“Evet ama köşklerin amacı savunma değildir! Bu da o gördüğün şeyi bir köşk yapar!”
Aaron hayran gözlerle kardeşine baktı… Kız kardeşinin bilgi verirken ki oluşan o ses tonu ve mimikleri onu çok mutlu ediyordu, her ne de olsa o, onun tek kardeşi ve hayattaki her şeyiydi.
“Çok bilmiş!” Dedi Aaron tebessümle.
Melatiah gülümsedi. Çok geçmeden köşkün bahçesine giriş yaptılar, daha araba durmadan içeriden birkaç kişi Melatiah ve Aaron ’un eşyalarını taşımak için koşarak geliyordu. Melatiah ve Aaron arabadan indiklerinde köşkün aslında daha da büyük olduğunu fark ettiler, Melatiah değil ama Aaron hayran kalmış bir şekilde köşkün her taşını uzaktan inceliyordu, bu sırada August kıyafetini toplayarak arabadan indi. Avcılara seslendi. “Lordum yeterince bekledi vakit kaybetmeden onunla görüşmelisiniz! Hadi gelin çabuk olun, beni takip edin.”
Melatiah ve Aaron köşkün büyük tahta ve demirden yapılmış kapısından girerken hala her yeri inceliyorlardı. Köşkün uzun salonundan hızlı adımlarla ilerlerken Melatiah ’ın gözü heykellere ve tablolara takıldı.
“Tanrım! Şu heykellere bak Aaron sanki canlanacak gibiler!”
Aaron kılıcının kabzasını hızlıca kavradı. “Canlansınlar da görelim!” Aaron hayatında ilk kez bu kadar gerçekçi heykel ve tablolar görüyordu ve attığı her adımı tıpkı onlar canlanıp saldıracaklarmış gibi temkinle atıyordu.
“Tanrım Aaron sadece ne kadar gerçekçi olduklarını anlatmaya çalışıyordum! Elini kabzandan çek yoksa göreceğimiz son şey bu heykeller olur!” Uzun koridorun sonundaki altın rengi kapıya yaklaşmışlardı, August, Melatiah ve Aaron’u aceleyle durdurdu.
“Lordum bu kapının ardında sizi bekliyor, ne yaparsanız yapın ama sakın tehditkâr konuşmayın, yoksa sizinle beraber sizi buraya getirdiğim için beni de öldürürler.”
Melatiah ve Aaron bulaşacakları işin ne denli ilginç olduğunu anlamıştı. Melatiah ve Aaron, August ile beraber kapıdan içeri girdi, Aaron çoktan cam kenarında ve duvar kenarında dizilmiş askerleri saymayı bitirmişti. Altışar asker karşılıklı olarak bir hat, gelen misafirleri direk Lordun huzuruna yönlendirmek için bir koridor oluşturmuşlardı. Askerlerin arasından yürüyenler sırasıyla August, Melatiah ve Aaron’du. August, Lordun masasının önüne beş altı adım kala, sol eliyle elbisesinin uzun kısmını arkasına çekti ve başını eğerek misafirleri tanıtmaya başladı.
“Lordum Athalos! Emriniz üzerine istediğiniz iki avcıyı buldum ve huzurunuza getirdim. “
Lort Athalos Melatiah ve Aaron ’a öne doğru çıkmalarını emretti. Aaron kendisine emir verilmesinden oldukça nefret ederdi. Aaron sinirini bastırmaya çalışırken Melatiah gayet sakin ve güler yüzlüydü. Lordun önünde önce Melatiah eğildi. August ’tan gördüğü hareketleri taklit ederek sağ dizinin üzerine çöktü, “Lort Athalos! Ben Kanlı Mızrak vadisinden Melatiah ve bu da benim ağabeyim Aaron!”. Melatiah eğilmesi için Aaron ’un bacağına vurdu, Aaron ise sadece ellerini yanda birleştirip bir kez eğilmeyi ve geri doğrulmayı tercih etti. Ve Lort Athalos konuşmaya başladı.
“Kanlı Mızrak vadisinden Melatiah! Bir soy adınız yok mu?”
Aaron’ un gözleri yerdeydi, sessizce konuştu. “O soy adını yıllar önce yedi parçaya bölüp yedi dağın tepesine gömdük. Lanetimiz üzerine olsun.”. Lort Athalos, Aaron ’un mırıldanmasını işitti.
“Bir şey mi dedin evlat?”
“Hayır lordum sadece evden almam gereken birkaç malzeme daha vardı, aklıma şimdi geldi, onları unuttuğum için küfür ediyordum!”
“Merak etme evlat her ne eksiğin varsa burada tamamlayabilirsin! Ayağa kalk Kanlı Mızraktan Melatiah.”
Lort Athalos, August ’a kontratı uzattı. “Sizden istediğim bir şey var, civardaki yirmi dokuz avcıdan en iyisi sizlersiniz.”. Aaron birden konuşmaya başladı. “Yirmi sekiz! Geçen ay yirmi dokuzuncu bir Lycan tarafından öldürüldü.”. Melatiah gözlerini kocaman patlatmış Aaron ’a bakıyordu. Lort Athalos ise son derece vurdumduymaz bir tavırla konuşmaya devam etti. “Ah! Öyle mi? Kötü olmuş... Neyse ki siz buradasınız.”. Fakat ailede tek sabırsız kardeş sadece Aaron değildi. Melatiah ’ın da kardeşinden geri kalır yanı yoktu. “Lordum konuya dönecek olursak?” diyerek girdi konuşmaya Melatiah.
“Sizin için bir kontratım var. Ve bu konuda sadece size güvenebilirim. Kızım dokuz gün önce Goblin ler tarafından kaçırıldı… Sizden istediğim bu Goblinleri öldürüp-”
O anda Aaron yüksek bir sesle bağırarak Lort Athalos ’un lafını kesti.
“Goblinler mi?” dedi. “Goblinler bırakın insan kaçırmayı bir çiftlikten tavuk bile çalamazlar! Hayatınızda hiç Goblin gördünüz mü Lort Athalos?”
Lort Athalos, Aaron ’un bu çıkışına hazırlıksız yakalanmıştı ve diyecek bir şeyler arıyordu. “Hayır ama...” diyerek geveledi Lort. Aaron ise Lordu sözleriyle bastırmaya devam etti.
“Boyları bir köpeğin boyunu bile geçmez, bir çocuk bile ormandan kırdığı bir dal ile en az on tanesini öldürebilir! Derileri yumuşaktır, Pençeleri ise bebeğin tırnağı kadar acı verir! Böyle bir görev için bizi istiyor olmanız çok saçma! Hadi Melatiah! Gidelim!”
Aaron, Melatiah ’ın kolundan tutup salon kapısına ilerlemeye başladı. Lort Athalos buruk bir ses ile konuştu. “Bin! Eğer kızım Drucilla’yı o Goblinlerden alıp geri getirirseniz size tam bin Gal vereceğim! Lütfen bana yardım edin! Size yalvarıyorum!”. Fiyatı duyan iki kardeş hemen duraksadı. Melatiah, Aaron ’a doğru yaklaştı. “Daha geçen gün sadece 40 Gal için bir Lycan öldürdük Aaron!”. Melatiah, Aaron ’un önüne geçti. “Kabul ediyoruz, kızınızı sağ salim size getireceğiz!”. Aaron sessizce dinliyordu.
“Değil mi Aaron?” Melatiah, Aaron ’u sıkıştırıyordu. Aaron onaylayarak kafasını salladı. Ve Aaron en iyi olduğu şeyi yapmaya başladı.
“Lort Athalos Kızınız tam olarak nereden kaçırıldı? Gördüğüm kadarıyla herhangi bir canlının bu Kaleye izinsiz girmesi imkânsız.”. Lort Athalos ise öfkeliydi. “Bekçilerimin söylediğine göre çitlerin ilerisinde bir şeylerle oyalanırken bir anda gözden kaybolmuş, bekçilerden biri bir Goblin gördüğüne yemin etti. Dillerini kesip gözlerini kendi ellerimde oyduktan sonra onları ormana salmadan önce burada olabilseydiniz size daha ayrıntılı anlatırlardı!”. Melatiah Aaron ’a döndü. “Sanırım kızını her şeyden daha çok seviyor Aaron, dikkatli olmalıyız...”. Aaron yine başıyla kız kardeşini onayladı ve Lort Athalos ’a- “Bizi kızınızın kaçırıldığı yere götürün!” dedi.
En önde August ve iki asker, onun ardında Lort Athalos ve yedi asker, en arkada ise Aaron ve Melatiah Drucilla’nın kaçırıldığı noktaya hızda ilerliyorlardı. Melatiah, Aaron ’a kafasını çevirdi. “Aaron, sence de çok garip değil mi? Lort Athalos ’un o kadar adamı var fakat Goblinleri öldürmek için avcı tutuyor. Bu adamın ya harcayacak çok parası var ya da...” Melatiah birkaç saniye duraksadı. Aaron ise bu sessizliği garip buldu. “Ya da ne?” Diye sordu Aaron. “Bilmiyorum Aaron... Burnuma kötü kokular geliyor.” Melatiah şüpheci kişiliğini bu sefer daha da belirgin hale getirmişti. O sırada Lort Athalos arkasına döndü-
“Hadi! Çok geride kalmayın neredeyse vardık.” Kalabalık kafile Drucilla ’nın kaçırıldığı yere vardı. Lort Athalos “İşte burası kızımın tam olarak ortadan kaybolduğu yer.” Diyerek bir alanı işaret etti. Aaron bir süre yere ve etrafa baktı. “15.” Lort Athalos, Aaron ’un ne dediğini anlamadı. “Ne?” Lordun sorduğu soru o an tüm duygularını yansıtır şekildeydi. Aaron ise o an avcılık işine çoktan başlamıştı. “Yerde tam olarak 15 tane ayak izi var, hepsi Goblinlere ait. İşte ilginç olan bu.” Lort Athalos ’un kafası iyice karışmıştı. “Anlamıyorum Aaron!”. Melatiah ise durumu kurtarmak için araya girdi, çünkü Aaron ’un durumları düzeltmek için çabalamak gibi bir huyu hiç yoktu. “Kardeşimin demeye çalıştığı şey...” Fakat konu av olduğunda hiç kimse Aaron ’dan daha fazla ciddileşmiyordu.
“Bugüne kadar hiçbir Goblin grubu dokuzu geçmedi, geçtiğini söyleyenler de ya sarhoştu ya da abartmayı seviyordu.” Lort Athalos ise bu işlerden hiç anlamadığından iyiden iyiye beynini yorar vaziyete gelmişti. “Ama kendin söyledin, on beş dedin.”.
“Evet söyledim Lort Athalos ve inanın bana ne sarhoşum ne de abartıyorum. On beş Goblin bir kızı kaçırmak için güç olarak yeterli fakat yüz tanesi bile bir araya gelse hala bir insanı nasıl etkisiz hale getireceklerini akıl edemezler.”
“Yani kızımı Goblinlerin ayak izine sahip başka bir şey mi kaçırdı diyorsun?”
“Keşke öyle bir yaratık olsaydı Lordum, bu işimi kolaylaştırırdı.” Aaron kız kardeşine döndü. Melatiah sen ne diyorsun?” Aaron bir de kardeşinden fikir almak istedi. “Bence de Goblin işi ama açıklaması zor, işin aslını öğrenmek için kızın izini takip etmeliyiz, izlere bakılırsa ormanlığa doğru sürüklenmiş, kollarından çekerek götürmüşler ama kızınız baygınmış. Ayaklarının sürüklendiği yerde bir sapma yok, eğer baygın olmasaydı bu alan tamamen dağılmış halde olurdu, eğer baygın olmasaydı kızınız onların elinden rahatça kurtulurdu. Bize bölgenin bir haritasını verin bildiklerimizle karşılaştıralım belki yakınlarda bir yuva vardır.” Lort Athalos tüm hiddetini August ’dan çıkartırcasına bağırdı. “August, ne istiyorlarsa ver, kızımı bir an önce bulmalıyız!” August ise mütevazi bir şekilde yanıt verdi. “Siz nasıl isterseniz efendim.”
Lort Athalos, August ve diğerleri köşke geri dönerken Melatiah ve Aaron olay yerinde yalnız kaldı. “Melatiah...” dedi Aaron. Kız kardeşi de abisinin neler düşündüğünü biliyordu. “Kesinlikle bir şey var.” Dedi Aaron şüpheci bir ses ile. “Kızı bulduğumuzda anlarız. Hadi dönelim.” diye yanıtladı Melatiah. Aaron ve Melatiah köşke doğru yürümeye başladı.
Aaron ve Melatiah masada oturuyorlardı. August arkalarından gelip önlerine bir kucak dolusu parşömen attı. Melatiah ise kibirli bir ses ile- “Ve bir mum lütfen.” Dedi. August gözlerini yana devirdi ve onaylar bir şekilde kafasını öne eğdi, arkasını dönüp mum almaya gitti. August bir tane mum getirip onu da önlerine koydu. Melatiah parşömenleri karıştırmaya koyuldu. Melatiah derin bir nefes aldı “Bir bakalım…”. Bir süre parşömenlere göz gezdirdi ve bağırmaya başladı. “August! Elinizde başka yaratık parşömeni yok mu?”. August uzaktan bağırıyordu… “Elimizdekilerin hepsi bu! Ama biraz kibarlık öğrenmek istersen bak işte ondan bolca var!”. Melatiah kafasını çevirip bir August bir de Aaron’ a baktı. Aaron ’un ağzından üç kelime çıktı. “Bunlar işe yaramaz.” Melatiah, Aaron ’a döndü. “Ya... Peki ne yarayabilir?” dedi kızgın bir ses ile. Abisi yanıtladı “Yaşlı farenin kitabına bak, belki bizim bilmediğimiz birkaç şey vardır Melatiah.” Melatiah Tezgahtardan aldığı kitabı açtı. “Goblinler sinir bozucu yaratıklardır, çok küçüktürler. Dokuzar grup halinde toplanırlar. Öldürmek için yapılması gerekenler; Bir: başlarına bir şey ile vurun. İki: başlarına daha sert bir şeyle vurun.” Yaşlı fareden beklendiği gibi! “Başka bir şey yazmıyor mu?” Aaron ciddi bir soru sordu. Fakat Melatiah sürekli sert bir şekilde cevap veriyordu. “Yazıyor Aaron ama okumak istemiyorum.”
“Çok komiksin Melatiah.”
“Tamam ne parşömenlerden ne de kitaptan bir fayda yok, bence bildiğimiz gibi yapalım.”
“Tamam öyleyse.”
Aaron, August ’un parşömenlerle beraber getirdiği haritayı açtı. Köşkü işaret etti. “Tamam biz buradayız.” Sonra da Drucilla ’nın kaçırıldığı yeri işaret etti. “Kızda tam burada kaçırıldı. Goblinlerin ne kadar küçük ve güçsüz olduklarını biliyoruz, dolayısıyla çok uzağa götürmüş olamazlar.”
“Aaron, farkında mısın bilmiyorum ama Drucilla’nın kaçırılmasından tam 9 gün geçti. Beklediğimizden daha uzağa götürmüş olabilirler.”
“Olabilirdi, ama kızı götürebilecekleri mesafe çok uzak değil çünkü çok geçmeden Drucilla uyanır ve evin yolunu bulurdu. Haritaya iyi bak. Kaç tane mağara saydın?”
“İki, üç... Altı tane var.”
“Ve hepsi birbirine oldukça yakın, yani Drucilla’yı bir kere değil tam altı kere bayıltmış olmaları gerek. Böylece olabildiğinden daha uzağa götürebilirler.”
“Aman Tanrım. Tam altı kere... Aaron bir kızın o kadar darbeye dayanabileceğini sanmıyorum o çoktan...” Melatiah bir saniye sessiz kaldı. “Çoktan ölmüş olabilir”.
“Bunu bilmiyoruz Melatiah, Lort Athalos ’un bizden istediği şey kızı bulmamız, ölü ya da diri olduğundan bahsetmedi.”
“O zaman elimizi çabuk tutalım Aaron!”
“Bu gece biraz dinlen Melatiah. Şafak olmadan yola çıkarız.”
Melatiah Haritayı çantasına koydu. Uyumak için odasına gitti. Melatiah uyuduğu sırada korkunç bir rüya görüyordu. Genç bir kadın elinde balta ile odun kırıyordu ama hareketleri çok katıydı, arkasından yaşlı kambur bir Adam yaklaştı elini kaldırıp anlamsız kelimeler sarf etti ve kadın baltayı elinden bıraktı. Rüyanın bir kısmında kadını arkası dönük Bir şekilde görüyordu, kadın bir şeyler sayıklıyordu… “Ben..i Öldür.. Öldür..ün.”