AARON VE MELATİAH

1934 Kelimeler
Sisli ve puslu bir orman akşamında Aaron kendi boyundan daha uzun olan, bir fili bile devirebilecek yayını iki ağaca sabitledi, Oku gümüş bir başlığa sahipti ve ay ışığı altında göz alıcı bir şekilde parlıyordu. Okunun parlayan ucunu kurtboğan ilacı ile tamamen kapladı. Yayından bile daha uzun olan okunu hızlıca yerine taktı. Yayı önce iki koluyla olabildiğince geriye çekti ve yay limitine ulaştığında ayaklarından destek alarak daha da geriye çekmeyi başardı. Aaron biraz uzaktan gelen çalının kırılma sesini ve kızın tükenmek üzere olan nefesini çok rahat duyabiliyordu. Aaron nefes almayı bir süre bırakmıştı, çalıların arasından koşan kız görüş mesafesine girdiği anda Aaron okunu saldı, aynı anda Aaron sırt üstü yere düşüyordu. Ağaçların arasından süratle ilerleyen ok kızın kıvrak bir boyun hamlesi sayesinde kafasını sıyırdı ve arkasındaki Lycan ’ı da delerek ağaca saplandı. Aaron ayağa kalktı ve baltasını alarak kıza doğru ilerlemeye başladı. Kızın yanından geçerken kız kafası toprağa gömük halde konuştu. “Çok yakındı Aaron!” “Oynamayı bırak ta yerden kalk Melatiah!” Melatiah gülümsedi ve yerden kalktı. Aaron elindeki baltayı kurdun boynuna götürdü, omuzlarını geri çekti, baltayı tam kurdun boğazına sapladı. Kurdun kafası vücudundan koparak yere düştü. Aaron kurdun kafasını yerden alıp deri bir torbaya koydu. “Buradaki işimiz bitti, geri dönme vakti. Yay bana göre bile çok güzlü, üzerinde biraz çalışman lazım.” Dedi. Yanlarındaki Kurt kafasıyla beraber kasabanın yolunu tuttular. Kasabaya vardıklarında akşam vaktiydi, halk günün yorgunluğunu unutmak için orada burada geziyor, çocuklar ise bir kıyıda fısıldaşıyorlardı. Halk, avını tamamlamış bu iki genç kardeşi selamlamayı unutmadılar. “Bu seferki daha büyük Aaron!” Onlar için çok iyilikler yapmış bu avcılar bulunmaz nimetti. Bu kardeşler ise olaylara çok alışmıştı, selam veren halka tebessüm ederek yanlarından geçti Melatiah. Aaron ise hiç oralı değildi. Fakat onlar da yorulmuş vaziyetteydi. Özellikle bir Lycan’a bilerek yem olmak ve onu tuzağa çekmek çok riskli ve meşakkatli bir işti. Öte yandan Aaron ise mükemmeliyeti sağlamalıydı, sonuçta ıskalarsa ölecek olan kişi kardeşinden başkası değildi ve bunu yaparken aynı anda kullandığı oku germiş halde sabit durmak onu çok fena yormuştu. Kardeşler kabadaki klana yaklaşmıştı. Aaron, Melatiah ile birlikte klana girdi. Tezgâha doğru yürüyüp tezgahtaki adama Lycan’ın kafasını verdi ve kontratını uzattı, Tezgahtar iğrenmiş bir şekilde Aaron’a baktı ve bir sikke gal verdi. Melatiah Tezgahtara hafifçe gülümsüyordu. O anda Melatiah, tezgahtarı baştan aşağıya süzdü. Adam biraz yaşını almış olmasına rağmen civardaki avcılara iş sağlıyor ve karşılığını tam ödüyordu. Halkın arasında oralardaki ilk avcı olarak biliniyor ve çok seviliyordu. Yanında her zaman bir kitap taşır, soranlara ise içinde avcılara yardımcı olmak için içinde bazı şeyler yazdığını söylerdi. Melatiah tezgahtarın kitabına bakıyordu sürekli. Aaron bir sikkeyi tezgahtara uzattı.            “İki çam birası, üstüyle ne yaparsan yap.” Fakat Melatiah tezgâhtarın cebindeki küçük kitaptan gözünü alamıyordu.            “O ne kadar?” Bu sırada Aaron boş bir masaya doğru yürümeye başladı. (Tezgahtar) “Ne ne kadar?” “Cebindeki şu kitap.” (Tezgahtar) “Satılık değil tatlım, bunu bana babam vermişti, 30 yıl avcılık yaptıktan sonra her avını bu kitaba yazmış.” “Peki baban nerde şimdi?” (Tezgahtar) “Ben henüz 8 yaşındayken bir Ogre tarafından öldürüldüğünü söylediler, ama bana sorarsan yan şehirde bir yerlerde mutlaka şu yeni gelen esmer hatunlarla gününü gün etmek için evden kaçmıştır.” Tezgahtar gülümsedi ama Melatiah o kitabı istiyordu. “Yani o kitabı babanı sorarlarsa onun başına ne geldiğini anlatmak için mi yanında taşıyorsun?” (Tezgahtar) “Tatlım, böyle genç görünmemin sebebi bu hikayelere bayılan kadınlardır.” Tezgahtar hafifçe gözlerini kıstı kafasını öne eğdi ve Melatiah ’a baktı.            “Aklının ucundan bile geçirme yaşlı fare.” Melatiah güldü ve tezgahtarın omuzuna hafifçe vurdu devamında tezgahtar da içten bir kahkaha attı ve ekledi… (Tezgahtar) “Babamın armağanı değil ama babam hakkında söylediklerim hala geçerli, bu kitap evet, bir avcı tarafından yazılmış sadece eski püskü bir avcı rehberi. Ormanda olur olmadık yaratıkla karşılaşırsan diye haklarında bilmen önemli şeyleri yazıyor. İlla çok merak ettiysen al, bir bak.” Tezgahtar kitabı belinden çıkarıp kıza uzattı. Melatiah kitabı aldı ve göz ucuyla inceledi ardından mırıldanmaya başladı... “Bir bakalım, Goblinler, Ogreler, yaprak cinleri... Tamam belki işime yarayabilir, ne kadar?” Melatiah bunu söylerken gülümsüyor, kur yapar şekilde hareket ediyordu. Tezgahtar ise kızın bir geceliğine belki de onu mutlu edeceğini sanıyordu.               (Tezgahtar) “Karşılığında para istemem ama...” O an Aaron belindeki bıçağı çıkartıp masaya sapladı, klandaki tüm ses kesildi, bir yandan da Aaron tezgâhtarın gözlerinin içine sert bir şekilde bakıyordu.   Tezgahtar Melatiah’a başından savarcasına bir el salladı fakat kitabını kaybettiği için yaşadığı üzüntü yüzünden az da olsa okunuyordu. Melatiah sevinçle kitabı aldı ve abisinin yanına gitti. Aaron, Melatiah ile beraber bir masaya karşılıklı olarak oturdular. Aaron büyük bir nefes aldıktan sonra Melatiah ile göz göze geldi. “Aaron ne var?” Aaron o anda derin düşünceler içerisindeydi fakat kardeşinin de moralini bozmak istemiyordu. “Hiçbir şey.” Dedi Aaron. Fakat Melatiah, kardeşinin neleri düşündüğünü çok iyi biliyordu. “Sence de yeterince biriktirmedik mi Aaron?” Aaron ise konuyu kapatmaya çalıştı. “Bilmiyorum Melatiah bir daha saymamız gerek!” Kardeşinin bu cevabı üzerine Melatiah daha da sert çıkışmaya başladı. “Daha ne kadar devam edebiliriz ki? Geceleri onu duyabiliyorum, sende duyabiliyorsun. Duyabildiğini biliyorum.” Aaron bir abi olarak, kardeşinin her saniye ne hissettiğini biliyor fakat elinden hiçbir şey gelmiyordu. Aaron için umutsuz olmak her şeyin sonu demekti. “Melatiah, o bizim annemiz.” Aaron umutsuz olduğunu kabul etmese de bir nebze kardeşini rahatlatmak istiyordu. Melatiah ise umutsuzluğun ve sabırsızlığın dışa yansımasıydı. “O şeyin dediğine göre artık değil Aaron.” Aaron konuyu daha fazla uzatmak istemedi.“Yeterli olana kadar bekle, daha sakin olmalısın Melatiah.” Melatiah hiçbir zaman anlayışsız bir kız olmadı. Abisinin de neler atlattığını biliyordu. O da konuyu daha fazla uzatmadı. İki kardeşte biralarını içerken dinlenmeye başladı. Bu sırada klanın kapısından içeri iki tane zırhlı asker dalıverdi, biraz etrafa baktıktan sonra gözlerini Aaron ’a diktiler. Bu sırada askerleri fark eden Melatiah abisine fısıldadı “Misafirimiz var.” Sol elini Aaron ’un sağ elinin üstüne koydu, Aaron ’un bileğindeki bıçağı alabilmesi için zemin hazırladı. Çünkü mekân Aaron ’un kılıcını zamanında çekebilmesi için çok dardı. Zırhlı askerlerden biri hızlı adımlarda Aaron ’a doğru yürüyüp omuzundan hızlı bir şekilde kavradı. Öfkeli bir ses ile “Benimle geliyorsun!” Dedi asker. “Tabi!” Aaron yanıtladı. Aaron sağ omuzundaki askerin elini sol eliyle sıkıca kavradıktan sonra ayağa hızlıca kalkarak kafasının üst kısmı ile askerin çenesini ve dişlerini kırdı. Askerin ayaklarını yerden kesti ve bir çırpıda önündeki masanın üzerine boylu boyunca serdi. Melatiah ’ın bileğinden sağ eliyle çektiği hançeri askerin avucuna saplayarak masaya çiviledi. Şimdilik iki tehditten bir tanesi Ortadan kalkmıştı. Aaron ikinci askere hamle yapacakken klanın kapısından içeri kıyafeti normale göre çok şık bir adam girdi ve avazı çıktığı kadar bağırdı… “Lütfen durun! Lütfen durun! Buraya sadece bir teklif için geldik!” Aaron ve Melatiah bir saniye kadar bu adamı süzdü ve adam konuşmaya devam etti… “Benim adım August. Kanayan ağaç Lordu adına bir anlaşma yapmaya geldim, lütfen beni dinleyin.” Aaron kız kardeşine baktıktan sonra elindeki hançeri indirdi. “Umarım iyi bir anlaşmadır yoksa sıradaki sen olursun.” Dedi Aaron hiddetle August ’a. August yutkundu ve devam etti. “Lordumun siz ikiniz için bir kontratı var, eğer kabul ederseniz lütfen hemen yola çıkalım, köşke kadar iki gün yolumuz var.” Aaron kız kardeşine döndü. “Takımın akıllısı sensin Melatiah, ne yapalım?” Melatiah August ’u iyice süzdü. “Gidip konuşabiliriz, sonuçta her gün bir Lortdan kontrat almıyoruz değil mi? Yolda ilginç bir şeyler sezersek... Senin için talim tahtasından bir farkları yok Aaron, hepsini deşersin.” Aaron Kafasını bir kez eğerek kardeşini onayladı. “Dediğin gibi olsun o zaman Melatiah…” Aaron, August ’a doğru döndü. “Umarım şu Kaynayan yara lordu bizi boşuna çağırmıyordur.” August kendinden emin bir ses ile cevap verdi.               “Kanayan ağaç! Ayrıca Lordumun teklifini asla geri çevirmek istemeyeceksiniz.” Aaron, August ’un sözünü ettiği büyük teklifi duyduktan sonra, az önce kardeşiyle arasında geçen konuşmayı düşündü. Bu teklif hem kendinin hem de kardeşinin sorunlarını bitirebilirdi. “Ne zaman yola çıkıyoruz?” Aaron sabırsız bir biçimde hareket ediyordu. “Mümkünse hemen şimdi.” Dedi August. “Bize biraz zaman tanı, yanımıza birkaç parça bir şey almalıyız.” Melatiah ise kardeşinden daha az sabırsız bir kızdı. Aaron ve Melatiah yol için birkaç parça ıvır zıvırı çantaya attıktan sonra- “Hazırız, bakalım Kaynayan yara lordun bizden ne istiyormuş.” Melatiah kısık bir ses ile Aaron ’a konuştu. “Kanayan ağaç!”, Aaron ise ayrıca umursamazdı “Her neyse işte!”            Aaron, Melatiah ve August at arabasının içinde köşke doğru yol alıyorlardı, bu sırada Melatiah tezgahtardan aldığı el kitabını okuyordu. Aaron birkaç saniye kız kardeşine Baktıktan sonra-               “Ee… Bari işe yarar bir şeyler yazıyor mu Melatiah?” diye sordu. Melatiah el kitabından kafasını kaldırdı. “Bizim yaşlı fare!” Diye çıkıştı birden kendi kendine. Aaron ise şaşırmıştı, “Ne?”. Bu tepkisiyle şaşkınlığını gizleyemedi. “Bizim yaşlı fare bu kitabı bana verirken bir avcı tarafından yazıldığını ve içinde avcının her öldürdüğü yaratık hakkında önemli notlar tuttuğunu söylemişti.” Aaron, tezgahtarın kitabı sadece kız kardeşini etkilemek için verdiğini düşünüyordu. “Yoksa notlar yerine sana aşk mektupları olan kitabını mı vermiş?”  “Hayır… Kitabın en arkasındaki imzaya bak!” Melatiah sayfaları hızla çevirip kardeşine uzattı. Melatiah, Aaron ’a önce el kitabının son sayfasının altındaki imzayı daha sonra eski kontratlarının üstündeki imzayı gösterdi. Aaron, onun hiç avcılık yapmadığına adı gibi emindi, yine de çok şaşırdı. “Bizim yaşlı fare! Eskiden avcı bile olduğunu sanmıyordum. Kilerdeki fareleri öldürsünler diye kontrat yazmamış mıydı?” Aaron çok küçükken kardeşiyle yaşadığı bu anıyı hatırladı. “11 Yaşımdaydım ve hepsini teker teker öldürmüştüm, bize birkaç gece yemek ısmarlamıştı.” Diye devam etti Melatiah. “Fareleri öldürenin ben olduğumdan adım gibi eminim!” Dedi Aaron kibirli bir ses tonu ile. “Sadece bir tanesini! Onu da sırf diğer farelere göre oldukça büyük olduğu için öldürmüştün!” Ve Melatiah Abisinin ne kadar hırs içinde yaşadığını bir kez daha yüzüne vurdu. Fakat Aaron böyle küçük iğnelemeleri anlayacak kadar ince düşünmüyordu “Sadece o hepsinin toplamından daha fazla eder!”. Buna rağmen Melatiah abisine hayrandı. “Aklına hayranım Aaron.”               Melatiah ve Aaron aralarında konuşurken August onları sessizce dinliyordu. August daha fazla dayanamayıp ortaya laf atmak istedi ve bir soru sordu. “Peki bugüne kadar öldürdüğünüz en büyük şey neydi?” Melatiah kibirli bir gülümseme ile August ’a baktı. “Bir bataklık trolüydü, kocamandı!” Bu August ’un dikkatini çekmişti ve ardından bir soru daha sordu, “Zor muydu?”. Melatiah ise fazla böbürlenmek istemedi ve taşı abisine attı, “Onu Aaron ’a sormak zorundasın, kabzayı tutan oydu.” August, Aaron’ a döndü.             “Zor muydu Aaron?” Aaron ise bütün övgüyü kendine almak istemiyordu. Ve bir yandan da August ile kafa bulmaya çalışıyorlardı. “Buna Melatiah cevap vermeli, kabzayı tutmak planı yapmaktan daha kolaydı, ben sadece gözünden beynine yanan bir mızrak soktum.” August, şaşkın şaşkın bir Aaron’ a bir de kız kardeşine baktı, “Sormadım farz edin.”. August ve Melatiah birbirlerine bakıp gizlice gülümsedi. Bu sırada August- “Ah! İşte köşk orada.” Diye bağırdı birden. Vadideki kocaman bir binayı gösterdi. Aaron ve Melatiah daha önce hiç köşk görmemişlerdi. Onlar daha çok kırsalda beraber büyümüş ve bugüne kadar hep yoksul kasabalarda avlanmış iki avcıydı. Fakat, Aaron yine de inatçıydı…               “Sen bizi aptal mı sandın! Bu bir kale olmalı.” Dedi Aaron şaşkın gözlerle köşke bakarken. Fakat Melatiah abisinin bu insanlar arasında küçük düşmesini hiç istemiyordu. “Aaron bahçe içindeyse ve çok büyükse o bir köşktür!” diyerek abisini inatçılığından vazgeçirmeye çalıştı. Fakat Aaron’un yenilemeyecek bir inatçılığı vardı. Ve bir süre kendi aralarında tartıştılar.            “Kalelerin de bahçeleri olur ve büyüktür.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE