Sadece bakıyordum. Karşımdaki bu adam sessizdi ama ben neden sesler duyuyorum ki? Kendine gel Neva. Bakma daha fazla o koyu kahve gözlere. Ama olmuyordu.
Gözleri hafif çekikti, bakışları keskin ama yorgundu. Siyah saçlarını kısa kestirmişti sanki fazla uzamasına izin vermezmiş gibi. Sağ kaşındaki jilet izi yüzüne tuhaf bir sertlik katıyordu. İnsan bakınca hikâyesi olduğunu hemen anlıyordu.
"Ver bakalım onu bana, ben halledeyim." Dedi adam yumuşak tutmaya çalıştığı sesiyle.
"Gerek yok, ben hallederim. Ağır değil zaten." Dedim ve çantamı almak istedim.
Bırakmadı. "Olmaz öyle şey." Çantayı aldı ve eve baktı. "Siz burada yeni misiniz Bayan?"
Gözlerimi devirdim. Evet tam bir abazanın tekiydi. "Hâlâ Bayan mı diyorsunuz? O defteri kapatalı çok olmadı mı?"
Hafifçe kaşlarını kaldırdı, yüzünde 'Yine mi gol değil?' der gibi bir ifade oluştu. "Kusura bakma da hanımefendi, karşı cinse ne desek yanlış anlaşılıyoz zaten. 'Bayan' dedik suç oldu, 'bacım' desek ayrı dert."
“Senin çok yanlış anlaşıldığınız belli.” dedim buz gibi bir gülümsemeyle. “Kibarca ‘hanımefendi’ demek çok mu zor?”
Dudaklarının kenarı serseri bir edayla yukarı kıvrıldı. "Fazla önyargılı bir hanımefendisiniz galiba. Hemen kestirip attınız bizi."
“Önyargı değil.” dedim. “İnsanları kolay çözerim.”
"Haa, insan sarrafı!" Beni şöyle bir süzdü, gözlerinde alaycı ama samimi bir parıltı vardı. "Ben de adamı gözünden tanırım. Şöyle bir baktım mı ciğerini okurum şerefsizim."
"Polis misin?" diye sordum ama sorar sormaz pişman oldum. Bu kıyafet, bu jilet izi, mümkün müydü?
"Yoo." dedi, sanki çok uzak bir ihtimalden bahsediyormuşum gibi.
"Benimki de soru işte."
"Ama polisle başımız çok hoş olmasa da tanıdık çoktur, o ayrı mevzu."
"Belli oluyor." dedim onu süzerek. "Her neyse, çantamı alabilir miyim artık? İki adımlık yer zaten."
"Adımın hesabını biz yapmayız. Bizde yardım etmek mahallenin yazısız kanunudur. Yenisin buralarda, zamanla öğrenirsin Angara usulünü."
"Anladım." dedim elimi çeneme koyarak. "Sen mahallede herkesin yardımına koşan o 'ağır abi'lerdensin. Fazla dizi izliyorsun bence. Herkesin yardımına koşunca kahraman olmuyorsun, öyle dizilerdeki gibi yürümüyor işler."
Kaşları hafifçe çatıldı, bu sefer gerçekten bozulmuştu. "Diziyle miziyle işimiz olmaz bizim. Şu zamana kadar evelallah kimseyi darda görüp de kafamızı çevirmedik. Çevirsek o bizim ayıbımız olur, sokağa çıkamaz hale geliriz. Hayat nasıl yürür bilmem ama biz böyle yürüyoz hanımefendi. Sen belli ki buraların yabancısısın."
"Evet."
"Hah, belli zaten. Burada insanlar biraz sahiplenir sokağını, komşusunu."
“Sahiplenmek mi?” dedim kaşlarımı kaldırarak.
“Hemen başka yere çekme mevzuyu.” dedi, sesini hafifçe toparlayarak. “Mahalle kültürü diyorum. Abisi vardır, delisi vardır, bir de her şeye göz kulak olanı vardır.”
Çantama baktım, sonra o keskin gözlerine. “Ve sen hangisisin?”
Gülümsedi, o serseri ve kendinden emin gülümsemesiyle “Onu da zamanla çözersin be sarraf hanım. Bakalım senin ferasetin bizi anlamaya yetecek mi?”
"Bak görüyor musun? Hemen gelmiş." Dedi ablam merdivenlerden inerek.
"Bizim kitabımızda geç kalmak yazar mı Gözde abla? Ayıp ediyon valla." Dedi yerinde dikleşerek.
"Yazmaz tabii." Ablam yanıma gelip koluma girdi. "Tanıştınız mı?"
"Sohbete daldık ama faslı aslı unuttuk." dedi Elindeki tespihi şık bir hareketle bileğine dolayıp avucunu bana doğru uzattı. "Ömer ben. Bu mahallenin hem delisi, hem bekçisiyim desek yeridir."
Eline baktım, avucunun içinde bir yara izi vardı. Dövmeleri gözüme değdi, hiç sevmezdim. Elimi uzatıp fazla temas etmeden tokalaştım.
"Memnun oldum Ömer, ben de Neva-"
"Gözde ablanın kıymetlisi, beklenen misafir." dedi lafımı daha ağzımdayken alıp.
Lafımı tamamlayınca şaşırdım. "Biliyor muydun?"
"Bilmeyen mi var la?" diyecekti sanki ama kendini tuttu, daha efendi bir tona büründü. "Haftalardır Gözde ablanın dilindesin. Mahalleli seni bekliyordu, yani anlayacağın 'gözümüz yollarda kaldı' mevzusu gerçek oldu." Eliyle sokağın başını işaret etti. "Herkes seni bekliyordu."
Ben de etrafıma baktım. Kimisi balkonda, kimisi pencerede, kimisi kapı önünde durmuş bizi izliyordu. Ne zamandır izleniyordum? Açıkçası rahatsız hissetmiştim.
"Abla." dedim kısık bir sesle.
Ablam hemen durumu fark edip omzumu sıktı. "E mahalleli işte, merak ederler. Bak gör, burada kaldığın sürece hepsini çok seveceksin. Ama en çok da bizim bu Ömer’i seveceksin.
Son cümlesine yüzümü buruşturdum.
"Belki hiçbirini sevmeyeceğim."
Ömer, bu cevabımla birlikte hafifçe öne doğru eğildi, bakışları ciddileşti ama o serseri pırıltı hala oradaydı. "Bak işte onu demeyecektin hanımefendi." dedi, sesi şimdi daha tok çıkıyordu. "Bizim Gültepe sıradan bir yerleşke değil burası bir girdaptır, giren çıkamaz, sevmeyen barınamaz. Bizde komşu açken uyunmaz, mahalleliye omuz verilmeden yola çıkılmaz. Hele bir buraların ayazını ye, suyunu iç. O 'sevmeyeceğim' dediğin dillerinden 'iyi ki gelmişim' dökülür, haberin olmaz."
"Neva bu dediğine pişman olacak zaten."
Dedi ablam. "Kapı da çok durmayalım, sen de gel otur Ömer çay koydum zaten bir bardak içersin."
"Eyvallah abla, benim eve uğramam gerek sonra hemen işe dönerim."
Eniştem de dışarı çıkınca, Ömer'in elinden çantamı alıp omzuna dostça dokunmuştu. Onlarda kısa bir muhabbete girişince sıkıldım. Ablam koluma girip beni eve doğru yürüttü.
"Biz gidelim." Dedi.
"Bir an akşama kadar duracağız sandım."
"Sohbetleri uzun sürer."
Omzumun ucundan arkama bakındım. Ömer elleri arkada konuşuyordu. Boyu, uzundu ve kendine has bir duruşu vardı. Kol kaslarına bakılırsa spor yaptığı belliydi. Ama farklı bir his veriyordu. Daha ne olduğunu çözemedim. Önüme dönüp başımı iki yana salladım. Çözme zaten Neva. Burada kalıcı değilsin, birkaç aya evine döneceksin.
Onu unutup, ablamın evine bakındım. Üç katlı mavi, beyaz renkli bir evdi. Büyük denilecek kadar bir bahçe yoktu ama çiçekli, yeşillik bir bahçeleri vardı. Merdivenlerden çıkarken, balkonda duran orta yaşlarda bir kadını gördüm. Elinde sigarası vardı ve beni pekte iyi olmayan gözleri ile süzüyordu. Kafama takmayıp binaya giriş yaptık.
İçimden bir ses bu mahallenin beni seveceğini söylemiyordu.
Ablam evin kapısını açıp girdi. İkinci katta oturuyorlardı. Ayakkabılarımı indirip eve girdim.
"Hoş geldin." Dedi sevinçle ablam.
"Hoş buldum ablacım." Dedim gülümseyerek. "Bu arada eviniz çok güzelmiş."
Geniş ferah bir evdi. Salonu büyüktü, ablam İzmir’den aldığı her şeyi sergilemişti. Sanki evdeymişim gibi hissetmiştim.
"Bizim zevklerimiz hep aynıydı." Dedi sarılarak. "İlk defa odamızı düzene koyduğumuz gün anlamıştım."
"O zaman daha on yaşında bir çocuktum."
Dedim. "Sen ne dersen tamam diyordum."
Ablam inanmayarak bana baktı. "Bu gözlerin her şeye parlayarak bakıyordu ama." Dedi burnumu sıkarak. "Seni çok iyi tanıyorum ben, ablasının şekeri."
"Burnumu koparacaksın abla ya."
"Fındık kadar burnun var zaten. Ayy inşallah kızımın burnu da teyzesine çeker." Ablam burnumu bırakıp yanaklarımdan öptü.
"Nasıl özlemişim seni ya."
"Ben de seni çok özledim." Dedim dudak büzerek. "Keşke o kadar uzağa gelin gitmeseydin. Hani ne vardı da Niğde'ye gelin oldun? İzmir’de kalsaydın."
Ablam karnını okşadı, yüzünde hülyalı bir ifade belirdi. "Aşık oldum işte. Biz çok bekledik biliyorsun ve şimdi de gerçek bir aile olacağız, kızımız olacak."
"Biliyorum tabii sizin o destansı aşkınızı." Dedim abartılı şekilde. "Ah ablam ah, enişteme ne çok çektirdin."
Elime vurdu. "Kendi kaşındı ama benim ne suçum var." Başını iki yana salladı. "Neyse daha çok konuşuruz, gel odana götüreyim seni de uzan dinlen."
Belini tutarak koridora yöneldi ben de peşinden gittim. Hamile olduğu için yürüyüşü de değişmişti, kilo da almıştı. Böyle bakınca eski Gözde nasıldı? diye düşündüm. Ablam benim aksime süslenmeyi seven biriydi. Daha nazlı, daha romantikti. Ben hiç öyle değildim.
Odanın kapısını açıp benim ne tepki vereceğimi bekledi. Bu kadar hazırlık yapacağını beklemiyordum. Benim için odaya yatak, elbise dolabı, kitaplık ve masa koymuştu.
"Bunları lütfen benim için aldığını söyleme." Dedim odaya girerek. Çantamı omzumdan çıkarıp masanın üstüne bıraktım.
"Senin için aldık hiç itiraz etme. Harun ile nasıl rahat edersin diye düşündük. Bak burada çok güzel bir sahafçı var eminim çok seversin. Yarın gider bakarız." Dedi hevesle.
"Teşekkür ederim. Ama keşke-"
"Başlama hiç, hadi sen uzan dinlen yemek hazır olunca uyandırırım seni." Ablam çoktan yatağın çarşafını açıp yastığı düzeltti. "Sonra güzel bir duş alırsın."
"Tıpkı annem gibisin."
"Öyleyim galiba."
Yatağın üstüne oturdum. Ablam yüzümü avuçlayıp yanağımdan öptü. Gerçekten dış görünüş olarak da aynı anneme benziyordu. Yatağın içine uzandım ve ablam üstümü örttü, perdeyi de çekip odadan çıktı. Uykum çoktu ve hiç direnmeden uykuya teslim olmuştum.
(3 saat sonra)
Gözlerimi açtığımda evde değilde ablamın evinde olduğumu fark ettiğim an garip bir duygu gelip beni savurmuştu. Galiba evimi özlemiştim. Uyandıktan hemen sonra annem ve babam ile konuştum. İkisi tek kalmıştı ve bu kalbimi üzmüştü. Birlikte yaşamaya o kadar alışmışken acaba atanıp başka bir şehirde tek başıma ne yapacaktım?
Ablam beni uyandırmaya gelmeden ben kalkıp yatağı düzelttim. Hava biraz kararmıştı. Perdeyi çekip açık camdan mahalleye bakındım. Herkes dışarıda. Balkondan balkona konuşan mı dersin, oyun oynayan çocuklar mı? Fırından ekmek almaya giden amcalar mı? Sanki şenlik vardı. Karşı evin bahçesinde bir koşuşturma vardı. Gözlerim istemsizce kaydı.
Genç bir kız elinde süpürge ile galiba gördüğü bir böceği kovmaya çalışıyor ama tiz çığlıkları da eksik değildi. Evden bir adam çıktı bu marangozcu olan adı Genco'ydu galiba. Bir şeyler söyledi ama tabii duyamadım. Kızın elinden süpürgeyi alıp böceği bilerek kızın üstüne atmaya çalışıyordu. Galiba abi kardeşler. Bu hâllerine istemsizce güldüm.
Bu sefer bir kadın çıktı, sanırım anneleri. Kız annesinin arkasına saklanınca Genco durmuştu ama bu kez kadın elinden süpürgeyi alıp vurmaya başladı. Kız da kahkaha atarak izliyordu. Farkında olmadan ben de gülmüştüm. Buradan bile sımsıcak bir aile oldukları belliydi.
Odamın kapısı açılınca telaşla hemen perdeyi çekmeye çalıştım.
"Uyanmışsın." Dedi ablam yanıma gelerek.
"Kime bakıyordun? Bu mahallede bekar erkek çok, gözüne kestirdiysen hemen yapayım sana."
Gözlerimi devirdim. "Abla, sen de annem gibi başlama Allah aşkına." Perdeyi çektim.
"Kimseye baktığımda da yok, hem banane buranın bekar erkeklerinden."
"Tamam tamam, en kariyerine düşkün sensin anladık."
"Evlilik konusunu açma işte, hoşuma gitmiyor."
Ablam dudaklarına hayali bir fermuar çekti.
"Açmam. Yemek hazır sen şimdi mi duşa girersin?"
Bavuluma baktım. "Şimdi girsem daha iyi aslında, hava çok sıcak bunaldım."
"Tamam, misafir banyosu hazır zaten."
Bavulumu açıp temiz kıyafetlerimi çıkardım. Kendime getirdiğim kişisel bakım ürünlerini de çıkarıp masaya dizdim. Yemekten sonra yerleşirdim artık. Banyoya girip kısa bir duş aldım. Gri eşofman takımını giyinip banyodan çıktım. Saçlarım kumraldı, daha önce hiç boyamamıştım, boyu da hep omzumun altında kalırdı. Kısa saç sevmiyordum.
Havluyla biraz kurulayıp kendi hâline bıraktım. Ablam ve eniştem çoktan masayı hazırlamışlardı. Doğrusu ablam oturmuştu. Karnının üstüne koyduğu tabağı keyifle yiyordu.
"Afiyet olsun ablam."
"Gel otur gel, enişten yaprak sarması yaptı. Daha önce yemiştin çok beğendin diye yaptı. Kocam diye demiyorum ama eli pek bir lezzetli."
Eniştem yandan gülüp elindeki bardağı masaya bıraktı. "On parmağımda yüz marifet. Beni alarak yaşadın hanım."
"Ablam tam hayalindeki biri ile evlenmiştir. Nasıl dua ettiyse artık." Dedim ima yaparak.
"Otur hadi otur." Dedi ablam.
Masaya tam oturacakken kapı çalmıştı.
"Birini mi bekliyordunuz?"
"Komşudur." Dedi eniştem. "Sen otur ben bakarım."
Ben sandalyemi çekip oturdum. Masa çok güzel görünüyordu. Kapıdan kız sesi geldi sonra ayak sesleri.
"Hayırlı akşamlar Gözde abla ve onun kardeşi Neva."
Bu az önce pencereden gördüğüm kızdı. Elinde daha buharı tüten börekler vardı. Çekingen ve naif biriydi. Kahküllü minik bir yüzü vardı. Minyon tipliydi ve gülünce kısılan gözleri tıpkı abisi gibiydi.
"Ayyy, Figen abla peynirli börek mi yapmış." Dedi ablam. Eliyle ver ver yaptı.
"Evet, senin canın çekmiş. Annem de durur mu hemen yaptı. Afiyet bal şeker olsun."
Tabağı ablama verdi.
"Gel otur sen de." Dedi eniştem. "Neva ile tanışırsın."
Elimi uzattım. "Merhaba."
Elimi sıkınca anında güzel bir enerji hissetmiştim. "Merhaba ve hoş geldin. Ben Gülce. Hemen karşınızdaki tek katlı evde oturuyoruz. Annem de gelecekti ama yemek saati diye gelemedi. Yarın kahvaltıya davet ediyor."
"Ne zahmet-"
"O lafı burada hiç sevmeyiz Neva. Sakın deme alınırım. Hem annem çok misafirperver biridir. Seni de kızı olarak görür. Annemin gönlü kocaman."
"Teşekkür ederim ama-"
"Gözde abla, kardeşin de tıpkı senin gibi." Dedi başını yana yatırdı. "Sen de başlarda çok çekinirdin ama zamanla alıştın."
"Neva da öyle olur, daha yeni biraz zaman verin." Dedi eniştem.
"Harun haklı, yoksa Neva da çok uysal bir kız. Böyle sıcak yerleri sever." Dedi ablam ağzındaki lokmayı yuttu.
"Sever sever, yarın kahvaltıdan sonra mahallede dolaşırız biz. Bu arada yaşın kaç? Sana Neva diyorum ama."
"Yirmi beş yaşındayım ben."
"İki yaş büyüksün sadece ama abla demem çünkü sen de en az yirmi görünüyorsun."
"Teşekkür ederim. Sen de çok tatlısın."
Gülce hemen utanıp ellerine bakmıştı. Bir insanı ilk görüşte sevdiysem hayatıma aldığıma pişman olmayacağım demektir. Gülce de o insanlardan biri olmuştu. Saf, masum bir güzelliği vardı.
Mahalleden gelen bağırış ve cam kırılma sesleri ile panikten yerimde hoplamıştım. Eniştem ayağa kalkıp hızla pencereden baktı.
"Ne oluyor?" Dedim korkuyla.
"Büyük ihtimalle, Demet'in kocası geldi."
Dedi ablam tabağı masaya bıraktı.
Gülce de panik içindeydi. "Off yine kavga çıkacak. Ömer abi bu sefer affetmez. Hiii Sancar Tekin'de gelirse olay büyür."
"Polise haber verelim." Dedim telefon arayarak.
"Sakin olun." Dedi eniştem. "Ben aşağı inip bakarım. Polislik bir durum yok."
"Dikkat et Harun, bak o pislik Yakup-"
"Tamam bir şey yok Gözdem. Siz burada kalın."
Eniştem aşağı inince biz de hemen pencereden baktık. Sarhoş bir adam elindeki içki şişelerini yere atıyordu. Birkaç genç adamı durdurmaya çalışıyordu.
"Bırakın lan beni! Sikerim belanızı! Karım ve oğlumu almadan gitmem! O piç Ömer kim lan! Kim lan o köpek benim karım ve oğlumu alıyor benden?"
"Bu adam kim?" Dedim. Duyduğum küfürler ile yüzümü buruşturdum.
"Ömer abinin, eniştesi yani ablasının eşi. Boşanma aşamasındalar ama bu pislik adam istemiyor." Diye açıklama yaptı Gülce.
Ömer denilen adamın düzgün bir hayatı olmadığı kesindi. Sarhoş adam resmen tehlike saçıyordu. Dışarıda sadece erkekler vardı. Adamın ileriye gitmesine izin vermiyorlardı. Yani eve gitmesine. Yine o tanıdık araba egzoz sesi duyulunca herkes kenara çekilmişti. Bordo renk tofaşı görenler işte şimdi bitti dercesine rahatlamışlardı.
Arabadan Ömer hızla indi ve peşi sıra Genco ve iki adam daha indi. Birisi bildiğiniz dev gibiydi. O arabaya nasıl sığmıştı?
"Sancar Tekin." Dedi Gülce. "Adamı dövmekten öldürür bu, off lütfen Ömer abi izin verme."
Galiba dev olan Sancar Tekin'di. Gülce yerinde duramıyordu, aşağıda kalabalık olmasa koşa koşa gidecek gibiydi.
"Şerefini siktiğimin klasör pezengi! Sana demedim mi lan ben bir daha bu mahalleye adım atma diye! Seni doğduğun gecenin sabahını sikeyim! Göt davarı! İçki ile doldurduğun o beynini götüne takarım lan! O laf anlamayan beynini köpeklere siktirmez miyim? La ben, la seni-"
Hayatımda ilk defa duyduğum bu küfürlere mi şaşırayım? Yoksa Ömer'in adamın başında şişeyi patlatmasına mı? Allah'ım bu nasıl bir mahalle? Bunlar nasıl insan? Kaostan uzak duran ben neyin içine düşmüştüm?