Okuyucuların Mutlaka Dikkate Alması Gereken Not:
Çakma TDK personeli içeri sızamaz, çünkü dijital bir platform üzerinde yazılan şeyler otomatik düzeltmeye kurban olabilir ve bu kimsenin kimseyi yargılama hakkını vermez.
Emeğim, paylaşımım veya profilim kimsenin reklam panosu değildir, burayı BİLlBOARD olarak görenlerin paylaşım ve yorumları itina ile silinir.
Eline kağıt kalem almamış, hatta cesaret dahi etmemiş, hayatını sadece sevgilisine küfür etmeyle, arkadaşlarıyla samimiyeti \'hıııı bok!!!\' gibi hitap şekilleriyle geçirmeye çalışanlar, kapıyı dahi çalma zahmetine girmesin, çünkü benim jenerasyonumda bunlar ters.
İnsanların kişiliklerini yargılama eğilimine sahip, rahatsızlığı olanın fiziksel özellikleriyle dalga geçen, hatta geçme potansiyeli olan, varlığı zarar, LGBT gibi toplulukların bireylerine saygısı olmayan, ırklar arasında uçurum kurmaya çalışan, \'Amaaannnn, bir ağaç nedir ki?\' diyen, ATATÜRK\'e saygı duymayan, hayvan sevmeyen ve gördüğü yerde zarar veren, feminizmi kadın koruma programı gibi gören (ki aslında toplum içi eşitlilik yanlısı bir topluluktur ve sadece kadının değil erkeğin de eşit olmasını savunur), \'Kadın da azıcık sussun otursun.\' diyen, zarar verici eylem yapan ve zarar gören bireyler için \'Ulan onlarda otursaydı evlerinde.\' kafasında olan canlılar merak edip hikaye tanıtımlarını dahi okumasınlar. .
Bütün bu yazdıklarımın dışında olan arkadaşlar, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Bu saatten sonra aradan kılçıkları ayıkladığımıza göre hadi gidip kafayı boşaltarak yeni dünyalara dalalım.
Tanıştığımıza şimdiden memnun oldum.
Instagram: BiCeruVar
Iletişim; ceren_ozturk_38@hotmail.com
(Şafak Serisinin 1. Kitabıdır.)
Vuslat sesizliğinin içine ağırlığını katarak sunuyordu insanlara. O ağzını açtığında kimse konuşamazdı ve o sustuğunda kimse bir adım öne çıkamazdı. Yerini, gücünü, hakimiyetini ve hırsını kaybetmeyen nadir adamlardan biriydi. 13 yaşına kadar tanıdığı ailesi sırf sakin olsun diye ona bu ismi verseler de kıyametten önceki boğucu suskunluk olacağını tahmin edememişlerdi.
O günün yeni yeni aydınlanmasını, karanlık bir ormandan izlemeyi seven adamdı.
O Vuslat Kasırgaydı.
O lakabını soyadından alan bir adam değildi, ortalığı yıkıp savurması ile güçlü bir fırtına olduğunu kabul etmişlerdi.
Ve daha kötüsü, bu kez Vuslat Kasırga'nın hiç görmediği bir şafak sökecekdi, güne değil kalbine doğacaktı güneş...
İnce uzun bir rakı kadehiydi yürekten sevmek,
Narin, kırılgan ve ağır...
Acı, mayhoş ve iç acıtan bir suydu aşk,
Kavuran, sarhoş eden, akla düşüren...
Beyaz bir yıldızdı kadın,
Saf, asil ve güneş gibi sıcak...
Siyah, saf bir geceydi adam,
Asi, mert ve rakı gibi sert...
Ve sevmek sesiz bir vuslatta başlayacaktı, yeni bir şafakta.
(Şafak Serisinin 1. Kitabıdır.)
Vuslat sesizliğinin içine ağırlığını katarak sunuyordu insanlara. O ağzını açtığında kimse konuşamazdı ve o sustuğunda kimse bir adım öne çıkamazdı. Yerini, gücünü, hakimiyetini ve hırsını kaybetmeyen nadir adamlardan biriydi. 13 yaşına kadar tanıdığı ailesi sırf sakin olsun diye ona bu ismi verseler de kıyametten önceki boğucu suskunluk olacağını tahmin edememişlerdi.
O günün yeni yeni aydınlanmasını, karanlık bir ormandan izlemeyi seven adamdı.
O Vuslat Kasırgaydı.
O lakabını soyadından alan bir adam değildi, ortalığı yıkıp savurması ile güçlü bir fırtına olduğunu kabul etmişlerdi.
Ve daha kötüsü, bu kez Vuslat Kasırga'nın hiç görmediği bir şafak sökecekdi, güne değil kalbine doğacaktı güneş...
İnce uzun bir rakı kadehiydi yürekten sevmek,
Narin, kırılgan ve ağır...
Acı, mayhoş ve iç acıtan bir suydu aşk,
Kavuran, sarhoş eden, akla düşüren...
Beyaz bir yıldızdı kadın,
Saf, asil ve güneş gibi sıcak...
Siyah, saf bir geceydi adam,
Asi, mert ve rakı gibi sert...
Ve sevmek sesiz bir vuslatta başlayacaktı, yeni bir şafakta.
(Şafak Serisinin 3. Kitabıdır.)
Koyu kızıla boğulmuş bir hikayenin baş kahramanlarının kanından gelen gençler...
Hayatları boyunca dostluk, aile, sevda, umut ve destek olmanın anlamını büyüklerinden öğrendiler.
Bütün zirvelerin gücü olacak insanlar bir araya geldiğinde yenilmez zannedilen her şey yıkılmaya mahkum kalırdı.
Ve gençlik her zaman toyluk anlamına gelmezken, her yaşanmışlık da daha güçlü yapmazdı insanı. Eğer ki gözü kara birisi olacaksa asla tek başına yaşayamazdı.
Her düşman sanıldığı kadar düşman değilken, her aşk da sanıldığı kadar vefalı olamazdı.
Zirvedeki bir devrin başlangıcı sert rüzgarlara karşı koyuşla başlarken, gökkuşağının her rengini kalbinde yaşayabilen insanlar olmasını dilemek en büyük güçtür.
Peki ya hem gökkuşağı hem de gecenin şafağı olsaydı?
Her gün mutlu eder miydi insanı?
Veya her kadın fark edebilir miydi dibindeki sevdalı adamı?
Bir adam ne denli katlanabilirdi bağıran yüreğini susturmaya?
Her umut edilen koca bir boşluğa sürüklerse adamı ve her kahkaha yakarsa bir kadını...
Sevda az kitlenin nasibi ise,
Umut güçlü bir kitleye hitap eder.
Her kararan günün doğan bir güneşi,
Her günün çöken bir karanlığı vardır.
Ve bir adam namludan çıkan kurşun kadar tehlikeli severken,
Bir kadın kara şafak kadar sert gömebilir yüreğine sevdasını.
Sevda hiç bir zaman basit bir zar atma oyunu değildir.
Aksine sanıldığından daha ağır bir sahneye çıkmıştır insanoğlu.
Asıl mesele o sahnenin perdesi;
Siyah mı?
Beyaz mı?
Çıkmaz serisinin 2. kitabıdır.
Kılıç ne kadar keskindi? Veya bir kurşun ne denli yakardı canı? Hangi insan ölümle dik başlı halde karşı karşıya dururdu? İnsanoğluydu işte. Ne keskin kılıçlar, ne de kavuran kurşun yarasına karşın ölümle göz göze gelmeye cesaret edemezdi. Yıkılan tabular yıllar arasında kaybolurken hatırlamazdı evlat denen mahlukat kendi kurallarını. Bir gün bir ormanda veya bir çöp konteynırında göğsünde bir kurşun yarası, cildinde ufak tefek morarmayı bekleyen kızarıklık ve karın boşluğundaki bıçak darbeleri insanın hayatının bittiği değil başladığı yerdi. Hiç olmadı bir çatıda son alınan nefes olduğu zannedilen oksijen yeni bir güne bambaşka nedenler için uyanmak demekti. Ve bir adam için o başlangıç Hera Amine'nin berbat geçen günü ile karşı karşıya gelirdi.
----
Hera Amine
&
Aren Rollas
Çıkmaz serisinin ilk kitabıdır.
Kılıç ne kadar keskindi? Veya bir kurşun ne denli yakardı canı? Hangi insan ölümle dik başlı halde karşı karşıya dururdu? İnsanoğluydu işte. Ne keskin kılıçlar, ne de kavuran kurşun yarasına karşın ölümle göz göze gelmeye cesaret edemezdi. Yıkılan tabular yıllar arasında kaybolurken hatırlamazdı evlat denen mahlukat kendi kurallarını. Bir gün bir ormanda veya bir çöp konteynırında göğsünde bir kurşun yarası, cildinde ufak tefek morarmayı bekleyen kızarıklık ve karın boşluğundaki bıçak darbeleri insanın hayatının bittiği değil başladığı yerdi. Hiç olmadı bir çatıda son alınan nefes olduğu zannedilen oksijen yeni bir güne bambaşka nedenler için uyanmak demekti. Ve bir adam için o başlangıç Hera Amine'nin berbat geçen günü ile karşı karşıya gelirdi.
----
Hera Amine
&
Aren Rollas