Burak, sıcak bir duşun ardından bembeyaz havluyu vücuduna sararak yatak odasına doğru ilerledi. Gözde, hala derin bir uykuya dalmıştı, yanındaki yastıkta huzur içinde nefes alıyordu. Yavaşça yanına sokulup omzundan sarıldı, dudaklarını nazikçe yanağına dokundurup bir öpücük kondurdu. Gözde, Burak’ın varlığını hissetti, ama uyanmadı. Bir gülümseme yüzüne yerleşti, sanki içindeki huzur, ondan gelen sıcaklıkla birleşmişti. Burak, gözdeyi daha sıkı sararak rahat bir şekilde uyumaya devam etti, kalbi huzurla atıyordu.
Sabahın ilk ışıkları odanın içine sızarken, Gözde yavaşça uyanmaya başladı. Yanında Burak'ın sıcaklığını hissetti ve bir süre daha gözlerini kapalı tutarak o anın tadını çıkardı. Sonra, sarmaş dolaş şekilde yataktan kalkmaya çalıştılar. Gözde, Burak’ın kollarından çekilmek istemiyordu ama sonunda elini yüzünü yıkamak üzere lavaboya gitmek için yataktan çıktı.
Burak, gözlerini açtığında tavana odaklanmıştı, düşünceli bir şekilde birkaç saniye orada kaldı. Zihninde bir dizi düşünce dönüyordu; her şeyin nasıl şekilleneceği, geleceği hakkında endişeleri vardı. Bu kararsız düşünceler onu yavaşça yoruyor, ama gözdeyle geçirdiği o huzurlu anların verdiği güven, ona biraz olsun rahatlama sağlıyordu.
Gözde, mutfakta kahve yapmak için yöneldi. Burak, gözlerini tekrar kapatıp derin bir nefes aldı. Bir süre sessizliğe gömüldü, ama sonunda kalkmak için güç topladı. Gözde’nin yanına gelerek ona destek olmak için mutfağa doğru ilerledi. Kafasında çözülmesi gereken çok şey olsa da, o an sadece gözdeyle geçireceği zamanın değerini biliyordu.
Gözde, kahvesinden bir yudum alırken derin bir nefes aldı ve gözlerini Burak'a odakladı. Bir süre sessiz kaldıktan sonra, içindeki karanlık düşüncelerle yüzleşmeye karar vermiş gibi, sesini alçaltarak konuşmaya başladı.
"Burak," dedi, "Sana anlatmam gereken bir şey var. Önceden sana söylememiştim, ama artık söylemek istiyorum."
Burak, gözlerinde derin bir merakla Gözde'yi izledi, bu yeni açıklamanın ne olacağını merak ediyordu. Gözde, biraz tereddüt ettikten sonra anlatmaya devam etti.
"Abdullah Zengin'den o kadar nefret ediyorum ki... Onun varlığı bile içimi öfkeyle dolduruyor. Ama seninle tanışmadan önce, bir plan yapmıştım. Emre'yi... Emre'yi kullanarak Abdullah'ı birbirine düşürmeyi... Onun kıskançlıklarını kışkırtmak istedim. Emre'yi kendime çekip, Abdullah'ı kıskandırarak onları birbirine düşürüp, belki de bir şekilde birbirlerini öldürmelerini sağlamak istedim. Ama... Emre'nin ilgisini çekmeyi başardım, ama Abdullah Zengin'den hiçbir şey çıkmadı. O hala beni umursamadı, ve Emre'nin de ne kadar ilgisini çekmeye çalıştıysam da, bir adım bile atmadı. Ve sonunda, Emre öldü. Bunu düşündüğümde, büyük ihtimalle Abdullah Zengin, Emre'nin bana olan ilgisini fark etti ve onu öldürdü."
Burak, Gözde'nin söylediklerine biraz şaşkınlıkla bakıyordu. Gözde'nin planı, her ne kadar karmaşık ve tehlikeli bir hamle olsa da, bir anlamda onun içindeki yoğun öfkenin bir yansımasıydı. Gözde'nin yüzündeki kararlı ifadeyi ve ruhundaki acıyı fark etti. Abdullah Zengin'e duyduğu nefret, onu bu kadar ileriye götürmüştü.
Gözde, Burak'ın sessizliğini fark ederek, "Bilmiyorum Burak, belki de her şey istediğim gibi gitmedi, ama bir şekilde onun cezasını çekmesini istiyorum. O... o adamın yüzünden hayatım mahvoldu," dedi, sesi biraz titreyerek.
Burak, Gözde'nin ellerini nazikçe tuttu ve "Bunu tek başına taşıma. Artık her şey değişti. Abdullah Zengin'in günleri sayılı," diyerek onu teselli etti. Gözde, Burak'ın bu sözleriyle biraz olsun rahatlamış gibi hissetti, ama içinde hala biriken öfke ve hüsran vardı.
Gözde, Burak'ın ellerindeki sıcaklıkla biraz daha rahatlamış olsa da, içinde biriken öfke hala yerindeydi. Abdullah Zengin'in elinde hayatını mahvettiği her geçen günün acısı bir şekilde kalbinde yankı yapıyordu. Burak'ın onu teselli etmesi, evet, geçici bir rahatlama sağlasa da, içindeki boşluğu doldurmuyordu. O boşluk hala geniş, hala derindi. Zengin'in yaptığı her şey, her geçen an, ona daha ağır geliyordu.
Burak, Gözde’nin gözlerindeki karanlığı fark etti. Onun sessizliğinin altında yatan öfkeyi ve çaresizliği görebiliyordu. Gözde’nin kendisini bu kadar yıpratmasına dayanmak zor olsa da, bu savaşı birlikte kazanacaklarına inanıyordu. Burak onun ellerini biraz daha sıkıca kavradı ve yumuşak bir sesle konuştu.
"Gözde, biliyorum, içinde bir ateş yanıyor. O ateş seni hem hayatta tutuyor hem de tüketiyor. Ama bu yolu birlikte yürüyoruz. Ne olursa olsun, seni bu yükten kurtaracağız," dedi.
Gözde, Burak’ın gözlerine baktı. Sözlerinde bir kararlılık vardı, ama aynı zamanda bir huzur da... Burak’ın varlığı ona güç veriyordu, ancak bu güç bile Abdullah Zengin’in yaptığı her şeyi unutturamazdı. Gözde derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.
"Burak, bazen düşünüyorum da... Onun ölümü bile yetmeyecek. Bunca acıyı, bunca kaybı nasıl telafi edeceğiz? Hayatımı mahvettiği yetmezmiş gibi, her geçen gün daha da ağırlaşıyor içimdeki yük," dedi. Gözleri dolmuştu, ama ağlamamaya kararlıydı.
Burak, Gözde’nin yüzüne dokundu, onu biraz daha kendine çekti. "Haklısın. Onun ölümü her şeyi çözmeyecek. Ama bu, onun gibi insanların yaptıklarının karşılıksız kalmayacağını gösterecek. Bu dünyada adalet yoksa, biz yaratacağız. Abdullah Zengin’in sonu, sadece senin değil, onun hayatını karartan herkesin intikamı olacak," dedi.
Gözde, derin bir iç çekti. Burak’ın sözleri doğruydu, ama yine de içinde bir şeyler eksikti. Ona döndü ve biraz daha sakin bir sesle, "Burak, bazen korkuyorum. Bu yola çıktık, ama ya başarısız olursak? Ya o kazanırsa? Bizi de diğerleri gibi harcarsa?" dedi.
Burak’ın yüzüne ciddi bir ifade yerleşti. Onun gözlerinin içine bakarak, "Gözde, başarısızlık bizim için bir seçenek değil. Bunu yapacağız, ne pahasına olursa olsun. Seni koruyacağım. Seni kaybetmeyeceğim," dedi. Sözlerinde bir kesinlik vardı.
Gözde, Burak’a güveniyordu. Onun yanındayken kendini daha güçlü hissediyordu, ama içindeki korkuyu da bir kenara itmek zorundaydı. Abdullah Zengin’in yarattığı bu karanlık, sadece Burak ve Gözde’nin ışığıyla yok edilebilirdi.
Aralarındaki bu konuşmadan sonra, ikisi de sessizce birbirlerine sarıldı. Gözde’nin kafası Burak’ın omzuna yaslanmıştı. Sessizliğin içinde, sadece birbirlerinin nefes alışverişlerini duyuyorlardı. Bu sessizlik, fırtınadan önceki o kısa an gibiydi. Gözde’nin içindeki öfke dinmiyor, Burak’ın kararlılığı ise daha da güçleniyordu.
Sabah olduğunda, Gözde ve Burak, yeni bir günün ilk ışıklarıyla uyanacak ve intikam yolculuklarında bir adım daha atacaklardı. Abdullah Zengin’in sonu yakın, ama bu yolculuğun bedeli ağır olacaktı. İkisi de bunun farkındaydı, ancak ne olursa olsun, bu savaştan geri dönmeyeceklerdi.
Burak derin bir nefes alarak konuşmaya başladı. "Murat... Eski dostum. Onunla özel harekatta tanıştım. İlk görevimizde, hayatımı ona emanet ettim ve o da bana. Cesur, zeki ve asla pes etmeyen bir adamdı. Ama şimdi bambaşka bir dünya içinde kaybolmuş durumda. Derin devletin bir parçası oldu, ülke için en kirli işleri yapıyor. Abdullah Zengin hakkında da bilgisi var; rehin tuttuğu masum kızlar var. Kim olduklarını bile bilmiyoruz, ama onların hayatı tehlikede. Bu yüzden Murat, Zengin'e dokunamıyor. Eli kolu bağlı. Rehineleri kurtarmak için bekliyor."
Gözde Burak'ın söylediklerini anlamaya çalışıyordu. "Yani o kızlar, Abdullah Zengin'in değil? Tanımadığımız, masum insanlar mı?"
Burak başını salladı. "Evet. Abdullah onları birer pazarlık aracı olarak kullanıyor. İntikam almak istiyoruz, ama bunu yapmadan önce onların güvenliğini sağlamak zorundayız. Aksi halde bizim intikamımız, onların sonu olabilir."
Gözde'nin yüzü karardı. "Ne kadar iğrenç bir adam... Masum insanları bu şekilde kullanıyor. Ama o kızları kurtaracağız, Burak. O adamın elinde ne varsa, hepsini yok edeceğiz."