Bölüm 1 - Bir Tabela Vakası
'Abi' karşısındaki gözlerinin içine bakan adamla derin bir nefes alıp başını sağa sola salladı.
'Ece ile konuştum akşam bizdesiniz' demesi ile sakince başını salladı adam. Hep kederli ve düşünceli bir hali vardı. Bu hiç kimsenin gözünden kaçmıyordu ama soracak cesaretleri de yoktu.
'İyi misin abi sen?'
'İyiyim' diyerek bilgisayarına gözlerini geri çevirdiğinde Aras başı ile onay verip çıkmıştı dışarı. Vuslat anında kravatını gevşetip başını geriye attı. İçine çöken bambaşka bir şey vardı, ilk kez korkuyu tadıyordu çocukluğundan bu yana. Sanki her an kıyamet kopacakmışçasına daralıyordu yüreği. Kapısının sesi ile başını düzeltip içeri giren sekretere baktı.
'Vuslat bey, müşterileri toplantı salonuna aldık' sakince başını sallayıp ayağa kalkmıştı Vuslat. Gevşettiği kravatı düzeltip odasının çıkışına ilerlediğinde Aras ve Eymen'in de aynı istikamete yürüdüğünü görerek yakasını düzeltmişti bu kez de. Toplantı odasına girip içerdekileri kontrol ettiğinde eksik olmadığını anlayarak kapıyı kapatıp müşterilerle el sıkıştı.
'İsterseniz başlayabiliriz Ragıp bey' diyerek keskin bakışlarını adama çevirdiğinde adam memnuniyetle başını sallayıp gülümsediğinde Vuslat bakışlarını projektör ve bilgisayar yanındaki Derya'ya çevirmişti. Kız sunumu başlatmış, adım adım anlaşmayı anlatmış, bütçeden bahsetmişti.
Sonunda ışıklar açılınca Vuslat oturuşunu düzeltip derin bir nefes aldı. İçindeki sıkıntı git gide büyürken bu iş hakkında bir problem çıkmasını istemiyordu.
'Anlaşmayı hazırlayalım Vuslat bey. Sizinle iş yapmak bizim için onurdur.' ayağa kalkan Ragıp bey ile Vuslat'ta derin bir nefes almış ve ayağa kalkmıştı. El sıkışıp onları gönderdiklerinde Ece anında Vuslat'ın yanına ulaştı.
'Vuslat iyi misin?'
'İyiyim ben, işinize bakın' diyerek o da toplantı odasını terk ettiğinde içeride şaşkın yüzler kalmıştı.
'Ne oluyor yine?' Derya'nın konuşması ile Eymen omuz silkmişti sadece.
'Adam kendi sessizliğinde boğulacak, bazen arkadaşımız değil de müşterimiz gibi hissediyorum' Aras'ın yorumuna Ece başı ile onay vermişti. Onlarda dosyaları toplayıp çıktığında asansöre ilerleyen adama baktılar.
'Kesin bir olay var, altıdan önce şirketten çıkmazdı' Eymen'in cümlesi ile asansörün gelmesi ve Vuslat'ın gözden kaybolması bir olmuştu.
Şirketin otoparkına inip direk arabasına yerleşerek hızla kravatını çıkarıp gömleğinin iki düğmesini açmıştı adam. Hırsla direksiyon simidine yumruk geçirip gözlerini kapatarak alnını dayadı.
'Ne oluyor lan!' diyerek tekrar bağırıp bir kaç kez daha vurduğunda içindeki daralmanın çekilip gittiğini fark etti. Uzun zamandır kimse bulaşmamıştı Vuslat'a. Gücü çoğu zaman ona iyi gelirken şimdi kimseyi hırpalayamadığı için her şey üzerine geliyor gibi hissediyordu. Sessizliğini bozmak istemiyordu. Arabayı çalıştırıp evinin yolunu tuttuğunda erken çıktığı için şükür etti. Bir kaç saat daha dursa trafiğe denk gelecek ve suçu günahı olmayan adamlardan sinirini çıkaracaktı.
Adalet onun için yediği ekmek, içtiği su, aldığı nefes olmuştu. Elini masum bir çocuğun kanına asla bulaştırmamış, eline düşen suçluları bile en az iki kez araştırmıştı. Tamamen emin olduktan sonra ceza veriyordu ve gerekiyorsa bunlar çok ağır cezalar oluyordu. O Vuslat Kasırga'ydı. İsminin sessizliğinde büyük afetler yaratır ve ortalığı darma duman ederdi. Ormanın içindeki evin önüne arabayı park edip indi. Korumalara göz attığında hepsinin yerli yerinde olması işine gelmişti. Kapıdaki korumanın kapıyı açması ile içeri girip odasına yöneldi direk. Takım elbisesinden kurtulup siyah eşofman altını giydikten sonra vücudunu esneterek zemin kata indi. Isınma hareketlerini yaparken bir yandan da ellerine siyah sargıları sarmış ve kum torbasının önüne gelmişti. Yumruklarını karşısında kendine ihanet etmiş biri var gibi indirirken kısık ve keskin gözlerle odaklanmıştı.
Hırs umudu körelten bir duyguydu. İnceldiği yerden kopsun diyebiliyorsan hırslanırdın, boş vermişlik değildi o kopuş. Zamanın getirdiği ve yaşattığı bütün zorlukla insana bir başka acı verir ve güçlendirirdi. Ne demişler seni öldürmeyen şey güçlendirir... İşte tam da bunun gibiydi yaşam kavgası, öldürmedikçe duygular köreliyor, acı hissi azalıyor ve gözü karalık başlıyordu. Yumrukları savurmak değil canı acıtmak değer kazanırken Vuslat girdiği dünyada daha çok köreliyordu. Terk edilişe, düştüğünde hayatın attığı tekmelere, hayal kurma yetisinin elinden alınmasına, zamansız yaşadığı anlara, bu zamana gelmesini sağlayan hayata bir sağ bir de sol kroşe vuruyor ardından hayatın ona yaptığı gibi bir tekme savuruyordu sağlamından. Karşısında onun karanlık yüzünü yaratan geçmişi bir beden haline getirdiğini düşleyip onun yangını ile vuruyordu. Sevda mı? İşte o çok uzaktı. Vuslat çoktan seçimini yalnız bir adam olmak adına kullanmıştı. Ama nefes aldığı dünya fazlası ile sürprizlerle kapısını çalacaktı. Bu kez daha acımasız ve yakıcı olacaktı her şey. Çünkü şafak yeni yeni söküyordu.
Hissetmediği acısı yorgunluğuna karışırken yavaşladı Vuslat. Çalan telefonu ile tamamen bırakmıştı kum torbasını. Raftaki dizili havlulardan alarak terini silmiş daha sonrada küçük konsol üzerindeki telefonunu almıştı. Aras'ın aramasını görünce derin bir nefes alıp yanıtladı.
'Sorun mu var?'
'Yok abi, saat dokuz oldu gelmedin de iyi misin diye aradım' derin bir nefes alıp dört yanı ayna ile döşenmiş odadaki yansıma saate baktı.
'Spor yapıyordum fark etmemişim. Hazırlayıp çıkarım.'
'Tamam abi bekliyoruz.' konuşmayı sonlandırdığında havluyu omuzuna atıp odasına çıktı bu kez de. Kısa bir duşun ardından gri v yaka tişörtü ve kot pantolonunu giyerek atmıştı kendini dışarı. Arabaya yerleşip yola koyulduğunda hayvan seslerini barındıran ormanı dinlemek için müzik açmamış onun yerine camları sonuna kadar indirmişti. Yüzüne hafif bir esinti vururken bir tane de sigara yakmıştı. Kısa sürede geldiği evin kapısı anında açılmış selam vererek girmişti içeri. Ayaklanan arkadaşları direk masaya aldığında derin bir nefes daha almıştı.
'Kusura bakmayın beklettim sizi de'
'Yok abi ne kusuru, biz bir şey oldu zannettik. Şirketten de erken çıktın'
'Uzun zamandır mesele yok Eymen, sinirimi çıkaracak yer arıyorum bende' demesi üzerine masadakilerin gözleri adamın ellerini bulmuştu.
'Sağlam sinir atmışsın abi' diyen Aras'la kaşlarını çatıp eklemlerinin aşınmış yüzeyine baktı. Ece mutfağa yöneldiğinde Vuslat göz devirmekle yetinmişti.
'Ece, gel buraya, iyiyim' birkaç dakika içinde kız elinde krem ve sargı bezleri ile geri gelmişti. Aras kızın uzattığı malzemeleri aldığında göz ucu ile Vuslat'a baktı. Elini sürekli kapalı tuttuğu için acısını hissetmiyor diye düşünerek masanın üzerine iki kez vurmuştu.
'Aras uğraşmayın'
'Abi uğraşsam kaç dakikamı alacak, uzat şu elini hadi'
'Ver ben hallederim' diyerek uzanması ile Aras hemen vermişti elindekileri. Adam doğru dürüst el sıkışmayı bile sevmiyordu ve kimse ikinci kez tekrar etmezdi Vuslat'a. Eğer adam bir cümle söylediyse sorgusuz sualsiz kabul ederlerdi.
Vuslat parmaklarını gevşettikçe yüzünü buruşturmuş ardından kremi sürerek eklemlerini sargılamıştı. Yemeklerine devam ettiklerinde kapının sesi ile herkesin kaşları çatılmıştı. Saat 11e gelmek üzereydi ve ormanın içindeki bir eve kimsenin yolu düşmezdi. Kapıyı açmak için ayaklanan Ece'yi geri yerine çekip belindeki silahı kontrol etti.
'Eksik var mı?'
'Yiğit yok, söyledim ama cevap vermedi' Ece'nin cümlesi ile derin bir nefes alıp ilerlemişti Aras. Vuslat'ta her ihtimale karşı ardından giderken fırtına gibi yanından geçen adama baktı. Koşarak ilerlemiş ve kendini koltuğa attıktan sonra bağırmaya başlamıştı.
'Ben ne cins bir herifim ya, bir insanın hiçbir işi düzgün gitmez mi?'
'Ne oldu Yiğit?' Derya'nın şaşkın bakışları ile yönelttiği soruya rağmen durmamıştı adam.
'Allah benim belamı vermiş. İş çıkışı Anadolu yakasına geçecekmişim de köprüde zincirleme kazaya denk gelmişim gibi geliyor. O kadar çıkmazlardayım, o kadar dönüşüm yok. Geri vitese bile alamıyorum abi arabayı.' Dert yakınan Yiğit Vuslat'ın gözlerine bakarken yerine tekrar oturmuştu.
'Yiğit, Derya bir şey sordu sana. Ne oldu?' Vuslat'ın sorusu ile adam başını ellerinin arasına alıp dirseklerini dizine dayamıştı.
'Köyünü gargamel basmış şirin baba gibi hissediyorum, öyle çaresiz öyle bitik, öyle atraksiyonlu'
'Lan sinirlerimi germe! Ne oldu?' Vuslat'ın bağrışı ile Yiğit gözlerini devirince adam derin bir nefes almış 'Sabır Allah'ım' diye mırıldanmıştı.
'Bende onu diyorum abi, sabır, sabır ya sabır. Abi aşık oldum be' hepsinin ağzı açık kaldığında Yiğit koltuğun üzerindeki yastığı suratına basmıştı.
Hayatı dalgaya alan, o bar benim bu bar senin diyerek gezmekten yorulmuş sırf kız tavlamak için bar açmış bir adamdı Yiğit. Aşkın sözlük anlamını bilmeyi geçmiş varlığından bile şüphe duyanlar cemiyetindeydi.
'Yok artık, aaa, valla aşık olmuş bu, şaşkınım, inanamıyorum. Ay şok oldum' Derya'nın cümlelerini sıralaması sürerken gözleri de gittikçe açılıyordu.
'Olamaz mıyım kızım ben aşık maşık. Abicim bir görseniz var yaaa... Of ulan of!'
'Anlat kimse aranızı yapalım, tanıyor muyuz?' Ece'nin cümlesi ile Yiğit anında oturuşunu düzelmişti.
'Ben tanımıyorum ki yaaa' diyerek tekrar kendini arkaya atınca hepsinin kaşları çatıldı.
'Nasıl tanımıyorsun lan' Eymen'in sorusu ile Yiğit gözlerini tavana dikmişti bu kez de.
'Bayağı abi, tanımıyorum işte. Kendimi sana kek yaptım klipindeki tavuk gibi hissediyorum ya'
'Yiğit anlat lan nasıl tanımıyorsun, nasıl aşık oldun?'
'Anlatıyım abicim' diyerek dikleştikten sonra kısa bir düşünme evresi geçirmiş ve başlamıştı anlatmaya.
'Bakın şimdi, ben bu gün bizim salondan çıktım, sahil üzerinden yürümeye başladım. Arabayı almamıştım, malum yok kısa. Neyse yürüyorum bir baktım sarı saçlı, mavi gözlü bir hatun. İlk başta takmadım sandım ama bayağı takmışım ki küt diye kafamı levhaya çarptım.' Salonda kahkahalar yükselirken Yiğit suratını buruşturup alnını ovmuştu tekrar.
'Eee dikkatini çekti mi kızın?'
'Yok beee, aslında çekti ama yanıma gelmedi halime güldü. Çekmiş sayılıyor demi?' diyerek iki kıza baktığında yine gülüşmeler kahkahaya dönüşmüştü.
'Eee sonra'
'Sonrası yok Ece ya, büfedeki abi sağ olsun alnımın orta yerine kola kutusunu bir bastı teptilim şaştı. Tabi adam bana yardım ediyor ben hala kızı izliyorum. Parkta sürüyle çocuk var hepsine koşuyor abi ya. Sanırsın atom karınca, bir ona bir öbürüne. Arada bakıp gülüyor falan, tabi ben şaşkınlıkla bir daha çarpıyordum kafayı da o abi sağ olsun kurtardı.' Erkekler gülmemek için dudaklarını ısırırken kızlar daha fazla kahkahalarını tutamamışlardı. Vuslat ise hafif bir tebessümle bakıyordu Yiğit'e.
'Abi sen bir şey söyle ne yapacağım ben' diyerek adama bakınca Vuslat tek kaşını kaldırmıştı.
'Ne biliyim ben oğlum, bunu aşk böceklerine sor'
'Sende haklısın tabi, kelin ilacı olsa başına sürer' diyerek gözlerini devirince başına bir tokat yemişti.
'Abi kafamı vurdum zaten, yazık değil mi bana ya' mızırdanması sürerken kızlar Yiğit'i kıskaca almış konuştukça konuşmuşlardı, arada Erdem ve Aras'ta olaya müdahale olurken biri bulmuştu saat.
'Ben gider, yarın iş var' diyerek ayaklanan Vuslat'la diğerleri de ayaklanmış ve yola koyulmuşlardı. Vuslat kısa sürede geldiği eve girer girmez direk yatağa atmıştı kendini, Yiğit uzandığı yatakta hülyalı hülyalı tavana dalmış, Ender ve Derya gece yemek yeme alışkanlıklarına bir çentik daha atıp makarna başına geçmişlerdi.
--
Güneşle bezenmiş bir sabaha uyandı adam. Sürekli tedirgin olan uykusu hiç değişmemişti. Hiç bir zaman tam uyuyamamıştı ve uykusu tavşan uykusuna benzetilebilir haldeydi. Her an tetikte her an harekete geçecek halde olurdu Vuslat. Kasırga soyadının tek veliahttı ve sahibi olması da buna yardımcı olmuştu zaten. Yataktan çıkıp duşa girdikten sonra giysi odasına dalmış ve her zaman aynı renkte olan takımını giymişti. Odasından çıkıp aşağıya indiğinde hazırlanmış masanın başındaki sandalyeye yerleşip derin bir nefes aldı.
'Günaydın Vuslat bey. Kahve mi alırdınız, çay mı?'
'Kahve olsun Canan abla' diyerek tabağından bir parça peynir attı ağızına. Gelen kahvesinden de büyük bir yudum aldığında zilin sesi evde yankılanmıştı. Canan hanım kapıyı açmaya gittiğinde Vuslat'ta telefonundan mail kutusunu kontrol etmeye başlamıştı.
'Abi, abiiii...' bağıra çağıra içeri giren Yiğit'e göz devirip telefonundan başını kaldırmadığında Yiğit'te yerleşmişti sandalyeye.
'Yiğit bey, çay mı alırsınız kahve mi?' Canan soruyu tekrarlayınca adam yüzünü düşürüp sıkıntılıca nefesini havaya savurdu.
'Sen bana soğuk su getir Canan abla. İçim yaniyirrr...' isyanı Vuslat'ı güldürürken adam takmıyor gibi davranmaya devam etmişti.
'Hayırdır Yiğit bey'
'Aşk var ya aşk... Ahhh ahhh... Aşkın gözü kör değil be abla, aşk bildiğin geri zekalı. Valla bak.' Canan hanım gülümseyerek mutfağa girmiş bir bardak su ve çay ile geri dönmüştü.
'Çay harareti alıyordu demi? Alsın alsın yoksa şu Mecnun halimden çıkamam. Ben ne günah işledim ya' Yiğit sersemlikle konuşsa da Vuslat'ın yüzüne bile bakmaması bozulmasına neden oluyordu.
'Tabi, Yiğit kim ki, pabucunun Brad Pitt'i demi, niye taksınlar ki beni, dimi Canan abla' Vuslat lafın ona dönüp dolaşıp gelmesi ile yan bir bakış atmıştı adama.
'Yiğit zaten pazar magazini, herkesin bilgisi var ama kimse dinlemiyor anasını satıyım, sırf ses olsun diye varım' atarlar ard ardına gelirken Vuslat telefonunu bırakıp kahvesinden bir yudum daha almıştı.
'Yiğit, sana ben mi dedim aşık ol diye?' adamın sorusu ile kaşlarını çatarken duruşunu da dikleştirmişti.
'Olmada demedin abi'
'Lan illa demem mi gerekiyor'
'Al annem vol2. Ama ben anamın dilinden kurtulmak için geldim ya'
'Yiğit işe gideceğim, çok güzel bir sabah, bak güneş var, sakin bir evde yaşıyorum ama işin ilginç tarafı SEN GELİP BU ANIN İÇİNE SIÇIYORSUN!' Vuslat'ın bir anda sesini yükseltmesi ile Yiğit olduğu yerden sıçramıştı.
'Tamam ya küstüm oynamıyorum ben'
'Lan sevme demiyorum, sev oğlum, sev de git az ötede sev. Ne biliyim normal insanlar gibi aşık olunca sessizleş.'
'Aşk bu abi, sessiz aşk mı olurmuş ya' Vuslat sabır dilenmeye başladığı gibi ayaklanmıştı da Yiğit'te oturduğu yerden fırlarken adamın peşine düşmüştü.
'Sen nereye oğlum?'
'Abi yürüdüm, aşkımın sesini dağa taşa vuruyum dedim azcık. Beni de salona atsan ya'
'İyi lan iyi' diyerek evden çıkıp arabasına yerleşmiş daha sonra yola çıkmışlardı. Sahil yoluna saparken Yiğit'in şarkı seçmesi ile göz devirdi Vuslat. Çıkan şarkı ile derin bir nefes alırken yolun uzayacağını biliyordu.
'Benim ki de kalp! Onun ki de kalp! Allahım bu nasıl aşk!' Yiğit'in şaklaban haline bir de aşkı eklenince Vuslat için çekilmez olmaya başlamıştı. Kardeşim demese otoyolun ortasında durur araçların arasına atar kurtulurdu ama kıyamıyordu işte. Başını sağa sola sallayıp melankolik tarza yaklaşan Yiğit'e göz ucuyla bakıp tekrar yola çevirdi bakışlarını.
'Abi! Abi dur!'