Zaman geçmemesi gereken yerde daha çabuk geçiyordu ve Eli iyileşmişti. Günlerdir aklım karışık bir halde ona Edward'la evlenmekten vazgeçmesi gerektiğini söylemeyi düşündüm. Kendi öz ağabeyime karşı bana tamamıyla yabancı bir kızı korumaya çalışıyordum. Üstelik daha ortada hiç bir kanıtım yokken. Edward tarafından, umarım yanılıyorumdur, aldatılacağı kesindi. Onları ayırma çabam bir başkası tarafından gülünç gelebilirdi. Aldatılmak ya da aldatmak soylu hayatında yeni bir şey değildi. Bense sadece daha yeni tanıdığım bir kızı ağabeyimin tuzaklarından korumaya çalışıyordum. Daha doğrusu bunu sadece düşünmüştüm. Hiç bir şekilde hayata geçirememiştim. Tüm benliğim bu evliliğin yanlış olduğunu, Edward'ın kendi gibi bir sinsiyle evlenmeye layık olduğunu düşünse de elimden gelen bir şey yoktu. Üstelik bugün doğan güneşle birlikte düğün sabahına uyanmışken.
Eli, keşke biraz daha geç iyileşseydi de düğün biraz daha ertelenebilseydi. Ama olmadı. Akşam için hazırlanmam gerekiyordu. Saray tıka basa insan dolmuştu ve yapılacak şey çok, vakit azdı.
Etrafımdaki herkes telaşlı olsa da sakin adımlarla odamın ortasındaki hazırlanmış suya girdim. Bugün tüm hizmetçiler sahiplerini daha güzel gösterebilmek adına seferber olmuşlardı. Benimkiler ise nişanlı prensesin ne giyeceği konusuyla meşguldüler. Onlara telaş etmemeleri gerektiğini söylediğimde bana aklımı kaçırmışım gibi baktıklarından kendi hallerine bırakmış ve kaplumbağa hızıma geri dönmüştüm.
Akşam için hiç mi hiç heyecanlı değildim. Elizabeth, bir şekilde üzülecekti. Kendi hayatımı değiştirmeye kudretim olmadığı gibi Elizabeth'i engellemeye de gücüm yoktu.
Andrew odaya daldığında düşüncelerimden sıyrılıp bir çığlık kopardım. Sıcak suyun içindeki yarı çıplak bedenimi kapatmaya çalışırken "Çık dışarı çabuk," diye bağırdım. Odamda ne işi vardı?
Hizmetçiler telaşla çevremizdeki mahremiyet sağlayan perdeleri çekiştirip ortadan kaybolurken Andrew söylediklerime karşı hiç oralı olmadı. Hatırladığımdan daha da şişman görünüyordu ve dar ceketi göbeğinden her an patlayacak gibiydi.
"Sevgilim," dedi dehşete kapıldığımı umursamadan.
"Ne hoş manzara."
"Seni lanet olası adam. Tanrı'nın belası," diyerek hakaretlere başladım.
"Son gördüğümden bu yana güzelleşmişsin," dedi. "Belki de yarı çıplak olduğun için," diye devam etti.
"Buradan hemen gitmezsen muhafızları çağırırım."
"Üzgünüm sevgilim. Keşke aynı güzel değişimi ahlakın için de söyleyebilseydim."
"Ben gayet ahlaklıyım," diye mırıldandım ve sudan çıkarak sıcak havlulara sarındım.
"Pek öyle görünmüyor," dedi. "Şuan insanı her türlü ahlaksızlığa sürükleyecek gibi duruyorsun."
Harika, açıkta bir yerimi bırakmadan her yanımı havlulara sararken sinirle hizmetçilere bağırdım. Bu adam bir türlü yakamdan düşmüyordu.
"Zahmet etme," dedi hala beni umursamayarak. "Güzel banyona devam et. Nasıl olsa benimsin. Şimdi gidiyorum sevgilim. Akşam düğünde görüşürüz. Yakında bir düğün de bizim için olacak ve o sefer elimden kurtulamayacaksın."
Tam dönüp gidecekken rahatlamıştım ama bir şey hatırlamış gibi yanıma geldi.
"Bu senin için, bu arada Edward'la ilgili söylediklerimi aklında tutsan iyi edersin. Özellikle de bu akşam. Düğünde beni rezil etme."
Elime mavi kadife kaplı bir kutu tıkıştırıp gözden kaybolduğunda varlığı tüm sinirlerimi alt üst etmişti. Üzerimdeki havluları yere atıp tekrar suyun içine girerken elimdeki kutuyu içine bakma zahmetine girmeden yatağın üzerine fırlattım. Andrew'in gidişiyle ortadan kaybolan hizmetçiler tekrar görünür olduklarında onları beni bu halde bıraktıkları için azarladım.
Biraz olsun sinirlerimin yatışması umuduyla suyun içine atılmış kırmızı gül yapraklarıyla oynamaya başladım. Bu akşam İngiltere'nin belki de son yüz yıldır en şatafatlı düğünü olacaktı. Yakışıklılığı ve çapkınlığıyla ün salmış, ülkenin en güçlü varisi, geleceğin kralı Edward Morris evleniyordu. Benim kuş beyinli ağabeyim.
Onun bu kadar çabuk bekarlığa veda edip evlenmek için kolları sıvayacağını tahmin etmezdim. Uzun yıllar daha Rose gibi kadınlarla düşüp kalkacağını sanıyordum. Sandığım gibi olmamıştı ve hiç hak etmediği halde Elizabeth gibi biriyle evleniyordu. Ne büyük kayıp.
Bir yandan da saraydaki yalnızlığımın bir nebze azalacağı için seviniyordum. Hoş, Elizabeth bir daha asla ata binmezdi. Ama onun yerine birlikte kitap okuyabilir, çay saatlerinde dertleşebilirdik. Mary'den sonra beni anlayabileceğini umduğum biri daha olacaktı hayatımda.
Suyun üzerinde yüzen gül yapraklarını bir araya toplayıp tekrar dağıttıktan sonra sudan çıkmak için hazırlandım. Hizmetçilerden biri suda biraz daha kalmam için uyarıda bulundu. Gül kokusu yeterince tenime sinmemiş olabilirdi. Uyarılarına gülerek havlulara sarındım. Güzel kokmak kimin umurundaydı ki? Hele de lanet olası Andrew için.
İyice kurulandıktan sonra saçlarımın kurulanması ve yapılması için aynanın karşısına geçtim. İçeri rüzgar dolması umuduyla pencereler sonuna kadar açıldı.
Aynadaki yüzüm kötü ruh halime rağmen sıcak sudan olmalı canlı görünüyordu. Buz mavisi gözlerim anneminkiler kadar güçlüydü. Yüz hatlarım belirgin ve kendinden emin duruyordu. Burnumun etrafına yayılan çillerden az olsalar da hoşlanmazdım. Mary ise onların beni daha da sevimli gösterdiğini söylerdi.
Kızıl saçlarım yeterince kuruduğunda hizmetçiler saçlarımı fırçalamaya başladı. Ne yazık ki inatçı saçlarım uzun süre karmaşıklığı elden bırakmadan onları fazlasıyla uğraştırdı. Nihayet inadı bırakıp çözüldüklerinde nasıl bir model istediğimi sordular. Örgü diye cevap verdiğimde şaşırsalar da itiraz etmediler. Bu akşam için daha özel bir şeyler bekledikleri kesindi. İşleri bittiğinde sonuçtan memnun kaldım. Dağınık bir şekilde belime uzanan uzun örgü yüzümü yeterince güzel göstermişti.
Gülümseyerek yerimden kalktım ve düğün için özel olarak dikilen elbiseme göz attım. Göz rengime uyumlu mavi, değerli taşlarla bezeli kadife bir elbiseydi. Uzun etekleri yerleri süpürürken arasındaki beyaz tüllü detaylar elbiseyi boğuculuktan kurtarıp eşsiz gösteriyordu.
Elbiseyi üzerime geçirip hazırlığımı bitirdim. Bunların içindeyken kendimi sade bir hayata ve kumaşlara özlem duyarken yakalıyordum. Kızlardan biri gülümseyerek yatağa fırlattığım kutuyu eline aldı ve kapağı kaldırdığında ince dudakları hayretle ve kıskançlıkla aralandı. Yanıma gelip kutuyu gözümün önüne getirdiğinde içinde mavi elmaslarla bezeli bir kolye durduğunu gördüm. Güneş vurdukça parlıyor ve kolyeyi bakan kişinin gözlerini kamaştırıyordu. Andrew tarafından nişanlısına verilen pahalı bir hediye. Tehditlerini hatırlayıp kolyeyi takmazsan onunla uğraşmak zorunda kalacaktım.
"Boynuma takın lütfen," diye mırıldanıp kolyeye takılmaması için kalın saç örgümü kaldırdım. Kolye, boynuma değer değmez soğukluğunu ve ağırlığını hissettirdi. Sonunda parmağıma nişan yüzüğünü de geçirip odadan çıktım. Birkaç adım yürüdükten sonra Mary'nin benimkine çok yakın olan odasına vardım. Burada da benim odama benzer telaş vardı ve Mary tam da yaşına uygun bir elbise giymekle meşguldü. Bir köşeye geçip hazırlanmasını beklerken herkesin ne kadar da mutlu göründüğünü fark ettim. Ben hariç herkes kendini iyi hissediyor olmalıydı.
Mary de işini bitirdiğinde birlikte odadan çıkıp sarayın en büyük salonuna inmeye başladık.
"Çok heyecanlıyım Victoria," dedi. "İnanabiliyor musun? Küçük Edward'ımız evleniyor. Hem de tam kendine uygun biriyle."
Pek de uygun değil demekten vazgeçip "Evet, ben de heyecanlıyım," diye yalan söyledim.
"Annen bugünleri görseydi onunla gurur duyar, mutluluktan ağlardı."
Annemin konusu ne zaman açılsa kalbimin acıdığını hissederdim. Bu sefer de öyle oldu. Surat astığımı gören dadım çıkıştı.
"Bugün her şeyi boş verip sadece eğlenmeni ve dans etmeni istiyorum. Biliyorsun, bütün gece Andrew'le olmak zorunda değilsin. Herkes gece yarısına kalmadan sarhoş olacağı için yeni birilerini tanıyabilirsin. Kendine biraz arkadaş bul. Kimse bunu yadırgamaz."
"Pekala," dedim. "Eğleneceğim."
İnandırıcı olmak amacıyla da yapmacık bir şekilde gülümsedim.
Bu gece kendime nasıl bir arkadaş ya da her neyse, bulabilirdim ki?