'İyi geceler' kızın sakince çıkışından sonra Vuslat'ta nişdeki viski sürahisini ve kadehi almıştı. Sık sık alkol tüketsede sinirini veya hırsını bir kadeh Kıbrıs viskisinin bastıracağını biliyordu. Kadehe doldurduğu viski ile berjere tekrar ilerlediğinde gözlerini şafağın her zaman söktüğü o köşeye dikti. Karanlık ormanın ardındaki binaların üzerine...
---
Adam tıkırtılarla gözlerini berrak gökyüzünden çekip ayaklanmıştı. Bütün gece oturduğu berjerde tutulmuş sırtını belinden sağa sola hareket ederek açtığında yatağın üzerindeki tişörtü de alıp giyerek odasından çıkmıştı. Sakin ve çıplak ayaklar ile aşağı inmeye başladığında mutfaktan gelen fısıldaşmalar dikkatini çekmiş ve yönünü o tarafa çevirmişti bu kez. Amerikan tipi olan mutfağın tezgahına kollarını yasladığında Canan hanımın ve Buğlem'in kahvaltı hazırlayışını izlemeye başladı.
'Buğlemcim, sen bırak lütfen'
'Olur mu öyle şey, zaten kendimi yük gibi hissediyorum. Yardım da etmezsem daha kötü hissederim'
'Aaa... Saçmalama tatlım'
'Öyle tabi Canan abla. Tamam Vuslat kendi sundu fikri ama bir gece geldim ve bir anda kalmaya başladım. Olmaz yani'
'Bence bu konuları kafana fazla takma. Vuslat her ne kadar sert bir adam gibi görünse de pamuk gibi bir kalbi var onun.'
'Farklı bakıyor zaten' diyerek domates doğramaya başlayan kızla kaşlarını havalandırmıştı Vuslat, aslında bilse de kızın doğru anlayıp anlamadığını merak ediyordu o bakışları.
'Nasıl farklı?' işte sormak istediği soru Canan hanımdan gelmişti.
'Yani yüzünde karanlık bir gölge var, her an tetikte, her an kötü bir şey yaşayacak veya yaşatacak gibi bir karanlık ama gözleri öyle bakmıyor. Sanki yüzündeki gölge ile kırılganlığını saklıyor'
'Bak seeenn... İnan bana Vuslat her şeyin üzerinden gelebilecek bir adam. Her insanın içinde biraz çocukluğu kalır Buğlemcim ama Vuslat o çocukluğu derinleri gömmeyi çok iyi beceriyor. Sen nasıl gördün bilemem ama' kadının cümlesi ile Vuslat'ın göğsü kabarırken Buğlem'de yan bir gülüş atmıştı kadına.
'Psikoloğum, belki iş ile ilgilidir.'
'Olabilir tatlım' Canan hanımın cümlesi sohbete nokta koyarken vuslat varlığını belli etmek istercesine öksürmüştü. İki kadında korku ile irkilirken adamın gülümsemesi büyüdü.
'Beni çekiştirmeniz bitti ise kahvaltı ne zaman hazır olur?' diyerek saf bir gülümseme sunduğunda iki kadının tedirgin halleri gözünden kaçmamıştı.
'Sakin olun kızmadım, aksine gurur duydum. Bu arada Buğlem' diyerek kızın gözünün içine baktığında sertçe yutkunuşu ile adam daha çok gülümsemişti.
'Sana isteyerek kim olduğumu gösterdim. Bu da benim meslek sırrım. Ayrıca evin gibi düşün, sıkıntıya sokma kendini' diyerek tezgahtan kollarını çekince Canan hanım işine dönmüştü.
'Abla bir kahve alabilir miyim?'
'Tabi hemen yapıyorum Vuslat bey' kadın hızla fincanı çıkarıp kahve makinesini çalıştırdığında Buğlem eziyet ettiği domateslere geri dönmüştü. Vuslat ise kızın canını çıkardığı domateslere büyük bir acı ile bakıyordu. Artık onlardan anca menemen olur diye düşünerek kalanları kurtarmak amaçlı tezgahı geçip ilerlemişti.
'Domateslerin kalbi durdu, daha fazla acı çektirmesen?' demesi ile Buğlem bakışlarını ilk önce dibindeki adama sonra domateslere çevirerek yüzünü asmıştı.
'Mutfak konusunda iyi değilimdir aslında.'
'Ben hallederim Buğlem' diyen Canan hanım ile Vuslat sakince kızın elindeki bıçağı aldı.
'Sen kahveme bak abla bende beceriksizliğe nam salmasın diye Buğlem'e domatesle ilişkisini sabit tutmayı öğretiyim' Canan hanımın kaşları havalanırken Vuslat yan bir bakış atmıştı kadına.
'Mutfağında olmamın sakıncası yok umarım?'
'Yo, uzun zamandır mutfağa girmiyorsunuz da o yüzden' Canan hanımın cevabı ile Vuslat başını sallayarak tahtayı kendine çekmişti. Dibindeki kızın ona şaşkın şaşkın bakması ile bıçağı domatesin üzerine yerleştirip seri ama nazik hareketlerle doğramaya başladı. Buğlem ise aynı derecede ince olan domateslerin hala dağılmamasını şaşkınlıkla izliyordu. Erkeklerin mutfağa girmesinden nefret etse de Vuslat'ın bu hali bir başka görünmüştü gözüne. Kaslı ve yüzünde karanlık bir sima olan adamın büyük dikkatle domates doğraması kıza ne kadar şaşırtıcı gelse de Vuslat'ın eline o bıçağın yakıştığını düşünüyordu.
'Başka neyin canına kast edecektin?' gülümseyerek soran adamla kendine gelen kız hızlıca salatalıkları yıkamıştı bu defa. Vuslat bu kez daha hızlı ve bıçağı kesme tahtasına seri şekilde vurarak doğramaya başladı salatalıkları. Onlarda bitiğinde büyük özenle tabağa alıp ellerini yıkamıştı.
'Abla, akşam yemek hazırlamayın. Bizimkiler ne zamandır diyordu bir rakı balık yapalım'
'Peki. Salataları ne istersiniz?'
'Onlara da dokunmayın, ben bara uğrayıp geleceğim, hallederim.' kadın gülümseyerek başını salladığında Vuslat tezgaha bırakılmış kahvesini alıp berini de mermere yaslamıştı.
'Bak ne diyeceğim, diğerleri izinli olsun bu gün, sende akşam bizimle takıl. İşin varsa tabi izinlisin ama'
'Ne işim olacak Vuslat bey' adamın gülümsemesi büyürken başı ile onay verip ılımış kahvesini tepesine dikmişti. Salondan gelen tıkırtılara seste eklenince Vuslat anında kaşlarını çattı.
'Abiii!'
'Mutfağa gel!' Yiğit sırıtarak dirseklerini tezgaha yaslayıp bar sandalyesine çıktığında Vuslat'ın da gözleri kısılmıştı. Yiğit'in bu gülüşünün altında bir şey yattığını biliyordu.
'Oğlum senin evin yok mu?'
'Var abi, yatmadan yatmaya uğruyorum işte.'
'Biliyorum, geri kalan zamanın benim evimde geçiyor'
'Aşk olsun abi, senin benim mi var ya... Senin evin benim evim, benim evim yine benim evim' deyip kahkaha atmasının ardından Vuslat'ın dökül bakışlarını görerek gülmesini durdurmuştu.
'Kızın karşısına çıktım' bir anda söylemesi Vuslat'ın şaşırmasını sağlasa da Yiğit gayet sakin bir şekilde bakıyordu.
'Ret mi etti?'
'Ne alaka abi, şu karizmaya, şu boya posa, şu espritüel zeka nasıl ret edilir?'
'Kız olsam ben ederim'
'Ne şanslıyım ki kız değilsin'
'Ne oldu anlat Yiğit' Vuslat'ın cümlesi ile Yiğit gülümsemesini genişletmişti.
'Abi kız her sabah aynı fırına gidiyor. Bende dün fark ettim sonra dosyadaki bilgilere baktım periyodik olduğunu gördüm. Kızdan önce fırına gidip adamlarla konuştum işte. Onlar da şaşırdılar felan ama ses etmediler. Kız yine gelince paketi ben teslim ettim.'
'Tanıştım dediğin bu mu?'
'Yok abi ya, kız cüzdandan para çıkarırken anahtarını tezgâha bıraktı onu da unuttu. Bende koşup anahtarını götürdüm. Teşekkür ederken bir ara kaşları falan çatıldı sonra dümdüz baktı bir, sen o musun dedi. Anlamadım tabi ben kim dedim. Geçen levhaya çarpan adam değil misin sen dedi tekrar. Yani tanışmamız yine bir levha sebebiyeti ile oldu. Evet deyince kız gülümsedi. Bende gaza geldim, ışığın çok gözümü kamaştırdı levhayı bile göremedim dedim.' Buğlem şaşkınlıkla çocuğu izlerken Vuslat girmişti devreye.
'Vayyy, sonra. Ağzının üzerine çarpsaydı bir tane'
'Çarpmadı, ilk önce utandı, kızardı falan sonra baktım kız hala suratıma tokat atmadı direk yürüdüm. İşte onunla tanışmak istediğim için fırında olduğumu falan anlattım bu sırada da evine kadar yürüdük. İsimdi, şuydu buydu derken beş dakikalık yolda bayağı ilerlettik muhabbeti. Kapının önüne gelince de akşam arkadaşlarlayız gelmez ister misin dedim.' Vuslat'ın kaşlar havalandığında Yiğit'te derin bir nefes almıştı.
'Bana ben senin sapık olmadığını nereden bileceğim dedi abi' bir anda atılan kahkaha ile Yiğit yüzünü düşürmüştü.
'Sen ne dedin?'
'Bende elime kaldırımın kenarından taş alıp Eylül'ümün eline tutuşturdum. Arabayı sen kullanırsın, taşta yanında olur, hatta biber gazı da al dedim. Bir bana bir taşa baktı falan, tamam nerede buluşalım dedi. Abiiii nerede buluşalım dedi!'
'Helal olsun kardeşime.' diyerek adamın omuzuna vuran Vuslat'la, Yiğit gömleğinin yakalarını düzelterek çapkın bir bakış atmıştı.
'Abi iyi hoşta, biz akşam bara gitsek belalılarım çıkar, normal bir yere yemeğe gitsek kızlar bıçaklarla saldırır, ne yapcağım ben'
'Akşam rakı balık yapıyoruz'
'Sendeyiz yani'
'İstemiyorsan gelme'
'O manyaklar bir burayı basamaz, deli misin sen, tabi ki geleceğim. Hem de Eylül'ümle' diyerek hülyalı bakışlar atmaya başlamıştı Yiğit. Vuslat ilk başta geçici bir heves olarak düşünse de iki gün sonra hala aynı olan tavrı ile Yiğit'in kıza tutulduğuna karar vermişti. Yiğit Atınç'tı o, bir kıza uzaktan baksa da bir gece bakar ve sabahına başka kız ile uyanırdı, o sabahın akşamında yine farklı bir kızla kendini yatakta bulurdu. Ama Yiğit'ten bu kez beklenmeyecek bir hareket olmuştu ve kızı geceli gündüzlü iki gün boyunca anlatmıştı. Ulaştığı halde hala kestirip atmamıştı.
'Ben şirkete ve mahzene gidicem, sen çocuklara haber ver.'
'Vermem mi abim benim'
Kahvaltılarını yaptıktan sonra Vuslat direk çıkmıştı evden. Pazar olduğu için iki saat şirkete uğraması yetiyordu. Zaten uğraşacağı bir şey olmadığı zaman hafta sonlarını tamamen şirkette geçirdiği günlerde olmuştu adamın. Buğlem ise biten kahvaltı ile Canan hanıma yardım ederek masayı toparlamıştı.
'Hadi kahve yap da falına bakayım' diyen Canan hanımla Buğlem'in anında gözleri parladı. Oturduğu sandalyeden fırlayarak ocağın başına geçmiş ve Canan hanımdan aldığı direktiflerle kahve, cezve ve şekerin yerini bulmuştu. İki fincan kahve yapıp masaya tekrar döndüğünde muhabbete devam etmişlerdi.
'Canan abla, sigara alabileceğim yer var mı?'
'Sen sigara içiyorsun da neden söylemiyorsun Buğlem' diyerek ayaklanan kadın salona girip dolabı açtıktan sonra sigara paketlerinden birini alıp masaya tekrar dönmüştü.
'Hayır öyle değil, olmaz'
'Ne olmaz canım, inan bana bu evde tekel bayidekinden çok sigara var, hem dağın başında nereden bakkal bulacaksın'
'Nasıl yani?'
'Vuslat dış ticaretle de ilgilenir, bayiliklere satış yaparlar.'
'Kaçak mı?' kız kocaman gözlerle baktığında Canan hanım kıkırdayarak başını sağa sola sallamıştı.
'Hayır tabi ki, ana hat Vuslat zaten' Buğlem rahatlarcasına başını sallayıp sigaradan bir tane yaktığında Canan hanımda onu yalnız bırakmamıştı. Diplerindeki canı açıp sigara dumanının mutfağı esir almamasını sağladıklarında Buğlem'de sakince fincanı ters çevirip kadına gülümsedi.
'Fal bakıyorsun demek?'
'Evet ama bakacağım nadir kişilerdensin'
'Nasıl? Acemiyim mesajı mı bu?' ikisi de kıkırdarken Canan hanım duraksamıştı.
'Uzun yıllardır bakarım ama çocuklar haricinde kimseye bakmam.'
'Çocuklar?'
'İşte Vuslar, Eymen, Derya, Ece, Aras ve Yiğit'
'Onlar fal mı baktırıyor?'
'Evet, Derya ve Ece'ye fal bakacağım deyince uçarak mutfağa girerler.'
'Biri bizden bahsediyoooor...' Ece'nin cırlaması ile Canan hanım gülümserken iki kızda mutfağa girmişti.
'Bayanlar, rahatsız etmiyoruz umarım' diyen Derya ile gülerek selamlaştıktan sonra Ece anında iki kahve daha yapmıştı.
'Bizsiz fal ha... Öyle olsun Canan abla'
'İşiniz vardır diye rahatsız etmedim Ece hanım'
'Ece hanım mı? Evin patronu yok dimi, Vuslat yok ise niye hanım? Hatta o varken de niye hanım, ya biz seninle abla kardeş gibi değil miyiz?' Ece'nin isyanı sürdüğünde Canan hanım gülümseyerek Buğlem'in fincanını çekmişti.
'İş saatlerindeyim ama'
'Olabilir ben sana abla diyorum ama. Hem Vuslat'ta gıcık oluyor. O sana yıllardır abla diyor sen bir iş disiplinidir gidiyorsun'
'Peki peki, ilk önce soğumuş faldan başlamak gerek. Dilek tuttun mu Buğlemcim?'
'Tabi ki, o manyaklardan kurtulmak için epey dilek hakkı lazım, kaçıramazdım bu fırsatı' Buğlem'in cevabı ile bayanlar kıkırdarken Canan hanım yavaşça açmıştı fincanı. Bardağın tuttuğunu fark edince gülümseyip Buğlem'e göz kırparak tekrar telvelere dönmüştü.
'Bakalım, bakalııım... Şimdi için sıkılmış o gün gibi ortada amaaa yüreğinin en dibinde küçücük bir kalp çıkmış. Böyle içindeki sıkıntının arasında yavaş yavaş seni dertten kurtaracak bir kalp'
'Başkasına aşık mısın yoksaaa' Derya'nın sesi ile Buğlem'in bakışları kıza dönmüştü.
'Hayır, ben sadece bir kez aşık olmayı diliyorum ve o henüz olmadı'
'Olacak olacak, hem de böyle pırıl pırıl olacak ama önünde birazcık engel var. Sıkıntılı bir dönemden geçeceksin fakat bir kaç ay sürmeden aydınlığa kavuşmayı başaracaksın. Senin kısa bir yolun var, hani şehirler arası değil. Ağva vs. gibi... Immm... Kilolu bir adam başı kapalı bir kadınla senin hakkında konuşuyor tatlım, hem de hararetli hararetli. Ama bu kadın böyle yılan gibi bir şey, bak ağzını açmış bağıra bağıra konuşuyor sanki-'
'Kaltak karı!' üç kızda aynı anda olaya girdiğinde Canan hanım gülümseyip tekrar fala dönmüştü.
'O kilolu olan adamda göbekli değil ama kalıplı, o da seni savunuyor. Bir de sanki o kadının başının üzerine basmış böyle yeniyor gibi. O... Fala bak sen, kocaman yüzük var Buğlemcim...'
'Kurtulamıyorum yani' diyen kızın anında yüzü düşmüştü.
'Dur bir yüzüğü uzatan adamı anlatıyım bakalım uyuyor mu?' diyerek kadın iyice odaklandığında üç kızda pür dikkat Canan hanımı izlemeye başlamıştı. Canan hanım bu kadar belirgin çıkan yüze şaşırsa ve tanısa da kim olduğunu söylemeyecekti.
'Bu adamın omuzları geniş bir kere, böyle boylu poslu birisi.'
'Kilolu mu?'
'Yok, yani kalıbı var ama kilo değil. Uzun yüzlü, sivri çeneli bir adam. Hafif çekik gözleri var bu adamın, dümdüz burnu var. Ay resmen robot resim çizilmiş gibi kızım'
'Bakıyım' demesi ile kadın gösterdiğinde Buğlem'in kaşları havalanmıştı.
'O manyakla alakası yok, cidden farklı' mırıldanması sürerken Canan hanım gülümseyip tabaktaki kahveyi fincana aktarmıştı.
'Buğlemcim, sen işi bırakmayı düşünmüşsün sanırım. Ama bak bir tane anahtar var. Muhtemelen sen işi bırakıp kendi ofisini açacaksın.'
'Bildin vallahi. Hastaneden ayrılacaktım. Peki iyi mi benim için?'
'Çok iyi hem de, ilk başlarda para çok çıksa da elinden sonradan sonraya kazanıyorsun geri.' diyerek tabağı yatırdığında gülümsemesi büyümüştü.
'Canım, istediğin içinden geçen ney ise öyle hızlı oluyor ki aklın şaşar.'