2 sezon 39 bölüm

999 Kelimeler
Leo, gözleri kısılmış, karanlığın içinde bir gölgeyi seçmeye çalışıyordu. . Silahını kaldırdı ve tereddüt etmeden tetiği çekti. Silahın patlamasıyla birlikte bir çığlık duyuldu. Ama bu ses, beklediği gibi Rüzgar’a ait değildi. Leo, gözleriyle karanlıkta vurduğu kişiyi seçmeye çalışırken yüreğine bir ağırlık çöktü. Karşısında yatan kişi kardeşi Roza’ydı. Kanlı elini ona uzatırken Leo'nun yüzündeki dehşet, soğuk karanlıkta bile fark ediliyordu. ,, Leo... Neden?diye fısıldadı zayıf bir sesle. Gözlerinde yaşlar vardı ama o anda acıdan daha çok hüzünle doluydu." ,,Hayır! Hayır, hayır, Roza... Ben... Seni istemedim... Ben..." Sesinde çaresizlik vardı, titreyen elleriyle Roza'ya dokunmaya çalıştı ama hiçbir şey yapamamanın çaresizliğiyle donup kaldı. Tam o anda, Rüzgar karanlıktan çıktı. Soğukkanlı bir şekilde Leo'ya yaklaştı, silahını ona doğrulttu. Leo, Roza'nın başucunda öylece kalakalmışken, bir silah sesi daha duyuldu. Leo'nun vücudu aniden kasıldı, gözleri açık, korkuyla doldu ve yere yığıldı. Rüzgar, gözlerini karanlıktan kaçırmadan bir an durdu, ardından silahını indirip sessizce geri çekildi. Olanların şokuyla çevre sessizliğe bürünmüştü. Selma, gördüğü bu korkunç sahneye inanamaz haldeydi. Kalbi bir anda çarpıntılarla doldu, nefesi daraldı ve bir elini göğsüne bastırarak yere yığıldı. Gözleri karanlığa doğru kapanırken son gördüğü şey, çocuklarının cansız bedenleriydi. ,,Allah'ım... Neler... Neler oldu böyle..." diye kısık bir sesle inledi. Ancak bu sorusuna cevap verecek kimse kalmamıştı. O gece yaşanan trajedi Lena'nın içindeki korkuyu körüklemişti. Çığlıklar, silah sesleri ve annesi Selma'nın yere yığılma anı zihninde yankılanıyordu. Ancak Lena, paniklemeden hızlıca hareket etti. Oğlu Rey'i kucaklayıp, bir an bile tereddüt etmeden odasından çıktı. Aklında tek bir şey vardı: Kaçmak. Lena, hızla evin kapısına doğru koşarken arkasına bakmamaya kararlıydı. Dışarıda soğuk rüzgar keskin bir şekilde esiyor, geceyi daha da karanlık ve tehditkâr hale getiriyordu. Ama Lena'nın aklında ne rüzgar ne de soğuk vardı; sadece Rey'i ve kendisini bu cehennemden kurtarma düşüncesiyle hareket ediyordu. Arabaya atladığı gibi motoru çalıştırdı ve gazı kökledi. Gözleri bir an bile dikiz aynasına kaymadı, arkasında bıraktığı evin görüntüsü hafızasında bile yer etmemeliydi. Zihninde yankılanan tek şey, kaçmak zorunda olduğu gerçeğiydi. Lena, karanlık ve ıssız yollarda hızla ilerlerken, oğlu Rey'in uykulu bakışlarıyla yanına sarıldığını hissetti. Küçük oğlunun yüzüne bakıp, gözlerinde derin bir hüzün ve kararlılıkla onu daha sıkı sardı. ,, Her şey yolunda, tatlım... Hemen buradan uzaklaşacağız"-diye fısıldadı ona, sanki bu sözlerle hem oğlunu hem de kendisini teselli ediyordu. Saatler süren yolculuğun ardından Lena, havaalanına vardı. Etrafa göz gezdirip kimseyi tanımadığından emin olduktan sonra, Rey'i kucağına alıp hızlı adımlarla havaalanının içine doğru ilerledi. Gözlerini yerden ayırmadan, aceleyle pasaport kontrolünden geçti ve biletini aldı. Vakit kaybetmeden uçağa bindi. Lena, uçakta yerine otururken elleri hala titriyordu. Rey, annesinin kucağında huzursuzca kıpırdandı ama Lena onu nazikçe okşayıp sakinleştirdi. Uçak yavaşça pistten havalanırken, Lena derin bir nefes aldı. İçindeki korku biraz olsun yatışmıştı, ama hala geride bıraktığı kabusun ağırlığını taşıyordu. Pencerenin dışındaki bulutlara dalıp gitti. İtalya'ya, tanımadığı bir ülkeye doğru yol alıyordu. Her şeyini, ailesini ve geçmişini geride bırakıyordu. Ama en önemlisi, Rey’i bu karanlıktan uzak tutmak için her şeyi yapmaya kararlıydı. ,,Burası artık geride kaldı, Rey. Yeni bir hayatımız olacak"-diye mırıldandı. Ama bu yeni hayatın neler getireceğini bilmeden, bilinmezliğin soğuk kollarına kendini bırakmıştı. Leo'nun evinde yaşanan kaos, gecenin sessizliğini bir kez daha bozmuştu. Çevredekilerin ihbarı üzerine kısa sürede olay yerine gelen polisler, karşılaştıkları manzara karşısında dehşete kapıldılar. Evin içinde bir zamanlar sıcaklık ve huzur olan her şey şimdi soğuk bir kabusa dönüşmüştü. Selma yerde hareketsiz yatıyordu, Leo ve Roza ise kanlar içinde birer köşede cansız halde bulunuyordu. Polisler hızla evin çevresini güvenlik çemberine alırken, olay yerinde incelemeler başlatıldı. Ambulans görevlileri Selma'yı dikkatlice sedyeye yerleştirip hızla ambulansa taşıdılar, ama onun için yapılacak çok az şey vardı. Kalbi, yaşananlara daha fazla dayanamamıştı. Leo ve Roza'nın bedenleri ise soğuk morgun yolunu tutarken, evde hâlâ soluk bir hayalet gibi dolanan bir sessizlik vardı. Kimse o gece neler yaşandığını tam olarak anlamamıştı; tek bilinen, bu ailenin artık paramparça olduğuydu. Bu sırada Rüzgar, olay yerinden çoktan uzaklaşmıştı. Arabasına binip hızla evine doğru yol aldı, ama zihni Lena ve Rey'den başka bir şey düşünemiyordu. Planı, Leo'yu ortadan kaldırıp Lena'yı ve oğlunu yanına almaktı, ama işler kontrolden çıkmıştı. Şimdi tek düşündüğü şey, onları bir an önce bulmaktı. Evine vardığında etrafına bakındı, bir süre içeride kalıp düşünüp plan yapabileceğini umuyordu. Ancak içeri girdiğinde, huzursuzluk içinde durup hızlıca eşyalarını topladı. Artık burası da güvenli değildi. Lena'nın kaybolmasıyla işler daha da karışmıştı; polisin ona ulaşması an meselesiydi. Her an peşine düşebilirlerdi ve yakalanmayı göze alamazdı. Bir süre düşündükten sonra, Lena'nın nereye gitmiş olabileceğine dair birkaç olasılık üzerinde durdu. Ancak Lena’nın izini sürmek o kadar kolay olmayacaktı. Onu ve oğlunu bulmak için başka bir yere gitmesi gerekiyordu, belki de Lena’nın saklanabileceği bir yer vardı aklında. Güvenli bir yer. Aklında dolaşan bu düşüncelerle birlikte, başka bir kente, daha da uzak bir yere gitmeye karar verdi. Rüzgar, hızla toparlanıp arabasına bindi ve gecenin karanlığında kayboldu. Aklında tek bir şey vardı: Lena'yı bulmak ve birlikte yeni bir başlangıç yapmak. Ama bilmediği bir şey vardı; Lena, ondan çoktan kurtulmayı başarmış ve hayatını yeniden kurmak için bir adım öne geçmişti. Rüzgar, Lena'nın izini sürmeye kararlıydı. Ancak zaman onun aleyhine işliyordu, çünkü Lena yeni bir hayata doğru hızla yol alıyordu. Karanlık, onları birbirinden ayıran bir duvar gibi büyüyordu. Lena, İtalya'ya varır varmaz kendisini bir yabancı gibi hissetmişti. Yorgun ve bitap düşmüştü, ama artık hayatta kalmak için daha fazla sebebi vardı. Kucağında 10 aylık oğlu Rey ve karnında henüz bir aylık olan bebeğiyle, kendisini ve çocuklarını korumaktan başka bir şey düşünmüyordu. Kalbi, Leo'ya ya da Rüzgar'a dair en ufak bir sevgi kırıntısı taşımıyordu artık. Onların yokluğu, ona sadece birer yük gibi geliyordu. Küçük bir kafeye girdiğinde, biraz soluklanmak ve sıcak bir şeyler içmek istedi. İçerideki atmosfer, her şeyden uzaklaşmış gibi hissettirdi ona, ama bu huzur anı kısa sürdü. Elindeki kahve bardağıyla dışarı çıkarken bir an dalgınlıkla bir adamla çarpıştı. Kahve, adamın üzerine döküldü. Lena bir anlık şokla geriye çekildi, ama gözlerinde ne korku ne de utanç vardı. Adam, şaşkın bir şekilde ona bakarken, Lena’nın gözlerinde sadece karanlık bir boşluk gördü. Massimo, Lena’nın yüzündeki ifadeyi inceleyip, ardından kucağındaki Rey'e ve diğer elindeki küçük çantaya baktı. Bu bakışla, Lena'nın bir şeyden ya da birisinden kaçtığını hemen anladı. Onun gözlerindeki o soğuk boşluk, birilerinden kaçan, umutsuz bir insanın bakışlarıydı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE