IV

1308 Kelimeler
Eray telaş ve sıkıntının hakim olduğu sesiyle, "Bilmiyorum!" diye cevap verdikten sonra anahtarı bir kez daha çevirdi ancak metalik, kuru bir sesten daha fazlasını elde edemediler. Telaşları büsbütün artarken Mete bu defa, "Benzini mi bitti?" diye sordu arızayı saptamak adına. Eray bunalmış bir ifadeyle arabayı kurcalarken, "Uyarı vermişti ama daha vardı," diye cevap verdi. Mete daha soğukkanlı bir ifadeye bürünerek, "Bitmiştir, sen fark etmemişsindir," diye cevap verdi ve kısa bir sessizliğin ardından, "Benzinlik bulmamız lazım," diyerek yön gösterir gibi konuştu. Serra tedirginlikle kasılan yüz hatlarıyla beraber, "Yakınlarda var mıdır ki?" diye sorunca kısa bir sessizlik meydana geldi ancak genç adam cevabı kendi de bilmemesine rağmen kızların korkuya kapılmasına önlemek için serinkanlı bir sesle, "Bakacağız," diyerek elini kapının kapağına attı. İçten içe de arkadaşının dikkatsizliğine kızıyordu. Arabayı olduğu yerde, yolun ortasına bırakıp asfalt yolda dağınık adımlarla ilerlemeye başladılar. Hayvani sesler ve cıvıltılar haricinde bir hareketlilik olmadığından başka bir arabanın geçme ihtimali çok düşüktü, bu yüzden ne yolu kapattıkları için sorun yaşayacaklardı ne de bir başkasından yardım isteyebileceklerdi. Önlü arkalı, sis çökmüş asfaltta etrafa bakına bakına konuşmadan yürüdüler fakat şu ormanlık, beşeri faktörden bihaber bölgeyi aşmaları gerektiği için biraz daha yürümeleri gerekiyordu. Yolun bu bölümünden bakıldığında içlerini rahatlatacak bir şeye rastlamak mümkün değildi ancak aramaya devam etmekten başka çareleri olmadığının hepsi farkında olduğundan kimse sesini çıkarmıyordu. Başta kızların olmak üzere hepsinin yüzünde aleni bir telaş ve kaygı vardı. Epey yürüdükleri ve bir bu kadar daha yürüyeceklerini düşündükleri sırada Ceyda telefonunun fenerini açarak karanlık caddeyi adeta bir şimşek düşürmüş gibi aydınlatmıştı. Bir yandan yürürken diğer yandan telefonunu kurcalamaya devam etti ve "Telefon da çekmiyor!" diye fısıldadı endişeyle. Ona cevap veren olmamıştı, ki genç kız da zaten kendi kendine söylenir gibi dile getirmişti bunu. Yüzlerindeki ifadenin ilk olarak şaşkınlığa, sonrasında ise heyecanlı bir sevince, rahatlamaya dönüşmesini sağlayan yolun keskin virajını döndükten sonra bir benzin istasyonunun göz alıcı aydınlık ve canlı renkleriyle karşılarında durmasıydı. Eray, "Oh be!" derken, Serra, "Sonunda!" diye sayıklayarak genç adamın sevinçle koluna sokulmuştu. Mete genç kızın yüzüne bakıp güven verircesine gülümsedi ve koluna onun koluna uygun vaziyet verdi. Benzinlikle aralarındaki yol başta çok da kısa gözükmemesine rağmen sevinç veya telaştan hızlandıklarından olsa gerek, oldukça kısa sürede varmışlardı. Issız benzin istasyonunun yanına vardıkça buranın şehirdekilerden farklı olduğunu ve bu farkın tek kaynağının gecenin ıssızlığı olmadığını fark ettiler. Çok daha ürkütücü görünüyordu, sanki daha önce hiç uğranmamıştı ya da epeyce olmuştu; sıradan bir benzinlikten çok daha farklı işler döndüğü intibası bırakıyordu. Bu tatsız gözlemi dile geçirmekten kaçınarak aceleci tavırlarla en yakın çalışanın yanına vardılar; çalışan üniforması üstündeydi ve gelenleri garipsemesi dışında sıradan bir personelden farkının olmaması da buranın ürkütücülüğünü azaltmaya yetmemişti. "Arabamın yakıtı bitti," diye