Sigara

1392 Kelimeler
Burak, düşünceli bir ses tonuyla konuştu: "Önceliğimiz artık Abdullah Zengin’in esir tuttuğu kızlar. Onları kurtarmadan yapacağımız her hamle yanlış olur. Bu yüzden eski dostum Murat’la iş birliği yapmamız gerekiyor." Gözde, Burak’a onaylarcasına başını salladı. Gözlerindeki kararlılık Burak’ı bir nebze olsun rahatlattı. Burak derin bir nefes alarak telefonunu eline aldı ve Murat’ı aradı. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra Murat beklemeden açtı. "Senin aramanı bekliyordum," dedi Murat, sesi her zamanki gibi sakin ama bir o kadar otoriterdi. "Yarım saat sonra sizi bir helikopter alacak. Hazır olun. Artık bu işte birlikteyiz." Murat bu sözlerin ardından telefonu kapattı. Burak telefonu indirirken Gözde’ye döndü. "Yarım saat içinde hazır olmalıyız," dedi ciddi bir ifadeyle. Gözde, Burak’ın cümlesinin bitmesini bile beklemeden yerinden fırladı. Hızla iki valiz çıkardı ve onları hazırlamaya başladı. Burak, Gözde’nin bu telaşını görünce hafifçe gülümsedi. "Bu kız harika," diye düşündü. Ardından kendisi de hazırlanmaya koyuldu. Valizine birkaç temel eşya yerleştirip hızla hazırlanırken, bir yandan da Gözde’yi izliyordu. Gözde hâlâ valizlerinin birine kıyafet tıkıştırıyor, bir şeyleri unutmaktan korkuyordu. Helikopter evlerinin geniş bahçesine indiğinde Burak çoktan hazırdı. Pilotun pervaneleri döndüren gürültüsü bahçeyi doldururken, Gözde hâlâ valizlerinin birine bir şeyler sıkıştırmanın telaşını yaşıyordu. "Gözdeee!" diye seslendi Burak, sesi pervane gürültüsünü bastıracak kadar güçlüydü. "Hadi, seni bekliyoruz!" Gözde, Burak’ın bu çağrısına gözlerini devirdi ve mırıldandı. "Yarım saat içinde onu yap, bunu yap demesi kolay tabii. Böyle iş mi olur?" Sitemkâr bir şekilde valizinin fermuarını çekmeye çalışırken, içinden bir tişört sarktığını fark etti. "Ah, yeter artık!" diye homurdanarak valizini kaptığı gibi Burak’ın yanına koşturdu. "Yarım saat içinde yumurta bile yapılmaz! Sen bana hazırlan diyorsun. Ben nasıl yetişeyim?" diye devam etti sitemine. Burak, hafifçe gülümseyerek, "Hadi helikoptere binelim, orada mızmızlanırsın," dedi. Valizleri alıp helikoptere attı ve ardından Gözde ile birlikte hızla içeri girdiler. Helikopter, pervaneleri hızla dönerek yükselmeye başladığında, Gözde ve Burak aşağıya baktılar. Evleri gittikçe küçülüyordu, sanki oyuncak bir ev gibi görünmeye başlamıştı. Ancak o anda, bir patlama sesi gökyüzünü doldurdu. Patlama o kadar şiddetliydi ki, helikopter bile hafifçe sarsıldı. Burak ve Gözde, gözleri büyüyerek aşağıya baktılar. Evleri, adeta temellerinden kopmuş gibi havaya uçmuştu. Alevler ve duman gökyüzüne yükselirken, o rahat ve huzurlu anların yerini büyük bir dehşet almıştı. Burak ve Gözde, göz göze geldiler. Şok dalgası ikisinin de suratını kasvetli bir ifadeye bürümüştü. Nefes almakta zorlanıyorlardı, çünkü birkaç dakika önce huzurla oturdukları evleri, şimdi yok olmuştu. Tam o sırada pilotun alaycı bir sesi yükseldi. "Hahaha! Tam zamanında. Abdullah Zengin’in koyduğu bomba boşa gitti!" Bu sözler, Burak ve Gözde’nin şokunu daha da derinleştirdi. Abdullah Zengin, onların gizli yerlerini öğrenmişti. Evleri, onlar oradayken havaya uçurmayı planlamıştı. Helikopter, gökyüzünde ilerlerken Burak ve Gözde hâlâ patlamanın şokunu üzerlerinden atamamışlardı. O anların etkisiyle sessizdiler, sadece helikopterin motor sesleri kulaklarını dolduruyordu. Gözde, yanındaki Burak’ın elini sımsıkı tutmuştu. Sanki bu tutuş, ikisine de güç veriyordu. Burak, başını çevirip pilota baktı ve sesini yükselterek sordu: “Yolculuğumuz ne kadar sürecek?” Pilot, sert ve gizemli bir ses tonuyla cevap verdi: “Bu bilgiyi sizinle paylaşamam. Eğer söylersem yerimiz gizli olmaktan çıkar. Şimdi, lütfen arkanızda bulunan kaskları kafanıza takın. Bu kasklar görmenizi engelleyecek. Takmazsanız iniş yapmam yasak.” Burak, pilotun ciddiyetini hemen kavradı ve arkasına uzanarak siyah renkli, ağır kasklardan birini aldı. Gözde’ye dönerek başıyla işaret etti. Gözde, içten içe bu durumdan hoşlanmasa da Burak’a güvenerek kaskı başına geçirdi. Kaskları taktıkları anda dünyaları karardı. Hiçbir şey göremiyorlardı. Gözde, el yordamıyla Burak’ın elini bulup sıkıca tuttu. Burak, Gözde’nin elindeki titremeyi hissedip biraz daha sıktı. Sanki bu hareketiyle ona “Yanındayım” demek istiyordu. Helikopter bir süre daha sessizce ilerledi. Pervanelerin dönüş sesi dışında her şey huzursuz bir sessizliğe gömülmüştü. Birkaç dakika sonra helikopterin hızı yavaşladı. Ardından hafif bir sarsıntı hissedildi. Artık yere yaklaştıkları belliydi. Helikopter yavaşça sabitlenip inişe geçti. Pervanelerin yavaşlamasıyla birlikte pilotun sesi tekrar duyuldu: “Tamam, kaskları çıkarabilirsiniz.” Burak ve Gözde kasklarını çıkarıp önlerine baktıklarında, karşılarında Murat’ı gördüler. Murat, geniş bir gülümsemeyle Burak’a doğru birkaç adım attı. “Burak! Dostum, ne zamandır bekliyordum seni!” dedi ve ardından gözlerini Gözde’ye çevirdi. “Ve bu güzel hanımefendi demek yengemiz oluyor, öyle mi?” Murat, elini uzatarak Gözde’yi selamladı. Gözde, önce şaşırsa da Murat’ın samimi tavırlarını görünce gülümseyerek elini sıktı. “Evet, Gözde ben. Burak’tan sizden bahsetti diyemem ama sizin adınızı duydum,” dedi, hafif bir tebessümle. Murat, kıkırdayarak karşılık verdi: “Burak hep ketumdur, çok şey anlatmaz. Ama eminim ki bu macerada bizi de şaşırtacaksınız.” Murat, elini Burak’ın omzuna koydu ve ikisine dönerek: “Sizin için oldukça hareketli bir gün olmuş. Şimdi biraz dinlenmelisiniz. Size ayırdığım odaya eşlik edeyim,” dedi. Murat önde, Burak ve Gözde arkasında, merkezin koridorlarından geçmeye başladılar. Duvarlar betonla kaplıydı ve her yer oldukça sade tasarlanmıştı. Güvenlik kameraları ve ışıklandırmalar koridorun ciddi havasını daha da belirginleştiriyordu. Odaya vardıklarında Murat, kapıyı açarak içeri girmelerine izin verdi. “Burası sizin. Dinlenin. Sonrasında konuşacak çok şeyimiz var,” dedi. Gözde, yorgunluk ve olayların ağırlığıyla odaya girer girmez kanepeye oturdu. Burak, onun stresli olduğunu fark etti. “Biraz dinlen,” dedi ve ardından Murat’a dönerek, “Teras var mı? Bir sigara içelim,” diye sordu. Murat başıyla onayladı ve ikisi sessizce koridorlardan geçerek merkezin terasına çıktılar. Teras, gece gökyüzüne bakmak için mükemmel bir yerdi. Havanın serinliği, patlamanın ardından gelen gerginliği biraz olsun hafifletiyordu. Murat cebinden bir paket sigara çıkarıp Burak’a uzattı. Burak, sigarayı alırken Murat’ın ellerinin hafifçe titrediğini fark etti. Kaşlarını çatarak sigarayı aldı ve sordu: “Murat, ellerin neden titriyor? Bir şey mi oldu?” Murat, sigarasını yakarken kısa bir kahkaha attı. “Bunu fark edeceğini biliyordum. Bazen geçmişin ağırlığı ellerimde hissediliyor, Burak. Hepimiz gibi ben de yorgunum. Ama bu işte geri adım atamayız, değil mi?” Burak, derin bir nefes alıp sigarasını yaktı. “Hayır, atamayız. Ama bu titremeyi ne zaman hissetsem, bir şeylerin ters gittiğini düşünüyorum.” Murat, sigarasından bir nefes çekip gözlerini gökyüzüne dikti. “Haklısın, Burak. Belki de ters giden çok şey var. Ama bu sefer doğru olanı yapmak için buradayız.” Terasın serin havasında Burak, sigarasından derin bir nefes çekip Murat’a döndü. Gözleri kararlılık doluydu, ama içinde bu işin ne kadar zor olacağını bilen bir ağırlık vardı. Sessizliği bozarak sordu: “Peki ya Abdullah Zengin’in tuttuğu rehineler? Onları nasıl kurtaracağız?” Murat, sigarasını kül tablasına bastırıp söndürdü. Yüzündeki ciddiyet bir an bile kaybolmadan Burak’a döndü. “Hepsinin yerini belirlememiz gerekiyor,” dedi. Sesi, planlarının ne kadar hassas olduğunu vurgular gibiydi. “Toplu bir operasyonla hepsini aynı anda kurtarmamız şart. Yoksa bir operasyon başarısız olursa, geriye kalanların kurtarılma şansı tamamen ortadan kalkar.” Burak başıyla hafifçe onayladı, ama yüzünde bir gölge vardı. Bu işin ne kadar tehlikeli olduğunu anlamıştı. Murat, Burak’ın gözlerindeki endişeyi fark etti ve konuşmasına devam etti: “Önceliğimiz, rehinelerin tam yerlerini belirlemek. Bunun için elimizde bazı bilgiler var, ama netlik kazanması zaman alacak. Bu süreçte operasyon için detaylı bir plan yapmamız lazım. Ve Burak, bu konuda bana yardımcı olacaksın.” Burak, Murat’ın söylediklerini tartarken derin bir nefes aldı. Konunun ağırlığını omuzlarında hissetse de kafasını sallayarak onayladı. “Tabii ki, Murat. Ne gerekiyorsa yaparım.” Murat, Burak’ın kararlılığını görünce bir an için hafifçe gülümsedi. Ama bu gülümseme bir rahatlama işareti değildi; aksine, zorluğun farkında olan bir adamın gülümsemesiydi. “Bir haftaya kadar rehinelerin yerlerini tam olarak belirlemiş olacağız,” dedi. Ardından başını biraz eğip Burak’a doğru hafifçe yaklaştı. “Bu sırada Gözde burada kalmalı. Onun için en güvenli yer burası. Abdullah Zengin onun peşinde. Eğer dışarıda olursa işler daha da karmaşık hale gelir.” Burak, Gözde’yi düşündü. Onun güvenliği her şeyden önce geliyordu. Murat’ın söylediklerini onaylarcasına bir kez daha başını salladı. “Haklısın. Gözde burada kalmalı,” dedi kararlı bir sesle. Murat, konuyu biraz daha ileri taşıdı. “Rehineleri kurtarmak için bir tim oluşturmanız gerekiyor. Tek başımıza hareket etmek intihar olur. Koordineli bir şekilde çalışmalıyız.” Burak, Murat’ın söylediklerini dikkatle dinliyordu. Bu işin ne kadar büyük bir operasyon gerektirdiğini artık daha iyi kavramıştı. Ama Murat’ın bir sonraki cümlesi Burak’ı biraz şaşırttı. “Merak etme, Burak. Takım hazır. Tek eksikleri bir liderdi.” Murat, bu sözleri söylerken Burak’ın omzuna elini koydu ve hafifçe gülümsedi. Bu bir güven işaretiydi. Burak, Murat’ın ona olan inancını hissediyordu. Gözlerinde bir an için geçmişin yorgunluğu belirse de, Murat’ın güveni ona güç verdi. Burak, sigarasının son nefesini çekip yere attı ve ayağıyla söndürdü. Yüzündeki kararlılık ifadesi, yaşadığı onca şeye rağmen hala dimdik ayakta olduğunu gösteriyordu. “Tamam, Murat. Bu timin lideri olacağım. Ama önce rehinelerin yerlerini öğrenelim. Zengin’in planlarını boşa çıkaracağız.” Murat, Burak’ın bu kararlılığına başıyla onay verdi. İkisi de sessizce gökyüzüne baktılar. Bu, savaşın ilk adımıydı ve ikisi de bunun ne kadar önemli olduğunun farkındaydı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE