Akşam iyice içmişlerdi ben ise ölçümü korumuştum. Akşam Efe'de kalmıştım. Bu gün ise öğrenci gibi okula gidecektim. Sonra ise İnci ile Doruğa olayı anlatacaktım okula benimle beraber Dorukta gelecek İnci ise annesi babası öldüğünde doğrusu öldü gibi gösterildiğinde burslu gibi girecekti.
Doruk onu yaralayan ailesi ile beraber yaşayacaktı bunu istemiyordum. Korkuyordum bu bir itiraftı. Okulda rol yapmak gerçekten komik olacaktı. 1 yıllığına öğrenci olacaktık.
Yine okula hazırlanıyordum Doruk söylene söylene saçlarını Efe'ye jölelettiriyor bir yandan da Efe'ye sövüyordu. Ben ise saçlarımı bir maşa ile bukle bukle yapmakla uğraşıp hayatımda hiç duymadığım küfürler öğreniyordum.
"Ulan piçine soktuğumun si*kinin a*ını s*kt*ğimin or*spusu bu halim ney lan maymunun sikilmiş dişi olmayan haline benzedim lan. Bu ney lan. Bırak lan saçımı eş cinsel dişisini s*ktiğim bırak" diye söyleniyordu.
Bir yandan saçlarımı kıvırırken bir yandan gülmemek için dudağımı ısırıyordum. Halimiz gerçekten çok komikti ben normalde saçlarımı nadir açık bırakır ondada dümdüz olacak şekilde bırakırdım fakat şuan ise resmen gelin topuzu yapıyorum.
Doruk'un ettiği küfürler o kadar mantıksızdı ki üstelik bunları neredeyse 1 yıl kadar uzun süre yaşamış olmaları beni daha gülmeye itiyordu. Doruk görevi 1 yıl önce kabul etmiş ve neredeyse 1 yıldır da okula gidiyordu. Onun temel görevi öğrencileri korumaktı bir öğrencinin başına bir şey gelse sorumlusu Doruk'tu. Bunu kendisi istemesi ise tuaftı ve benim yardımım olmadığı halde harika geçiştiriyordu. Efe ise onu özel kuaförlük ile ödüllendiriyordu (!).
"Lan bırak" diyerek odaya girdiğinde beni görünce ufak (!) bir kahkaha attı. Saçlarında en az 5 ton jöle vardı. Efe fön makinesi ile onu kovalıyordu. Didişme o kadar uzamıştı ki benim odama kadar gelmişlerdi genlerinde kıvırcık gen olan Doruk'un saçları şuan dümdüzdü.
"Efe Allah aşkına bizi 2 dişi maymunun eş cinsel çocuğuna benzettin bu ne lan Işık bu kızın saçlarından tokayı atamıyoruz ne yaptın ulan" dedi kahkahalar arasında dayanamayıp bende güldüm.
"Cidden Efe biz şuan ne yaşıyoruz. Şu saçlarıma bak Doruk ile sende çocuğunu okula hazırlayan annelere benzedin" dediğimde Efe'de bu sefer güldü. Doruk ise yandan "anneğğ ben okula gitmeceğğimm ühühüh" dedi çakma bir tınıltıyla. Perçemlerimi şekillendirmeye başladığımda Doruk'ta sızlanarak saçlarını yaptırtdı. küfür ü ise hayatta kesmiyordu.
"Aha çakma annem arıyor" dediğinde Doruk efe hemen koltuk getirtti ve onu saç şekillendirme odasına taşıdı aslında bunu hiç birimiz kullanmayacaktık fakat Doruk'un annesini kandırmak için böyle bir yer açmıştık.
Yüzüne hemen iyi evlat maskesi yaptı ve dakikalar sonra küfür ilk kez kezdi. "Canım annem bende okuldan önce kuaföre geçtim öyle sabah çok erken kalktım canımın gönlüsü kapattım ben annelerin bir tanesi" dediğinde Efe ve ben sesli bir şekilde kahkaha attık.
Efe doruğun sesini taklit ederek "cağnıımıınn gönlüüsiü" dediğinde kahkaham büyüdü Dorukta kahkaha atmaya başladığında evi sadece gülüşme sesleri doldurmuştu. Artık gülmekten gözlerimiz doluyordu o sırada Efe ise çoktan Doruğun saçlarını bitirmişti.
Doruk saçlarını görünce ekstra kahkaha attı arkadan bağlamalı topuzum ise ortama hızlıca uyum sağlamıştı. O kadar tepedendi ki kendime bakıp daha fazla gülmüştüm. Her gülüşmede bir geçmiş her gülüşte bir kaybedilmiş ve hepsinde kaybolan hayatı yeni kazanma. Biz başaracaktık abicim biz başaracaktık Oğuz biz mutlu olmayı ve adaleti dağıtmaya başaracaktık. Sana söz.
Şimdi soruyorum küçük kızım abin mi ailen mi.
...........
1. KİŞİ AĞIZ ANLATIM
İnci evindeydi. Bir mektup vardı mektubu gördü ve gülümsemesi genişledi. Bu ona öz babasından kalan tek izdi. Mektubunu koyduğu ayıya sıkı sıkı sarıldığında annesi ve üvey babası içeri girdi. Hatice Hanım çoğu zaman onu görmek istemezdi onu her gördüğünde aklına nasıl babasının onu bıraktığı ve saatlerce t*cavüz edildiği aklına geliyordu. Ozan bey ise karısı olanları idrak edemediği için sorumlu gene inci olmuştu. Oysaki İnci basit bir çocuktu. İnci bir bilinmezliğin içindeydi ne yaşamak istiyordu ne ölmek hayatı o kadar belirsizdi ki daha gerçek yaşını bile bilmiyordu ve öğrenmekte istemiyordu. Ne mi istiyordu bir mum bir kadeh ve yüzleşmek için gerçekler. Fakat ailesi bunu bile elinden almıştı başta İnci isminin inci olduğunu bile öz babasının ona yazdığı mektuptan öğrenmişti . Kendisi hakkında tek gerçek oydu. Hatice kardeşlerine hasta demişti kardeşlerinin psikoloji bozulmasın diye İnci'yi seviyormuş gibi yapmışlardı. İnci 16 çocuktan birisi değildi olmak çok isterdi. Ozan saçlarını sahte bir ifadeyle okşadı yemeğini bıraktı beyninden sinyal sesleri gelmesin diye ilaçlı meyve suyunuda yanına koydu. İnci kafasını çevirdi Hatice çoktan dışarı çıkmıştı Oğulları dışarıda çay keyfi yapıyordu onlara çay ve bisküvit getirmişti. Psikopatça gülümsedi cebinde ilacın olduğunu biliyordu cebinden ilacı aldı ve gözlerinin içine bakarak susuz yuttu. Beyninden gelen radyasyon sebebi ile birde ilacın etkisiyle ağzından kan geldi adamın kahverengi gözleri irileşti kel kafasındaki basit saçları hariç hepsi diken diken oldu İnci durmadı. Evlerine haciz geldiğinden ev gaz lambası ile aydınlanıyordu. Fakat İncinin odasına mum koymamışlardı çünkü İnci her mum gördüğünde çığlık atmak istiyor ve ilaçlara rağmen ikinci beyni çalışıyordu. Odada sadece Ozan ile inci olmasına rağmen inci arkasına döndü ve derin bir kahkaha attı. Evet o şizofrendi aslında sadece ilaçları içince geliyordu o gölgeler. O ilaçlar onu iyileştirmiyordu beyine her dakika frekans gidiyordu ve bu dışarıdan gözükmesin diye ilaç kullanıyordu sinyal kesinse diğer insanlardan farkı yoktu. Onun kusura da buydu o hayata 1-0 geriden başlamıştı kötü bir ailede büyüyen bir çocuk her zaman eksik kalırdı her şey geçse bile boğazındaki boğduğunda izler duvara attığı yumruğun yankılanması mumum yanışı cam bir bardağın sertçe duvara çalınması bile hiç geçmeyecek kötü bir izdi. Bazen yanan basit bir ateş o ruhun izi olabilirdi. Kötü bir ailenin sonucunda olan çocukların bazısı iyi anne babada olamazdı ya biz ailemizden öyle gördük diyerek babasına annesine olan kızgınlığını ondan çıkarırdı yada sadece o çocuğun zamanında kendisi acı gördüğü dalları sulardı çocuk o dallara da su istediğinde ya nankör olurdu yada şımarık. Ozan gölgeyi gördüğünü anladığında kilitli pencereden bir mum çıkardı o arkasına bakarken mumu yaktı camı sıkıca kapattı ses kardeşlerine gelmesin diye kız yanan mumu görünce ona gitmemesi için yalvaran gözlerle baktı fakat Ozan dinlemedi kapıyı sertçe kapattı. İnci önce çok büyük bir çığlık attı korkuyordu. Sonra ise Işığın ona öğrettikleri aklına bir anda önce gülümsedi sonra ise kahkaha attı ardından titreyen dizlerine inat mumum başına geçti. Görünen gölgelerin her biri mumu almasını söylüyordu inat yapınca ise her biri ne olduğunu bilmediği bir nesneyle ona vuruyordu ve bağırıyorlardı. Fakat İnci buna rağmen muma "senden nefret ediyorum" dedi. Sonra ise ayıcığı parçaladı tam o mektubu yakacakken çığlıklar bağırmalar şiddetler yükseldi mektup elinden düştü ve kulaklarını kapatarak büyük bir çığlık attı. Gözlerini yumdu ağlamaya başladı sesler yükseldi zorla da olsa kalktı fakat bu sefer mektubu yakmadı çerçevede duran aile fotografını eline aldı. Kahkaha attı gözyaşları içinde dakikalarca fotoğrafa baktı. Sonra ise onun olduğu yeri kırmızı bir kalemle çarpı attı. Çığlık sesleri yükseliyordu bağırılmanın şiddeti artıyordu kulaklarına gelen ses o kadar yüksekti ki bir daha duymayacağını bile düşünmeye başlamıştı. Çığlığın yanında anne ve üvey babasının ondan her kurtulmak için yaptıkları planlardaki sessiz çığlıklarını duyuyordu. Dizleri titrerken doğruldu yavaş adımlarla camın oraya gitti komşusu olan amcaları yengeleri ve kuzenleri gelmişti herkes gülüyordu neşeliydi fakat İnci o tabloda yoktu olamazdı da. Onları görünce tüm çığlıklar sustu direnişler sustu sadece gülüşlerinin yankısı kulaklarında canlandı. Annesi 10 yaşındaki kız kardeşinin saçlarını okşuyordu oysaki ona 9 yaşında bitlendi diye saçlarını kısacık kestirtmişti. Ona her seferinde onun yüzünden hayatının mahvolduğunu her şekilde belirtmişti. Sadece bir piç olduğunu bir kaza sonucu Dünya'ya geldiğini aslında hiç gelmemesi gerektiğini ona defalarca anlatmıştı. Fakat o bunu kabullenmemişti. Başta erkek olmadığı için böyle olduğunu babası fakir olduğu için böyle olduğunu küçük olduğu için böyle olduğunu düşünmüştü. Fakat kız kardeşi doğunca anladı sıkıntı cinsiyetinde yaşında değildi sıkıntı kendisiydi. Sıkıntı var olmaydı Tanrı'nın üvey evladı olsa bile bir gün yanına gitmek bu belirsizliğe son vermek artık en büyük isteğiydi. Camın köşesinden ayrıldı fotoğrafı eline aldı ve fotoğrafı mum ile alevlendirdi. Sonra ise ahşap masasının üstüne bıraktı artık gölgeler tamamen susmuştu sadece ailesinin gülüşme sesleri ve fotoğrafın yanma sesinden başka hiç bir şey duymuyordu. Gene de her şeye rağmen doğruldu. Verilen portakal suyunu tek dikişte içti pilavdan ise aç olmamasına rağmen kendisini zorlayarak hepsini bitirdi. En son gözlerini yumdu camın kenarına geçti gözükmesin diye tülü çekti ve onların gülüşünü gecenin karanlığında dakikalarca izledi. Saçını okşanan kardeşinin saçlarının ne kadar düz ve gürdü up uzundu tamda onun istediği gibi. Fakat bir yandan sonra artık kendisi saçını uzatmak istememiş ve küt modelinde kesmişti. 1 santim dahi uzasa hemen keserdi çünkü bir santim daha uzasaydı annesi saçını gene kesecekti. Aslında ilgilenmiyordu fakat o öyle hissediyordu. Onları izleyerek uykuya daldı o tabloda belki bir gün maskesiz olurdu bilmiyordu şunu net biliyordu o varoş piçin tekiydi ve daha ailesi ise sevmemişti. Hayatta 2 amacı vardı birisi ablası olarak gördüğü onu ailesinden fazla seven Işığı memnun etmek ikincisi ise mektubun sahibini bulmak ve kendisi ile tanışmaktı. Sonra ise ebedi sessizlik ebedi huzur ateşin yakmadığı toprak olmak.
Işıklar söndü mum yandı.
Mum yandı bardak kırıldı.
Mum yandı küçük inci bayıldı.
Mum yandı gölgeler incinin oldu.
Mum yandı İnci Buket oldu bir gün belki de yanacak olan Işığa rağmen.
Mum yandı maskeler takıldı küçük kız sustu yerine ailesinin dönüştürdüğü canavar kaldı.
Toprak olmak istiyordu küçük kız ruh olma. Küçücüktü o daha masumdu sadece taktığı maske onu büyütmüştü.
Oyuncu değildi ama rol hayatının vazgeçilmeziydi.
Bitmek üzere olan mum sanki kendisini göstermek istiyormuş gibi son kez yandı maskeler düştü gölgeler gitti mum söndü ve geriye sadece gülümseyen yüzler ve küçücük bir kız kaldı.
*****************
Doruk akşam herkes Efe'de kalmasına rağmen ona zarar veren öz annesi ve üvey babasının evine gitmişti. Evin kapısını anahtar ile açtığında öz kardeşi Lina'nın uyumamış olduğunu gördü. Aileye göre güya Doruk hafızasını kaybetmişti uyandığında ise 18 yaşında olarak kendisini düşünüyordu. Saçları dağılmıştı yemek yiyen kardeşinin yanına gitti. Kendisine makarna yapmış yiyen kardeşi onu görünce rahat bir nefes verdi. Onunda özel bir çiple ve ameliyat ile sanki her güzel anısında Doruk varmış gibi oldu. Fakat bu süreçte ismini Doruk değil Özkan olarak hatırlıyordu yani Işık gibi onun da adı değişmişti. "Abi hoş geldin halin ne içki kokuyorsun" dediğinde kendisini kokladı. Evet bas baya içki kokuyordu. Normalde içkiliyken kendisini kontrol edebiliyordu fakat o şüphe duyulmasın diye sarhoş rolü oynadı. "Ne içtim mi yoo sen ne yiyon biraz versene" dediğinde e yi uzattı. Sonra ise yürürken tökezler gibi oldu son anda masaya tutundu. Normalde sarhoş olsa bile bu kadar olmazdı. Hatta uyuşturucu içip üstüne rakip ajanların darbe için kaçırdığı halk uçağını bile rahatça yönetmişti. Yani direnikliydi. Lena hızlıca kalktı onu tuttu ve masaya oturttu. "İçmişsin işte. Nasıl saklayacağım babamdan ayrıca bu vegan sen yemezsin." dediğinde gülümsedi bu biraz sarhoş olmuşta hiç bir şeyin farkında değilmiş gülüşüydü.
Bir anda mutfağın Işığı açıldı. Gelen Akif'ti yani Doruk'un üvey Lena'nın öz babasıydı. Doruk onu öz babası sandığını sanıyordu fakat doğrusu böyle değildi. Doruk her şeyin farkındaydı hatta öz babası ile daha Işık ile Oğuz bile tanışmamışken o tanışmıştı. Ona "oğlum" demişti fakat o sadece gülümsemişti. Ellerine birbirine çarparak Işık ile Oğuzun yaşadıklarını anlatmıştı. Kendi yaşadıklarını anlatmıştı. Son kez bir kez daha gülümsemişti ve dolu gözlerini umursamadan gitmişti. Akif "heh Özkan efendi demek eve gelmeyi buyruk ettiniz" dedi sinirli bir sesle. İçki içtiği belli olsun diye "buyruk ettim." Baş parmağını kaldırdı çapraz adım attı ve parmağı düştü bu görüntü gerçekten komikti. Akif ellerini yumruk yapmıştı fakat karısı ve biricik kızı için sustu. "Lan birde rahatmış gibi davranıyor sen eve hep geç mi geleceksin lan" dediğinde Doruk güldü "ama sevgilim üzülür" dedi ses tonunu büzerek ve çok sarhoş olduğunu belli etti. Akif daha fazla sinirlendi gözlerini kapatıp nefes verdi. "Yat yatır şunu sende kilo alacaksın babacım yeme" dedi. Dilini dışarı çıkarıp gözlerini araladı. O kadar iyi rol yapıyordu ki inanmamak elde değildi keşke Akif ona "canın acıyor mu" dediğinde de rol yapsaydı en azından canı daha çok yanmazdı. Lena onu belinden kavradı ve yürütmeye başladı normalde yürüyebilirdi hatta o kadar dinçti ki en az 5 km koşabilirdi. Fakat rolü gereği düşüyormuş gibi yapıp çoğu yerde takıldı hatta saçma sapan espriler bile yaptı. Yatağa ulaşmaları en az 7 dakikalarını almıştı. En Lena yatağa adeta itercesine attığında uyuyormuş gibi yaptı o gidince ise cebinden telefonunu çıkarttı ve okuldaki öğrencilerle alakalı daha ayrıntılı bilgi topladı. Bir çocukta durunca aklına geçmişi geldi gözleri doldu ama asla ağlamadı Doruk Ekinci ağlamazdı en son ağladığında babaannesi ve Oğuz ölmüştü hayattaki tek varlığı olan ablasını kaybedemezdi. Işık hastaneye kaldırıldığında her gün uzaktan uzaktan gelmişti. Sadece Tolga'ya şüphe olmasın diye yanına gelemdi. Oysaki ona bir şey olsaydı kafasına direk sıkar ve yaşam adındaki bilinmezliğinde sonuna gelirdi. O ışığın aksine sıkıntılarını günlüğüne yazmaz şiir yoluyla belirtirdi. Tarihleri ise her zaman yazardı çünkü geçmiş olmadan gelecek olmazdı. Çocuğun hikayesi kendisi ile baya benziyordu sadece o hafızasını hatırlamıyordu keşke oda her şeyi unutsaydı. Özel eşyalarını koyduğu dolabına gitti çekmecesini açtı ve yazdığı şiirlerden kendisini en etkileyeni açtı. Okumaya başladı.
2006 10 Nisan Cuma
Evimin taşlı yolları var.
Her taşın altında bir vahşet, ihanet, kan.
Korkuyordu küçük oğlan ellerinde demet demet papatya.
Cesur ol derdi ona derdi abisi cesur oldu geçti taşlı yollardan fakat çiçekler hüsran.
Papatyalar birer çocuktu solmuştu tüm papatyalar.
Umutlar birer güneşti akşam oldu bitti umutlar.
Babalar birer sıcaktı çocukları ise kar. Korkuyorum hava çok sıcak.
Minik oğlanın her bir yaprağı kopmuştu tutunmak istiyordu küçük. Babaannem beni bırakmazdı.
Evimin taşlı yolları gerçeklere çıktı.
Güldü küçük çocuk çünkü acı çekmesi hoşuna gidiyordu artık.
Her dalını özenle kopardılar alıştı çocuk artık acılarına gülmeye.
Bahçede kalan son çiçek kanla bulandı her vahşed her kan her intikam.
1.GÜN: Ben ölmek istemiyorum bırakın beni diyerek ağladı. Baba canım çok yanıyor. Umursamadılar onu o ise can acısı ile hıçkıra hıçkıra ağladı.
52. GÜN: Yaşattıklarınız yetmedi mi dediğinde doğruldu ağzındaki kanı tükürdü canım acımıyor daha çok vursanıza hadi dedi oysaki canı çok yanıyordu. Küçücük yaşına rağmen güldü her vurulduğunda daha fazla kahkaha attı. Gözleri dolmasına rağmen gülüşü öyle baskındı ki göz yaşları belli edemiyordu.
(KİTAP İÇİN YAZILMIŞTIR)
Gözleri dolu dolu şiiri okudu ve yine güldü. Çekmecesinden ıslak mendil çıkardı yaralarını gizlemek için sürdüğü kapatıcıyı sildi. Kendisini yatağa attı alarm kurdu ve uyudu.
.........
3. kişi ağız anlatım Işık
Efe'de kaldıktan sonra okula geçmiştik. Farklı arabalarla gitmemize rağmen yol boyunca kulaklıkla onunla konuşarak "canımın gönlüsü" kelimesi ile dalga geçmiştik. Efe çoğu yerde bağlanmış dalgamıza dalga katmıştı. İnci 2 gün sonra gelecekti.
Discorttan konuştuğumuz için kimseye ilgi çekmezdi. Ayrıca iş ile alakalı şeyleri dinlenme ihtimaline karşı yüz yüze konuşurduk. "Oğlum şuna bak Avrupa'da saygıyla anır adaleti yönetirdik maymun oldum lan" dediğimde Efe ufak bir kahkaha attı sonra yine bağlantıdan koptu.
Doruk "hakikaten sen Narso değil misin kızım neden çalışıyon" dediğinde kafamı omzuma yatırdım ve söylemekten asla bıkmadığım ve hiç bir zaman bıkmayacağım o sözü söyledim. "çünkü Doruk iyi bir lider kimi zaman göklerde kartalken kimi zaman yerdeki hamam böceği olabilir bu onun yönetici olduğunu değiştirmez. Yönetici her koşulu bilmelidir ki her koşulu harika yönetsin ve adalet olsun." dediğimde Doruk başta sessiz kaldı meğerse mikrafonu kapalıydı. Hakikaten biz ne yaşıyorduk ulan.
Okula gelmiştim arabamdan indim. Saçlarıma son bir kez göz atıp podyuma girer gibi okula girdim. Güya Doruk bir çocuğu dövdüğü için sınıf değiştirmişti. İnci'de bu sınıfa gelecekti sınıf sınıf değil efsanevi milan kadrosuydu.
Sınıfa "güno yine ben geldim" diye en enerjik şekilde. Doruk'tan en uzak köşeye oturdum. Etrafında bir sürü kız vardı açıkçası sesleri buraya kadar geliyordu. Yanında da 1.70 boylarında kızıl bir çocuk vardı yüzünü incelediğinde mimikleri o kadar sahteydi ayrıca dışarıdan sahteliğinin anlaşılması zordu.
Telefonumu çıkartıp Efe'ye "ırzın yandı Efe şuan Doruk içinden bile babanın 40 kez s*ktirtmiştir. Efe gülmekten ağlayan surat emojisi attı.
Sıramda bir el gelince telefona daha çok gömüldüm çünkü gelen Tolgaydı. "Demek şuan bana bakmıyorsun he minik papatya" dediğinde Doruk gülücek gibi olup son anda toparladı. Bir yandan da telefonun ses kaydetme tuşuna bastı Lusi ile onun sağlam alay konusu olacaktım.
Onu yeni görmüş gibi yapıp hemen ayağa kalktım mimiklerini inceledim gerçekten çok usta bir oyuncuydu. "Ya şey siz neden ben hastanedeyken başımda neden beklediniz acaba" dedim ve çakma perçemlerimi kulağımın arkasına ittim.
Göz teması kurmaya çalıştı sonra ise eli ile mavi bilekliğimi gösterdim "bunun için" dediğinde yüzüme şaşırmış maskesi takarak "ben geçmişimi hatırlamıyorum acaba sizin benim geçmişimle ne alakanız var" dedim.
Sonra ise gözlerimi kaçırdım ve Doruğun yanına gittim. Bir kızı omzunun arasına almıştı. Bana baktığını görünce Rusça içimden "ben cadıyı aramaya gideceğim buralar sende" dedim. Rusça bilmek imkansızdı buralarda aslında her öğrencinin velisinin bir günahı vardı sonucunda ise günah onlara kesilecekti.
Selma öğretmen 1 hafta boyunca komada kaldığımdan beni odasına çağırmıştı. Buda bende ufak da olsa bir şüphe oluşturmuştu. Odaya girdiğimde kravatımı sıktım ve çakma perçemlerimi düzelttim.
"Evet hocam beni çağırmışsınız" dediğimde gözleri beni sorgular gibi bakıyordu. Otura bilir miyim anlamında işaret yaptığımda gözleriyle otur hareketi yaptı.
"Vurulmuşsun kızım iyi misin" dediğinde sorgulayan bakışları hala üzerimdeydi. Perçemimi kulağımın arkasına attım "bir şey yok hocam biraz vurulduğum yer acıyor ama gene de iyi olmaya çalışıyorum" dedim. Sorgulayan bakışlar hiç bir zaman kesilmiyordu.
"Peki güzel kızım 18 yaşında sıradan bir kızın vurulması ve ailesi buna rağmen yanına bile gelmemesi sebep nedir Mezbul hanım" dediğinde yüzüme nazik bir gülümseme geçirdim.
"Ailem karanlık bir tip fakat ben sadece okumaya geldim hocam" dedim. Çok uzun bir süre İsveç'te kaldığımdan aksanım da da Kuzey Avrupa'dan gelmiş gibiydi.
"Ailemden dolayı çok uzun bir süre Kuzey Avrupa'da yaşadım hatta Türkçe'yi çok sonra öğrendim. Kuzey Avrupa'dan gittikten sonra ailem karanlık işlerinin içine çekmeye çalışıyor bu olayda onun içinde oldu fakat hocam size ısrar ediyorum lütfen beni anlayın" dedim yüzüme muhtaç bir ifade takarak.
Nefesini verdi "şimdilik disiplin kurula bir şey demeyeceğim fakat aynı olay bir daha yaşanırsa gözünün yaşına bakmam tutanağını tutarım okuldan da atarım ayrıca ailende haftaya Cuma gelecek" dediğinde başımı salladım.
"Şimdi revire git yarana bir kez baksınlar kötüyse bu gün izinlisin" yine başımı sallayarak onayladım kapıyı gösterince oturduğum yerden doğruldum ve kapının ilerisine çıktım.
Revire girmeden önce sınıfa girdim cüzdanımı aldım. Aslında o bir cüzdan değildi içinde şüphe olmasın iye DN değiştirici aldım. Lavoboya gittim boş olan aralıklı kapılardan bir tanesine hemen girdim. DN mı bildiklerini bildiğim için tüm vücuduma sürdüm.
Saçlarımı açtım. Gözlerimi dahil özel damla sıkarak geçici bambaşka DN oluşturdum. Zaten yarısında peruk ve saç kremleri cart curt derken DN olduğunu düşünmezdim. Yine de Efe'ye sordum onun onayı ile saçlarıma da pembe olan kapsulu biraz su ile ezerek saçıma sürdüm.
Tuvalet kapısını açtım ileriye bir adım atarak öne atıldım. Revire giderek yarama baktırttım hiç bir sıkıntı olmadığı anlaşılınca kantine gittim. Nede olsa elimde cüzdan vardı dimi. Selma Hoca sayesinde 3 derse girmemiştim.
Kantinden rasgele kahve yaptırdım. Etrafı izlerken gözüm sucuk kesen çocuğa takıldı. Simsiyah saçları hafif bol yanakları iri bedeni kavisli bir burnu vardı. Boyu 1.70'lerdeydi. Üzerinde okulun çalışanlarının giydiği forma vardı yani siyah bir kot beyaz bir tişört ve önlük. Ayakkabılarının çakma olduğu her yerden belliydi.
Aklıma Tolga geldi hakikaten o okula neden gelmişti. Bir şekilde onunla yakınlaşmam lazımdı. Kahvemden bir yudum daha aldığımda içeriye Tolga'nın geldiğini gördüm. Önüme dönüp kahvemden bir yudum daha aldım alırken o kadar hızlı içmiştim ki kahve bilekliğimin Tolga hemen yanıma geldi "Işık iyi misin".
Eli bileğimi tuttu masadaki ıslak mendili bileğime tuttu gözlerimin içine bakarak "canın acıyor mu " dediğinde gözlerim onun ela gözleriyle hiç olmaması gereken tınıdaydı. Islak mendili alıp tam ayağa kalkacakken kahve dökmediğim bileğimden kavradı. "Hep benden kaçacak mısın diğer gözünün mavisini hep benden saklayacak mısın? Şu güzel bakışlarını benden ayıracak mısın sayılı maskelerle mi yaşayacaksın? Benim yanımda da mı o küçük aşık kızı yaşatmayacaksın" dediğinde yüzüme anlamaz maske taktım. Oysaki çok iyi anlamıştım tam konuşacakken ayağa kalktı ve o gitti.
Geldiğinde bir fotoğraf vardı. Bu fotoğrafta Oğuz Tolga ve ben vardım. "Sen şimdi hatırlamıyorsun unuttun fakat bu güzel bileklik gibi izleri kaldı. Bir yeri temizlediğimizde izleri mutlaka kalır sen diyeceksin ki neden bunları neden anlatıyorsun çünkü Işık yani Mezbul " dediğinde eli ile kafamı gösterdi "buradan temizlenmiş olsam da" eli göğüs kafesimin üstüne gitti atan kalbimi göstererek "bura da her zaman izleri kalacak" dediğinde benimle göz teması kurdu o sırada beyinler sustu her şey sustu sadece Tolga ile Işık kaldı. O an beyinler sustu kalpler kaldı. O an büyükler sustu çocuklar kaldı ve en masum temiz haliyle aşk kaldı. Ela gözleri kahverengi olan gözlerimle kesişti. Biliyordum kahverengimi sevdiği kadar mavimi de özlüyordu.
"Seni hatırlamıyorum ama bakışlar bambaşka şeyler hissettiriyor" dediğimde gözlerinde oluşan zafer ifadesi bakışlarımı derinleştirdi. Dudağını yaladı o sırada ne yaptığımı anladım ve kalktım. "Teşekkürler şimdi daha iyi sıcağa soğuk tutmak fotoğrafı da aldım" dedim ve hızlıca ayağa kalktım.
Geri zekalısın Işık aşk yok çocukça bir şeydi ve bitti. Hayır bitmemişti haklıydı temizlenmişti fakat izleri yine kalmıştı. Ne diyordum ben ya.
BÖLÜM SONU
SELAM AŞKLARIM BİR BÖLÜMDE BU KADAR UMARIM SEVMİŞSİNİZDİR OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜR
SEVİLİYORSUNUZ