açıkladı Eray direkt, bir eliyle çalışana arabasını gösterebilecekmiş gibi arkayı işaret ederek. "Bidonla benzin alacağız. Birkaç kutu alsak iyi olur." Çalışan yalnızca kafasını eğerek yaşça çok daha büyük olmasına rağmen, "Tabi ağabey," demişti ve hızla yanlarından uzaklaşmıştı. Ceyda'nın gözlerini yumarak, "Çok şükür," diye fısıldaması hepsinin minnetle bir şeyler mırıldanmasına sebep olmuştu; onlar kendi aralarında konuşmaya daldıkları sırada az önceki çalışan elinde tuttuğu üç turuncu benzin bidonuyla yanlarına varmıştı. Vermeden önce fiyatını söylemiş ve ücreti bekler gibi dikilmeye başlamıştı. Eray hızla ellerini pantolonunun üstünden ceplerine attı ve ilk olarak rahatça kolaçan eden elleri sonrasında telaşla ve kasılarak birkaç kez daha yokladı. Yüzündeki o yeni gevşeyen ifade tekrar kaybolmuştu, "Cüzdanım arabada kalmış," diye hiddetle fısıldadığında Mete dudaklarını onaylamaz bir mimikle birbirine sertçe bastırdı çünkü kendisi ta evden çıkarken almayı ihmal etmişti. Gözlerin kendine çevrildiğini fark edince, "Ben evden almadan çıkmıştım," dedi olanlara lanet eder gibi. Genç adamlar bunun üzerine hızlıca kızları süzmüşlerdi, Serra'nın üstünde çanta yoktu ve Mete'nin elinin ucunda duran, zincir sapıyla birlikte arabanın koltuğuna kıvrılmış çantayı anımsaması uzun sürmemişti. Bundandır ki kimse Serra'ya sorma gereği duymadı ancak Ceyda'nın çantası koluna takılıydı. Genç kız çantasının kendi ağırlığı dışında omuzlarına bindirdiği yükü hisseder gibi, "Yanımda para yok!" dedi bir çırpıda, bütün umudun ona yüklendiğini zanneder gibi ıstırap dolu çıkmıştı sesi. Mete tek elini alnına sertçe atarak diğerlerine sırtını döndü. Herkes gibi içinde bulundukları talihsiz durum kanına dokunmuş, sinirlerini oynatmıştı. Eray kendini koyvermeyi aklından bile geçirmeden, "Arabayı aldıktan sonra bu yoldan geçmek zorundayız," dedi çalışanın yüzüne eğilerek, anlayış dilenir gibi. "Cüzdanımda fazlasıyla para var." Herkes çalışanın o yeni yeni aşina oldukları sesini duymayı beklerken daha kaba ve sert bir ses işitince donup kalmışlardı neredeyse. "Dalga mı geçiyorsun kardeşim? Veresiyeci mi sandın burayı?" Çalışanın ağır hareketi dışında hepsi aynı tarafa hızla şaşkın bakışlarıyla döndüklerinde benzinliğin sararmış ve kirlenmiş kalebodurlarından oluşmuş tuvaletinin önünde, bir şeyler konuşurken sohbete dahil oldukları, hatta başından beri dinledikleri belli olan iki iri kıyım ve gecenin bu saatinde takım elbiseli olmalarıyla dikkat çeken adam bulunuyordu. Az önce duydukları ses gibi görüntüleri ve aldıkları tavır da adamların bir tartışma, hatta kavga girişimine ne kadar yatkın olduklarını gözler önüne seriyordu. Oluşan şaşkın ve korku dolu sessizliğe az önce lafa karışan adam, ağır adımlarla üzerlerine yürüyerek hareketlilik kattığında diğeri de peşinden geliyordu. Mete adamların hiç tekin tipler olmadığını ve benzinliği ilk gördüklerinde duydukları tedirginliği yine bu adamların döndürdüğü işlere bağlı olduğunu anladı. Buranın ya sahibiydiler ya da sahibin sağ kolu gibi bir şeydiler; Mete'nin tek bildiği uzlaşma sağlamaya çalışmaktı çünkü bu adamlarla zıtlaşmanın sonuncunda meydana gelebilecek en ufak tatsız olay dahi kızları epeyce sarsmaya ve korkutmaya yeterdi. Bu düşüncelerden yola çıkarak Mete lafı Eray'dan devralıp işini şansa bırakmamaya karar vererek artık yanlarına varmış olan adamın çatık kaşlarının altındaki hiddetli gözlerini kendi üzerine çekerek konuşmaya başladı. "İstediğimizin kulağa mantıklı gelmediğini biliyoruz ama başka çaremiz kalmadı, arabanın aniden durması telaş yapmamıza sebep oldu; hiçbir şey düşünmeden yollara düştük." Adam Mete sustuktan sonra kısa bir süre daha genç adamın gözlerine baktı ve aynı agresif ses tonuyla, "Olmaz öyle şey!" deyip çenesini yukarı kaldırdıktan sonra umursamaz, asla yardımcı olmaya niyeti olmadığını gösteren bir ifadeyle arkasını döndü. Az önce bastığı yerleri tekrar çiğneyerek ilerlediği sırada geriye bakmaya tenezzül dahi etmeden, "Biriniz burada kalırsa o başka," dedi kelimeleri pişkin bir rahatlıkla telaffuz ettiği yayık ağzıyla. Adam ve arkasından da öteki adamın ilerlediğini ve aynı yerlerini, birkaç adım ötede fakat bu defa onlar yokmuş gibi birbirleriyle konuşmaya daldıklarını görünce gözlerindeki medet dileyen ifadenin kırıntılarını dahi derhal yok ederek hızla birbirlerine döndüler. Hepsinin içinde bir an önce buradan kurtulmanın yoğun arzusu vardı. Mete, hızla Eray'a dönüp, "Sen kızları al git, ben burada kalırım," dediğinde çalışan bir kenardan olanları takip ediyordu. Kızlar fikri makul bulduklarından ses etmiyorlardı ancak Eray'ın cevap vermemesinin, hatta yüzündeki kendini ağır ağır belli eden sıkıntılı ifadenin başka bir sebebi var gibiydi. Bir cevap vermeyince ve olduğu yerden hiç kıpırdamayınca hepsi tersliği sezmenin verdiği o kötü hisle yüzüne baktılar. Eray da daha fazla bekleyemeyeceğini anlamış olacak ki, "Bir sorun var," dedi her an kusacakmış gibi. Genç adam arkadaşının yüzüne artık sabrı kalmamış bir ifadeyle baktıktan sonra, "Ne var Eray, ne var?" diye sordu hiddetle. Eray bakışlarını yere indirip kaşlarını kaldırarak ofladı ve tekrar kafasını kaldırdığında, "Arabam birkaç kez bu şekilde durduğunda ve tekrar çalıştırdığımda arıza vermişti, arkasından itmemiz gerekti," dedi hızlıca. "Birkaç arkadaş ittik, öyle çalıştı." Mete arkadaşının yüzüne eğilerek, "Sen ne diyorsun?" diye sordu fısıltıyla. Kızlar da dehşete kapılmıştı. Eray suçluluk duyar gibi bir sesle, "Yaptıracaktım ama her zaman olmuyordu... Bilmiyorum," diye mırıldandı. Bu bilmiyorum kelimesinin, arızanın tekrar edip etmeyeceğine dair olduğunu anlatan bir tonlaması vardı. Mete stresli ama aynı zamanda ölgün bir ifadeyle arkadaşından bir iki adım uzaklaştı ve "Ne olacak şimdi?" diye sayıkladı. Eray bir süre düşünür gibi sessiz kaldıktan sonra yerden kafasını kaldırıp kararan bakışlarıyla arkadaşına döndü ve büyük bir kararlılık gösterdiği sesiyle, "Sen benimle geliyorsun," dedi. "Ne? Çıldırdın mı sen?" diye öne atılması çok sürmemişti Mete'nin. Aniden sesini alçalttı ancak aynı dehşet ifadesiyle, "Adamların tiplerini görmüyor musun?" diye hırlar gibi konuştu sıktığı dişlerinin arasından. "Kızları mı bırakacağız burada?" O an Eray'ın sadece Mete'ye odaklanmış gözlerinin içinden bunu inkar eden bir ifade hızla geçti ancak şimdi peyda olan düşünce çok daha korkunç ve ürkütücüydü. Mete aklından geçenleri yanlış sezmiş olmasını içinden dilese de dudakları duyduğu dehşetle aralanmıştı ve Eray'ın da, "Kızlar değil," diye tok sesiyle cevap vermesi, tam da doğru anladığını kanıtlıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE