AARON VE MELATİAH (4. BÖLÜM)

2112 Kelimeler
Düz bir ormanlık arazide Aaron, Melatiah ve Drucilla ateşin etrafında oturuyordu. Melatiah, Drucilla ’nın kafasının arkasına, Goblinlerin bayıltmak için vurduğu yere ilaç sürüyordu. Drucilla ’nın canı yandı. “Şşş.. Tamam. Geçti, Geçti.” Aaron kollarını birleştirmiş yere eğik halde toprağa bakıyordu. Bu Melatiah ’ın dikkatini çekti. “Aaron? İyi misin?” Aaron hala yere bakmaya devam ediyordu. “İyiyim Melatiah.” Melatiah Drucilla ’ya ilaç sürmeye devam ediyordu.            “O mağarada ne oldu Aaron?”            “Ne olduğunu biliyorsun.”            “Bana kaçmamı söyledikten sonra mağaranın girişinde seni beklerken bir şeyler söylediğini duydum.” Aaron sessizliğini koruyarak yere bakmaya devam ediyordu. Melatiah bu duruma biraz öfkelendi. “Aaron, Cevap ver!”            “Amcamızmış.”               “Kim?” “O Elf.” Melatiah konuşamadı. Kelimeler boğazına düğümlenmişti. “Kılıcımı tam göğsünün ortasına sapladım Melatiah, sanki hiçbir şey olmamış gibi kendini bana doğru çekti.” “Sonra?” ““Gözlerin aynı babana çekmiş yeğenim!” dedi. Sonrada buhar oldu, ben de o sırada Drucilla ’yı duyup sesine doğru gittim, sonrasını biliyorsun.” Melatiah, Drucilla ’ya ilaç sürmeyi bırakıp ateşin yanışını izledi. “Sanırım ben biraz uyuyacağım.” Melatiah soluna doğru yattı, Sırtını ateşe doğru verdi gözleri kocaman açıktı, korkmuştu. Gözlerini zor da olsa kapattı ve yine o korkunç rüyalardan birisini görmeye başladı. Rüyasında evinin mahzenindeydi. Annesini masanın üzerinde yatar halde, başında ise yaşlı kambur bir adamı, kafasını annesinin sol koluna doğru Eğilmiş olarak görüyordu. Melatiah biraz daha dikkatli baktı yaşlı adamın ağzı yüzü kan içindeydi, Melatiah ve Aaron ’un annesinin kolunu o hâlen canlıyken yiyordu. Anneleri hiç hareket etmiyor sadece acı içinde inliyordu, Annesinin gözünden akan yaşlar çok belliydi, Melatiah bu manzara karşısında donup kalmış hareket bile edemiyordu. Melatiah mahzenin kapısına atılan tekmeyi duydu. Yaşlı adam kafasını kadının kolundan kaldırdı. Kapıya bir daha tekme atıldı ve kapı kırılarak ardına kadar açıldı. İçeriye, gün gibi parlayan baltasıyla Aaron girdi. Yaşlı adam Aaron ’a doğru döndü ağzını kocaman açtı kollarını havaya kaldırdı. Aaron koşarak yaşlı adamın üzerine doğru gitti, baltayı olabildiğince sert bir şekilde adamın kafasına geçirdi. Yaşlı adamın kolları birden iniverdi baltayı adamın kafasından çıkardı ve bir daha aynı noktaya vurdu, yaşlı adam yere düştü. Aaron baltayı kaldırıp bir daha adamın üzerine indiriyordu. Bunlar olurken Melatiah annesinin yanına koştu, Sağ tarafına geçti, sadece ağlıyordu. Annesinin gözünden hala yaş geliyordu, annesinin ağzından iki kelime çıktı. “Beni… Öldürün…!” Arka tarafta Aaron hala baltayla adamı kesiyordu. Aaron, onu parçalara ayırmıştı.            Melatiah birden uykusundan Aaron tarafından uyandırıldı. Bir tas yemeği kardeşine uzattı. “Tekrar mı gördün o rüyayı” dedi. Aaron ’un sesi çok sakindi. “Evet.” Diye yanıtladı Melatiah, bir yandan da Aaron ’un uzattığı yemeği aldı. Drucilla ’nın karşısına oturup yemeğini yemeye başladı. Aaron ise huzursuzlanmıştı, genelde kardeşi bu rüyalardan sonra hiç konuşmamazlık yapmazdı. “Biliyor musun Melatiah. Ben de ara sıra o rüyaları görüyorum. Ama benim gördüğüm rüyalarda annem hiç yok. Sadece kapıyı kırıp baltamla babamızı parçaladığım o an var. O rüyayı her gördüğümde, kafasının o parçalanma sesi yine kulağıma geliyor ve ben bundan daha büyük zevk alıyorum.” Aaron daha önce kardeşine hiç böyle bir itirafta bulunmamıştı. Melatiah abisinin de tıpkı kendi gibi zorluk çektiğini o an anlamış oldu. Yemeklerini yerlerken Melatiah bir an Drucilla ’nın yüzüne baktı. İki eli de kâse de yemeği ağzına dikiyordu. Bir an göz göze geldiler, Drucilla’nın gözleri neşe doluydu. Melatiah ’ın gözleri, Drucilla’nın boynundan dışarı çıkmış altın kolyeye takıldı. Melatiah bu kolyenin ne olduğunu biliyordu. August ’un verdiği kitaplarda tıpkı bu kolye gibi başka bir kolye daha vardı. “Aaron…” dedi sessizce. Aaron kardeşine baktı. Melatiah devam etti. “Kolye.” Aaron kafasını Drucilla’ya çevirdi. “Ne olmuş.” Dedi sessizce, kafasını kız kardeşine çevirdi, fakat Melatiah ’ın gözleri kocaman açılmıştı. “Melatiah sorun ne.” Melatiah, Aaron ’a döndü. “Cadı kolyesi bu!” dedi sert bir ses ile. Drucilla elindeki kâseyi yere düşürdü ve dik dik Melatiah ’a bakmaya başladı. Aaron kılıcını çekmek için davrandı. Drucilla birden kafasını Aaron ’a çevirdi. Ellerini Aaron ’a doğru uzattı. Drucilla hiç konuşmuyordu, elleri sanki Aaron ’a yapmaması için yalvarır gibi sallıyordu. Aaron ve Melatiah duraksadı. Kolye, bir cadı kolyesiydi ama kızın hareketleri sadece masum bir kızdan başkasına ait değildi. Aaron kılıcını yerine soktu. Melatiah ise Drucilla’ya daha yakından bakmak istedi. Yerinden kalkıp Drucilla ’nın yanına oturdu kafasını iki eliyle tutup bir sağa bir sola çevirdi. Sol eliyle Drucilla ’nın çenesini tutu ve sağ eliyle ağzını açtı. Gördüğü şey karşısında şoka uğramıştı. Drucilla’nın dili yoktu. Daha doğrusu, dili kesilmişti. Melatiah, Aaron’a döndü patlamış gözlerle. “Dilini kesmişler Aaron.” Dedi. Aaron da bu duruma çok şaşırmıştı. “Yanlış bir şeyler olduğunu biliyordum!” diye cevap verdi. Melatiah, Drucilla ’yı bırakıp yerine oturdu. “Üzgünüz…” dedi. “Kolyeyi görünce senin şey olduğunu sandım…” Drucilla ise bir yandan ağlarken bir yandan da kafasını aşağı ve yukarı sallayarak “Sorun değil…” diyordu. Birkaç saat boyunca üçü de sesiz kaldı. Melatiah ve Aaron sürekli birbirlerine bakıp hiçbir şey demiyorlardı. Melatiah bir kâse daha yemek koyup Drucilla ’ya verdi. Drucilla ise sanki kötü muamele görmeye alışmış gibi bunu hiç sorun etmedi. Sade bir tebessümle yemeği kabul etti. Kâseyi yine iki eliyle tutup ağzına doğru götürdü. Aaron kafasını yukarı kaldırdı. “Melatiah.” Dedi birden. Melatiah ise ne olduğunu anlamamıştı. Önce bir ıslık sesi duyuldu, çok geçmeden ise bir ok Drucilla’nın kafasının arkasından girip ağzından çıkmış ve onu oracıkta öldürmüştü. Drucilla’nın cansız bedeni yere yığıldı. Melatiah ’ın verdiği kâse hala ellerindeydi. Aaron kılıcını çekerek okun geldiği yöne doğru döndü. Bunun ardından gelen birkaç ok Aaron’u ıskaladı ve çok geçmeden bir düzine asker belirdi karanlığın içinden, gelenler Lort Athalos’un askerleriydi! O sırada Melatiah Drucilla’nın bedeninin yanına gitti. Belki de onu kurtarma umuduyla aceleyle onu inceliyordu. Fakat Drucilla için, o masum ve hor görülmeye alışmış bu kız için her şey bitmişti. Melatiah kısa kılıcını çekti. Artık bir düzine askere karşı sadece iki kardeş yan yanaydı. Aaron tecrübeli bir savaşçıydı ve düşmanının ona saldırmasını beklemekten çok önce o düşmanına saldırmayı tercih ederdi. İlk hamle Aaron’dan geldi. Üzerlerine gelen askerlerden ilkini yere yığdı fakat ardından gelen iki asker onu öldürmesini engelleyerek Aaron ’u geri püskürtmüştü, bu sırada Melatiah üstüne gelen başka bir askeri önce yere devirmiş daha sonra da boğazını keserek işini bitirmişti. İki kardeş karanlıkta iyi bir mücadele verdi o akşam. Geriye sadece üç asker kaldığında işleri daha da kolaydı fakat hiç öyle olmadı. Bir asker zaten yorulmuş olan Melatiah ’ı boğazından tutarak yere fırlattı. Aaron da son derece yorgun haldeydi. Neredeyse askerlerin hepsiyle tek başına bir mücadele vermişti. Kardeşinin yere düştüğünü gören Aaron, koşarak kardeşinin başındaki askerin solundan, uzun kılıcını kaburgalarından içeri soktu fakat o da askerle beraber yere düştü. İki asker, kardeşlere yaklaştı. Bir tanesi kılıcını kınına taktı ve yerde yatan Aaron’u yumruklamaya başladı. Aaron yorgunluktan karşılık veremiyordu. Diğer asker ise Melatiah ’ın başına gitmişti, Melatiah neredeyse yerde baygın yatıyordu. Asker Melatiah’ı saçlarından tutup yerden kaldırdı. Melatiah acı içinde bağırmaya başladı. Aaron kardeşini o halde görünce birden çıldırıp askeri üzerinden attı ve yerdeki kılıcını alarak diğer askerin üzerine koşmaya başladı, diğer askerin arkası dönüktü. Aaron kılıcını sertçe sallayarak askerin kafasını ikiye ayırdı. Askerin vücudunda çenesinden yukarısı yoktu. Aaron tekrar yere düşen kardeşinin yanına sürünerek gitti. Saçlarıyla kapanmış yüzünü açtı ve nefesini kontrol etmeye başladı. O anda arkasındaki asker geldi bu sefer. Aaron ’u kardeşinin üzerinden kaldırdı ve dizlerinin üstüne çökmesini sağladı. Kılıcını çekti, kılıcın kenarıyla Aaron ’un boynuna dokundu. Tam Aaron ’un kellesini almak için kılıcını sallayacakken Aaron sağ elini kaldırdı. “Merhamet…” Aaron’un kanlar içindeki ağzından çıkan sözlerdi bunlar. Kafasını kesmek üzere olan askerden merhamet dilenmişti. Asker pis bir gülümsemeyle karşılık verdi. Fakat bu sefer Aaron da askerin gözünün içine bakarak gülümsüyordu. Aaron sağ elini tekrar havaya kaldırdı ve bileğindeki arbaleti saldı. Asker, boğazından kanlar fışkırırken dizlerinin üzerine çöktü. Aaron güç bela ayağa kalktı, kız kardeşinin yanına gitti ve kardeşinin yanında duran kılıcını aldıktan sonra askere döndü. Asker elini havaya kaldırdı, eğer konuşabilseydi merhamet dilenecekti fakat boğazındaki ok buna engel oluyordu. Aaron askerin gözlerinin içine baktı, kafasını hafif sola eğdi. Ve elindeki kılıçla askerin kafasını bedeninden ayırdı. Kılıcını yere attıktan sonra tekrar kız kardeşinin yanına gitti. “Bitti kardeşim…” Melatiah gözlerini hafif açtı. Aaron kardeşinin gözlerinin içine bakıyordu. “Daha fazlası gelebilir ayağa kalk!” Melatiah abisinin yardımıyla ayağa kalktı. Çevresinde yatan ölü askerlere, kesilmiş kafalara ve kopmuş uzuvlara baktı. Yavaş adımlarla Drucilla ’nın bedeninin yanına gitti. Drucilla ’nın kafasına saplanmış oku yerinden çıkardı ve ağzını kapattı. Kolyesini boynundan aldıktan sonra kardeşine döndü. Aaron, arbalet okunu askerin boynundan çıkarmış yerine takıyordu. Melatiah kardeşini bir süre izledi. “Aaron sen iyi misin?” diye soru sordu. Aaron ayağa kalktı ve kardeşinin yanına gitti, yere çöktü ve hiçbir şey söylemedi. Kardeşinin alnındaki saçlarını kenara çekti ve alnını öptü. “Drucilla’yı gömelim.” Aaron ilk defa tanımadığı bir insana böyle bir iyilik yapacaktı. Melatiah bunun ne anlama geldiğini biliyordu, bu Aaron’un saf öfkesinden başka bir şey değildi. Aaron ve Melatiah, Drucilla’yı gömdükten sonra arkasından birkaç kelime söylediler. Melatiah, kızgın olduğunu bildiği kardeşine seslendi. “Şimdi ne yapıyoruz Aaron.” Aaron ise sakin bir ses ile yanıtladı. “Daha avımız bitmedi.” k kardeşine doğru dönüp gülümsedi. Bu gülücük bir nefret gülücüğüydü. Melatiah ve Aaron atlarına bindi. Dolunayın yollarını aydınlattığı akşamda atlarını koşabilecekleri en hızlı şekilde sürdüler köşke. Toprak patika ve taşlı yollardan geçtiler. Aaron'un siyah pelerini, onu siyah atının üzerinde sanki avını kovalayan bir şahine benzetmişti. Melatiah ise yol boyunca aynı hiddetini koruyordu. Köşkün çatısı uzaktan göründüğünde, Aaron atını daha da hızlı sürmeye başladı. Köşkün önündeki boş arazinin sınırını çizen ormanın içinden önce kara bir şövalye göründü. Kapıdaki askerler ne olduğunu anlamaya çalışırken Aaron kılıcını çekti. Atının üzerinde onlara yaklaşan kara şövalye elindeki dolunayın ışığını yansıtan kılıcıyla hızlıca askerlerin üzerine doğru ilerledi. Kapıda bekleyen iki askerden sağdaki kılıcına davranana kadar, Aaron kellesini almıştı. Diğer asker ne olduğunu bile anlamadı. Sadece yanından geçen kara gölgeye bakakaldı. Fakat o da Melatiah'ın kılıcından nasibini aldı. Kapıdaki askerler yere yıkılırken, Aaron ve Melatiah, köşkün kapısında atlarından atladılar. Fakat ortaklıkla kapıda öldürdükleri iki askerden başka kimse yoktu. Aaron bir kelime dahi etmeden hızlıca kapıya doğru yöneldi. Kapı onlar için açıktı. Heykeller ve tablolarla dolu koridordan geçti iki kardeş. Nihayet lordun kapısına vardılar. Kapı August tarafından nezaketle açıldı. İki kardeş kılıçları hazır halde odaya girdi. Odada ilk geldiklerinde gördükleri askerler yoktu. Sayıları Aaron ve Melatiah tarafından ormanda azaltılmıştı. Geriye sadece beş asker kalmıştı, onlar da lortlarını korumak için geride kalmıştı. En azından Aaron öyle sanıyordu. Aaron lorda doğru yaklaştı. Lordun yüzünde boş bir ifade vardı. “Sanıyorum ki kızımı bulamadınız avcılar!” diyerek sesini yükseltti. Melatiah, kardeşinin yanına gelerek durdu ve çantasından kolyeyi çıkartıp zincirinden tutarak lorda gösterdi. Lort ise daha da sinirlendi. “Bu bir tehdit mi! Hemen kızımı bana verin!” O sırada August masanın arkasındaki bir kasa sikkeyi masaya koydu ve Lordun sağına geçti. Lort ne olduğunu anlatamamıştı. August'a döndü. “August ne yapıyorsun!” August ise lordun yüzüne hiç bakmıyordu. Gözleri Aaron'da idi. “Ödüllerini veriyorum lordum. Kolyeye karşılık bin Gal, tıpkı söz verdiğim gibi!” Lort öfkelenmeye başladı, askerlerine August'u ve kardeşleri öldürme emri vermek için tam ağzını açacaktı ki karnında bir ağrı hissetti. August, lordunu karnından defalarca kez bıçaklamaya başladı. Zaten her şeyin farkında olan Aaron ve Melatiah kılını bile kıpırdamadı. Son olarak August lordun en son olarak boğazını kesti. Lordun gözleri kocaman açılmış askerlerine bakıyordu. Fakat askerler hanidir ona hizmet etmiyordu. Lort, sağ kolu August tarafından katledildi. August lordun kıyafetinden bir parça keserek kanla bulanmış ellerini ve yüzünü temizledi. “Şu aptal heriften de kurtulduğumuza göre artık pazarlık yapabiliriz. Ormanda iyi iş çıkardınız, onlar sadece piyondu. Asıl merak ettiğim o Elften nasıl kurtuldunuz! Haha! Tek görevi sizi öldürüp kızı bana geri vermekti! Ama neyse ki siz asıl önemli şeyi buraya getirdiniz. Kolyeyi bana verin, paranızı alıp buradan gidin. Öldürdüğünüz askerlerimi görmezden geleceğim!” Fakat Aaron aynı soğukkanlılıkla August'un gözlerinin içine bakıyordu. Aaron kardeşine seslendi. “Melatiah, kolyeyi bana ver.” Melatiah elindeki kolyeyi abisine verdi. Aaron kılıcını yerine soktu ve August'un yanına doğru yürüdü. Masaya vardığında içi para dolu sandığın kapağını açtı ve August’ a doğru çevirdi. August bir sandığa bir de Aaron'a baktı. Daha ne olduğunu bile anlamadan Aaron, August'un boğazına vurdu önce. Nefessiz kalarak iki eliyle de kendi boğazını tutan August'un kafasını defalarca sikkelere vurdu. Ta ki kafası patlayana dek. Tam bu sırada odadaki askerler kılıçlarını çekmiş bulunmaktaydı ve hedefleri Melatiah oldu. Melatiah bir kılıç darbesini savuştursa da diğerine zamanında yetişemedi. Melatiah karnından geçip sırtından çıkan üç kılıç darbesini aynı anda aldı. Karnını deşmiş üç kılıç ile yere yığıldı Melatiah, o sırada Aaron odadaki küçük kıyımına başlamak için kılıcını çekmişti. Askerlerden ilki Aaron'a yalnız başına saldırdı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE