Arkadaşının gözlerinde gördüğü şeytani pırıltılar Mete'nin kanının donmasına sebep olmuştu. İrileşen gözleri ve hayret dolu ifadesiyle arkadaşına bakıyor ve dili tutulmuş gibi hissediyordu. Arkadaşı bunların tümünü fark edince burada sadece Serra'yı bırakma fikrini iknaya çabalarcasına gözleriyle konuşmaya başlamıştı: O zaten korkmaz ya da hiçbir şeyden Ceyda kadar etkilenmez demeye çalışıyordu herhalde, Mete için böyle patavatsız bir düşüncenin izahı olmadığından mana veremiyordu ve en kapalısını düşünmeye çalıştığından yalnızca bunları demeye çalıştığını sanmak istedi.
Kızlar olayı anlamamışlardı; bir Mete'ye, bir de Eray'a bakarak ne olduğunu anlamaya çalışıyor fakat genç adamlar arasındaki, bakışlarla dahi olsa artan hararetin ve gerilimin farkında olduklarından ses çıkarmıyorlardı. Mete güçlükle kendini toparlamaya çalıştı çünkü bu utanç verici sözsüz konuşmanın bir tarafı olmaktan dahi kendini rezil hissediyordu ve biraz daha sessiz kalırsa Eray bunu hiç çekinmeden dile getirecek gibiydi. Mete bunu kız duyacak olduğundan asla ama asla istemiyordu. Sesinin ne kadar soğukkanlı çıkmasını istediyse de titremesine engel olamamış ve arkadaşının o tiksinti uyandıran gözlerine bakmaya da devam edemeyerek kafasını yere eğmişti. "Sen kızları da al git, hemen! Ben burada bekliyor olacağım. Belki arıza vermez, verirse de kızlarla itmeyi deneyin. Onu o zaman düşünürüz!"
Eray arkadaşının kasti olarak yüzüne bakmamasını beklediği tepkiden çok daha fazlasını verdiği için olduğunu anlayarak daha fazla uzatmaya cesaret edemeden, "Tamam," diye mırıldandı ama sesi olayın -ya da arkadaşının tepkisinin- vahametini sonradan algılamış gibi pürüzlüydü.
Kızlar hala olanlara akıl erdiremeyerek sarsılmış ifadelerle çalışanın elinden şişeleri kaptığı gibi yola düşen Eray'ın peşine düşmüşlerdi. Mete arkalarından bir saniye dahi bakamayacağını hissederek gözlerini beton zemine indirdi. Zaman ve mekan kavramı yok olmuştu onun için; bunu hem az önce maruz kaldığı, sığ bile denemeyecek olayın beynine saldığı uğultu ve karnına sapladığı kramptan dolayı, hem de arkadaşının kafasının içindeki zihniyetin ve tüyleri diken diken eden ilkel düşüncelerin ancak günümüzden çok daha eski zamanlarda kaldığını düşündüğünden böyle hissediyordu.
Ne yaparsa yapsın kendini sakinleştirmeyi, ellerinin titremesini kesebilmeyi ve yaşananları yadsıyabilmeyi başaramamıştı. Bundandır ki aradan geçen uzun dakikalardan sonra benzinlik istasyonuna giren araba onu ne endişelendirmiş ne de telaşa düşürebilmişti. Eray arabasını arkadaşının önünde durdurduktan sonra, genç adam arabanın etrafını dolaşırken az önce kaygıdan buruşmuş yüzüne pişkin bir ifade yerleştirerek arabadan inmeye tenezzül dahi etmeden araladığı camdan tomarla para tuttuğu kolunu çalışana uzatmıştı. Orta yaşlı çalışan bulunduğu yerden koşturarak arabanın kenarına gelip parayı almıştı ve bu sırada tahtadan küçük bir masa sandalye takımına çökmüş takım elbiseli iki adam dik bakışlarını bu arabaya dikmişlerdi.
Eray bu bakışların üstlerinde olduğunu bildiği için Mete arabaya yerleştikten sonra arabasından müthiş bir ses çıkararak yönünü ana caddeye döndürmüş ve afilli bir kalkış yapmıştı. Güya az önce çulsuz muamelesi gördüğü bu yerde caka satıyordu ancak Mete az önce yaşananları bu kadar çabuk unutup şuursuzca, pişkince davranmasına karşılık kendini zor zapt etmek zorunda kalmıştı.
Serra az önce yaşadıkları korku dolu anlardan sonra kavuştuğu huzurlu rahatlamanın yüzüne verdiği, aslında en başından beri hep biraz mevcut olan masum, çekingen ve şirin ifadeyle Mete'ye doğru yanaşıp her şeyden habersiz silik bir tebessümle, "Çok beklettik mi?" diye sordu. Genç adamın bakışları kızın o kırılgan ifadesine ve çehresini aydınlatan çekingen tebessümüne dalgınca takıldığında genç kız, "Şükürler olsun ki araba arıza yapmadı, çok korktum burada kalacağız diye," diyerek konuşmaya devam etti.
Bir çocuk gibi telaşla korkuya kapıldıktan sonra yine bir çocuk gibi atlatır atlatmaz gülücükler saçması onu daha da masum gösteriyordu. Bu sempatik ve naif genç kızın olanları çakmamasına o an daha da sevindi genç adam. Herhangi tehlike ihtimaline karşılık Ceyda'yı değil de onu burada bırakmaya layık gördüklerini sezmesi ne feci, ne utanç verici olurdu kim bilir! Kendi de bu düşünceyi esefle kınamasına rağmen arkadaşının ona bunu ima edecek rahatlığı bulması dahi Mete'nin yüzünün kızarmasına sebep oluyordu.
Kendini toplaması gerektiğini fark ederek boğazını temizledi ve "Yo, çok beklemedim," diye geveledi kızın beklenti dolu bakışlarına karşılık. Bu sırada Eray ve Ceyda da kendi aralarında konuşuyorlardı.
Genç kız yine çocuksu ifadesiyle, "Oh, çok şükür!" deyip gülerek arkasına yaslandı.
Bir belayı başlarından def ettikten sonra böylesine duyulan sevinç onun büyük ölçüde kanaatkar biri olduğuna delalet ediyordu ve Mete için genç kızın küçük bir kalbi olup ufak şeylerle mutlu olabilen biri olduğunu anlamaya yetti.
Genç adam o sırada hareketini sorgulamaya kendine dahi izin vermeden kızı kolunun altına alarak göğsüne yasladı. Kollarının altındaki bedenin kasılması ona bir an itiraz edeceğini düşündürmüştü ancak kız direnmeyip kafasını genç adamın göğsüne yaslayarak teslim oldu. Hiç konuşmadan, arabaya çöken derin ve manalı sessizlikle yolculuklarına devam ettiler. Mete'nin dalgın bakışları yoldaydı ve sadece yarım bir sarılmayla yapabildiği kadar, arkadaşının yaptığı ayıptan dolayı kızdan af dilemeye ve vicdanını rahatlatmaya çalışıyordu.
Herkes durgundu ama hepsinin uykusu bir daha dönmeyecekmiş gibi kaçtığından uyumuyorlardı da, ancak bulundukları zaman ve mekanda da oldukları söylenemezdi. Eray aynadan arka koltuğu kontrol ettiğinde arkadaşının göğsüne yaslanmış, dalgın ve yorgun bakışları camdan dışarıya bakan kızı görmüştü. İkisini rahatsız bakışlarla süzdüğünde hiç iyi şeyler sezmiyordu ve arkadaşının bu hafifmeşrep kıza karşı hiç ölçülü davrandığını zannetmiyordu.
Belli bir ölçütte aştıkları her mesafenin ardından göğün rengi apaçık fark edilir cinsten açılıyordu. Şehre inmelerine ramak kalmışken nihayet güneş kendini bütün kızıllıklarını ortaya sererek ve geceden kalan bütün kalıntıları silip süpürerek belli etti. Bu sırada hepsinin gözünün güneşin o en tabi olayını meydana getirerek farkında olmadan sunduğu manzarada olduğunun farkındalardı. Serra biraz daha bu tabloyu izlemek ve göğün ağır ağır aldığı vaziyetleri inceleyebilmek için ağırlaşan göz kapaklarını her defasında yukarı kaldırıyordu ancak yine her defasında bu daha da zorlaşıyordu. En sonunda direnemeyip kafası genç adamın göğsüne tüm ağırlığı ve teslimiyetiyle düştü.
Kısa sürede Ceyda da koltukta kıvrılarak uykuya dalmıştı ve arabanın içinde yalnızca iki genç adam uyanık kalmasına ve bunu bilmelerine rağmen tek kelime etmediler. Bilhassa Mete çatık kaşlarının olduğu dik kafasını arabadan yana hiç çevirmemişti.
Şehrin merkezindeki görkemli villalardan birinin önünde durduklarında Mete olanları göz ucuyla takip etti. Eray kız arkadaşını yumuşak hareketlerle uyandırdı ve kızın ilk olarak boş bakan bakışları arabanın durduğunu idrak edip etrafı süzmesi ve ardından evini görmesiyle bilinçli bir ifade almıştı. Onun bu haline gülümseyen Eray'a eğilip sarıldı ve öptükten sonra, "Görüşürüz bir tanem," diyerek kafasını arkaya çevirdi. Genç kızın Mete'nin göğsünde uyuyakaldığını görür görmez bakışlarını Mete'ye çevirdi ve kararsız bir tebessümle, "Görüşmek üzere," dedi.
Genç adam başıyla selam vermekle yetindiğinde Ceyda elini kapının koluna atarak aşağı indi. Sessizlik içindeki yolculuk böylelikle kaldığı yerden devam etmeye başlamıştı. Epeyce yol kat ettiklerinde Eray'ın evinin bulunduğu mahalleye girmişlerdi ve bir sokak arkaya sapıp lüks bir sitenin önüne geldiklerinde Eray arabayı durdurmuştu. Mete ne yapacağını bilemeyerek göğsündeki dünyayla alakasını koparmış surata bir süre baktı fakat daha sonra yerinde dikleşmesi kızın başını göğsünden kaldırmasına yetmişti. Mete bunu fırsat bilip kızın yüzüne eğildi ve mahmur bir ifadeyle kırpışan gözlerine bakıp, "Serra, geldik," dedi tane tane. "Kendin gidebilecek misin?"
Genç kızın gözleri Mete'nin arkasındaki siteye kaydığında olanları yeni çözmüş gibi, "Ah, geldik mi?" diye fısıldayıp hemen yanında duran çantasını kavradı ve olağanüstü bir rahatsızlık vermiş gibi telaşla genç adamdan uzaklaşıp kapıya ilerledi.
Aşağı indiğinde aklı yeni başına gelmiş gibi kapıyı tam kapatacakken boynunu içeriye uzattı ve uykusundan tamamen sıyrılmış gibi, dingin bir gülümsemeyle genç adama bakıp, "Hoşça kal," dedi. "Teşekkür ederim, her şey için."
Genç adamın dudakları elinde olmadan, hatta farkında dahi olmadan genişçe kıvrılmıştı. "Ben teşekkür ederim," dedi nihayet. "Tanıştığıma çok memnun oldum, gerçekten."
Genç kız bir süre daha gülümseyen dudaklar ve gözlerle Mete'yi süzüp Eray'a baktı. "Sana da teşekkürler Eray, görüşürüz," dedi.
Eray'ın, "Görüşürüz," diye mırıldanmasını doğru düzgün dinlemeden geri çekildi ve arabanın kapağını sertçe kapadı.
Genç kızın sitenin bahçesinden girdiğini görür görmez araba hareket etmişti ve çok kısa sürede Eray'ın evinin olduğu sitenin bahçesine varmışlardı. Arabanın anahtarını çalışana bırakan Eray Mete'nin sert adımlarını takip ederek binaya girdi. Asansöre bindiklerinde Mete şakaklarını ovuşturarak ve uykulu bir hal takınarak muhabbetten de göz göze gelmekten de kaçınmıştı. Eray dairenin kapısını açar açmaz ise odasına çekilmişti. Çünkü yaşadıkları olayı es geçmesi ya da mazur görerek başka şeylerden bahsetmesi mümkün değildi ve şu an olası bir tartışmayı kaldırabilecek mecali de yoktu. Ona ayrılan odadaki yatağına pijamalarını giydikten sonra yattığında bedeninin yorgunlukla sızladığını hissederek kendini hemencecik uykuya verebileceğini sanıp başta sevinse de dönüp durduğu yatak onu bir türlü uyutmamıştı.
Eray'ın gözlerindeki ifadeyi bir türlü unutamıyordu. Onun bu fikrini değil uygulamaya dökmek, akıldan geçirmek bile çok aşağılıkken arkadaşı nasıl da böyle düşünebilmişti? Sırf erkek ilişkileri, yahut özel hayatı sebebiyle nasıl olur da onu diğer kızdan değersiz görüp orada bir başına bırakmayı göze alırdı?
Bunlara cevap bulamadığı için de arkadaşına olan hiddeti ve uğradığı şaşkınlık hiç azalmıyor, uyku ve yorgunluğunun önüne geçiyordu. Adeta bu düşünceye sahip bir insanla aynı evde kalmak ona ıstırap veriyordu ve en vehim eziyetleri ediyormuşçasına yatakta kan ter içinde kalmıştı. Yaklaşık yarım saat sonra eline cep telefonunu aldı ve evde otururken bir ara birbirlerine numaralarını verdikleri Serra'ya, "Bana bu civarda ev bulmama yardımcı olur musun? Acilen," şeklinde mesaj yazıp yolladı.
Birkaç dakika cevap alamaması kızın uyuduğunu düşündürmüştü ancak sorun değildi, nasıl olsa uyanınca cevap yazardı ve reddedeceğini düşünmüyordu genç adam. Tekrar düşüncelere daldığı sırada telefonuna bildirim gelmişti. Genç adam kızdan gelen mesajı hızlıca açtı. "Seve seve."
Mete telefonunu kenara koyup başını pencereden tarafa çevirdi. Gökyüzündeki renklerin ve ışıkların parlaklığı, canlılığı ne kadar göz alıcı olursa olsun geride bıraktıkları gecenin kasveti hala içindeydi ve bu gecenin korkutuculuğu arkadaşının gerçek yüzünü ortaya çıkarmıştı. Demek insanın içine saklanan ve dışarıya vurmayan bu kötü, pis düşünceler gecenin çetin bir bakış atmasıyla birer birer açığa çıkıyordu. İnsanoğlu ne kadar bencil, ne kadar çıkarcı hareket edebiliyor ve kendini yerin dibine sokacak kadar alçalabiliyordu öyle? Vaziyet ne kadar sıkıntı verici olursa olsun bir başka insanı, hiçbir suçu yokken kurban etmeye dünden hazır olmak nasıl bir alçalıştı? Üstelik kızlar arasında seçim ve sınıflandırma yapmıştı, çok geçerli bir mazereti varmış gibi.
Genç adam bu boğucu hislerin tepesinden taşacağını hissedince kafasını esefle iki yana sallayarak bu hastalıklı zihniyetin bulaştırdığı fikirlerden kurtulmaya çalıştı. Kafasını dağıtmaya çalışırken aklı kızın attığı mesaja kaymıştı. Seve seve. Bir başka anlam çıkarmak mümkün müydü? Peki neden yeni evinin buradan olmasını istemişti? Ne olursa olsun Eray'ın varlığını yakınında bulundurmak mı istiyordu yoksa civarı mı sevmişti?
İçinden bir ses sebebin çok daha farklı olduğunu söylese de genç adam bunu uykuya dalıncaya dek açığa çıkarmaktan kaçmıştı.