Kuğunun Şikayeti

2616 Kelimeler
Kuğuysan, yeminliysen bir ömür bir aşka.  Diyeceğim; gitsen başka düğüm kalsan başka.  Ama vardı gidenler, onlarda gördüm;  Gitmemeyi seçtim ben, kaldım üst üste, kördüğüm.  Öğrendiğim; bir kuğu yeminliyse aşka ömrü gibi  Göldür bütün dünya, bitmez boynun eğriliği.   Birhan Keskin   2016 / Mayıs   Kahvaltı yavaş yavaş boğazıma dizilirken güçlükle yutkundum. Nefesim de ciğerlerimde mahsur kaldı. Duru durmuyor, yorulmuyor, usanmıyordu. Israrla geçmişi eşeliyor ve beni her an daha fazla kanatıyordu. Hele ki Yasemin’in tek ve en mühim sırrımı bildiğini yüzüme haykırırken… Ruhuma işkenceler salmış, varlığımı ipe dizmişti. Çatalımı masaya bırakıp arkama yaslandım. Yemek yemek ilk defa bu kadar zordu. Hayır, daha zoru da olmuştu. Defalarca kez imkansızdı hatta. Aklıma gelenlerle içim daraldı. Derin bir nefes alıp verdim. Kurtuluşum yoktu. Kıyamet her yerdeydi. Aras ise sessiz sedasız kahvaltısını yapmakla meşguldü. Gözlerim usulca üzerinde dolaşırken süzgün hali yüreğimi parçaladı. Mutsuzdu… Acı çekiyordu. Sağ kalan hücrelerim isyan bayraklarıyla ölüme yürüdü. Onun acı çektiği bir dünyada yaşamak ne kadar da anlamsızdı. Yaşamak nasıl yorucu bir eylemdi böyle. Gözlerini yakalamaya çalıştım. Çünkü eğer bakarsa, gözlerinin derinlerinde ruhunda yatanları göreceğimi biliyordum. “Piyano çalmaya devam ediyor musun?” Duru tek kaşını biraz kaldırıp gülümsedi. Sorunun çağrıştırdığı anlamlar derin yaraları beraberinde getirdi. Piyano… Benim piyanom… Aras… Konuşmak için insanüstü bir çaba harcamam gerekti. “Evet, ondan vazgeçemiyorum.” Bu doğruydu. Bu pek çok doğruyu beraberinde getiriyordu. Piyanodan vazgeçemezdim çünkü bu kendimi reddetmek olurdu. Çünkü bana piyanoyu sevdiren Aras’tı. Ondan kopmaya çalışmak diğeriyle bağlarımı zedelemek gibi bir şeydi. Aras’a zaten milyonlarca yıl uzaktım. Aramızda sadece gümüşten ince bir bağ vardı. O da piyanoydu. Ona tutunabilmemin tek yoluydu. Duru imayla yüzüme baktı. Söylediğim şeyi başka yere çektiğini biliyordum. Ama kahretsin ki yanılmıyordu. Bahsettiğim sadece piyano değil Aras’tı da. Daima Aras… Asıl ondan vazgeçemiyordum. Aras yavaşça gülümsedi. Bunu yaparken bile ne kadar zorlandığını görmek dünyamın ışıklarını söndürdü. “Sen sormadan söyleyeyim.” dedi kırık sesiyle “Ben artık çalmıyorum.” Bırakmıştı. Yasemin gittikten sonra pek çok şeyi nasıl bıraktıysa bizi birbirimize bağlayan piyanoyu da terk etmişti. Hıçkırıklarım boğazımda düğümlendi. Öyle ki artık hıçkırarak ağlayamıyordum bile. Yasemin’den artık nefret de edemiyordum. Evet, her ne olmuş olursa olsun kin diye bir duygu yoktu içimde. Özellikle bunu neden yaptığını bilmesem de Duru’nun söylediklerinden sonra. Yasemin… Ama yine de adı bile hala canımı acıtıyordu. Sadece adının geçmesi bile dört bir yanıma iğneler saplıyordu. Aras derin bir nefes alıp gülümsemesini büyüttü. “Ama yeni bir besteyle geri dönmeyi düşünüyorum. Bitmek üzere.  