlerden bir bardak aldık. “Ay ölüyorum! Bu ne sıcaktır…” “Al benden de o kadar, hep sen yaptın Didem. Senin yüzünden bayılacaktık neredeyse.” Didem şerbetini içip, ferahlamış bir şekilde burun kaldırdı. “Benim sayemde iki göbek attınız, yağlarınız yaktınız. Daha ne?” “Bende diyordum bizim erkek Fatma neredeymiş…” Arkamdan gelen sesi tanıyordum. Annemin teyzesinin kızı olan Meryem’in sesiydi bu. Arkamı dönüp baktığımda kuzenlerim ile birlikte mutfağın kapısında olduğunu gördüm. Beni görünce yüzüne samimiyetsiz bir gülücük kondurduğunda ona tip tip baktım. Pek sevmezdik birbirimizi. Hem de hiç. Menfaatçi, yalancının tekiydi. Hiçbir zaman konuşmazdım onunla. Sırf at biniyorum, bazen abimlerle vakit geçiriyorum diye bana erkek Fatma ismini takmıştı. “Aynı şeyi bende düşündüm. Daha diyordum ki bizim yılan nerde. Yine sinsi sinsi arkamdan yaklaşmışsın, tam da sana yakıştığı gibi.” Sözlerimle yüzü dumura uğrarken Didem ile Yaren güldü. “İlahi Mihrimah, yılanın cinsinden nasıl bu kadar iyi anlıyorsun hayret!” dedi Yaren. “Kendisi de yılan gibidir de ondan.” diye hırsla konuştu Meryem. Ona doğru yaklaşıp gülümsedim. “Yok canım yılandan iyi anlarım, senin gibi etrafımda çok olunca insan biliyor ne olduğunu.” “Sen var ya-” Üzerime doğru bir adım atacaktı ki kızlardan biri onu tuttu. “Meryem, seninki gelmiş. Gelin kızlar…” Kızlar aceleyle koşuşturduklarında ne olduğunu anlamadım. Didem arkamdan, “Yoksa Harzemşah’lar mı geldi?” dedi merakla. Didem aceleyle mutfaktan çıkarken Yaren kolumu tutarak çekiştirdi. Ben ise duyduğum isimle beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Harzemşah’ların burada ne işi vardı? Kızlar meraklı, heyecanlı bir halde aşağıdaki avluya bakan küçük balkona doğru koşuşturdular. Yaren elimi bırakmadan beni balkona yaklaştırdığında aşağı avluya baktım. Avluda büyük bir kargaşa vardı. Kapının önünde büyük bir topluluk vardı. Çalınan davul susmuştu, dedem elindeki tespihle gelen adamlara bakıyordu. Kapıdan giren kalabalığı gördüm. “Kızlar bunlar gerçekten de onlar!” Harzemşah. Dedem ile büyük husumetlilerdi. Ailemiz onların ailesi ile konuşmazdı ancak ne olmuşsa şuan hepsi kapımızdaydı. Ama neden? Niye gelsinler ki? “Allah’ım şu boya posa endama bak!” Kızlardan biri içinin yağları erirmişçesine konuştuğunda aşağıdaki kalabalığa baktım. Dedemin karşısında duran adamı görünce duraksadım. “Yoksa Behram Ağa’ya mı bakıyorsun? Kız o adam sana bakar mı?” “İsterse bakmasın ama bu nasıl bir erkektir? İçim, kanım kaynıyor bu adama hele boyuna bak!” Aşağıdaki kalabalıkta diğerlerini gölgeleyen adamı buldu bakışlarım. Tepeden baktığımız için yüzü belli olmuyordu ancak uzunca bir boyu vardı. Dedemden uzun görünüyordu. Kalıplı, heybetli ve iri cüsseli olduğu belliydi. Aklımı kurcalayan düşüncelerin üzerine gölge düşürdü o adam. Kuzguni siyah saçları çalındı bakışlarıma. “Ayak üstü adama yandınız hepiniz!” “Ne yapalım anam? Onun gibisi var mı bu Mardin topraklarında? Harzemşah’ları tek başına yürütüyor bu adam.” Diğer bir kız, lafa atladı. “Öyle olsa ne olur ki? Bir kızı var, karısı da öldü gitti. Dediğin gibi olsa da adam kimseyi nikahına almayacak. Yerine küçük erkek kardeşi geçer herhal.” “Evli mi?” diye fısıldadım. Düşmanlarımız olmasına rağmen haklarında hiçbir şey bilmiyordum sadece hasmımızdı. “Sen bilmiyor muydun?” dedi Yaren yanımda. Başımı iki yana sallarken kızların konuşmasına kulak verdim. Sadece merak etmiştim. Bir gözüm aşağıda, bir kulağım kızlardaydı. “Öyle olsa ne olur, eninde sonunda evlenmek zorunda. Törenin kaideleri var, elbet bir kadın alacak kendine.” “Duyduğuma göre ilk evliliğini de istemeyerek yapmıştı. Bu yüzden evleneceğini hiç sanmam.” “Hiç umurumda değil, şu heybete bak! Şimdi istese kollarına atarım kendimi valla.” dedi kızlardan biri. Kendi aralarında muhabbete dalmışlardı. “Kız kendine gel!” dedi Didem, “Dul bir adama mı gideceksin? Hem daha yirmi yaşına bile basmamışsın. Adam otuzuna merdiven dayamış!” “Karışma kız Didem, hayal kurmak da mı yasak?” dedi hülyalı hülyalı aşağıdaki adama baktı. Behram Harzemşah, dedemin elini sıktığında davulun sesi yeniden yükseldi. Kadınlar yukarı doğru çıkarken dedem adama yer hazırlattı. “Ezsin, çiğnesin beni isterdim.” Dönüp kıza garip garip baktım. “Kız yangının başına mı vurdu senin? Edepsiz!” “Ne var be? Sanki gerçek mi olacak?” Gözlerim aşağıda masaya oturan adamı buldu. Yüzünü hala göremesem de tuhaf bir şekilde merak etmiştim bu adamı. Yaşadıklarına da üzülmüştüm doğrusu. “Anam derdi boyu uzun olanın şeyi de uzun olurmuş-” “Bu kızlar iyicene azdı, hadi gidelim.” Yaren kolumu tutarak beni çektiğinde balkondan çıktık. Aklımı kurcalayan bir sürü soru vardı, ne olup ne olmayacağını bilmiyordum ama bu Harzemşah’ların mevzusunu merak etmiştim. Kimdi bu adam? ** Aradan geçen birkaç günde, konağımızda bir sessizlik oluşmuştu. Eskisi gibi hır, gür yoktu. Yemeklerimiz sakin geçiyordu. Yengemin ara ara çıkardığı tatsızlıklar bir yana en azından tadımız yerindeydi. Ya da ben öyle sanıyordum. O gün akşama kadar kuzenlerimle çarşıya çıkmıştık. Kızların kendileri için aldığı birkaç parça eşya ile çay falan içmiş, geri gelmiştik. Odamda tek başıma otururken, neredeyse uyku vakti gelip çatmıştı. Saçlarımı güzelce tararken odamın kapısının çalındığını duydum. Daha gel demeden kapı açıldığında içeri annemin girdiğini görünce elimdeki tarağı bıraktım. “Daha uyumadın de mi kızım?” “Yok anne, ne oldu ki?” Yatağıma geçip oturduğu zaman bir şey söyleyeceğini düşündüm. O, bir şey demeyecek olsa çok gelmezdi odama. “Öyle, bir konuşalım dedim.” Rahatsızca yatağımda kıpırdandığı zaman gözlerimi kıstım. “Söyle işte Hatice Sultan, bir derdin var senin.” “Diyeceğim ama hemen yok demeyeceksin.” dediği zaman durumu anladım. İstemediğim bir şey söyleyecekti. “Ne oldu yine?” “Şu geçen abin için ziyafet verdiydik ya…” “Ee?” “Benim teyzemin kızı seni görmüş de-” “Hayır.” “Kızım hele bir dinle-” Oturduğum yerden kalktım. “Anne daha abim bekar, hem ben evlenmek istemiyorum şuan. Ne diye tanımadığım bir adamla evleneyim?” “Tamam da kızım oğlan çok zengin-” “Bizde zenginiz ne olmuş? Hem tanımadığım bir adamla evlenmem.” “Gider bir yerde çay içersiniz o zaman-” Odanın dışından gelen bağırış sesi ile annem susmak zorunda kaldı. İkimiz birbirimize bakarken annem telaşla elini göğsünün üzerine koydu. “O ses ney öyle?” “Biri bağırıyor. Yusuf abim mi?” dedim, telaşla. Üzerime bir hırka alarak aceleyle odadan çıktığımızda aşağıda konağın avlusundan gelen ses ile yüreğim hopladı. Elimi balkonun kolluğuna yaslayıp aşağı baktığımda gözlerime inanamadım. Adem abim, bir kızın elini tutuyordu. Benim abim? “Ne yaptın lan sen?” Yusuf abim, adeta kükrediği zaman abimin elini tuttuğu kız korkarak arkasına sığındı. Kimdi bu kız? Ne oluyordu bu gece vaktinde? Dedem odasından bir hışımla çıktığında tüm ahali avluda toplanmıştı. Ben ise yukarıdan izliyordum onları. Abimin bir kızı tutup getireceğini tahmin etmezdim. Ama nedense Yusuf abim sinirliydi, neden? Kızı kaçırdığı için mi? “Ne oluyor Yusuf? Ne bu bağırış?” dedi dedem. Yusuf abim, saçlarını çekiştirerek dedeme döndü. “Gel dede, gel! Bak torunun ne yapmış?” Dedem merdivenlerden inerek Adem abime ve arkasına saklanan kıza baktı. Abim kızın elini daha sıkı tutarak önünde dağ gibi durdu. “Sen ne yaptın?” Adem abim, hiç korku belirtisi göstermeden dedeme bakıp, konuştu. “Sevdiğim kadını alıp geldim. Annem de gelin istemiyor muydu?” Yusuf abim çıldırırcasına yaklaşıp Adem abimin yakasını tuttu. “Ulan senin ağzından ne çıkıyor farkında mısın? Şerefsiz herif! Kız kaçırmak ne lan!” Dedem, öfkeyle yürüyüp ikisinin arasına girerken babam ile annem hala olayı anlamaya çalışıyor gibi seyrediyorlardı. “Durun ikinizde!” Abilerimin arasına girerek onları ayırdı. “Kimin kızını kaçırdın sen? Konuş? Niye kaçırdın ulan? Söyleyen gidip almaz mıydık?” “Alamazdın dede, onu evlendireceklerdi.” dedi abim, arkasında duran kızı göstermek için kenara çekildiği zaman oldukça korkan ve ürkek duran kıza baktım. Başını kaldırıp dedeme baktığı zaman babam adeta titredi. “Sen-sen Harzemşah’ın kardeşini mi kaçırdın?” Harzemşah. “Ne yapalım anam? Onun gibisi var mı bu Mardin topraklarında? Harzemşah’ları tek başına yürütüyor bu adam.” Behram Harzemşah. Bu kız onun kardeşi miydi? O an herkesin ağzı bıçak kesildi. Kimse dudaklarını aralayıp bir şey diyemedi. Annem küçük bir hıçkırık atarak ağlamaya başladığında herkes ne olacağını tahmin edebiliyordu. Bu topraklarda eğer kız kaçırırsan, adam ve kızı ya öldürürlerdi ya da karşı tarafın izni olursa evlenirlerdi. Mevzu bahis Harzemşah olduğunda bildiğim tek bir şey vardı. Onlar acımazdı, acımasızdı. Bu gece, abimin ölüm fermanı imzalanacaktı. Lakin bilemedim, asıl benim için bir ferman yazılacaktı. Behram Harzemşah, abimin için değil asıl benim için gelecekti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE