Kardeşlik

2738 Kelimeler
Gecenin vaktiydi, Uygar kapıya yaklaştı. Cebinden anahtarı çıkarıp önce bahçe kapısını açtAilenin son dilediğini yerine getirmediğin sürece Emir Oğuz olamayacaksın. Hadi şimdi git.. Git ve Ulaş olmadığını kanıtla." "Hayır.. " dedi genç adam, elindeki silahı yavaşça yanına bıraktı. "Hayır yapamam." Ayağa kalktı, arkasını dönüp hızla odadan çıktı. Hiç kimse hiçbir şey bir insanı öldürmesini sağlayamazdı. "Dur!" Diye haykırdı dayısı, gözleri yaşla doldu. Kız kardeşinin son dileğini yerine getirecek tek kişi yeğeniydi, böyle gitmesine izin veremezdi. "Oğlum!" Ulaş duymamaya gayret ediyordu, iki elini hızla iki kulağına bastırdı, bir an önce buradan gitmeliydi. Ayakkabılarını ayaklarına geçirip dış kapıya yürüdü. Kapıyı açtığı anda adımları durdu, "Ablan için!" diye bir ses duydu. Kulağında defalarca tekrarlandı, ilk defa böyle bir şey duyuyordu. Şaşkınlıkla kafasını geriye çevirip dayısına döndü. "Ne?" Yaşlı adam hızla yanına yaklaşıp önünde durdu. Ellerini sıkı sıkı tuttu. "Evet oğlum, sana hiç söylenmedi ama senin bir ablan da vardı." "Ne?" Dedi genç adam, sesi titremeye başlamıştı. "Kaza gününde sadece 2 yaşındaydı." Yanağına yavaşça bir damla yaşın süzüldüğünü hissetti genç adam. Hiç kimse ona bir ablası olduğundan söz etmemişti. "O da.. öldü mü?" Diye sordu. Yavaşça yutkundu, sesi titremeye başlamıştı. "Ona da hiç acımadan kıydılar." Tuttuğu elini sıktı yaşlı adam, "Gel.." dedi, "Sana ablanın resimlerini göstereceğim." Hızla adımlarını eve çevirdi genç adam, merak doluydu. Bir an önce ufak da olsa bir görüntüsünü görmeliydi. .... Sokağın başında duruyordu Uygar, elinde telefonu, ekranda 'kardeşim' ismi vardı. Evden çıktığını gördüğü andan beri defalarca aramıştı. Parmaklarının arasında deli gibi sıktığı telefonu ile yavaşça geriye çekilip sırtını kapının sağ tarafındaki duvara yasladı. Bir eliyle ensesini sertçe ovdu, endişe doluydu. Anlam veremiyor, bunca yıl aynı evi paylaştığı kardeşini tanımakta zorluk çekiyordu. "Neredesin Ulaş?" Dedi fısıltıyla. Gözlerini yeniden telefona çevirip numarasını tuşladı, cevap yoktu. Derin nefes verip kafasını kaldırdığı anda gözleri birine kaydı. "Ulaş'ı mı bekliyorsun?" Diye sordu Leyla, hastaneye gitmeden önce genç adamı görüp konuşmak istemiş, aksine kardeşini kapıda görebilmişti. Kafasını derin bir soluk alarak olumlu anlamda salladı genç adam, "Kaçarak çıktı, yetişemedim." Leyla yavaşça yanına yaklaşıp aynı şekilde sırtını duvara yasladı. "Önemli bir işi olmalı" "Bilmiyorum, ne konuşuyor ne de anlatıyor. Hep kaçıyor." Derin nefes verdi genç kız, belli ki mektuptan hiç haberi bile olmamıştı. "Sordun mu hiç?" Kafasıyla onayladı Uygar, "Defalarca." "Cevap vermemeyi tercih etti." "Evet." Dedi, gözlerini yavaşça genç kıza çevirdi. "Onu tanıyamıyorum, benim kardeşim Ulaş değil sanki." Elini yavaşça yumruk yaptı Leyla, mektuptan söz etmemek için kendini oldukça zor tutuyordu. Önce Ulaş'la bir kez daha konuşmalıydı. "Belli ki anlatamadığı zor bir dönemden geçiyor Uygar, bu yüzden ona karşı biraz sabırlı olmalıyız." Uygar yavaşça sırtını duvardan ayırıp gözlerini genç kıza çevirdi. "O benim kardeşim Leyla, bu hayattaki tek yakınım. Onu böylece bırakamam, bana anlatmalı ki yanında olabileyim." Gözlerinin dolduğunı hissetti genç kız, ne çok seviyordu kardeşini bu adam. Acaba kardeşi olmadığını öğrendiğinde de böyle destek olmak ister miydi? "Çok haklısın Uygar, ne olursa olsun ikiniz kardeşsiniz." Gözlerini yavaşça ayırıp yeniden döndü. Merak ettiği bir şey daha vardı. "Nazlı nasıl?" Diye sordu, zihninde bileğindeki morluk yer almıştı. Uygar gözlerini telefonuna çevirdi, bugün genç kız ona hiç mesaj atmamış, aramamıştı. "Nerede?" Diye tekrarladı. İlk defa onu böyle habersiz bırakıyordu. "Bugün hiç konuşmadık, çok garip." diye ekleyip gözlerini telefonuna çevirdi. "Aramalısın bence." Dedi Leyla, endişe doluydu. Kızın durumunu çok merak ediyordu. İsmini bulduğu anda arama tuşuna tıkladı Uygar, kulağına yaklaştırdı. .... Gözlerini telefonunun sesiyle aralamaya çalıştı Nazlı, oldukça bitkindi. Sabaha değin gözlerini pek kırpamamıştı. Önce biraz da olsa rahatlayabilmek adına genç adamın gizli numara ile arayıp sesini ve soluğunu dinlemiş sonra kapatmak zorunda kalmıştı. Bakışlarını yavaşça ekranına çevirdi, ellerini hareket ettirmekte oldukça zorlanıyordu. "Sevgilim - arıyor" yazıyordu. Yüzünde ufak bir tebessüm belirdi, sesini çok özlemişti. Toparlanmaya çalışarak kafasını yastıktan ayırıp yavaşça doğruldu. Telefonunu dikkatle eline alıp önce sesini düzeltmeye çalıştı, ona kesinlikle bir şey belli etmemeliydi. "Sevgilim" dedi açtığı gibi. Genç adamın yüzünde koca bir gülümseme oluştu, yüzünü son zamanlarda gülümseten tek şeydi bu kız. "Günaydın sevgilim." "Günaydın" dedi Nazlı, kalbi deli gibi çarpmaya başladı. Ne güzeldi ondan bu kelimeyi duymak. "Bugün hiç arayıp sormadın merak ettim, nerelerdesin?" Bakışlarını yavaşça bulunduğu yerde gezdirdi genç kız, odasındaydı. En dipte piyanosu ve mobilyaları vardı. "Evdeyim. Gece film izleyince geç uyumak zorunda kaldım, sabahta uyanamadım." Yüzünde gülümseme belirdi genç adamın, "Bir sonraki filmi birlikte izlemeliyiz." "Bu bir teklif mi?" "Evet, bu beraber ilk filmimizi izleme teklifi." "Kabul.." dedi Nazlı, yüzünde geceden bu yana ilk defa gerçek bir tebessüm belirdi. "Senin olduğun her şeye kabul Uygar." Gülümsedi Uygar, "İlk fırsatta görülebilir miyiz?" "Kesinlikle görüşmeliyiz." "Parmakların biraz daha iyiyse belki benim için piyano çalarsın." Genç kız duraksadı, yanağına istem dışı ufak bir yaş süzüldü. Ne çok özlemişti tuşlayarak dokunarak oluşturduğu müziği. Gözlerini ellerine çevirdi, ikisinde de bileği oldukça kızarık gözüküyordu, tuşlara dokunmak çok acı verici olacaktı. Umursamadı, isteğini asla geri çeviremezdi, ilk defa canlı dinleme ve izleme fırsatıydı. "Olur, piyanoyu sadece senin için çalacağım." "Heyecanla bekleyeceğim." Kısık bir soluk verdi genç kız, onu şu anda görmeyi deli gibi istiyordu. "Seni görmek istiyorum Uygar" "Görüşelim" dedi genç adam, endişesinin ve kardeşini bulamayışının arasında onu geri çevirmek istemedi. "Bir saat sonra geçen seferki yerde." "Olur" "Görüşürüz" Diyerek telefonu yavaşça kapadı, genç adamın yüzü asıldı. Leyla'nın gözleri yavaşça ona döndü, "Ne oldu?" "Sanırım yine iyi gitmeyen şeyler var." "Ne?" Dedi Leyla, merak doluydu. "Nazlı ve kardeşi arasında bir sorun olduğunu düşünüyorum." "Ne gibi bir sorun?" "Detayını bilmiyorum, sadece canını sıkan bir şey var, zorlamak istemiyorum, zamanı geldiğinde bana anlatacaktır." Leyla yavaşça geriye çekildi, ona zarar veren, canını her defasında yakan kardeşi miydi? Belli ki Uygar'ın durumun bu kadar ileri gittiğinden hiç haberi yoktu. "Zorlamalısın Uygar" dedi endişeyle, kardeşinin kıza daha fazla zarar vermesine engel olmak istiyordu. "Ne?" "Bazen kardeşler arasında küçük sorunlar daha büyüğüne de sebep olabilir. Geç kalmadan Nazlı'yla konuş." Genç adamın gözleri ona döndü, kaşları çatıldı. Böyle bir ihtimali hiç düşünmüyordu, kardeşler birbirine acımasız olamaz, en fazla Ulaş'la aralarında olduğu gibi olurdu, önce atılıp birbirlerinin canını sıkarlar, sonra ikisi de pişman olup hiçbir şey olmamış gibi gülüşürdü. "Sesi pek iyi değildi." Dedi, anında fark etmişti. Genç kız sesine çeki düzen vermesine rağmen dışarıya çok az da olsa yansıtmaktan kaçamamıştı. Leyla'nın yüzü asılmıştı, gözleri dolu dolu oldu, belli ki yine bir şeyler olmuş ve kıza zarar vermişlerdi. Sırtını duvara yasladı, insanların acımasızlığına anlam veremiyordu. ... Dizlerini oturduğu koltuğun kenarında istem dışı sallıyordu Ulaş, dayısı yaklaşık birkaç dakikadır ortalarda gözükmüyordu. Gözlerini yavaşça kaldırdığında gözleri onun gözleriyle buluştu. "İşte oğlum" diyerek elinde sıkıca tuttuğu bir albüm uzattı. Küçük ve birkaç fotoğraftan oluşuyordu sadece. Yavaşça eline aldı Ulaş, elleri gibi tüm bedeni deli gibi titriyordu. Gerçekten de bir ablası mı vardı? Derin bir nefes alıp cesaretini toplamaya çalıştı. Kapağı yavaşça çevirdiği anda gözleri ilk fotoğrafa kaydı. Bir bebek vardı, dünyaya gözlerini yeni açtığı günlerdi. Bir beşikte yatıyordu, yanında ise bir genç çift duruyordu. Genç adamın gözleri çifte kaydı, kameraya gülümseyerek bakan aynı çiftti. Ailesi olduğunu öğrendiği kişilerdi. Gözleri dolu dolu oldu, yavaşça fotoğrafı çevirdi, ikincisini gördü. Bir bebek gözüktü, oldukça büyümüştü. Annesinin kucağındaydı, öndeki iki dişi gözüküyordu. Önünde koca bir pasta, pastanın üzerinde de 1 şeklinde bir mum vardı. İlk doğum günüydü. Ulaş'ın gözleri bebekten hemen sonra genç kadına kaydı, kameraya gülümsüyordu. İki elinden bebeği sıkı sıkı tutmuş, dikkatle korumaya çalışıyordu. Yanağına yavaşça bir damla yaşın süzüldüğünü hissetti genç