Onunla birlikte zaman akmayı unuttu kendi çaresizliğinde. Gözlerim yalnızca onda kilitli kalırken varlığıma hayat bahşediyordu Aras. Çığlık çığlığa haykırışlara büründü ruhum. Geri dönüyordu. Bana geri dönüyordu. Aras gittiği yerden geliyordu. Ve, ve… Hayır! Dahası yoktu, bu kadardı. Duru şaşkınlıkla açılan gözlerini kırpıştırdı. Dudakları çarçabuk kıvrılırken beynim düşünmekten çok uzaktı. “Çok sevindim Aras. Bu konuda ne kadar yetenekli olduğunu unutmadım. Bestelerini dinlemek ipekler üzerinde yalınayak süzülmek gibiydi.” Keskin bakışlarını bana döndürdü. “Yine birlikte mi çalacaksınız?” Ağzımı açıp kapadım. Konuşmak benim için imkân dâhilinde olmayan bir eylemdi o an için. Birden bir ayrıntı beni inanılmaz rahatsız etti. Onun dışında… Beste yapmıştı. Uzun aradan sonra Aras beste yapmıştı ve bu beni… Hayır, korkutmadı. Yalan söylemek hislerimi değiştiremezdi. Doğrusu evet, biraz korkuttu. Çünkü son bestesi. Gözlerimi daha fazla açık tutamadım. Kirpiklerim birbirine değerken dudaklarımı ısırdım. Son bestesi onaydı. Onun için… Yasemin… Aras arkasına yaslanıp kollarını birleştirdi. “Katre’yle çalmak her zaman büyük bir zevkti.” Başını eğip bana göz kırptı. Aniden garip bir huzursuzluk dalgasıyla vuruldum. Duru dikkatle beni izliyordu. O böyle bakarken tepki vermek çok zordu. Her hareketim mercek altında gibi hissettim. Dudaklarım Aras’a gülümsemek için çabaladı. Başarmış olmalıydılar ya da ben öyle olmasını umuyordum. Aras gözlerini kısıp üzerimde gezdirdi. Bir sorun olduğunu mutlaka ki anlamıştı. Ben onu nasıl tanıyorsam o da beni tanıyordu. Gözlerimi açıp kapattım her şeyin yolunda olduğunu anlatmak için. Kendimi zorlayarak daha fazla gülümsedim. Duru dudaklarını büzüp öldürücü bakışlarını sapladı tenime. Zehri her yanıma yayıldı. “Gitmeden sizi dinlemek isterim.” Sevimli bir gülümseme yüzüne yayıldı. O kadar sahteydi ki bu konuda onunla asla yarışamazdım. “Belki eskilerden bir şeyler çalar Katre sana.” Tuna rahatsızlığını belli eden sesiyle konuya dahil oldu. Bu garip konuşma hepimizi epeyce germişti. Ama Aras bunu gizlemek için konuyu asla kapatmıyordu. Rahatsızlığını örtbas ediyordu çünkü… Çünkü artık buna bir son vermek niyetindeydi. Kalbimde umut kelebekleri kanat çırptı. Artık geçmişin bir tabu olmasından o da yorulmuş olmalıydı. Konuşulsun ve bitsin istiyordu belki. Tuna’ya bakıp anlayışla gülümsedim. Müge de yanından göz kırptı bana. Her şey yolunda demenin Mügecesiydi. “Tabi. Neden olmasın?” diye mırıldandım. Başını salladı Duru ağır ağır. Yeni bir bomba için ağzını açtı. Kalp çarpıntılarıyla bu kez ne yumurtlayacağını beklerken Derya teyzenin sesi bir krizden daha kurtardı bizi. “Aras telefonun çalıyor çocuğum. Fırat arıyor.” Aras ayağa kalkarken Duru keyifli bir kahkaha attı. “Hayır, merak ediyorum. Bu ailede adı nehir ismi olmayan hiç kimse yok mu?” Başını iki yana salladı hala gülerken. “İnsan bütün çocuklarına mı nehir ismi verir?” “Hoşuna gitmedi mi Duru’c*m?” Aras başını eğip sırıttı. “Suyu seviyoruz ne yapalım.” Tuna da neşeli bir kahkaha attı. Gerginliğin birden son bulmasına sevinmiş gibi bir hali vardı. Onlara katılmak için gülümsemeye çalıştım. Dicle abla gözlerini devirdi. “Aman babamın takıntısı işte…” “Ama bence ikizlere Dicle ve Fırat ismi vermek çok hoş. Özellikle ikiniz ayrı bir hoşuma gidiyorsunuz.” “Teşekkürler, Durucum.” Tuna kaşlarını kaldırıp yüzüne dramatik bir hava verdi. “Eminim Fırat da ondan hoşlanmana çok sevinirdi Duru.” Gürültülü kahkahalar kulaklarımı tırmalarken olduğum yerde büzüldüm. Aras eve doğru yürümeye başladı. Onun gitmesiyle tutunmaya çalıştığımız neşe buhar olup uçtu. Herkesin üzerine koyu bir sis perdesi indi gökten. Donuk bakışlar masada dolandı durdu. Nefesimi tutup ilk sorunun kimden geleceğini bekledim. “Neden geldin Duru?” Benim cevap alamadığım soruyu bu kez Dicle abla sordu. Ardından, sorusunun çok kaba kaçtığını düşünerek düzeltmeye çalıştı. “Yani neden geçmişi kurcalamak için geldin? Herkesin yeterince canı yanmadı mı?” Duru ellerini masanın üzerinde birleştirip yanağını da onlara dayadı. “Ben geçmişi deşmek için gelmedim Dicle abla.” dedi üstüne basa basa. “Geçmiş aydınlansın diye geldim. Her şeyin üstünü kapatmak herkese daha mı iyi hissettiriyor?” Tuna alnını kaşıdı sakince. Tırmanmaya başlayan sinirlerini bastırmaya çalıştığını biliyordum. “Neyin üstünü örttük Duru? Yasemin öldü ve bu konuda kimsenin yapabileceği bir şey yoktu. Sen de biliyorsun. Arkasından neredeyse Aras da ölecekti. Ama şimdi atlatmaya çalışıyor.” dedi gözlerini karşımdaki sarışın kızdan ayırmadan. “Sen gelmeden gayet iyi gidiyordu.” “Bence hala iyi görünüyor.” Tuna parmaklarını burun kemerine bastırdı. “Ona unutamadığı birini hatırlatmak için bu kadar yol tepmiş olman sence de fazla saçma değil mi?” Söylediği her kelime beni lime lime etti. Kendi kanımda boğulurken onu asla unutamayacağını yeniden kabul ettim. Yasemin hep onda kalacaktı. Bu ihtimal –hayır, ihtimal değil var olan tek gerçekti bu- benim yıllar önce kabullendiğim bir şeydi. Duru kaşlarını kaldırıp gülümsedi. “Aslına bakarsan Tuna, durup dururken geldiğim söylenemez.” Bakışlarını tek tek üzerimizde gezdirdi. Koyulaşmış gözlerinde apaçık görünen buz taneleriyle kanım dondu. Neden bu kadar nefret doluydu? Duru neden kasten canımızı acıtmaya çalışıyordu? “Beni buraya Aras davet etti.” Ciğerlerim yanmaya başlayana kadar nefesimi tuttuğumun farkında değildim. Boğazımı yakarak dışarı çıktı içimi kavuran rüzgar. Onu buraya Aras çağırmış olamazdı. Neden? Müge şaşkınlıkla Duru’ya bakmayı bırakabildiğnide endişeli gözleri yüzümde gezindi. Bakışlarımı ondan kaçırdım. Herkesten kaçırdım. Tuna derin bir nefes alıp yavaşça verdi. “Bu çok saçma. Yani neden? Neden durup dururken bunu yapsın?” Yüzüne anlamlı ve büyük bir gülümseme yerleşirken sağ omzunu hafifçe silkti Duru. “Bilmiyorum Tuna’cım. Onu da Aras’a sormanız gerekiyor.”   ***   Duvarlar üstüme üstüme yürürken gözlerimi kapattım. Değişik bir sızının gelip beni sarmalamasına izin verdim. Bütün boşluklarıma sızıp, her yeri kana buladı. Hızlanan soluklarım acının şiddetiyle eşdeğerdi. Her yer kırmızıya dönene kadar bekledim. Uzun süren sarsıntılardan sonra korkmuş bir depremzede gibi içime baktım. Bakmaktan kaçındığım içime… Bana ait olan ama beni umursamayan her şeye… İçim yıkık dökük bir şehirdi. Enkazlarımın dumanları tütüyordu hala. Duru Aras çağırdığı için gelmişti. Yani Duru’ya yüklediğim bütün geçmiş eşeleme görevi aslında onun isteğiyle gerçekleşiyordu. Duru’ya yönlendirdiğim bütün öfke, duyduğum tüm kin aslında Aras’ın istedikleri içindi. O zaman ona mı kızmalıydım? Evet. Hayır! Ona kızamazdım, ona küsemezdim. Ondan geçemezdim. Bütün dünyam çepeçevre onunla sarılmışken nasıl yapardım bunu? Ama hissettiğim boşluk hiçbir şeye benzemiyordu. Aras onunla dolmak istemişti. Ve ben birden bomboş kalmıştım. Kendi hatırlayamadığı ayrıntıları anlatması için onu çağırmıştı. Fakat geçmişle ilgili tüm ayrıntılara boğulan bendim. Gözümün önünden yüzü, kulağımdan sesi gitmiyordu. Kokusu buram buram içime doluyordu. Ama neden? Neden geri döneceğinin, unutacağının sinyallerini verirken bunu yapmıştı? Nasıl yapabilmişti? O kadar karışıktım ki hiçbir düşünce beynimde yer edemiyordu. Karanlık zihnimi de etkisi altına almıştı. Sahi neler oluyordu hayatımda benden habersiz? “Veda etmeye hazırlanıyor.” Annemin hüzünlü gelen puslu sesini duyduğumda gözlerimi açtım. Güzel gözleri buğulanmış hafifçe gülümsüyordu. Elini uzatıp saçlarımı okşamaya başladı. Annemin sıcak elleri saçlarımın arasındayken gözlerim yeniden kapandı. Huzurla… Ara sıra hissettiğim o şahane duyguyla… Onun yanımda olması o kadar güzeldi ki. “Neden anne?” diye mırıldandım. Ruhumdaki bütün çalkantılar sahile vurdu. Dalgalanan denizim gemileri batırdı. Basit bir soru gibiydi dudaklarımdan dökülenler. Oysa ki bütün hayatımın özetiydi. Annemin kırık gülümsemesi uzaktan gelir gibi ulaştı kulaklarıma. “Vedalar sancılıdır yavrum. Farkındasın değil mi? Aras hiç Yasemin’e veda etmedi. Ama şimdi vedaya hazırlanıyor ve onun sancısını çekiyor.” Zihnim söylediklerinin anlamlarını kavramaktan çok uzaktı. Yalnızca onun dinlendirici sesini dinledim. Sonra birden anlamlar üşüştü beynime. Veda diyordu. Zifiri karanlığıma ışıklar bahşediyordu. Yasemin’e veda etmek… Karanlıklar köşelerine çekiliyordu. Yasemin’e veda… “Yasemin kokusu havamızdan eksilecek mi dersin?” Fısıltım gök gürültüsü gibi geldi. Çığ altında kalmış gibi oldum anında. Ben bile hala aynı kokuyla sarılıydım çepeçevre. Saçlarımın arasındaki eller bir süre kararsızca durdu. Söyleyecekleri rotamı belirleyecekmiş gibi nefesimi tuttum. Annem yeniden ellerini hızlandırırken gözlerim usulca aralandı. “Kokular zamanla etkilerini yitirir kızım. En yoğun gelenler bile artık duyulmaz olur. İnsanın burnu alışınca onu fark etmekten yoksun kalır.” Yüzümü yukarı doğru kaldırdı. Gözlerimi açınca bakışlarıyla karşılaştım. “Bazen bir şeye o kadar odaklanırız ki onun peşinde savrulurken daha önemli şeyleri ıskalarız hayatta. Gözümüzü o kadar boyar ki o, çok yakınımızda olan şeyleri göremeyiz. Aşk da böyle bir şey kızım. Birine tutulup kalırsın ve seni çok daha mutlu edebilecek kişiler yanından öylece geçip gider.” Gözlerimden tutamadığım yaşlar süzülürken başımı salladım. “Ama onu öyle çok seviyorum ki anne.” Yanaklarımdaki yaşları sildi yavaşça. Bakışlarına yerleşen hüzün içimi oydu. “Artık bırak Katre. Kendini kaybetmeden onu bırak. Yoksa aradığın hiçbir yerde karşına çıkmayacaksın, her kapın yüzüne kapanacak. Sen kendine bile yabancı kalacaksın kızım.” Gözyaşları ellerime damlarken dudaklarımı ısırdım. “Sen kendini yıprattıkça ben kahroluyorum. Artık bu sevdadan vazgeç çocuğum.” Ard arda hıçkırdım. Tutamadığım başım annemin koluna yaslandı. İç çekişlerim sürerken o ise hala başımı okşuyordu. “Bak Aras bile Yasemin’e veda ediyor. Sen neden ona elveda diyemeyesin?” “Denemedim mi sanıyorsun?” Cümlem ani bir hıçkırıkla bölündü. Derin bir nefes alıp omzuna yerleştim. “Günlerce, aylarca, yıllarca denedim. Vazgeçebilmek için her şeyi yaptım. Ama olmuyor anne. Ne yaparsam yapayım olmuyor.” Buğulanmış gözlerini yakaladım titreyerek. “Yasemin varken bile olmadı. Şimdi Aras onu yolcu ederken nasıl vazgeçebilirim ondan?” Ellerimi gözlerime bastırıp geri çekildim. Oyarcasına kuruladığım kırmızı gözlerimle anneme baktım yeniden. Bakışlarımda hüzünbaz ışıklar oynaştı eminim. Umutlarım da saklandıkları yerlerden çıkıp oraya yerleşti. “Eğer dediğin gibi vedaya hazırlanıyorsa benim de bir şansım olamaz mı anne? Hiç mi olurum yok?” Gözlerini sıkıca kapattığında yaşları yanaklarına döküldü. Elimi uzatıp bir damlasına dokundum. Benim için acı çekiyordu. Bu beni en az Aras kadar parçalıyordu. Annemin eksiksiz mutlulukla dolmasını arzuladım. Benim yerime o mutlu olsa da olurdu. Ben nasılsa mutlu olamıyordum. “Yapma Katre.” Sesindeki o yakan tınılar her yanımı sardı. Ruhum alevler içinde kaldı yeniden. “Kendini umuda sürükleme. Sonra hayalinin cam kırıklarında kanarsın kızım.” Daha önce de olduğu gibi demek istedim. Defalarca kez olduğu gibi… “Onsuz nefes alamıyorum.” dedim Aras’ın cümleleriyle. Onun bir zamanlar Yasemin’e olan aşkını anlatan kelimeler benim ona dönülmez bağımlılığımı da haykırıyordu. Aslında ne garipti. Hepimiz kendi aşkımızı anlatırken aynı sözcüklere sığınıyorduk. Klişe laflarla içimizdekileri karşı tarafa aktarmak için çırpınıyorduk. En özelliksiz cümle neydi? Hangisi daha basitti? Seni seviyorum ne demekti aslen? Hani sürekli ağız değiştiren… Herkes herkese bunu söylüyordu. Ama hangisi gerçekten hissediyordu? Hangisi böyle yanıyordu, söyleyemezken hem de? Annem başını iki yana salladı. “Acı çekiyor olmana dayanamıyorum. Hele ki Aras yüzünden olunca ona daha fazla kızıyorum.” Burnunu çekip gülümsedi. “Benden küçük kızımı çaldı.” Elini tutup yanağıma yasladım. “Ona kızma anne. İnan bana onun suçu değil.” “Artık Aras’tan başka şeyler düşüneceğine söz ver bana.” Başımı kendimden korkarak yere eğdim. Bunu yapamazdım. Deneyemezdim bile. Her tarafım onunla, yalnız onunla doluyken mümkün değildi. Ona bakmaktan çekinerek duvara diktim gözlerimi. Yaşlarım dudaklarıma ulaşırken gülümsedim. Geçmişin tozlanamamış sayfalarına yol aldı düşüncelerim. “Biliyor musun? Sorun bende bulamadığını başkasında bulmaya çalışması değildi. Bende hiç aramamasıydı. Bana bir kere bile bakmadı. Beni bir kere bile görmedi. Ne garip değil mi? Yıllardır yan yanayız ama beni hiç göremedi.” ***   Heyecanlı nefeslerimin eşliğinde tabureye oturdum. Sadece burada böyle oturmak, oturabilmek bile öyle güzeldi ki. Piyanoya bakıyor olmak bile içimi ağlama hisleriyle dolduruyor ardından şevkle ona sarılmak istiyordum. Ellerim yavaşça tuşlarda gezinirken taze bahar yağmurları yüzümü ıslattı hayalimde. İçimde ılık meltemler estiyor, ruhumu okşuyordu. Piyanomdan hayat bulan sesler bütün odaya yayıldı. Yeniden onun için çaldım. Müziğim haykıramadığım bütün aşkımı haykırdı. Avaz avaz aşkımı itiraf ediyor gibi hissediyordum. Ama kimse duymuyordu. Ellerim ezbere bildiğim notaları dolaşırken tek düşündüğüm sadece Aras’tı. Onun için çalmayı en sevdiğim besteydi bu. Aras’ın Yasemin’i tanımadan önceki bestelerinden biriydi. Ona olmayan, onun için yapılmayan bestelerden biri. Diğerlerinin hepsi Yasemin kokarken bu bahar kokuyor gibiydi. Yasemin çiçeklerinin olmadığı bir bahar. Sanki bizi anlatıyor gibi hissediyordum. Öyle olmasa bile.  Son nota havaya karıştıktan sonra durmadan başka bir parçaya geçtim. Kimse bilemese de, hiç kimse duymasa da bu da benim onun için yaptığım bestelerden biriydi. Kimsenin yanında çalmıyordum çünkü bana özeldi. Sadece onun içindi. Bütün umutsuzluğumun çizgilerini taşıyordu. Hayatım gibi kırık, hislerim gibi parçalanmıştı. Gözlerimden ılık yaşlar damladı ellerime. Tuşlar gözyaşlarımla yıkandı.  İyi çalabilmek müziğe ruhunu katabilmektir demişti Aras. Bütün ruhumu, varlığımı müziğe katıp onun için çaldım. Parmaklarım gittikçe hızlanırken gözlerimin önünde suretinin hayali gezindi durmadan. Asırlar geçti ardından. Mevsimler hazana vurdu. Tüm yapraklarım döküldü. Müzik her yerime işledi. Yüzyılın son nağmeleriydi çalan.  Aras…  İç çekişlerim kalbimden başlıyor dudaklarımda son buluyordu. İmkansız aşkım odaya yayılan müzikte dans ediyordu. Her yol ona çıkıyor, her nefes onu anıyordu. Onunla dolu bir masal oluyordu hayat. Bütün kadınlar uykudan önce çocuklarına onu anlatıyordu yorulmadan. O aşktı. Aras aşka ait olan her şeydi dünyamda. İkisini ayrı anamazdım bile.  Ah Aras! Ruhum yine depremli arazide. Enkazdan sağ çıkan parçam yok. Gelsen! Ne olur gel, sen.  Parmaklarım daha çok hızlandı. Aras yavaşça silinirken tek bir şey kaldı geriye. Alyans… Onun alyansı… Aras’ı Yasemin’e bağlayan en somut kanıt. Ömrüme vurulan pranga. Karanlıklar beni boğarken o halka parıldadı boşluğumda. Her yeri yeniden sardı aklımdan çıkmayan koku. Bedenim ezilirken ciğerlerim isyan etti. Tuşlardan kaldıramadığım parmaklarım burnumu tıkamak için kıvrandı. Onun yerine nefesimi tuttum.  Bestenin son notalarında gezinirken parmaklarım aldığım son nefes ciğerlerimde mahsurdu. Ağırlaşan başımı piyanoya yaslayıp kapanışı tamamladım.  Arkamdan gelen alkış sesiyle ürperdim. Titreyen kollarımı sardım ellerimle. Arkamı dönemedim. Kim olduğunu bilmek istemiyordum. Tuzlu damlalar bir kez daha dudaklarımı ziyarete geldi. Başımı havaya kaldırıp kendime gülümsedim. Aras’ı seviyordum. Durmadan, yorulmadan… Nefes bile almadan…  Alkış sesi kesilirken derin bir nefes daha aldım. O her kimse bir an önce gitsin istiyordum. Sonra zaman yeniden durdu. Sesi az önce onun için başlattığım müziğin son bulduğu odada yankılanırken Aras’ın içimden geçenleri duyduğuna emindim. Müzikteki devasa aşkı hissetmiş olmalıydı. Notalarla havaya yayılan, hala havada asılı duran duygular onun da tenine batıyor olmalıydı. Aras müziğin ne anlattığını anlardı. Yavaşça ona doğru döndüm. Gülümseyen gözleri yüzümde dolaştı. Ona karşılık veremedim. Ben… Sadece gözyaşlarım hızlandı. Sesi bütün yaralarımı sardı. Tüm hücrelerime sızdı. Ve ben kendi gözyaşlarımda boğuldum. “Yine rüya gibiydin.” Benim tek rüyam sensin.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE