Zinar, yaz tatiline gelmişti. Midyat’ı çok özlemişti; özellikle de Havin’i… Onu görmek için can atıyordu. Hemen Havin’i aradı: — Havin, ben Midyat’tayım. Seni görmek için çok sabırsızlanıyorum. — Yarın çarşıya geleceğim, görüşürüz. Sabah olmuştu. Zinar sabırsızlıkla Havin’i bekliyordu. Havin karşıdan geliyordu. Zinar içinden: Allah’ım, ne kadar da güzelleşmiş, inanamıyorum. Havin geldi, tokalaştılar. Zinar, Havin’in elini hiç bırakmak istemiyordu. Ona sarılmak, koklamak istiyordu. — Havin, gel bir yerde oturalım. Bir şeyler yemek ister misin? — Ben tokum. — O zaman gel, bir şeyler içelim. Havin’le Zinar saatlerce konuştular. Zinar, arada Havin’in elini tutuyor, onu ne kadar çok sevdiğini haykırmak istiyor ama yapamıyordu. — Zinar, ben kalksam olur mu? Çok geç oldu. — Tamam. Kal