adam, bu kadın iki bebeğine de doyamadan acımasızca hayattan koparılmıştı. Elinin tersini yavaşça yüzüne yaklaştırıp yanağını silmeye gayret etti, yenisi hızla arkasından süzüldü. Kalbinin en derinlerinde artık gerçek bir sızı vardı. Sakinleşmeye gayret ederek üçüncü fotoğrafa gözlerini çevirdi. .... "Nazlı!" Dedi Uygar, bir kafenin önünde dakikalardır bekliyordu. Gözleri genç kıza kaydığı anda hızla yanına yaklaşıp kollarını boynuna doladı. Genç kız şaşkındı, iki ellerinde de eldiven vardı. Dokundurmamaya çalışarak genç adamı sardı. Burnunu boyun boşluğuna gömdü. "Sevgilim" dedi, yüzünde oluşturmaya gayret ettiği sahte bir tebessüm vardı. Yavaşça geriye çekildi Uygar, kulaklarında sadece Leyla'nın söyledikleri vardı. Önce baştan aşağı gizlice inceledi, gayet iyi gözüküyordu. Yüzünde durdu bakışları, oldukça solgun gözüküyordu. "İyi misin?" Diye sordu telaşla. Nazlı kafasını hızla olumlu anlamda salladı, "Evet. Seni görünce de daha iyi oluyorum." yavaşça yaklaşıp kollarını yeniden boynuna doladı. Kokusunu duymak, kollarında olmak ne güzeldi. "Biraz solgun gibi misin? Hasta mısın?" Genç kız itiraz ederek kafasını salladı. Uygar elini alnına bırakıp kontrol etti, yüzünde sıcaklık yoktu. "Ateşin de yok." Yavaşça geriye çekildi Nazlı, bu telaşa anlam vermeye çalışıyordu. "Sen iyi misin Uygar?" Yüzünde gerçeklik barındırmayan bir tebessüm oluşturdu. "Ben iyiyim." Dedi Uygar, elini yavaşça ensesine bırakıp ovdu. "Sen iyi misin? Telefonda sesin öok durgundu, merak ettim." Genç kızın yüzünde ufak bir gülümseme oluştu. Elini kaldırdı, eldivene ve hissettiği sızıya rağmen yanağına bıraktı. "İyiyim, çok iyiyim. Sen hiç merak etme, olur mu?" "Gerçekten mi?" "Evet, gerçekten." "Bir sorun olduğunda bana söyleyeceğine söz vermeni istiyorum." "Söz.." dedi Nazlı, yavaşça geriye çekildi. "Sen nasılsın?" Genç adam derin bir iç çekti, aklının büyük köşesi kardeşindeydi, kim bilir nerede ne yapıyordu? ... Gecenin vaktiydi, Uygar kapıya yaklaştı. Cebinden anahtarı çıkarıp önce bahçe kapısını açtı. İç kapıya yaklaştı, kilidi yuvasına yerleştirip çevirdi. Sokak ışıkları bir çoğu çalışmıyordu, oldukça karanlıktı. Kapıyı yavaşça ileriye itip içeri adım attığı anda bir anda durdu. Tüm bedenini hissettiği bir temas ele geçirdi. Ensesinin tam üst köşesinde, kafasının arkasına bir silahın buz gibi ucu dayandı.ı. İç kapıya yaklaştı, kilidi yuvasına yerleştirip çevirdi. Sokak ışıkları bir çoğu çalışmıyordu, oldukça karanlıktı. Kapıyı yavaşça ileriye itip içeri adım attığı anda bir anda durdu. Tüm bedenini hissettiği bir temas ele geçirdi. Ensesinin tam üst kısmına bir silahın buz gibi ucu dayandı. Gözleri büyüdü Uygar'ın, yavaşça yutkunmaya çalıştı. Şaşkındı, hiç düşmanı da canını yaktığı bir canlı da yoktu. Kim, neden evine kadar gelip kafasına silah dayardı? "Kimsin?" Diye sordu cesaretle. Kendinden oldukça emindi, kesinlikle bir düşmanı yoktu, olamazdı. Hiç kıpırdamadan kısık bir soluk aldı. "Ne istiyorsun?" Diye ekledi. İki elini iki yumruk yaptı, gözlerini yavaşça kapatıp yeniden açtı. Duyduğu tek ses karanlıklar içerisindeki bir nefesti. Kafasının tam üstüne dayanan silah hareket etmesine engeldi. Yanlış bir harekette namlunun hedefi olamazdı, geride bırakacağı kişilere bunu yaşatamazdı. Tek ailesi, kardeşi.. onun yokluğu ile sınanmamalı, toprağın altına bir sevdiğini daha koymamalıydı. Sert görünüşünün altında her daim çok başka hisler taşırdı. Bir ölümü daha kaldıracak kadar gücü kesinlikle yoktu. Kardeşinin bu acıyı yaşamasına müsaade etmemeliydi. Nazlı.. tek sevdiği kız. O dayanır mıydı yokluğuna? Yapamazdı. Belki günlerce aylarca arkasından gözyaşı dökecek, belki bir daha hiç kimseye 'sevgilim' diyemeyecekti. Yanağına yavaşça bir damla yaşın süzüldüğünü hissetti genç adam, sevdiklerini geride bırakma düşüncesi bile dayanılmazdı. Onlar için ani bir hareket yapmamalı, o namlunun hedefi olmamalıydı. Kısık bir soluk verip, "Kimsin?" Diye sordu yeniden. Kimdi kafasına silah dayayan? Kimdi evine gecenin bu yarısı giren? Kimdi bir insana silah çekebilen bu acımasız kişi? Yavaşça hiç hareket etmeden elini ışığa uzattı, dokunduğu anda oda aydınlandı. "Kimsin?" Diye sordu yeniden. Arkasını dönüp yüzünü görmek istiyordu. Bir hareket hissetti, gözlerini yavaşça kapadı. Kafasının arka kısmına dayalı silahın ucu önce şakağına temas etti. Sadece birkaç saniye içerisinde silahın yeri alnının orta yeri oldu. Gözlerini yavaşça araladığında bakışları önce silaha, sonra silahı sıkıca tutan ele ve kararmış bir çift bakışa kaydı. Gözleri deli gibi büyüdü. "Ulaş.." Bu kardeşiydi, kafasına silah dayayan, ömrünü elinden almak isteyen kişi kardeşiydi. .... Dayısının salonunda oturuyordu genç adam, elinde albüm vardı. Tüm resimlere tek tek bakmıştı, yaklaşık 7 taneydi. Sonuncuda durdu elleri, küçük bir kız çocuğu bir koltukta oturuyordu. Dizlerinin üzerine minik bir bebek konulmuş, küçücük elleriyle sıkıca tutuyordu. "Tek.." dedi yaşlı adam, gözlerini fotoğraftan ayırıp genç adama döndü. "İkinizin tek fotoğrafıydı bu oğlum." Gözlerinin dokusunu hissetti Ulaş, ablası çok küçüktü. Kardeşini sıkı sıkı tutmuş kameraya gülümsüyordu. "Ailen gibi acımadan ablana da kıydılar. Ve en acımasız olanı da seni ve aileni öldüren kişinin oğlunu kardeş yaptılar." Elini yavaşça genç adamın elinin üzerine bıraktı. "Siz kardeş değilsiniz, olamazsınız. Ona her baktığında bir katil gör oğlum, aileni öldüren babasına çok benziyor." Elini yavaşça sıktı, gözleri adamın gözleriyle buluştu. "Babası onun gibi mavi gözlüydü, çok acımasız bakışları vardı. Bunu zamanla sende göreceksin." Derin bir nefes verip albümü elinden alıp kapağını sıkıca kapattı. "Bu ve daha fazlası bende kalacak. Ailenin son isteğini yerine getirip Emir Oğuz olmayı seçtiğin anda sana verebilirim." Yavaşça ayağa kalkıp önüne geçti. "Şimdi git.. git ve bunu yerine getir." .... "Kardeşim.." diye ekledi Uygar, yüzünde koca bir şaşkınlık, koca bir endişe vardı. Ulaş kafasını yavaşça iki yana salladı, "Kardeşin değilim." "Hayır.. kardeşimsin." Reddetti Ulaş, silahı sıkıca tutmuştu. Yüzü solgundu, kalbi deli gibi çarpıyordu. "Değilim" dedi fısıltıyla, ömürleri bir yalandan ibaretti. İkisi bebekken kaderleri değiştirilmiş iki düşman ailenin çocuklarıydı. İkisi aynı ailenin evlatları değildi. Uygar bir adım attı, Ulaş parmağının hızla tetiğe bıraktı. Genç adam durdu, "Kardeşimsin Ulaş." "Değilim! Ben Ulaş değilim!!" Diye haykırdı öfkeyle. Sesi odanın içerisinde yankılandı. "Biz.." dedi genç adam, sakinliğini korumaya çalışıyordu. Tüm bedeni elinde tuttuğu silahın etkisiyle deli gibi titriyordu. "Biz ikiz kardeş değiliz." Uygar kafasını olumsuz anlamda salladı, alnına dayanan silahtan hiç korkmuyordu. Ardında bırakacağı için üzüldüğü kardeşi tarafından öldürülmek onu üzmüyordu. "Evet.." dedi, sakinliğini özellikle korumaya çalışıyordu. Karşısındaki adamı tanıyamıyordu, yıllardır aynı evi paylaştığı, evlat edineceği için yurttan kaçırdığı, her anında yanında olduğu kardeşi değildi. Elinde bir silahı sıkıca tutmuş, parmağını tetiğe bırakmıştı. "Evet ikiz değiliz ama kardeşiz biz." Ulaş'ın gözleri hızla ona döndü, ne demekti bu? O... Mektuptan da gerçeklerden de haberdar mıydı? "Biliyordun" dedi Ulaş, silahı alnına yapıştırdı. "Her şeyi biliyordun!!" Elini yavaşça kaldırdı Uygar, sakinleşmesini özellikle bekliyordu. Hiç kendinde değildi, ani bir hareketle hem kendinin hemde onun hayatını alt üst edebilirdi. "Bilmem hiçbir şeyi değiştirmiyor, sen benim kardeşimsin." "Değilim! Biz iki düşman ailenin çocuklarıyız. Kardeş değiliz!" Uygar'ın yüzünde gerçeklik barındırmayan bir tebessüm belirdi, her şey tam da düşündüğü gibiydi. Yıllar önce bu gerçeği öğrendiğinde iyi ki gizlemiş, iyi ki üstünü kapatmıştı. Kardeşi gerçekten de tahmin ettiği gibi öfkesine ve hislerine yenik düşüp böyle bir tepki verecekti. "Kardeşlik nedir senin için Ulaş?" Genç adam kafasını hızla iki yana salladı, cevap vermeyi bile düşünmüyordu. Uygar başını onaylayarak salladı, sorusuna cevap vermek ona düşmüştü. "Kardeşlik sadece kan bağı mı demek?Kardeşlik kendini bildiğin andan beri birlikte olmak değil mi? Kardeşlik.. her iyi kötü anda arkasında olmak değil mi? Kardeşlik her tartışmadan sonra barışmak değil miydi?" Ulaş kafasını iki yana sallamaya çalıştı, duymak istemiyordu. Zihninde yılların anıları bir bir yer alıyordu. Kendini bildi bileli yanında sadece Uygar vardı, her canı sıkıldığında, her mutlu olduğunda yine o'ydu yanındaki. Her kavganın, atışmasının, tartışmanın sonu yarım saat sonra gülüşülen anlara sahip değil miydi? "Hayır.." dedi genç adam, kafasını inatla iki yana sallamaya çalışıyordu. Ne yaşadığı yıllara ne genç adamın bakışlarına yenik düşecek, ailesinin son dileğini yerine getirecekti. Silah parmaklarının arasında deli gibi sıktı, "Ulaş.. yapma" dedi genç adam, hiçbir şey onu durdurmaya yetmiyordu. "Leyla'yı düşün.." dedi, durdurmak için başka yollar bulmaya çalışıyordu. "Onu belki de bir daha hiç göremeyeceksin. Ömrün dört duvar arasında geçecek, bir kız babası hiç olamayacak, çocuk esirgemede hiç çalışamayacaksın Kendi hayatını da mahfedeceksin." Yanağına yavaşça bir damla yaşın süzüldüğünü hissetti Ulaş, mektuptaki iki satırdan önce çok başka hayalleri vardı. Leyla ile ömrünü birleştirecek, Duru isminde bir kız çocuğu olacak, okulu bittiği gibi de çocuk esirgeme kurumunda görevli olacaktı. Kafasını yavaşça iki yana salladı, gözlerinin önünde anne babasının ve daha iki yaşında iken acımasızca hayatı elinden alınan ablasının görüntüsü yer aldı. Belki onlarla çok başka bir hayatı olacaktı. Ömrü bir aile içerisinde geçecek, anne babasının ve ablasının yanında büyüyecekti. İzin vermediler, onlarla bir ömrü olmasına da ablasının sevgisiyle büyümesine de engel oldular. "Ulaş.." dedi Uygar fısıltıyla. Genç adam derin bir nefes aldı, "Bana Ulaş demeyi kes artık! Ben artık Emir Oğuz olacağım!" Uygar istem dışı yanağına bir damla yaşın süzüldüğünü hissetti. Koca bir hayal kırıklığıyla doluydu. Kafasını yavaşça olumlu anlamda salladı, teslimiyetti bu. Bundan sonra karşı çıkmayacak, silahı elinden almaya çalışmak için ani bir hareket yapmayacak, olanlara razı gelecekti. "Nazlı.." dedi fısıltıyla. Haberi aldığı anda kim bilir nasıl yıkılacaktı. Derin bir nefes aldı, şimdiye kadar ona hiç söylemediği iki kelime vardı, bir defa bile olsa söylemeli, bu pişmanlıkla hayata veda etmemeliydi. "Nazlı'ya bir şey söylemem gerek." "Olmaz!" Dedi Ulaş, silahı parmaklarının arasında sıktı. Uygar elini telefonuna uzattı, kardeşi engel oldu. "Yapma. Onu neden cezalandırıyorsun?" "İnanmıyorum, birilerine haber vereceksin!" "Hayır" dedi Uygar, kafasını yavaşça olumsuz anlamda salladı. "Hayır." Hızla telefonu eline aldı Ulaş, "Ben göndereceğim, söyle." dedi, mesaj kısmını açıp gözlerini kardeşine çevirdi. Uygar onayladı, buna da razıydı. Gözleri dolu doluydu, kafasını yavaşça yere eğdi. 'Seni Seviyorum Nazlı' dedi, Ulaş yavaşça tuşlara dokunurken parmaklarının titrediğini hissetti. Telefonu isteme sebebiydi gerçekten de buydu. Ekranını gözlerine çevirip gönderme tuşuna dokundu. Telefonu hızla köşedeki koltuğa atıp gözlerini silaha bıraktı. Alnına sıkı sıkı dayamıştı. Elini yavaşça tetiğe bırakıp gözlerini kapattı, tam o anda tüm sokakta bir silahın sesi yankılandı. Leyla kapının önündeydi, zile dokunmak için elini kaldırdığı anda evin içerisinde silahın sesi yankılanmıştı. Gözleri deli gibi büyüdü, "Ulaş.." dedi fısıltıyla. "Hayır Ulaş" Yapmış olamazdı, kardeşine kıyamazdı. Hıçkırıklarla haykırdı, "Uygar!!" Diye bağırışı duyuldu. Geç kalmış iki kardeşe yetişememişti. Bunu nasıl unutacak, kendini nasıl affedecekti. ...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE