Ders zili çalmıştı. Ben şahsen derse girmek istemiyordum fakat girmek zorundaydım. Bu arada Tolga ile Doruk yer değiştirdiğinden Tolga başka şubedeydi ve bu bana azda olsa rahatlama hissi vermişti.
İyi bir matematik dersi işledikten sonra öğle arası oldu. Doruk ile öğrendiği yeni dedikoduları dinleyerek kantine gidiyorduk. "İşte şu Aleyna'da Cafer'in exmiş. Bu Cafer'de şuan onun ikizi ile sevgili. Ayrıca Cafer'in kardeşi Mete'de benim yanımda olan kızıl çocuk benim kardeşe aşık ama benim kardeş garip bir şekilde şu kantinci çocuktan hoşlanıyor esmer olan. Ayrıca Berrin'in sevgilisinde sana karşı hafif dolu boşaltmak lazım ama merak etme ablacık ben onu kısır kalmak üzere boşalttırırım" her olay daha fazla ilgili çekiyordu. Kısır kalmak üzere boşaltırım kısmında ise kıkırdamam konuyu kapatmasını sağladı ama tabi ki de susmadı.
"Şu Ceyda'da zorba kız ayrıca sanırım benim 1. ajan gelene kadar partner çilli kızla şu saçlarını mavi yapan lezbiyen ilişkisi yaşıyorlar ve Ceyda bunu benimle sevgiliyken yaptı hatta Ceyda'nın annesi öğrenince Ceyda ceza aldı ama bana kesinlikle bir şey demediler." bu beni şaşırtmıştı.
"Bu çocuklar gerçekten bir ilki yapacaklar hayır çocuk falan filan olursa da sana patlar ona göre" dediğinde gözleri büyüdü.
"Bura da neden her şey bana patlıyor ve kafetarya ile sınıf arası neden bu kadar uzak?"
Sorduğu soruyu soru ile karşılık vererek "neden bu kadar uzak ya" dediğimde 1 sorusunu cevapsız bıraktım.
Kafetaryaya girdiğimizde nefesimi dışımdan verdim Doruk çoktan telefonunda ki ses kaydedici uygulamasını açmıştı. "Yüzleşme vakti cağğnımın gönlüsü" dediğinde ifademi çok dışa vurmasam da aşırı gıcık olmuştum.
İstemezsem de hemen role büründüm ve dudaklarımı büzerek "selamlar bana 1 tane ice latte ver laktosuz marinesiz olsun" diyerek 200 lira verdim "üstü kalsın canım" dedim kahve hazır olunca ise Doruk Lena Mete Ceyda Selin ve tanımadığım 1 kız 1 erkek vardı.
"Heh Mezo'da geldi saçlarına bayıldım" dedi Selin. Doruk mimikleri ile beni çıldırtıyordu. Doruk'un kolu Ceyda'nın omzunun üst kısmındaydı ve Ceyda'nın başı Doruk'un başının hemen üzerinde izalanmıştı.
Doruk'un etrafı kolaçan eden tavrı vardı ben ise onun aksine rahattım benden şüphelenmişlerdi bende onlardan benim şüphemi kazanan herkes şuana kadar suçlu çıktığından rahattım.
Kahvemden bir yudum aldım ve cebime sıkıştırdığı telefonu ses kaydedici uygulamasından çıkmadan çaktırmadan verdim.
Bi anda Selma Hanım karşımızdaki masaya oturdu açıkçası bizi inceleyen bakışları vardı. Doruğa o fark etmeden göz işareti yaptım ve okula giderken Lusi'nin zorla verdiği çantadaki taşların ne kadar pahalı olduğunu anlatmaya başladım. Bir yandan da bizi inceleyen kadını kolaçan ettim.
Her ne kadar kendimi onlara kanıtlamaya çalış samda aslında kendimi hiç bir zaman kanıtlamadım. Alta kalmak lafı beni içim boşuna kelime israfıydı çünkü ben kendimi kendime kanıtladıktan sonra birisine laf sokmak kin tutmak komikti. Kendimi sadece bir kez gösterir sonra ise sadece bir olayı kendime kanıtlardım yaptığım konuşmalar ise o kişilere değil kendime göstermek olurdu. Şuana kadar kendim hariç herkese yalan söylemiştim. Ben bir yalancıydım ama kendime dürüstüm bu yüzdende ben bunu yapmadım hiç bir zaman demedim ben kendimi tanıyordum.
Muhabbet bittikten sonra sınıfa gittim kitap açtım ve okumaya başladım. Kitaplar adeta başka bir evrene geçmekti ve sanki o evrende tüm dertlerimiz yok oluyordu. Kitap okumak bir terapiydi kendi dertlerinin bazen aynısını ana karakterde yaşardı ve onun olayı çözmesi sizinde çözebileceğinizi gösterirdi.
Mutsuz sonla biten kitaplar ise genelde sevilmezdi fakat hayatın bir gerçeği de acıydı ve bunu bize hatırlatıyordu. Bazı aşklar yarım kalmaya mahkumdu Tolga ve ben gibi.
Büyük ihtimalle onun bana yanaşması bile çıkardı biz sadece çıkarlar uğruna birbirinden ve kendilerinden vaz geçen 2 zavallıydık. Belki Tolga Oğuz öldüğünde beni babamla baş başa bırakmıştı fakat Tolga kadar bende suçluydum.
Kitap okurken 1000 kez okusam da aynı hayranlıkla altını çizdiğim cümlenin altını gene çizim "ben iç Dünya'ma dönüyorum orada hayal kırıklığı yok" cümlede geçmiş vardı. Beni babam deliler hastanesine kapattığında Doktor bana iç Dünya'yı anlatmıştı açıkçası hayran kalmıştım gerçekten de öyleydi iç Dünya'da huzur vardı barış vardı sevgi vardı mutluluk vardı hüzün yoktu. Keşke insanlarda iç Dünyamda olduğu gibi olsaydı.
(Oğuz ata- tutunamayanlar kitabından alınmıştır)
3 Saat sonra
Okuldan çıkmıştık doğrusu Doruk Ceyda'yla latte içmeye gitmişti. Okul için özel aldığım telefonumdan şimdiden bile bir sürü bildirim geliyordu. Ben okuldan sonra hiç oyalanmadım ve hemen işimin başına geçtim.
Son zamanlarda bana gelen tüm haklı davaları imzaladım davaların gelen ülkenin dilinde olması da işleri yavaşlatıyordu Doruk bi halt yede şu davalara bir bak be.
Tüm bana gelen dosyalar bittiğinde sonunda ana davam olan 12 çocuk davasına ve agireye bakabildim. Açıkçası bu dava beni çok zorlayacaktı özellikle içinde benimde olduğum bu davada resmen bir anahtar işimizi kolaylaştırabilirdi. Peki ben tam olarak burada neydim? İçindeydim ama nasıl anahtar olabilirdim? açıkçası her şey çok karışıktı anahtar kişi olsam bile olaylar sanki hiç çözülemeyecek kadardı.
Agire Yahudilerin oluşturduğu bir örgüttü bunun yanı sıra Hristiyan'larında oluşturduğu agireye düşman olan bir topluluk vardır. Bunun temel sebebi Yahudilerin İsa'yı Çarmıha gerip katletmeleri de vardı.
Aslında Türkiye basit bir ülke olabilirdi fakat Konstantinopolis (İstanbul) Hristiyan'lar için altın değerindeydi Ayasofya her ne kadar cami olsa da hala değerleri önemliydi. Ayrıca Konstantinopolis Roma'nın Fatih Sultan Mehmet'in fetihine kadar başkentiydi. Bu yüzden olan darbe büyük ihtimalle İstanbul'da olacaktı.
Tüm bunlar birer soru işaretiydi ve yarısı ise tahmindi. Olaylar karışıktı küçükken beni her şeyi unutmam için babam Tımarhaneye yatırmıştı her ne kadar çoğu şeyi günlüğüm sayesinde unutmamış olsam da bu davanın anahtarı olan kendimi unutmuştum. Sonra belki yalan söylemeyerek kendime hatırlamaya çalıştım fakat ben abimin katilini bile hatırlamıyordum.
Sonunda soru işaretleriyle Makedonya toplantısı için çıktım kumaş bir kahverengi pantolon beyaz bir tişört giydim üstüne ise kahverengi ceket giydim saçlarımı adeta kopacakmış gibi topladım tre ıju (bilinmeyen yönetici) ve Avrupa birliğinin bana verdiği kartı taktım.
Bu toplantıda Yahudilerin olma ihtimaliyle her zamanki gibi sesimi değiştirdim ve gözümdeki kahverengi lensi çıkarıp mavi ile değiştirdim. Toplantının konusun Yahudilerle alakalı olmamasına rağmen. Bez ayakkabılarımı giydim ve yola koyuldum.
Konumuz Türklerin Arnavutlar tarafından farklı bir kimlik beyanına zorlanmalarıydı. Bu çok ciddi bir konuydu herkes olduğu ırkı istediği gibi yaşayabilirdi. Bu resmen ırkçılıktı özellikle bir kişinin olduğu ırktan belki de utanmasını sağlıyordu. Ben buna karşı çıktım karşı çıkmaya devam edecektim.
Aklımda düşünceler ile Efe'nin bana tuttuğu arabaya bindim ve konsoloslukta olacak toplantıya yol aldım.

(koymayı unutmuşum kombin bu hırkayı aynı renkte ceket gibi düşünün)
1888 Varşova/Polonya Sinagogu
Ey Noa sen Kohen soyundansın şimdi hayattan vazgeç ve soyuna layık ol" dedi Noa'nın babası gerilerek o çok korkuyordu bu çılgınlıktı. "Ama ben korkarım yapamam" dedi ve geriye adım attı fakat babası kolundan kavradı ve gözlerinin içine baktı. "Neyden korkuyorsun Noa ölmekten mi yoksa hayvanların insanlardan fazla olduğu nesil mi. Neyden korkarsın Noa ölümden mi yoksa biz İsrail oğullarının gene sürgün edilmesi mi. " Noa geriye bir adım daha attı "Efendim ben ölmekten korkmuyorum ben neslin düzelteceğine inanıyorum ama öldükten sonra yeniden yaşamaktan korkuyorum çünkü ben bir daha döndüğümde annemi kardeşimi değil onların belki de torunlarının torunu göreceğim Dünya değişecek ben kendimi nasıl açıklayacağım" dedi ve gencin gözlerinde ki korkusu daha fazla belli oldu. "Sen Kohen soyundansın sen Dünya'sın Noa sana onlar Kohen diye seslenecek ismini asla bilmeyecek ve senin anahtarında rüyaların ve bir kız çocuğu olacak" dediğinde Noa dayanamayıp güldü. "bir kız ilerde nesle iyi bir erkek getirmedikten sonra ne işe yarar ki" saygısızlık yapmak istemediğinden hemen duruşunu dikleştirdi ve saçının önündeki kıvırcık kısmı kulaklarının arkasındaki kel kısıma attı. "Haklısın şuan imkansız fakat Noa sen geldiğinde öyle bir Dünya olacak ki kadın erkekten daha fazla okuyacak toplumda eşit olacaklar ve eğer ki bu kız çocuğunu elinde tutamazsan bizim sonumuz o olacak. O kız bizim anahtarımız Noa. Onun öyle gücü olacak ki zamanında Mısırın bize bıraktığı mirasların dilini çözecek doğa üstünde kimsenin sahip olmadığı güce sahip olacak. Sen onu Rüyanda göreceksin Tanrı sana yardım edecek onun gayri biz gözü mavinin en güzel tonu bakanı gülümsetecek renkte iken diğeri kahverenginin en koyusu bakanı ağrıtan tonda olacak. O kız yaşasın diye ona Kleoptra beyni verilir. Yalnız nasıl verildiği bilinmez ve o antik mısırın gelmiş geçmiş tüm sırlarını bilir her şeyi unutsa da bir gün ik alfabelerden olan hiyeroglifi görse her şeyi hatırlar onu avcunda tut noa şimdi bu bodrumda bulunan içerisi kutuplardan getirilmiş buzun içine gir ve ölme ara ver don. Gayri bu buzlar eriyince çık ve onları Kohen soyunu Kohen'i göster Noa unutma pusulan rüyaların" Noa kaçmadı ve tamamen buzdan oluşmuş kabite girdi burası çok soğuktu üstü buzlar ile kabitin üstünü örttü ardından buz gibi olan bodrumdan çıktı. Noa bundan sonra ki hayatında Kohen'di ve 2 tane anahtarı vardı. Rüyalar ve küçük kız. O sonsuz uykusuna dalarken en büyük düşmanını anlatmaya başladı.
Narso dedi açılımı ;
Nation (ulus)
Answer (cevap)
Racial (ırk)
Safe (güvenli)
O kelimesi ise bir şema gibi düşünülerek adaleti temsil eder.
Bu açılım gene bir kadına verilecekti. Bunu Ateistler özel olarak kurguladı. Zaman tam bilinmez fakat 2000'li yıllarda ortaya çıkacak. Işığı yanına al yoksa kesinlikle Agire son olur şimdi 3 haftaya beynin donacak ben şimdilik gidiyorum uyu Noa uyu sonra ise uyan sonra ise unutma.
.......
Toplantı salonuna girdiğimde her kes ayağa kalktı. Oturmaları içi işaret yaptığımda herkes oturdu bir kaç kişi ayağa kalkmamıştı. Kendime özel koltuğa geçtiğim. İyi bir konuşma yaparak insan haklarını savundum vatandaşlık veren ülkelere teşekkür ettim her ne kadar karşı çıkanlar olsa da bu fikir yatacak gibi oldu. Ayrıca A.B ye girmeyen ülkelere de girmeleri için baskı yaptım.
6 Saat Sonra
Toplantı uzun sürmüştü. Saat akşam 9'geliyordu bir şey anlatmak hiç bu kadar zor olmamıştı.
Topladığım saçlarımı açtım çantam kolumda asılı kalmıştı ve bir yerden sonra ağrıtmaya başlamıştı. Dikkat çekmemek için elimden gelen her şeyi yapmıştım.
Neredeyse ofise kadar yürümüştüm ayaklarım zonkluyordu. İçeriye girdiğimde çoktan ekibin beni beklediğini ve İnci ve Doruk çoktan tanışmıştı. İnci'nin yüz ifadesine bakarsak Doruk şimdiden çıldırtmıştı.
İçeriye geçip kahve aldım ve hemen boş bir sandalyeyi kendime doğru çekerek oturdum. İnci bana bakarak "hoş geldin Işık Allah aşkına ben bununla mı sevgilicilik oynayacağım" Hanks arkasına yaslanmış olanları izliyor ve kahve içerken Dorukta ondan farksızdı.
İnci'yi kaderine bırakarak "Efe ve Lus nerede?". Diye sorduğumda Hanks doğruldu başına omzuna yatırarak "Efe toplantıda şu judge projesi için Lus'da onunla birlikte gitti. Çıkışta da iş yemekleri var geç gelecekler zaten görev hakkında bilgi sahibiler biz İnci ile Doruk'a izah edelim o yüzden". (Lus diye bahsedilen Lusi'dir)
Başımı onayladım ve anlatmaya başladım. Doruk dail hepsi de bana kulak astı. "öncelikle İnci bur da yapacaklarımız şey bir kumara bağlı. Şimdi Akif dosyada yazıyor Doruk'un annesi ile evli olan adam hikayeye göre Doruk hafızasını unuttu ve hatırladığında 18 yaşında. İnci annen gündelikçi olarak gidecek eve ve tesadüfen yasak aşk basacak biz sanki Nezahat Hanımmış gibi mesaj atacağız. Ulaştığımız velilere göre Akif beyin ortağının karısı ile ilişkisi varmış temizliğe giderken de ya yasak aşk yaşadığı kadın ölecek yada annen. Eğer ki o kadın ölürse 2. abin aslında öz olarak onun oğlu olduğu için Akif vicdan azabından seni ve kardeşlerini okula alacak yada annen ölecek ve baban hesap sormaya gittiğinde bir şekilde onu da ölecek suçlu ise Akif Akif Vaşak olarak gözükecek ve vicdan yapıp sizi okula alacak ama her türlü o okula gireceksiniz ve birisi ölecek tabi ki gerçekten öldürmeyeceğiz sadece imzaladıkları bedenleri bir süre özel otellerimizde olacak onun dışında en büyük izleri ve canlı bedenleri hayatta olacak." dediğimde Doruk bir şey demek için söz aldı.
"Anlamadığım şey Nezahat Hanım yani annem olayları nasıl bilecek de arayacak peki?" tınısı biraz da alay eder gibiydi umursamadım ve ciddiye almış gibi yaparak "evde bilerek tadilat varmış yaratacağız. Yani Evde muslukları patlatmak gibi bunu sen yapacaksın Doruk. Evde sanki tadilat yapılmış onlarda yasak aşkını yaşamaya gittiğinde annen tesadüfen basılacak ve 2'sinden birisi ölecek" dediğimde Doruk kafasını aşağı yukarı salladı.
"Peki efendim diyelim ki benim annem ve Ozan Bey diyelim ki öldü o zaman kardeşlerim nerede kalacak" diye sorduğunda Hanks ile göz göze gelmemiz uzun sürmedi aklıma bir fikir gelmişti hemen belirttim.
"Büyük ihtimalle amcanın küçük kulübesinde kalacaksınız. Efe ile paylaşayım uygunsa senaryoya yazsın." dediğimde yaslandığı yerden doğruldu ellerini birleştirdi gözlerimin içine bakmaya başladı.
"Ama orasını biz eskiden ama ahır olarak kullanıyorduk orada nasıl uyuruz nasıl rahat ederiz ne yaparız soğuktur bizim bizim küçük kardeşimiz var" dediğinde endişeliydi haklı endişesini göz ardı ederek "haklısın amcan büyük ihtimalle göz ardı etmez fakat sizinkiler evde olmadığı zaman iyi bir yalıtım yaptıracağım korkmana gerek yok ayrıca yere eski de olsa minder bırakır sanki kuzeninin eşyası gibi yaparsınız. Erzak içinde abinin gittiği son markette güya 10.000. müşteri olma şerefine büyük bir kolide yemek vereceğiz en kötü tesadüflerle yardım amaçlı birisi öldü bahanesiyle yemek vereceğiz sizi asla aç bırakmayacağımıza söz verebilirim" konuşmamda sonra rahatladı ve ellerini serbest bırakarak arkasına yaslandı düzleştirmiş olduğu saçlarından önüne gelen bukleyi kulağının arkasına itti Doruk ise onu tuhaf bir şekilde ilgi ile izliyordu.
İnci Doruk'a baktığında göz göz geldiler 7 saniye 76 salise bakıştıktan sonra İnci gözlerini kaçırdı ve hafif kızardı. Doruk gözlerini çekmemişti daha yeni tanışmalarına rağmen yakınlıkları hoşuma gitmişti fakat duygusal bir bağ ikisi içinde zararlıydı.
İnci'nin yanakları daha fazla kızardı fakat belli etmemeye çalıştı. Doruk arkasına daha fazla yaslandı ve diliyle dudaklarını ıslattı. Hanks elini ağzına götürerek öksürük sesi çıkarınca 2'de birbirine bakmayı kesip gözlerini bana diktiler.
İnci'ye bakarak "İnci birde söylemeyi unuttum bu gün Doruk'la göreviniz var" dediğimde İnci başını tamam anlamında salladı bende konumuzdan devam ettim.
"Doruk ile sen Hristiyan eski adamların kurduğu örgüt hakkında bilgi toplayacaksınız. Çünkü bizim elimizde örgütün ismi dahilinde bir çok bilgi maalesef yok. Siz oraya evli bir çift olarak gideceksiniz oraya 3. katta size Nesrin Hanım verecek kaçak Japonya'dan yasa dışı yollarla Rusya'ya gelen Bonzai uyuşturucusu özellikle m******e davasında (12 çocuğun öldürüldüğü dava içinde Işık oğuz Efe'nin de olduğu) en çok deney yapılan uyuşturucu. Bunu bir şekilde Hindu topluluğuna pazarlamanız lazım Hindular bizden her türlü daha fazla bilgi sahibi unutmayın." kahvemden bir yudum alarak konuşmama devam ettim.
"Ayrıca pazarlarken bazı kişiler Hindu görünümde Hristiyan olabilir o yüzden özellikle onları seçin." Onlar başlarını salladı toplantı bitimce her kes dağıldı.
Tam Doruk çıkacakken kolundan tuttum "baya iş birikti benim odada yapalım mı şunları?" diye sorduğumda Doruk kollarını birleştirdi ve kaşlarını çattı "bu gün kötü bir şey yapmadım ablacık neden çalışayım ki hayır ben senin sigortasız çalıştırdığın enayi çalışanın mıyım?".
Duruşumu dikleştirdim ve "zaten akşam 10'dan sonra pazarlamaya gideceksiniz gel sen 1 saat çalış yarın sana adana kebap alayım yanına da istediğin bir içecek" kollarını ayırdı ve "ayran organik olur yoğurta şu ceketi bırakıp geliyorum" kafamı salladım bu gün çok yorulmuştum onun yardımı bana iyi gelecekti.
Odama geçip dosyaları hazırladığımda Doruk karşımda ki yere oturdu dosyaları yapmaya başladık tabi ki Doruk Ekinci yanınızda ise saçma esprilerini dinlemek zorundaydınız.
"Ablacık kadının ismi Loe Telegram bende Doruk i********:" ters bakışlarımı ona çevirdiğimde hemen çekmecemden A4 kağıdı çıkardı davanın raporunu yazdı. 2 Dakikada 11 sayfa yazdıktan sonra hemen başka dosyaya geçti.
1 Saatte Doruk'un esprilerini en aza düşürdük+ 46 tane dosya yaptık. Şimdi Doruk ile İnci'nin görevi vardı o yüzden Doruk gitti bende işime devam ettim.
İNCİ
Bu gün Doruk Bey'le beraber Bonzai pazarlayacaktık. Ben hemen Nesrin Hanımın yanına gitmiş uyuşturucu maddeye bakmıştım. Toz halinde olan bu madde çok fazlaydı. Yeni açılan İstanbul Hava Limanının oralardaki bir ormanın içinde girecektik. Sonrasında bize kaçakçılar eşlik edecekti. Saat 12'de orda olmamız lazımdı.
Telefonu çıkarttım ve Ozanı aradım 4. çalışta telefon açtı. "Ne istiyorsun?" sorusu da sorumuydu be. İçimden sinir krizi geçirdim fakat dışımdan "ben akşam geç geleceğim öz babam hakkında bi şey buldum kardeşlerimi geçiştir zaten geçiştirmezsen senin başın belaya girer" ardından cevap vermesini beklemeden yüzüne kapattım.
Nefret ettiğim saçlarımı düzleştirdim sabah düzleştirmiştim fakat yeniden kabarmıştı. DN bırakmasın diye de özellikle düzleştirirken spreyler sıkmıştım.
Siyah kot bir pantolon üstüne beyaz bir tişört giydim tişörtü içime soktum. Üstüme deri crop ceket giydim.
Nude tonlu bir ruj sürdüm kirpiklerimi kıvırdım ve mascara sürdüm. Hafif bir bronzer sürdükten sonra kapının açılma sesini duydum o daha gelir gelmez kalbim pıt pıt atmaya başlamıştı bile.
İçeriye giren 381 yani Doruk'tu. O benim hayatımı kurtaran asıl kişiydi. Ben daha kaç yaşında olduğunu bile bilmeyen bir aptalın kendisiydim fakat o beni bilinmezliğin içinde kurtarmıştı. Belki şuan 22 yaşındaydım fakat hem fizik olarak hem de kimlik olarak ne yazık ki de
SEN KİMSİN 381
İNCİ
Deponun içindeydim kilitli kalmıştım. Ne çığlık atıyor ne bağırıyor ne de ağlıyordum hissizce etrafa bakıyordum. Ne zaman biteceğini düşünüyordum ölüm artık zevkli gelmeye başlamıştı. Yüksek bir kahkaha attım tıpkı Işığın bana öğrettiği gibi.
kural 1: Ne olursa olsun acını kimseye gösterme
Ozan odaya tekrar girdi. Yukarıda kardeşlerim gülerken ben bodrumda kan kusuyordum Allah hepinizin belasını versin diyerek içimden düşünüyordum.
Ozanı görünce güldüm hatta kahkaha attım. Ellerim ve ayaklarımı zincirlemişti ve beni ayakta bırakmaya zorluyordu. Sandalye vardı ona oturunca ayağı mters dönecek gibi olmuştu fakat umursamadım ve oturdum.
"Küçük kızım şimdi 6 aydır sorduğum soruyu gene soruyorum seni kim kurtardı" gözlerinin içine baktım ve kahkaha attım bunun üzerine bana sert bir tokat attı. Sonunda ağzımda biriken kanı tükürdüm ve daha sert bir kahkaha fırlattım.
Gözlerinin içine baktım "ne yaparsan yap Ozan benim canımı hiç bir zaman yakamayacaksın çünkü ben en büyük darbeyi annesinden yemiş ve babasını ömrünü sonuna kadar bekleyecek zavallı bir kızım ve bir zavallı her zaman acıya hazır olmalıdır" gözlerimden yaşlar aktı ama gülmem asla kesilmedi.
"Fakat tek zavallı ben değilim herkes seni harika bir adam harika bir baba sanıyor" yüksek sesle bağırarak "sen benim kızım değilsin" dediğimde kahkaham attı.
"Doğru ben senin kızın değilim ben bir tecavüzcünün kızıyım fakat seni herkes dürüst birisi sanıyor herkes seni iyi birisi sanıyor" sesimi yükselterek "fakat sen tanıdığım en kötü adam olacaksın. Ben istemedim lan böyle olmayı. Bu bana bir miras ben de isterdim annemin bunları yaşamamasını babamın beni tanımasını böyle olmak ben istemezdim. Canı