Gülperi Sabaha Yağız’ın koynunda, onun sıcak kollarında uyanmıştım. Günlerdir süren o yorucu ve yıpratıcı hengâmenin ardından ilk kez bu kadar geç bir saatte gözlerimi aralıyordum. Uykumun en derin yerinde, bedenim onunkiyle sarmaş dolaşken, birden saçlarımda hissettiğim hafif bir öpücükle irkildim. “Günaydın, güzeller güzeli karıcığım…” diye mırıldandı Yağız, sesi hâlâ uykunun etkisinden boğuk ve sakindi. Beni daha da kendine çekti, sırtım göğsüne yaslandı. Cenin pozisyonundaydık. Burnunu boynuma gömdü, derin derin içine çekti kokumu, sonra tenime sıcak bir buse kondurdu. Tüylerim ürperdi. “Hmm… nasıl da uyumuşuz böyle. Saat kaç oldu ki?” dedim, gözlerimi ovuşturarak. “Saat on'u geçti, Perim. Ama boşver,” dedi, sesi hâlâ uyuşuk, hâlâ şefkatli. “Biraz daha sarılalım, biraz daha dinlene

