AARON VE MELATİAH (3. BÖLÜM)

2473 Kelimeler
Kadın sürekli bunu tekrar ediyor ve bir yandan ocağın üstündeki yemeği karıştırıyordu. Melatiah çığlık atarak Uykusundan uyandı, karşısında rüyasında gördüğü kadın duruyordu. Melatiah ter içinde gözlerini patlatmış kadına bakıyordu. Kadın tekrar konuştu. “Ben..i Öldürün !” Aaron ’un sertçe kapıyı açmasıyla kadın birden kayboldu. “Melatiah! İyi misin?” diye bağırdı Aaron. Melatiah kendini yatağa salıp hıçkıra Hıçkıra ağlamaya başladı. Aaron yatağın başına gelip kardeşinin kafasını kendi göğsüne yasladı. “Geçti kardeşim, geçti.” Melatiah ağlıyor ve bir yandan da konuşmaya çalışıyordu. “Ölmek istiyorum Aaron, Lütfen beni öldür!” Melatiah kardeşinin göğsünden kafasını biraz çekti ve gözlerine baktı.               “Lanetimiz üzerine olsun!” Aaron ’da aynı şeyleri öfkeyle dile getirdi. “Lanetimiz üzerine olsun!”. Aaron bir süre daha kardeşinin yanında durdu, kardeşi uyuyakaldığında o da odasına gitti. Sabah olmaya başlamıştı. Melatiah abisinden önce uyanmıştı. Melatiah kısa kılıcını kınına taktı yol çantasına lazım olacak şeyleri koydu. Aaron odaya girdi, bileğindeki sargıyı sıkıyordu. “Hazır mısın Melatiah?” Melatiah ellerini beline koyup geriye doğru doğruldu, sağ eliyle gözünü sildi ve burnunu çekti.               “Birkaç saniye daha Aaron.” Aaron kardeşi hakkında endişeliydi. “Hala o rüyayı mı düşünüyorsun?” dedi sakin bir ses ile. “Sadece suçlu hissediyorum Aaron. Belki de o şeyi öldürmeden önce bilen birine danışmalıydık.” “Evden adım atmadan önce ölmüş olurduk.” Dedi Aaron ve bunu söylerken çok emindi. Aaron sağ bileğindeki sargıyı iyice sıkarken yere bakıyordu. Melatiah ise bu kâbusları bitirmek için can atıyordu. “Bu kontratı tamamladığımızda yeteri kadar birikmiş olacak.” dedi. Aaron ise kardeşinin konuşmasını bitirmek istemiyordu. “Evet, sonra da bir tapınakçı bulmalıyız.” Ve konuşmaya devam ettiler.               “Biraz araştırma yaptım Aaron, buraya birkaç gün mesafede bir tapınak var, orada bir tapınakçı olabilir”.               “Önce kızı bulalım Melatiah, bunları daha sonra konuşuruz.”               “Senin için söylemesi kolay, her gece annemizi onu öldürmem için bana yalvarırken gören sen değilsin!”                             “Melatiah...” Aaron bileğindeki sargıyla oynuyordu. “O ne?” Melatiah meraklı bir şekilde izlemeye başladı. “Bir arbalet Melatiah.”               “Bir arbaletin olduğunu bilmiyordum.”               “Benim değil, August verdi…” Bileğindeki sargıyla biraz daha uğraştı. “Ve işte oldu tam bileğime göre ayarladım.”            “Umarım onunla kelebek haricinde başka bir şeyi öldürebilirsin…” Aaron kız kardeşine karşı sert bir bakış attı. “Elini çabuk tut, gün doğmak üzere. Atlar köşkün önünde bekliyor o kızı bulmalıyız Melatiah.” Melatiah camdan dışarı, doğmak üzere Olan güneşin dağlar ardından yansıttığı maviliğine baktı. Aaron atının üstünde kardeşini bekliyordu. Melatiah köşkün kapısından çıktı, ata doğru yürüdü, çantasını atın eyerine bağladı ve atın sırtına atladı. Aaron kardeşine döndü. “İstikamet?” diye sordu kardeşine. Aaron iyi dinlenmiş ve enerji doluydu. Melatiah yanıt verdi. “İlk mağara, birkaç saat uzaklıkta.” Kardeşi atın üzerinde yavaş yavaş giderken Aaron hafif bir tebessüm ile ona bakıyordu. “Rehberim sensin öyleyse, önden buyur.” Melatiah önde, Aaron ise onun arkasında orta hızda köşkün sınırlarından çıktılar.            Aaron ve Melatiah ormanın içindeki keçi yolunda atlarını mağaraya doğru sürüyordu. “Yaklaştık mı Melatiah?” Melatiah, sağa ve sola bakarak cevapladı. “İlk mağaraya çok yakınız.” Aaron atını durdurdu. “Atlarla çok fazla yaklaşmayalım, bir şey varsa atları ürkütür, onca yolu yürümemiz çok vakit kaybettirir.” Melatiah, Abisinin dediğini mantıklı buldu. Eğer atlar kaçarsa ne kızı kurtarmak için ne de geri dönebilmek için yeterli vakitleri olurdu. “Dediğin gibi olsun Aaron.” Aaron ve Melatiah atlarından inip onları bir ağaca bağladılar. Melatiah Atından çantasını, Aaron ise kılıcını Aldı. Biraz yürüdükten sonra haritadaki ilk mağaranın girişini gördüler. Mağara diyebilmek için çok büyük değildi. Aaron ve Melatiah mağaranın girişine Vardılar. Aaron yere baktı. “İzler var hem Goblin hem de…” “Hem de ne?” Dedi Melatiah. “Kız bu mağaranın içine sürüklenmiş.” Mağaradan garip bir hırıltı sesi duyuldu daha çok can çekişen bir tavşanın sesi gibiydi. Aaron kafasını kaldırıp mağaranın içine baktı, çok karanlık ve hiçbir şey görülmüyordu. Aaron, kardeşine seslendi. “Melatiah, meşale.” Melatiah çantasından kısa bir meşale çıkardı ve Aaron ’a uzattı. Aaron çakmak taşıyla meşaleyi yaktı ve kılıcını çekti. “Melatiah, sen burada bekle.”            Melatiah şaşkın bir suratla Aaron ’a baktı. “Ya içerde büyük bir şey varsa Aaron?” Endişeli bir ses ile söylenmiş önemsiyen bir kardeşin laflarıydı bunlar. “O zaman çığlıklarımı duyarsan kaç.” Aaron başka bir şey demeden içeri daldı. Mağarada ilerledikçe meşalenin ışığı kayboldu, Melatiah gittikçe uzaklaşan kardeşini daha net görebilmek için gözlerini kısıp ardından bakmaya başladı, ve ışık tamamen kayboldu. Birkaç dakika sonra Aaron mağaranın derinliklerinden bağırdı. “Melatiah!” Melatiah kardeşinin ona seslendiğini duyduğunda kısa kılıcını çekti, tam mağaraya dalacakken, meşalenin ışığını gördü hemen sonra Aaron ’u görebilir hale geldi. Aaron mağaradan sol elinde kafası neredeyse patlamış Bir Goblin ile çıktı. “Melatiah, doğru yoldayız. Görünüşe göre Drucilla uyanıp bir tanesini neredeyse haklamış. Ve bak!” Aaron mavi bir bez parçasını kız kardeşine gösterdi. “Kumaş çok yeni, eminim Drucilla ’ya aittir!” Melatiah Goblinin alnındaki işarete odaklandı.            “Aaron bu…”            “Evet, Elf büyüsü.”            “Aaron… Bu annemizin alnındakiyle aynı işaret.”              Aaron şaşkın gözlerle kız kardeşine baktı daha sonra da Goblinin alnına baktı. Sinirden Goblinin ensesini istemsizce sıkan Aaron Goblinin boynunu kırdı. İkisi de bir süre sessiz kaldı, İlk konuşmaya başlayan Melatiah idi. “Aaron, geri dönüp kontratı geri verelim.” Aaron hala Goblinin alnına bakıyordu. “Yapamayız.”               “Aaron, işin ucunda bir Elf varsa…”            “Onu da öldürürüz.”            “Aaron ne safkanız ne de tapınakçıyız. Ona zarar veremeyiz!”               “Daha iyi ya! En azından acı çekişini izleriz.”               “Aaron, geçen seferki sadece şanstı. Bir daha yaşanılması imkânsız bir şans.”               Melatiah kardeşinin vazgeçmeyeceğini anladı. “Aaron o zaman bir şartım var.” Aaron kafasını Goblinden ayırıp kız kardeşinin gözlerinin içine baktı. “Ve şartın?”            “Eğer başaramayacağımızı anlarsak, kaçacağız ve bana söz ver, peşine düşmek yok. Bu düşman bizi çok aşıyor.” Aaron kafasını Gobline geri çevirdi. “Söz mü Aaron?” Aaron kısık bir ses ile yanıtladı. “Tamam, söz, peşine düşmeyeceğim Melatiah ama yaşadığını bilerek de huzurlu uyumayacağım.” Aaron boynu kırılmış Goblini yere attı, intikamcı bir ses ile- “Ee… Diğer mağara çok uzakta mı?” diye sordu kardeşine. Melatiah endişeli bir şekilde Aaron’ a baktı… Ve gülümsedi. “Tahminen 2 saat uzaklıkta.” Aaron ise sinirliydi. “Atlar bence bütün gün koşabilir…” Aaron ve Melatiah mağaranın girişinden hızlıca inerek atlarına atlayıp yola koyuldular.               İkinci mağaraya tahminlerinden çok çabuk vardılar, Aaron yine mağaranın girişini kontrol edip bir meşale yakarak içeri girdi, Aaron mağaranın içinden elleri boş çıktı. Ve üçüncü mağaraya gitmek için yola koyuldular bu sefer. Atlarla hızlı bir şekilde ilerlerken Aaron, yolun kenarında çalılardan zar zor görülen toprak patikayı fark etti ve kardeşine bağırdı. “Dur Melatiah!” Melatiah atını geri döndürdü, kardeşinin yanına yaklaştı ve seslendi. “Ne oldu Aaron?” “Haritayı bana ver Melatiah.” Melatiah çantasından haritayı çıkartıp Aaron ’a uzattı. Aaron bir süre haritaya baktı. “Melatiah, burada bir toprak yol var ama haritada görünmüyor.” Melatiah haritayı Aaron ’un elinden aldı ve biraz inceledi.            “Haklısın, burada bir patika görünmüyor.”            “Haritalar genelde yanılmaz Melatiah.”            “Ne yapıyoruz Aaron? Kontrol edelim mi?”               Aaron atından indi, kılıcını da yanına aldı ve kardeşine seslendi. “Benimle gel Melatiah ve sakın yanımdan ayrılma, sürekli arkamda dur ve kaç dediğimde kaç.” Aaron kız kardeşine döndü. “Tamam mı?” Melatiah atından indi çantasını eline aldı ve Aaron ’un yanına gitti. “Niye bu kadar endişelendin ki şimdi?” Aaron bir şeylerden şüphelenmiş gibiydi, daha çok hisleri onu yalnız bırakmıyordu “Bilmiyorum Melatiah, sen sadece dediğimi yap.” Aaron önde Melatiah ise arkada iki yarığın tam arasında olan bu patikada yollarına devam ediyorken Aaron ’un gözü yerdeki izleri takip ediyordu. Kısık bir şekilde kardeşine seslendi. “Melatiah, sanırım kız burada.” Dediği anda yarığın ilerisinden sert bir rüzgâr Aaron’ un yüzüne çarptı. Melatiah ise bunun üzerine biraz ürkmüştü. “Sanırım haklısın.” dedi kardeşine. Aaron kardeşini yeniden tembihledi. “Yanımdan ayrılma.” Patikada biraz daha ilerlediklerinde normal bir kapı büyüklüğündeki mağara girişini gördüler. “Melatiah, bana meşaleyi ver.” Diye seslendi Aaron. Melatiah çantasından meşaleyi çıkartıp Aaron ’a verdi. Aaron Meşaleyi yaktı. “Verdiğin sözü hatırlıyor musun Melatiah?” “Evet hatırlıyorum, ama sakın delice bir şey yapma yoksa o sözü tutmakta zorluk çekerim.” Melatiah abisi için çok endişeleniyordu. Aaron ise kendine güvenen bir avcıydı. “Anlaştık.” Diye yanıtladı kardeşinin sözünü.            Önce Aaron ve ardından Melatiah mağaraya girdi. Mağaranın içi çok karanlıktı, meşale sadece birkaç metre ilerisini görebilmelerini sağlıyordu. Mağaranın biraz daha derinlerine ilerlediler. Aaron bir ses duydu ve meşaleyi yere doğru götürdü. Bir farenin hızlıca kaçtığını gördü. Aaron meşaleyi yukarı kaldırdı, Üzerine doğru gelen karaltıyı gördü kılıcını kaldıramadan Goblin, Aaron ’un Yüzüne atlamıştı. Aaron Goblini, yüzünden ayırıp yere fırlattı, kılıcını Goblinin gırtlağına sapladı. “Sinsi fareler!” Aaron öfkeyle mağaranın derinliklerine doğru hızlıca ilerlemeye başladı, Melatiah onu takip ediyordu, biraz daha derinlere yürüdüklerinde Aaron birden durdu. Melatiah Aaron’ a çarptı. “Tanrım, Aaron! Karanlıkta birden durmasana! Önümü göremiyorum!” Aaron kız kardeşinin koluna iki kez vurdu meşalesini yere doğru indirdi. Melatiah korkmuş gözlerle yerde yatan on üç parçalanmış Gobline bakıyordu. Goblinlerin alınlarında Elfin rünü kazılıydı. “Sessiz ol Melatiah!” “Aaron bu…”               “Elfin ziyafeti.” Mağaranın derinliklerinden hırıltı ve homurdanma duydular. “Sizi görebiliyorum, sizi görebiliyorum küçük adaklarım!” Aaron meşaleyi havaya kaldırdı. “Buraya adak olmaya gelmedik Elf!” dedi öfkeyle. Elf alaycı bir ses ile yanıtladı. “Ha! Öyle mi? Ne diye Geldiniz peki?” Aaron ise kendinden emindi. “Drucilla’yı almaya geldim!” Elf yine alaycı bir ses ile yanıtladı. “Demek kız için geldin.” Aaron, Elfin onunla alay ettiğini biliyordu ve öfkesine yenik düştü. “Elf!” diye bağırdı hiddetle Aaron. Aaron tam saldırmaya hazırlanırken Elf birden daha yüksek ses ile konuşmaya başladı. “Dur... Dur. Bu koku hiç yabancı gelmiyor. Sanki... Merak ediyorum da, daha önce bir akrabamı yedi parçaya bölmüş olabilir misin?” Aaron işlerin çirkinleşeceğini anladı ve kız kardeşine seslendi. “Melatiah, kaç.” Melatiah ise başından beri verdiği sözü tutmakta niyetli değildi. Fakat Aaron kardeşine zarar gelmemesi için her şeyi yapardı. Kardeşinin verdiği sözü tutmayacağını biliyordu fakat yine de onu oradan uzaklaştırmalıydı. Kardeşini geriye doğru ittirerek bağırdı. “Melatiah şimdi! Arkanda olacağım!” Melatiah koşarak mağaranın çıkışına doğru yöneldi. Aaron ise dikkatini Elf’e yöneltti. “Yoksa parçaladığım Elf senin sevgilin miydi?” Aaron Elf’e kızdırmaya çalışıyordu. Elf yine alaycı bir ses tonuyla konuşmaya başladı. “Oh, hayır, hayır, hayır… Hayır!” Elf, ciddi bir ses tonu ile konuştu bu sefer. “O benim kardeşimdi!”               Elf karanlığın içinden çok hızlı geliyordu, iki sağ ve iki sol kolu olmak üzere dört kolu vardı, yüzünü ise beyaz bir porselen maske ile kapatmıştı, ayaklara sahip değildi, Elf duvarlara öyle hızlı tutunarak geliyordu ki sanki uçuyordu. Aaron meşaleyi yere attı, kılıcını iki eli ile sıkıca kavradı, sivri kısmını karanlığa doğru yöneltti, meşalenin ışığı sadece Aaron ’un Yüzünü biraz aydınlatıyor kılıcına ise Hiç yansımıyordu. Aaron gözlerini kapattı ona hızla yaklaşan sesi dinledi, zamanı geldiğinde kılıcını süratle ileri doğru yolladı. Kılıç Elf’in tam göğsünün ortasına saplanmıştı, Elfin çirkin eli neredeyse Aaron ’un yüzüne değecek gibiydi, Elf, Aaron ’un sol omzundan tutup kendini Aaron ’a doğru çekti. Bu sırada Kılıç Elfin arkasından çıktı. Elf Aaron ’un gözlerinin içine baktı. “Gözlerin tıpkı babana benziyor yeğenim!”            Elf birden karanlık bir buhar oldu. Kahkaha dolu sesi gittikçe uzaklaşıyordu. Dediklerinden sonra Aaron donup kalmış, hala kılıcının ucuna bakıyordu. Mağaranın derinliklerinden bir çığlık duydu. Aaron kendine geldi ve daha da derine, sesin geldiği yere doğru gitmeye başladı. Aaron hızlı adımlarla kısık inilti sesini takip ediyordu. Meşalesini bir sağa bir sola çevirerek sese doğru giden bir yol aradı, karşısındaki karanlıktan içeri hızla daldı. Drucilla bir köşede cenin pozisyonu almış halde ağlıyordu. Aaron kıza hızla yaklaştı, meşaleyi yere attı ve kızın omuzuna elini koydu. Kız çok Korkmuştu, gözleri kapalı halde çırpınmaya başladı, denk getirebildiğince Aaron ’u tekmeliyordu. Aaron kızı sakinleştirmek için seslendi. “Sakin ol seni kurtarmaya geldim!” Kız korkusundan Aaron ’un söylediklerini duymuyordu ve tekmelemeye devam etti. “Drucilla!” Bağırdı Aaron kıza sakinleşmesi için. Aaron daha fazla dayanamadı, kılıcını kınına geri soktu, Drucilla ’yı yerden kaldırdı, kızın sol kolunu kendi boynuna attı, sağ eli ile Drucilla’yı sıkıca kavradı. Aaron yerden meşaleyi aldı ve hızlıca mağaranın çıkışına doğru yöneldiler. Drucilla ’nın ayakları çıplaktı ve yürümekte zorlanıyordu. Aaron yer yer Drucilla’yı havaya kaldırarak daha hızlı kaçmaya çalışıyordu. Biraz sonra mağaranın çıkışındaki ışığı gördüler, Melatiah, onları mağaranın çıkışından biraz ileride bekliyordu, Melatiah iki kolunu abisine doğru uzattı, Aaron’un yorulduğunu anlamıştı ve kendisine ulaştığında Drucilla’yı abisinin kollarından alıp geri kalan mesafeyi kendisi götürecekti. Aaron ve Drucilla koşarak Melatiah ’ya ulaşmaya çabalarken Melatiah ’ın gözü mağaranın girişindeydi. Önce kükremeye benzer bir ses duyuldu, daha sonra siyah bir bulut mağaranın girişinde bir araya gelerek Elf’i oluşturdu. Elf öfkeli bir şekilde yarığın duvarlarından kendini kollarıyla hızla ileri ittirerek geliyordu, Elf’i gören Melatiah ’ın gözleri kocaman açıldı, kollarını indirdi ve yarığın girişine doğru koşmaya başladı. Patikadan önce Melatiah çıktı, hemen kısa kılıcını çekip arkasını döndü, Aaron ve Drucilla’nın da çıkmasını bekledi. Aaron ve Drucilla patikadan öyle hızlı çıktı ki Aaron dengesini kaybedip düştüğünde kendini ve kızı keçi yolunun diğer tarafındaki bayırdan yuvarlanırken buldu. Melatiah yarığa doğru kılıcını çekmiş bekleyen tek kişiydi. Elf’in öfkeli çığlığı sağır edecek kadar yüksekti ve gittikçe yaklaşıyordu ve birden Patikanın önünü örten çalıları parçalayarak patikadan dışarı kendini Melatiah ’ın üzerine attı, Melatiah korkudan gözlerini kapattı, dişlerini sıktı, kafasını sağa doğru çevirdi, kısa kılıcını biraz daha yukarı kaldırarak Elf’i en azından yaralamak istedi. Elf kılıcın ucuna değecekken yine buhar oldu. Melatiah bir süre daha gözlerini kapalı tuttu, daha sonra, önce sol gözünü, sonra sağ gözünü açtı, kafasını yarığın girişine doğru çevirdi, birkaç saniye yarığa doğru baktı. “Aaron! Sen iyi misin?” Aaron, çalıların içinden kafasını kaldırdı ağzına giren çimeni yere tükürdü. “İyiyim! Bir şeyim yok. Sadece…” Aaron üstündeki otları temizlemeye başladı. Bir sağına bir soluna baktı. Gözleri her yerde kızı arıyordu. “Drucilla! Drucilla!” Aaron durmadan bağırmaya devam etti. Drucilla, Aaron ’un birkaç metre sağındaki çalıların içinden elini kaldırdı. Aaron hemen kızın yanına koştu, Drucilla ’yı ayağa kaldırdı, üstündeki otları temizledi. “İyisin, İyisin! Merak etme, seni hemen geri götüreceğiz.” Drucilla, endişeli şekilde Aaron’a bakıp kafasını bir sağa bir sola salladı ve ağlamaya başladı. Aaron kızın kafasını göğsüne yasladı. Aaron o anda kızın geri dönmemek istemesine anlam veremedi. Melatiah bu sırada kısa kılıcını kınına soktu ve arkasını döndü. “Karanlık olmak üzere, buradan gitmeliyiz. Aaron acele et!” Aaron kızı da yanına aldı ve atlarına doğru ilerlediler. Kızı atına oturttu ve arkasına da kendi oturdu. Melatiah önde ilerliyor, Aaron da atıyla beraber onu takip ediyordu. Aaron kararmak üzere olan havaya baktı. “Melatiah bu gece kamp kurmalıyız, karanlıkta hareket edemeyiz.” Melatiah kafasını havaya doğru kaldırdı. “Hakılısın, çok sakıncalı.” Dedi. Biraz sonra ormanlık alanın içine dalarak kamp için uygun bir yer aradılar, kızı bir yere oturtup ateş yakmak için biraz malzeme topladılar.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE