Kapıyı araladığımda karşımda Doktor Ufuk'u görmeyi beklemiyordum. Elindeki poşeti bana doğru uzatıp ayakkabısını çıkardı. "Kırk yıl hatrım kalsın diye geldim." Içeri girerken kendi evine girer gibi rahattı. Onun bu rahatlığını şaşkın gözlerle izlerken o , portmantodan kendine terlik almıştı. Barlas'ın terliklerini giydi ayağına. Kapıyı arkasından örterken derin bir nefes alsam da terlik konusunu açmadım. Adamın terliğiyle bağ kurdum diyemezdim ya. "Hoş geldin" diye izin alma hissiyatına girmeyip koridor boyunca ilerleyen adamın arkasından söylendim. Birkaç deneme yanılma sonrası mutfağı bulmuştu. Kahvelere su ayarlarken ben de iki tane kupa çıkardım. Kırk yılın hatrı deyince ben de türk kahvesi yapacak sanmıştım. Ufuk hazırladığı nescafenin birini bana uzattığında homurdandım. "

