Hani hep aynı giden bir hayatınız olur ya, bir düzen içinde, her şeyin bir vakti olduğu, sakin ama huzurlu ve biraz da sıkıcı bir hayat. Evet o benim hayatımdı. Ama huzur vardı, küçük dertler vardı, derslerim, kitaplarım, deniz, gün batımı vardı.
Peki şimdi onlardan geriye kalan hiçbir şey yok gibiydi. Aşağıda kavga vardı evet, hayatımda çok nadir gördüğüm bir olaya şu an yakından tanıklık ediyordum. Ama bu kavga farklıydı. Çünkü ayıran kimse yoktu. Ömer adamı yorulana kadar hem dövüyor hem de küfürler ediyordu. Arkadaşları ise sadece izliyordu.
"Gerçekten adamı öldürecek. Polise ihbar etmek zor olmasa gerek." Dedim. Her yumrukta çıkan sesler içimi titretiyordu.
"Polisin bir şey yaptığı yok ki, iki güne geri salıyorlar ve bu ağzı pis kokan adam da hemen ilk solukta buraya geliyor. Bu ilk dayağı değil." Dedi Ablam.
"Sana zor geliyor tabii ama biz alıştık böyle kavga dövüşe." Dedi Gülce, nefesini dışarıya verip elini cama değdirdi. "Şu uzun boylu olan zaten dövüşün taa kendisi oluyor."
"Sancar Tekin mi o?" Dedim. "Boksör falan mı?"
"Evet ama öyle bildiğin gibi değil." Dirseğini pencere pervazına yaslayıp çenesini avucuna aldı. "Şu omuzlar, kaslar, dağ ayısı gibi adam. Kendini heba ediyor."
Yan tarafımda çekirdek yiyen ablama şaşkınca baktım. "Abla, bir de çekirdek ile izliyor musun bu vahşeti?"
Gülce desen dalıp gitmişti aşık Leyla gibi bakıyordu. Kimse bu adamı durdurmayacak galiba. Ben daha fazla dayanamadım ve ablamın telefonu ile polise ihbar etmiştim. Dünya da şiddete yer olmamalıydı. Kapıyı açarak gözüme ilk çarpan pembe terlikleri giyinip aşağı indim. Benim haddime değildi ama şiddetin her türlüsüne karşıydım.
Aşağı indiğimde gündüz balkonda bekleyen kadın ile yine karşılaştım. Bu sefer elinde kahvesi ile izliyordu. Bana yine o memnun olmayan tiksinti dolu bakışlarıyla baktı. Bir şey demek istedim ama sustum. Konu kendim olunca savunamıyordum.
Bahçe kapısını açıp mahalleye çıktım. Kalabalığı zorla geçip hâlâ yerde adamı döven Ömer'in yanına doğru hızla yürüdüm. Arkamdan benim hakkımda konuşuyorlardı ama dinlemedim.
"Yeter dur artık! Adam ölecek!"
Benim bağırmamla Ömer'in eli havada asılı kaldı ve yavaşça gözlerini bana çevirdi. Yüzüne bile kan lekeleri sıçramıştı. Bakışları soğuk ve ruhsuzdu. Yumruk yaptığı eli kan içindeydi. Bana yandan bir gülüş attıp gözlerini üzerimden çekmeden son bir yumruk daha attı. Nefes nefese kalmıştı. Adamın yakasını bırakıp başını geriye attı ve ciğerlerindeki nefesi sertçe dışarıya verdi.
Elinin sırtı ile umursamaz bir hoyratlıkla burnunu silerken başını hafifçe kaldırdı. Gözleri, sanki hiçbir şey olmamış gibi, çevreyi hızlı ve kestirme bir bakışla yokladı bakışta ne pişmanlık vardı ne de açıklama, yalnızca soğuk bir pervasızlık.
Herkes bana bakıyordu. Pencerede, balkonda, bu bakışlar beni fazlasıyla germiş ve utandırmıştı. Burada neden duruyordum ki? Kimse ses çıkarmıyordu? Bana ne oluyor ki? Neden birden gaza geldim? Çekip gitsem mi? Off şimdi arkamdan konuşurlar. Ömer'in arkasında duran arkadaşları da bana sorgulayarak bakıyorlardı. Ama o devin bakışları daha korkutucu. Adam bana dokunsa ezilirim gibi.
"Size de ayıp oldu bayan." Yüzünü buruşturup elini rastgele salladı Ömer. "Hanımefendi yani.” diye düzeltti kendini, alayla "Daha ilk günden seni böyle bir olaya maruz bırakmak istemezdim ama görüyon ya." Yerde yatan adama ayağıyla itekledi. "Bu piç kurusu mahalle saadetimizi bozmaya yeminli bir lavuk."
"Ama bu kadar dövmeye gerek var mı? Belli ki daha öncede vurmuşsunuz ama adam yine geliyor, o zaman şiddet bir çözüm yolu değil. Polise şikayet edin." Dedim sesim sona doğru kısık çıkmıştı.
Ömer, o devasa gövdesiyle sarsılarak histerik bir kahkaha attı. Başını önüne eğip gülerken, ben kendimi dünyanın en saçma cümlesini kurmuş gibi hissediyordum. Rezil olmuştum. Eniştem yanıma gelip koluma girdi.
"Sen karışma Neva. Hadi, geç eve." dedi fısıltıyla.
"Polisin yapacağı bir şey yok." dedi Ömer, omuz silkerek. Sesindeki o umursamazlık tüylerimi ürpertti. "Ama baldızın haklı Harun abi. Dayak arsızı çıktı bu it. Vurdukça 'yarabbi şükür' diyor sanki."
"Ver bana, kum torbası niyetine kullanırım." Dedi Sancar Tekin.
Ömer güldü, Sancar Tekin'e doğru döndü.
"Bu sana yarım saat bile dayanmaz la."
Mahalleye şöyle bir göz gezdirip ben de durdu. "Kusura bakma hanımefendi ama arada bu pezevengi evire çevire dövmek bünyeye iyi geliyor. Normalde şiddete kesinlikle karşıyız, çok medeni adamlarızdır ama bu kanalizasyon sıçanına ne laf işliyor ne kanun. Buna dayak bedava, biz de hayrına dağıtıyoz işte."
"Düşünce tarzın çok yanlış." Dedim sesimdeki titremeyi saklayarak. "Sana diyorum ki şiddet asla bir çözüm değil."
"Bu imla kılavuzu çok haklı." Diye lafa karıştı Genco. Yüzünde dalga geçen bir sırıtış vardı. "Şiddet ile bir yere varamayız gardaşım. Bence direkt kafasına sıkıp gömelim."
Dehşetle gözlerimi açıp geriye adımladım.
"Ben onu demek istemedim." Dedim hızla. "Siz nasıl insanlarsınız? Birini öldürmek ne?"
Genco benim hâlime gülmeye başladı.
"Şaka la şaka."
Gözlerimi kapatıp saçlarımı yana attım. Ben sinirli bir insan değildim ama şu an sinirleniyor gibiydim. Aptallık ben de ki, kalkıp bunlara bir şey söylüyorum. Polis siren sesleri duyulunca rahat bir nefes aldım.
"Kim aradı la polisi?" Diye kalabalığa sordu Ömer.
"Ben aradım." Dedim sesimdeki titreşimi saklayarak.
Kaşlarını çatarak bana baktı. "Sen? Hemen küçük olaylarda polisi mi ararsın hanımefendi?" Dedi son kelimeyi inatla bastırarak.
"Size göre küçük ama bana göre büyük."
Ömer, öyle mi der gibi baktı bana dudaklarının kenarı belirsiz bir şekilde kıvrıldı. Tam o sırada polis memurları kalabalığı yararak yanımıza geldi. Sert ama alışılmış hareketlerle insanları geri çektiler. Biri yerde yatan adama eğildi, diğeri telsizine uzandı.
“Ambulans isteyin.” dedi kısa bir sesle.
"Bu sefer fazla hırpalamışsın Ömer." Yerde yatan adama baktı.
"Elim çok pis kaşınıyodu komiserim, hazır bu malı bulmuşken iyice döveyim dedim."
"Döve döve bir hâl oldu." Polis bana baktı.
"İhbar eden sen misin?"
"Evet, ben gelmeseydim, öldürecekti bu."
"Bizde göreve icabet edelim." Arkasından kelepçe çıkardı. "Uzat ellerini Ömer."
Ömer ellerini uzattı. "Vurun kelepçeyi memur Bey, hayat zaten bana tek yönlü."
Polis kelepçeyi sırıtarak taktı. "Şunu da yerden kaldırın." Dedi bakışlarıyla.
İki polis yerdeki adamı kenara çektiler. Bu kadardı. Eniştemin arkasına biraz saklanarak Ömer'e baktım. Hâlâ yüzünde alaycı bir ifade vardı. Arkadaşları bile umursamıyor gibiydi.
"Daha ilk günden seni şikayet etti bu kız." Dedi Sancar Tekin. "Buna güven olmaz."
"Yok be oğlum, masum kız." Dedi Genco.
"Kimse göründüğü gibi değil Genco." Dedi adını bilmediğim adam.
"Susun lan, kızın yanında ayıp oluyo." Diye uyardı Ömer. "Böyle şeylerden uzakta büyümüş işte. Kesin zırvalamayı."
Benim hakkımda ne düşündükleri umurumda değildi. Zaten iki ay sonra bir daha görmeyecektim onları. Ama sorun şuydu bu iki ayı nasıl geçirecektim? Genco dışında diğer ikisinin bakışları hiç de iyi niyetli değildi. Sanki bir hata yapmışım da bedelini sonra ödeyecekmişim gibi.
“Karakola geçelim biz." Dedi polis kısa ve kesin bir tonla.
Her şey bitti sanıp eve doğru yönelmiştim ki arkamdan bir ses geldi.
“Sen de geliyorsun.”
Durup döndüm. Polis bana bakıyordu.
“Ben de mi?” dedim, enişteme dönerek. “Ben niye?”
"İhbar eden sensin, ifadeni alacağız. Senden başka kimse Ömer'i ihbar etmedi."
"Harun, kardeşimi nereye götürecekler?" Diye telaşla bağırıyordu ablam.
"Ömer'i ilk şikayet eden biri olarak, memur beyler senin bacına ödül verecek, on günlük bir Kıbrıs tatili gibi."
Anlaşılan Genco fazla şaka yapan biriydi. Ablam elindeki çekirdek kabukları ile dolu tabağı Genco'nun üstüne attı.
"Off abi ya, gevezelik yapma." Dedi Gülce.
Gülce'nin sesini duyan Sancar Tekin hemen başını yukarı kaldırıp baktı. İkisi sessizce bakışırken ben de polis arabası ile bakışıyordum.
"Sicilime işlemez değil mi?" Dedim emin olmak için.
"İşlemez merak etme." Dedi polis.
"Ben de geliyorum! Kardeşimi tek bırakamam."
"Sen dur be, Gözdem."
"Durmam Harun."
"Gözde abla telaş etme." Kelepçeli ellerine rağmen rahattı. "Ben yanında olacağım." Dedi Ömer.
"Sen mi tutuklandın ben mi? Belli değil. Adamın elinde kelepçe var ve ablama 'telaş etme' diyor."
"Ben ablana bakacağım, Neva. Korkma tamam mı? Bir şey olamaz zaten." Dedi eniştem.
"Tamam, sen ablam ile ilgilen."
Eniştem yukarı çıkarken ben de yavaş adımlarla polis aracına doğru ilerledim. Keşke hiç bulaşmasaydım bu işe. Sonrasını düşünecek hâlim yok ki.
"Genco." Diye seslendi Ömer. Kelepçeli eliyle cebinden araba anahtarını çıkarıp attı.
"Getirirsin arabayı, anama da bir şey demeyin ha sakın."
Genco tuttuğu anahtarı elinde salladı.
"O iş ben de."
"Hadi selametle."
Adamdaki rahatlık beni öldürecekti. Benim ilk olaya karışımdı ama Ömer'in ilk ve son olmadığı açıkça ortadaydı. Polis bana arka kapıyı açınca istemeyerek oturdum. Ömer ise sanki kendi makam arabasıymış gibi öne oturmuştu.
"Öyle olmaz aslanım sen geç sür arabayı."
Dedi polis alayla.
Ömer kelepçeli ellerini kaldırdı. "Açarsan sürerim tabii."
Polis kapıyı açıp başını içeri uzattı.
“Geç arkaya, geç. İyice alıştın tabii. Seni göremeyince ‘başımıza taş mı yağacak’ diyoruz.”
“Aman komiserim." Dedi Ömer sırıtıp. “Başınıza taş falan yağmasın.”
Ömer arkaya geçip otururken bir ambulans ve bir polis aracı daha gelmişti. Siren sesleri mahalleyi dolduruyordu. Ben iyice kapıya yanaştım, varlığımı küçültmeye çalışır gibi.
Bir polis öne geçti, biri sürücü koltuğuna oturdu. Arkaya bir polis daha binince Ömer bana doğru kaydı. Omzum kapıya dayandı.
Bir anda, kapı ile Ömer’in arasında sıkışıp kalmıştım.
"İlk defa mı biniyon?" Dedi kulağıma doğru.
Başımı yana çekip ters bir bakış attım.
"Senin gibi alışık değilim ben."
"Kusura bakma ama kendin kaşındın. İhbar etmeseydin şu an evinde oturuyo olurdun."
"Asıl sen adamı sokak ortasında dövmeseydin tüm bunlar olmazdı." Yüzündeki kan lekelerine tiksinerek baktım.
"Her türlü suçlusun sen."
"Bizim için makul sonu yazdın galiba." Burnunu çekti. "Suçlu olmak buysa sonuna kadar oluruz la. Ne de olsa bize her yer Angara değil mi komiserim?"
"Başladı yine bu." Dedi polis bıkkınlıkla. "Ankara kanını akıtacak."
"Angara havası açın da keyfimiz bozulmasın. Hanımefendinin keyfi yok gibi." Dedi omzunu bana vurdu.
"Manyak mısın? Karakola gidiyoruz ve sen Ankara havası mı dinlemek istiyorsun?" Öne doğru seslendim. "Komiser Bey, acaba bu arkadaşı tımarhaneye götürebilir misiniz?" Dedim.
Ömer eğlenerek bana baktı.
"Sen de geliyosan giderim."
Elimle alnıma vurdum. "Keşke bunlar bir rüya olsa."
"Rüya olamaz."
"Neden?"
"Çünkü ben böyle güzel rüyalar görmem."
Bir an sustum. Başımı ona doğru çevirdim. Yandan gülümseyerek beni izliyordu. Ters bir bakış atıp biraz daha kapıya doğru yanaştım. Ama o geniş omuzlarından kaçamıyordum.
"Kapı ile fazla samimi oldun." Dedi alayla.
"Senden daha iyi." Diye mırıldandım.
Başını yüzüme doğru eğdi. "Ne diyon?"
"Bilmene gerek yok."
"Niye la?"
"Öffff. Konuşma artık."
"Sohbetine de doyum olunmuyo."
"Seninle sohbet etmek istemiyorum."
"Niye la?"
"Sen ciddi misin? Yoksa bilerek mi yapıyorsun?"
"Hoşuma gitti." Dedi kelepçeli eliyle beni gösterdi. "Şu yüz ifaden."
Yanaklarıma dokundum. "Ne varmış yüz ifadem de?"
"Sinirli bir civciv." Güldü.
Elimi yumruk yapmış sıkıyordum. Cevap vermeyip başımı cama çevirdim ve bu gecenin hemen bitmesini diledim. Daha ilk günden başımı bela almıştım önümüzdeki iki ay kim bilir daha neler görecektim?