ZÜLEYHA 1. BÖLÜM

1007 Kelimeler
KEYİFLE OKUYUN VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN LÜTFEN. (Gerçek hayat hikayesinden uyarlanmıştır.) Genç kız elindeki nakışı ince ince işlerken türlü hayallere dalmıştı. Çok güzel hayallerdi bunlar hem de. Öyle ki isminin yüksek sesle çağırıldığını dahi yeni işitmişti. Ne oluyordu böyle? Kim çağırıyordu onu? Birisinin heyecanla ve yüksek sesle onu çağırdığını duydu ve kaldırdı başını genç kız. Bu sesi çok iyi tanıyordu kesinlikle. "Züleyha!" "Züleyha kız!" "Züleyha neredesin?!" diyen kişi en nihayetinde genç kızın bulunduğu odaya girdi ve sevinçle baktı ona. "Geldi geldi o geldi Züleyha! Vallahi Mustafa ağabeyim geldi sonunda." Züleyha işittiği şey ile öylece kalakaldı. Ne yani yıllardır beklediği kişi gelmiş miydi nihayet? Bekleyişleri son mu bulmuştu? Genç kızın hasretliği sona erecek miydi sahiden? Sesine yansıyan heyecan ile, "Doğru mu dersin Fadik?" dedi Züleyha yüreği kuş misali kanat çırparken. Gözleri de dolmuş ve sesi de titremişti genç kızın. Bunun olduğuna inanamıyordu doğrusu. "He ya doğru derim valla! Dedem sabahtan gidip aldı öyle eve geldiler. Benim de önceden haberim yoktu karşımda görünce dilimi yuttum resmen. Görsen çok yakışıklı olmuş vallahi. Çokta değişmiş, artistler gibi olmuş kız!" deyip kıkırdadı Fadik. Züleyha'ya göre Mustafa hep yakışıklıydı zaten. Şimdi daha da olması en çok hayranlığını arttırırdı belki de. O çoktan beridir zaten Züleyha'nın gönlünde yer edinmişti. Ne olursa olsun beğenirdi onu genç kız. "Artist gibiydi zaten." dedi Züleyha kısık sesle. Yüzüne yayılan gülümsemenin de farkında değildi pek. Ne zaman onu düşünse yüzünde böyle bir gülümseme olurdu genç kızın. Aptal aşıklar gibi gülerdi istemsiz bir şekilde. "Ee şimdi ne yapacaksın peki?" diye sordu Fadik kendini yerdeki minderin üstüne bırakarak. Oldukça da merak ediyordu genç kız. Züleyha düşündü, düşündü... Ne yapacaktı ki? "Ne yapayım ki Fadik?" diye sordu genç kız anlamayarak. Gerçekten de ne yapması gerektiğini bilmiyordu. "Valla orasını sen düşün sevgili yengeciğim. Sonuçta gurbetten gelen kişi senin sözlün. Ne yapman gerektiğini sen bileceksin elbette." dedi Fadik gözlerini Züleyha'nın üstüne dikerek. Evet, Züleyha ve Mustafa sözlülerdi, hem de dört yıldır. Mustafa yurtdışına gitmeden evvel dedesi Cemal Bey böyle bir karar almıştı. Bu şartı kabul eden Mustafa da yutdışına gitmiş lakin orada iken pek tanımadığı kız ile de sözlenmişti. Dedesinin şartı buydu nitekim. Onu kendisinin karar verdiği kişi ile evlendirecekti. Aklı mantığı almasa dahi olan olmuştu. Kendisi orada değilken sözleri kesilmiş ve Züleyha onların gelini sıfatını taşımaya başlamıştı. Yoksa genç kız için gelen giden görücülerin haddi hesabı yoktu. Eh durum böyle olunca da Cemal bey böyle bir önlem almış ve en nihayetinde torunu orada olmasa dahi sözlerini kesmişti. Sırada da Mustafa'nın gelmesi ve dillere destan bir düğün yapmak kalmıştı. Ki Mustafa da gelmişti çok şükür. Hayallerini gerçeğe dökebilirdi artık. Yaşlı adam böyle hayaller kuruyordu lakin bakalım kader ne yazmıştı onlar için? Genç kız elindeki nakışı bırakıp ayağa kalktı ve camın önüne geldi. Bir tarafı çok çok mutlu iken, diğer tarafı hiç mutlu değil, aksine epey kırgındı. Mustafa gittiğinden beridir ne bir telefon etmiş, ne de bir mektup yazmıştı kendisine. Buna oldukça kırgındı işte Züleyha. Sevdası olmasaydı, şayet bunu da kabul etmezdi hiç şüphesiz. "Peki beni sordu mu hiç?" diye sordu Züleyha kısık ve utangaç bir sesle. Belki sormuştur diye bir umut sordu genç kız. İçinde ise bir heyecan baş gösterdi. Fadik boğazını temizleyip, "Valla bana bir şey sormadı, hem zaten evde çok durmadılar ki. Dedem ağabeyimi yanına aldı ve fabrikaya gittiler, akşama anca gelecekler." dedi tedirginlikle. Tedirgindi genç kız, çünkü Züleyha'nın üzülmesini asla istemiyordu. Acı bir gülüş eşliğinde, "Anladım canım." dedi Züleyha ve pencereden dışarıyı izlemeye başladı. İşte tam bu sırada gök gürledi ve adeta bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başladı. "Aa yağmur yağıyor kız. Hiçte yağacak gibi değildi ben gelirken." deyip ayaklandı ve Züleyha'nın yanında durdu. "Ben eve nasıl gideceğim şimdi?" dedi Fadik cama gelip, yağan yağmura bakarak. "Olsun yağsın. Yağmur berekettir, çoktandır yağmıyordu zaten. Kiri, pası alsın götürsün. Hem sende burada kalırsın yağmur dinene kadar." dedi Züleyha. "Tamam olur kalırım. O vakit bir çay koy da içelim. Bu arada annen nerede?" diye sordu Fadik kalktığı yere yeniden otururken. "Ağabeyimin evine gitti canım." dedi Züleyha ve mutfağa doğru yürümeye başladı. "O da gelemez daha yağmurdan dolayı." dedi Fadik düşünceli bir sesle. "Evet canım gelemez maalesef. Yağmur çok şiddetli yağıyor çünkü." diyen Züleyha aklında binbir düşünce ile çay yapmış ve getirip arkadaşıyla birlikte içmeye başlamışlardı. Havadan sudan muhabbet etmişler ve en nihayetinde yağmur da durmuştu. Çayını içen ve kurabiyesini yiyen Fadik de evine doğru yol almıştı artık. Evden çıkmadan evvel, "Sende yarın bize gel." dedi sabırsız sesi ile. Ağabeyinin Züleyha'yı gördüğü vakit ne diyeceğini ve nasıl tepki vereceğini deli gibi merak ediyordu genç kız ve bu yüzden yarın onların evine gelmesini istiyordu. Çünkü bu geçen yıllarda Züleyha çok değişmişti. İyi anlamda değişmişti elbette. Sözlendiklerinde henüz çocuk yaşta idi ve şimdi tam bir genç kız olmuş ve çokta güzelleşmişti Züleyha. Sözlü olduğunu bilmelerine rağmen halen daha ona görücü gelmek isteyen çok sayıda kişi vardı. Ancak elbette ki, o artık sözlüydü hem de akılsız ağabeyi ile. Genç kızın görülmemiş bir güzelliği vardı kesinlikle. Masmavi gözleri ve kızıl saçları ile adeta ben buralı değilim diye bağırıyordu. Fadik'e göre zaten buralı değildi Züleyha. Çünkü kasabadaki kimse böyle değildi. O yüzden o da böyle düşünüyordu işte. Züleyha, Fadik'in kelamlarından sonra usulca yutkundu. "Yok Fadik olmaz öyle ben gelemem." "Niye gelemezsin ki?" diye sordu Fadik saf bir şekilde. "Ağabeyin orada Fadik nasıl geleyim. Yakışık almaz hem." diye açıkladı Züleyha. "Kız sen ağabeyimin sözlüsü ve bizim de gelinimizsin. Niye yakışık almasın ki?" "O geldi ya, işte o yüzden gelemem zaten. Laf, söz olur." diye mırıldandı Züleyha. "Allah iyiliğini versin inşaAllah Züleyha. Neyse sen nasıl istersen öyle olsun zorlayamam sonuçta seni. Ben yarın yine yanına gelirim, sen de kafana hiçbir şey takma emi güzelim?" dedi Fadik sevecen ve ilgili bir biçimde. "Tamam canımın içi sen merak etme beni. Haydi dikkatlice git artık akşam çökmeden. Hava da soğudu, dur sana bir hırka vereyim böyle elbise ile üşürsün." dedi Züleyha ve hızla eve girip hırka alıp geri geldi. Kendi elleri ile hırkayı Fadik'e giydirmiş ve onu yolcu etmişti Züleyha. Ardından da okuldan gelecek olan kardeşi için yemek hazırlamak üzere mutfağa girdi. Aklında da, fikrinde de tek bir şey vardı. Mustafa dönmüştü, bundan sonra ne olacaktı??? BÖLÜM SONU... İLK BÖLÜMÜ NASIL BULDUNUZ? DÜŞÜNCELERİNİZİ YAZIN LÜTFEN. 🤎
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE