MEKTUB

2850 Kelimeler
TOLGA Her zamanki gibi kalktım kendime acı bir kahve yaptım. Kahveyi içerek ayıldım sonra ise hızlıca üstüme bir şeyler geçirdim. Ardından sabah olan ibadetimi yapmaya gittim. İbadet bittikten sonra hemen sığuk bir duş aldım saat çoktan 11.00'e gelmişti. Ardından mutfak dolabından 2 tane mum çıkardım. Karanlık odaya geçtim sigara çakmağımla mumları yaktım kendime bir kadeh viski doldurdum. Masa başına geçtim ve asla okumayacağını bildiğime rağmen kalbimin ağırlığını mektuplara sıkıştırdım. 1252024 Çarşamba Sevgilim nasılsın. Biliyorum bu yazdığım mektubu da diğer yazdıklarım gibi asla okumayacaksın. Fakat bu mektubun hepsinden farkı var ben artık bir şey anladım ben seni karşılıksız seviyormuşum. Evet tuhaf gelebilir fakat ben uyurken fark ettim seni o kadar çok seviyor muşum ki aldattığın adam bile adam olmaya bile razıyım. Yeter ki sen ol her şeye rağmen. Biliyor musun bende beyinden hareket etmek istiyorum fakat o kadar her şeyim olmuşsun ki beynim bile sensin. Biliyorum bu mektubu da asla okumayacaksın. Benim aşkım hiç dinmiyor biliyor musun aksine her geçen gün daha çok filizleniyor. Şimdi bu mektubu diğer insanlar basit bir kağıt parçası olarak görebilir ama asla öyle değil içine sen olan hiç bir şey sen değil. Sen beni unutmuş rolü yapabilirsin ama asla unutamazsın benim sende olan izlerim çünkü o izler asla geçmez istediğin kadar yıka sadece lekesi çıkar. O izler sende geçse bile bende asla geçmeyecek aksine gittikçe büyüyecek kimisi için takıntı kimisi için tutku onları umursamıyorum sadece senin dediklerin önemli. Korkuyorum aslında beni unutmandan hayır beni sevmemenden korkmuyorum çünkü seni her halde sevmek çok güzel karşılıksız olsa bile. Sana olan bağlılığım neden geçmiyor bilmiyorum şimdi okumayacak olduğun bu mektupta sana bağırıyorum beni unutma Işık beni sevme benden nefret ama beni unutma. Eğer beni gerçekten unutmadıysan ve seviyorsan ama hata yaptıysan şunu bilmeni istiyorum hatan bende nohut tanesi kadar yeri yok Dünya'nın değil evrenin en büyük günahı olsa bile yalnız seni İsa affetsin yeter. Sensin her şey saçma senin olmadığın her şeyde sen varsın. Işıkları açtığımda gökte ki bir yıldızda aslında her an aklıma sen varsın sadece sen. Aslında seni her saniye özlüyorum rüyamda seni gördüm üstünde upuzun pespembe bir elbise vardı gülümsüyordun yalnızca gülümsüyordun. O rüyadan hiç uyanmak istedim sanki ömrümüm sonuna kadar senin gülmeni istedim beni unutsan bile gülmeyi unutma olur mu?. Ardından yerimden doğruldum ve içki koyduğum bardağı bitirdim ve yenisini koydum. Ardından kocaman gülümsedim ve yazmaya devam ettim. Çünkü senin gülmediğin bir Dünya güzel olamaz. En güzel çiçekler ekilse, aşıkların hepsi kavuşsa, her yer rengarenk boyansa bile hiç birisi senin gülmenden daha güzel olamaz. Işığım çiçeğim ela gözlün için olsa da güler misin? Gülmen benimle olan anılarında olsun olur mu benimle kötü olan anıların için bile gül. Gerçi onlar kötü olamaz içinde sen varsın olması gerektiği gibi sen. Hayal ediyorum koynumda uyuduğun günleri belki gerçek olur. Bilmiyorum hayal ediyorum hayal edemediğim tek şey senin olmadığın bir Dünya. Belki başka evrende hiç ayrılmayız hep benim olursun kalbin sadece benim olur. Şimdi her şeyi sen olan adama kalbinden bir yer verir misin? Paylaşa bilirim kalbini başka bir adamla yalnız şunu bil o adam asla benim baktığım gibi bakamaz, benim gördüğüm gibi göremez büyütemez seni gözünde. Erkeksel ihtiyaçları için harcar seni hayır her ben harcamam her ne kadar sana takıntılı derecede aşık olsam da bırak onların Dünya'sı işleri onlara kalsın bana senin güzel gözlerin yeter. Birisi mavi birisi kahverengi. Birisi aşk birisi intikam, birisi sevinç birisi öfke; şunu da biliyorum ki 2 gözdede eksilmeyen tek şey merhamet kendini kandırma sevgilim içinde ki merhamet dışında yıldız tozları bulunan asla sönmeyen bir balon. Bu balonu nereye atarsak atalım yıldız tozlarını saçacak ve o tozlar her yere saçılacak. Eğer ki sevgilim o tozlar bittiğinde içindeki umutta biterse yıldızları hatırla ve rüyamda ki gibi gülümse. Seni seviyorum sevgilim bir gün beni hatırlamazsan ve asla buluşamasak bile seni çok seviyorum tıpkı Gezegenlerin Yıldızlarına bağlılığı gibi. SEVGİLİN TOLGA Yazdığım mektubu aldım ve sanki okuyacakmış gibi özenle katladım ve zarfın dışına uhu sürdüm ve çekmecede ki yıldızlardan bir tanesini ve yapıştırdım. Vazodaki güllerden koparttım ve zarfın içine attım biliyordum orada kuruyacaktı. Yerimden doğruldum zarfı elime aldım. Odamın yanında ki kapıyı açtım ve mektubu diğer mektupların yanına koydum. Üstüne imzamı attım ardından odama geri geçtim. Sönmek üzere olan mumu aldım ve yatağımın altından palet ve boyalarımı çıkarttım. Resimde o vardı kocaman gülümsüyordu bu resmi ben çizmiştim. Yaklaşık 4 yıldır bu resmi bitirmeye uğraşıyordum bu resimde ikimiz vardık onun büyümüş halini çizmeye çalışmıştım. Açıkçası benzemişti de tek bir fark vardı Işığımın saçları kumraldı adeta üzerine kestaneler sıçramış ve rengini bırakıp gitmiş gibi. Fakat o kestanelerin emanetine kıymıştı ve saçlarını siyaha boyatmıştı. Fakat resimi asla düzeltmedim birazda içinde hayaller yansıtılması hoştu. Resimde Işık ile ben vardım bir yeşillik vadisindeydik adeta. Her yerde mavi eftalyalarla saklıydı. Geceydi her yerde yıldızlar vardı fakat asıl aydınlığı sanki Işık veriyordu. Üstünde çiçekli bir elbise çizmiştim bende de gömlek vardı gömleğin içinde bembeyaz bir tişört. Altımda bir kot açıkçası kendime çok önem vermek istememiştim. Işığın saçları kumraldı kestane gibi. Gözlerinin bir tanesi mavi diğeri kahveydi hafif makyajı onu tatlı göstermişti. Kocaman gülümsüyordu adeta sonsuzluk gibi. Mavi gözün altına yakışacak şekilde morluklar çizmem sonunda bu gün bitiyordu çoğu kişi kolay diyordu fakat basit bir göz altı çizimi bile 2 haftamı almıştı. Işığın elbisesi ve benim siyah gömleğim onların tasarımına sonunda geçebilmiştim fakat alarm çalında istemeye de olsa kalktım. Zaten sabah giyinmiş olmam hemen yola koyulmamı sağladı herkes beni Yahudiler için çalıştığımı sanır bu komikti Işık kadar bağlandığım bir şey varsa buda annemden kalan dinimdi. Işık tarafsız değildi bu kesindi sadece bana rol yapıyordu bunu anlamamak için aptal olmak gerekirdi. Aslında bu bir yönden güzeldi nede olsa beni hala unutmamıştı hayır hayatınıza bir adam almanız saygısızlık değil asıl saygısızlık o anıları o izleri kazımaktı. Acaba beni kazımış mıydı? Bilmiyordum havalı havalı yürüyerek Sinagog un altında ki gizli toplantı odasına gittim hayır burası Hristiyanlar içindi sadece Yahudilerin sanılsın diye özel yapılmıştı. Yahudilerin arasında bir ajandım ve tek amacım bilgi almaktı. Fakat bu basit bir ajanlıkla olmazdı bilgileri dinsizlere satmak mantıklıydı çünkü hedef aynıydı. Onlar eminim tanıyordu çünkü NARSO onlardaydı koltuklardan bir tanesine oturdum toplantı salonunda ki koltuklardan rasgele oturdum ve toplantı hakkında görüşlerini sununları dinleyip onlara katıldım. (arkadaşlar zaten buradan sonrasında uyuşturucuyu alma kararı verilecek gerisini biliyorsunuz hemen İnci'den anlatmaya devam edeceğim.) İNCİ 381 afallamıştı. O kimdi ki? Onu çimdikler gibi yaptığımda hızlıca role girerek elleri ile alkış yaptı sonra ise ürkütücü bir kahkaha attı. Sonra almak isteyen kişi geldi. Ben daha ne olduğunu anlamadan elimde tuttuğu ruju aldı. Sağ yanağıma çizdiğim yuvarlak içi ok (her şey yolunda anlamına gelir) diğer tarafa çapraz bir çizgi çizdi. Ok bir anda çarpıya dönüştü. Elinde 2 tane çanta vardı. "Yalnız güzel deneme tatlım ama uyuşturucu alacaksam MED (uyuşturucu çeşidi) alırdım. Amacınızın ne olduğunu anlamamak aptallık bende dinsizleri zeki sanırdım." küçük bir kahkaha attı Doruk onunla göz teması kurdu ve hayatımda görmediğim ürkütücü bakışlar attı. Gözlerini kısarak "amacımızın belli olmamak olduğunu nereden bilebilirsin" onlar sandığımdan daha zekiydi çoğu planında içinde yoktum yada Doruk şuan doğaçlama rol yapıyordu. "Şimdi sizinle kumar oynayacağız bu çantaların birisi Hristiyan ve Yahudiler ile ilgili bilgi doluyken diğeri bomboş olacak eğer ki Hristiyan ve Yahudilerin olduğu çantayı alırsanız bilgi sizindir fakat içi boş çantayı alırsanız bana dinsizler hakkında bilgi vereceksiniz" kendisinden çok emindi her haliyle belliydi bu resmen bir delilikti Doruğa baktığımda oda benim kadar çaresiz ve bir o kadar da dik başlıydı. "Peki bir soru soracağım kumarda hilede olur senin hileci olmadığını nereden bileceğiz" dedi ve kaşlarını kaldırdı. Ela gözlü adam kahkaha attı önüne gelen saçını çekti. Gülümsemesinde ki gizem ve ürkütücülük arkama geri adım atmamı sağladı sonra ise bende ona aynı ürkütücülük ile baktım daha doğrusu bakmaya çalıştım. 381'e baktığımda korktuğumu fark ettim. Fakat aksine ifadesi gayet rahattı şuan hepimiz kalın kalın maskeler takmıştık. "Tamam ama şu yüzümdeki maskeleri atalım önce. Bir Yahudi'ye asla güvenmem beni anladın mı Tolga şer" gülümsemesi solu fakat yüzünde ki ürkütücü ifade asla kaybolmadı. İsminin Tolga olduğunu anladığım adam gözlerini kıstı "Yahudi olduğumu nereden çıkardın?" 381 bir anda salonda yüksek bir kahkaha fırlattı. Ellerini birbirine bastırarak çırptı sonra ise bir elini cebine soktu telefonunu eline aldı ve konuşmaya başladı "her gün Sinagoga giden birisi nasıl Yahudi olmaya bilir şer" telefonundan Sinagoga girme görüntülerini gösterdi bu sefer bende inanmıştım gerçi inanmak değil birazda öğrenmiştim. Tolga yüzünü şaşırmış gibi yaptı şaşırmadığını ikimizde çok iyi biliyorduk. "Öyleyse artık şu oyuna geçelim mi acaba?" sorusu ile Doruk doğruldu bana güvenmem için kısa bir bakış attıktan sonra "kazanacağını nereden biliyorsun yoksa Tanrın mı dedi. Ben kazanacağıma inanıyorum ve ortaya NARSO'yu atıyorum" açıkçası rahatlığı şaşırtmıştı fakat örgütler hakkında her kez ufak bir şeyler mutlaka biliyordu fakat NARSO konusunda yalan söylemek gayet kolaydı. Yüzüne alaycı bir ifade aldı "peki öyle olsun" rahat bir tavır sergiledim ve gözlerinin içine adeta meydan okurcasına baktım o ise küçümser gibi baktı fakat umursamadım aynı onun gibi alaycı bir gülümsemeyi yüzüme kapladım. Doruğa baktım Tolga'nın hile yapacağı her halinden belliydi bu resmen bir kumardı ve kaybedilmesi sonucu bir çok insan ölebilirdi. Seçimi Doruğa bıraktım ve gergin olmama rağmen duvara rahatça yaslandım yüzüme sürülen ruju ise asla bozmadım. Doruk sağdaki çantayı aldı Tolga'nın mimikleri gayet rahattı bunu fark edince soldaki çantaya yöneldi Tolga'nın mimiklerinde değişiklik oldu şuan tol yaptığını çok iyi anladı ve ilk yöneldiği çantayı eline aldı. Tolga şaşırmış gibi oldu ama sonra yüz ifadesini hemen düzeltti. Çantanın içinde med uyuşturucu vardı altlarına doğru el gezdirdiğinde 4 tane dosya çıktı. "Tebrik ederim kazandınız ama kaybettiniz" yerimden doğrulup anlamaz bir ifadeyle baktığımda "zaten 2 çantada da dosya vardı 2'sinde de aynı bilgi vardı fakat bu sayede NARSO'yu bildiğinizi öğrendim buyurun 2 çanta da sizindir" şok olmuş derece de baktım. Konuşmaya devam ettiğinde "hem ayrıca artık dinsizlerin NARSO'nun tarafında olduğunu. Ayrıca senin geçmişte Yahudiler için bilim adamı olan senin de dinsizlere geçtiğini ve ata kolejine senin boşuna gelmediğin bu bilgileri zorlasan da zaten öğrenirdiniz buyurun çantalar sizin". Doruk zamanında bilim insanı olması beni şaşırtmışken basit bir satıştan bunların çıkarılması da yine ufak ayrıntıların önemini hatırlamamı sağladı. Doruğa baktığımda gayet yüzü normaldi ve bir anda ellerini çırpmaya başladı. "Hayır Tolga Şer bir kumarın sadece tek bir kazananı olur oda biziz çünkü biz buraya gelirken zaten hesapladık bu dosyalarda da bulunan her şeyi biliyoruz. Ama burada Yahudilere tek ihanet eden kişi sen değilsin. Ayrıca kumarı kaybetsek bile seni vurmak çok kolay olur çünkü ablama olan zaafını çok iyi biliyoruz." afallamış şekilde ona baktım Işık hanım ve bir erkek bu imkansızdı bir yandan dediklerinde ise haklılık payı vardı. "Benim ona karşı zaafım falan yok ayrıca madem her şeyi biliyorsun Ekinci neden buradasın" kollarını birleştirdi kaşlarını çattı Doruk'un rahat ifadesi tekrardan duvara yaslanmama ve onları keyifle izlememe sebep oldu. "Madem hayla duyguların yok Tolga Şer o zaman neden hayla mavi bilekliği takıyorsun ve benim burada olduğum seni asla ilgilendirmez" Tolga bilekliğe baktı ama sanki bileklik onun dönüm noktasıymış gibi. "Bu da seni ilgilendirmez Ekinci ayrıca benim zaafımsa senin de zaafın unutma o senin ablan ve şunu bil ki ben yönünü bile kaybetmiş bir kızı katilerinin içine sokacak kadar cani de değilim ayrıca benim tek zaafımla beni vurman da zor olur" nasıl yani Işığa nasıl bu kadar aşık olmuştu ki yada gerçekten aşık olmuş muydu? Mimikleri ve sinirlenmesi ve basit bir bilekliğe bakışı bile her şeyi açıklıyordu ona aşıktı. Bir anda çanlar çaldı bu bitiş saatini gösteriyordu. Doruk'un elini tuttum ve "Yavuz biz artık gidelim hayatım dedim ve koluna ustaca girdim. O ise Tolga isimli adam arkasına bakmadan gitti ve bonzai çantasını da Hintli bir adama teslim etti. Çıktığımızda Hanks bizi dışarı da bekliyordu hemen yanına gittik ve yolda gittiğimiz arabanın aksine lüks bir Doblo ile yola koyulduk. "Kız domates reçeline benzemişsin ya" Hanks'ın gülerek söylediği benimde gülmeme sebep oldu. 381'e baktığımda gözleri gülüşüme takılmıştı oysaki şuan onun benimle alay etmesi gerekirdi. Yol boyunca sohbet ettik Hanks yüzümü silmem için ıslak mendil verdi bende hemen sildim tabi ki çıkmamıştı. Yolun yarısında Doruk'un verdiği vazelin ile çok şükür ki çıkartmıştım. "Doruk kafana saksı falan mı düştü oğlum senin şuan bu tiple anıra anıra gülmen alayın dibini yapman lazımdı" ona katılır gibi yaptım 381 ise omzunu silkti ve telefonunu eline alarak oyalanmaya başladı. Bende omzumu silktim ve Ozanın attığı mesajlara baktım bir çok tehditlerini gülerek okudum. Bak kız çabuk eve gel sen kim olduğunu sanıyorsun. Aman çok önemli makam görüşmen var gir şu eve bacaklarını kırarım gayri meşru. Ne diyeceğim lan ben kardeşlerine baksana lan şunlara piç. Senin yüzünden gene kötü bir olay olacak. Lan bak bacak kadar boyunla. Neredesin inci bak eve gel gösteririm sana gününü. Erkeklerle fingirdeyeceğine git biraz ev işi yap zaten o şerefsizin çocuğu olarak kaldın elimiz de Son attığı mesajlardan baya öncesinde ki bir mesaja dayanamayıp yanıt yazdım "erkeklerle fingirdemiyorum ayrıca ben sizin elinize kalmadım sen karının namusunu koruyamamışsın ve ben size bana bakın diye de bir şey demiyorum ayrıca bana çıkar için baktığınızı oğullarınız ve minicik kızınızın psikolojisi bozulmasın diye beni evde tutuğunuzu biliyorum aptal değilim. çünkü açıklamaya korkuyorsun gerçeklerden korkuyorsunuz şimdi hiç bir mesajınıza bakmayacağım aramışsınız bakmayacağım yarım saate evdeyim bana da kızamayacağınızı biliyorum çünkü çocuklarınız çok değerli (o harfi 5 kez uzatılmıştır). Şimdi o huzurunu biraz da boz benim psikolojimi nasıl bozduysan her şeyi sen yaptın senden hep nefret edeceğim Ozan şanlı eve bu gün daha geleceğim ama sırf küçük kardeşim için ayrıca bana kızamazsınız çünkü evet ben şerefsizin kızıyım piçim senin kızın değilim olmayacağımda" mesajımı sonlandırdım ve telefonu kapattım sonra ise öfkeyle arkama yaslandım. Hemen bir yanıt gelmişti ama bakmadım yine klasik yalanlarını söyleyecekti biliyordum artık ona üzülmemeyi öğrenmiştim. Doruk bana bakarak "çok kızmıştır komik ama istersen ben konuşayım" Hanks daha da şaşırmış bir ifadeyle baktı Doruk ise ne var der gibi bir bakış attı gülümseyerek "teşekkür ederim umurumda değil onun yazdıkları zaten öz babamda değil" aynı tebessümü bana gösterdi ve önüne döndü. "Allah'ım ben bu zamana kadar sana inanmadım affet en büyük sensin" dedi ellerini açarak direksiyonu ise bırakması beni korkutmuştu bunu fark eden Doruk "lan şerefsiz herif kız korkuyor bırakmasana direksiyonu" Hanks daha da şaşırdı ve ellerini direksiyona koydu rahat bir nefes verdim ve saçlarımı düzelttim. Yolun yarısı Doruğun bana yürümeleri benim anlamazdan gelmelerim ve Hanks'ın şaşırmalarıyla geçti. Sonunda sokağın başına geldiğimizde arabadan çıktım ama onları sanki dinlemek istediğim için çantamdan bir şey alıyormuşum gibi yaptım dedikleri ise yanaklarımın kirazdan bile daha kırmızı olmasına yetti. "Ulan oğlum yol boyunca yürüdün lan kıza hayır hani seçmiyordun ayrıca sadece partnersiniz unutma sevgili olayları olamaz". "Hanko biliyorum da ben sanırım kendimi çok kaptırdım bak kimseye söyleme ben bu kızdan sonra kız demeyi bıraktım. O tabi ki de normal kızlar gibi farklı olmasını istemiyorum bundan dolayı kalbime girmesine ama o kızda çözemediğim bir şeyler var sanki onu her an yanımda tutmak istiyorum sürekli gülsün istiyorum ama ben bunları yaparken bir şey beklemiyorum ben" "Olum aşık olmuşsun lan sen beklemezdim valla sen demek o yüzden sadece şu çok güzel sekslerini 5 yıldır yapmıyordun peki ne zaman tanıştınız" "7 yıl kadar önce tanıştık benim onu kurtarmam gerekti ama sanki o bilinmezlik mezarının içinden o kurtardı beni sanki içimdeki dikensiz gülleri o açtırdı ve güller her birisi papatya oldu yeşerdi hiç solmak istemiyor her şeye rağmen" Onun benim hakkımda böyle düşünmesi bile güldürmüştü ne vardı ki onda bana çok uzun bir süre oyunculuk hakkında eğitim verilmişti fakat o beni bozuyordu kalp adındaki organ o gelince pır pır oluyor adeta bir kelebeğin 1 günlük ömrü olmasına rağmen pır pır uçması kardelenlerin kışın soğuğuna rağmen açması gibi ona bağlanıyordum gölgelerin beni takip ettiği sadece ölmek için yaşadığım bu hayatta ona sonsuz bağlanıyordum adeta bir sarmaşığın ağaca bağlanması uyduların gezegenlerini gelen gök taşlarına rağmen bırakmak istemeyişi gibi. Aklımda düşüncelerle eve gittim Ozan beni kapıda bekliyordu. Gülümsedim hatta kahkaha attım. "Çocuklar nerede" sorduğum soruyu duyunca yumruk olan elini daha sıkı sıktı. "Eve geç" diye alçak bir ses tonu ve bir o kadarda öfkeli ses tonuyla bağırdı ikiletmedim içeriye geçtim çantamı komodine bıraktım. "Ne lan bu rahatlık benim evimde yaşıyorsan kurallarıma uyacaksın" öfkeli çıkan sesindeki nefret istemeyiş her yerden belli oluyordu ayrıca bu kadar yüksek sesle bağırdığında kardeşlerimin Orhan amcamda kaldığını anladım. "Sana ne benim nerede kaldığımdan ayrıca evinizde kaldığım sürece bana kestiğiniz borç da bura da lütfen benim işlerime karışmayın ayrıca benim doğmam benim suçum değil madem öyle karınızın namusuna iyi baksaydınız" sözümü bitirdiğimde yumruk olan eli bir anda yüzüme geldi sonra beni yere yatırdı ve boğmaya başladı. Bir anda boğmaya çalışan bileğini burktum ve karnına hafif bir tekme attım boğazımda gene izler çıkmıştı umursamadım. Parayı sertçe masaya çaldım ve odama çıktım. Beni arayan Kenan (en büyük abisi 24 yaşında) abime tekrar aradım hemen açtı. "Alo fıstığım evde yoktun neredeydin" yine yalan söyleyecektim yine maske takacak sonra inandıracaktım ama ben çok yorulmuştum çocukluğumdan bu yana gücüm bitmişti son gücümle maskeyi yeniden taktım ve gülümsedim. "Ya abi proje ödevi vardı ya onu yaptım zaten saat 10 gibi gelmiştim geç oldu diye de amcamlara geçmedim" gözlerim dolmuştu fakat ses tonumu asla bozmadım ve dolu gözlerime rağmen mutluluk maskesi taktım. "Tamamdır fıstığım biz şimdi o tavla oynayacağız zaten babamda gelecek senle onunla gel" abime demek isterdim ben gelemem ben sizin kardeşiniz değilim sadece annelerimiz ortak fakat hiç bir şey demedim ve sadece gülümsedim sesim titreyecekti biliyordum. Sesim titremeyecek gibi olduğunda "yok abi ben çok yoruldum yarın gelirim olur mu?" gözlerimden yaş aktığında hızlıca sildim ağlamak istedim bağıra bağıra çığlık atmak istedim ben de buradayım anneme demek istedim anne ben de senin çocuğun değil miyim beni neden sevmen sadece basit bir rol neden benim canımın acımasını istiyorsun. Bir yerde okumuştum anneler çocuklarının acılarını hissed
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE