Leyla’nın kahvesi

1291 Kelimeler
.... "Kahveler geldi." Dedi Leyla, ses tonu her daim olduğu gibi neşe doluydu, genç adamın kalbinde ufak bir kıpırtı koptu, sesini duyduğu her anda bu his oluşuyordu. Gözlerini çekinerek o yöne çevirdiğinde onu gördü. Elinde tuttuğu küçük tepsiyle yanlarına yaklaşıyordu genç kız, ortaya çekilen sehpanın üzerine önce babası, sonra misafir için bırakıp kendi fincanını eline aldı. Köşedeki sandalyeyi çekip babasının yanına, genç adamın tam önüne, birkaç adım ötesine oturdu. "Teşekkür ederim" dedi Ulaş, fincanı yavaşça eline aldı. Elleri deli gibi titriyordu. İlk defa elinde, kızın elinin değdiği bir bardak ve bir kahve vardı. Alıp odasının en güzel köşesine koyup ömrünün en güzel süsü olarak kullanmalıydı. "Beğenirsin umarım." Diyen kızın meraklı bakışları altında küçük bir yudum aldı. Gözlerini ona çevirdiği anda bakışları buluştu. Ömrü boyunca içtiği en güzel içecekti., kahveyi öncesinde pek sevmezdi. "Çok.. çok güzel. Ellerine sağlık." Anında yüzünde koca bir gülümseme belirdi Leyla'nın, bir an bile olsa beğenmeyeceğini düşünmek endişelendirmişti. "Mektup" dedi bir anda genç kız, genç adamın bakkala kadar gelme sebebi bir mektuptu. Gözlerini babasına çevirdi. "Ulaş'a gelen mektup vardı, unutmadan getireyim." Diyerek fincanı önündeki sehpaya bırakmak için öne doğru uzandı, genç adam gözlerini usulca kapadı, yaklaştığı her anda burnuna bir koku ulaşıyordu. Kısık bir soluk alarak gözlerini açtığında genç kız ayağa kalktı. Arkasını dönüp bakkala yürüdü. Ortada küçük bir masa vardı, ödemeler genellikle orada yapılırdı. Bir köşesinde hesap makinesi, kasa ve küçük bir kutu vardı. Gözlerini masanın üzerinde gezdirdi, mektubu sabah da burada görmüştü. "Nerede?" dedi fısıltıyla. Önce kasanın, sonra hesap makinesinin sonra da kutuları altın dikkatle baktı, yoktu. Şaşkınlıkla gözlerini çevrede gezdirip kapıya yaklaştı. "Baba masanın üzerinde beyaz bir zarf vardı, gördün mü?" İsmet Bey'in gözleri kızına döndü, düşünmeye çalıştı. Bugün bakkala eşya alımı sağladığı için büyük bir karışıklık olmuş, kolileri taşırken de araya karışmış olabilirdi. "Hiç görmedim kızım, kolilerin altına baktın mı?" "Sabah da masanın üzerinde gördüğüme eminim." Dedi, yüzünde sıkıntılı bir ifade belirdi. Genç adamın yüzüne bakmamaya gayret ediyordu, nasıl mektuba sahip çıkmamış, kaybolmasına sebep olmuştu. "Bir daha bakayım." Arkasını döndü, Ulaş'ın gözleri İsmet Bey'e döndü, "Yardım etsem iyi olacak." Dedi, adamın onayladığını görünce ayağa kalktı. İçeri girdiğinde gözleri genç kıza kaydı, masanın üzerinde bulunan kolileri tüm gücünü kullanarak kaldırmaya çalışıyordu. Ulaş hızla yaklaştı, koliler oldukça ağırdı. Önünde durup aynı koliyi tuttuğu anda elleri genç kızın eline değdi. Ellerinden başlayan koca bir his tüm bedenini esir aldı, tir tir titremeye başladı. O narin, ince elleri ne sıcak, ne güzeldi. Bakışlarını yavaşça kaldırdığında gözleri genç kızın bir çift kahverengi gözüyle buluştu, hızla bakışını ayırdı, heyecanını gizlemek oldukça zordu. Elini istemeyerek de olsa yavaşça çok az geriye çekip kolinin diğer ucundan çekip sıkıca tuttu. Leyle itiraz etmeden koliyi taşımasına izin verip bir adım geriye gitti. Arkasını dönüp koliyi duvarın köşesine bırakmak adına ilerlediği anda genç kız kafasını eğip yavaşça gözlerini eline çevirdi. Alt dudağını yavaşça ısırıp kısık bir soluk verdi. Gözlerini masaya yeniden çevirip ufak koliye yaklaştı. Dikkatle kaldırıp altına baktı, zarf yoktu. Sıkıntıyla yüzünü genç adama çevirdi, nasıl bir mektubu koruyamamış, sahip çıkamamaştı. Sabah gördüğü anda halbuki bir köşeye kaldırmalıydı. .... "Çok özür dilerim." Dedi Leyla suçluluk barındıran bir ifadeyle, kafasını yavaşça yere eğdi. Bakkalı alt üst etmelerine rağmen mektubu bulamamışlardı. Genç adam kafasını hızla iki yana salladı, gülüşüne bağımlı olduğu kızın bir mektup yüzünden yüzünü asmasına izin veremezdi. Önemsiz bir mektup olmalıydı, zaten onlara bunca yıl gönderilen hiçbir şey olmamıştı. İki kardeşin yakın bir akrabası bile yoktu, hayatta tamamen yapayalnızlardı. "Hiç önemli değil." Dedi, gerçekten önemli değildi. Sadece suçluluk hissetmeyi bırakıp etrafa gülüşü ve bakışıyla neşe saçmalıydı. "Gerçekten özür dilerim, sabah da masanın üzerindeydi, kaybolacağını hiç düşünmedim. " Yavaşça yanına yaklaştı, karşılıklı durmuşlardı. Ulaş kalbinin deli gibi çarptığını hissetti, yanına yaklaştığı anda dengeleri altüst oluyordu. "Gerçekten hiç önemi yok. Beklediğim herhangi bir haber yoktu, önemsiz bir zarftı büyük ihtimalle." Genç adam yavaşça kafasını kaldırdı, biraz da olsa rahatlamıştı. Gözlerini adamın yüzüne çevirdiği anda bakışları buluştu. Neden ona her baktığında bu oluyordu ki? Neden her defasında böylesine göz göze geliyorlardı. "Teşekkür ederim." Dedi, yüzünde gerçeklik barındırmayan ufak bir tebessüm oluşturdu. Ulaş'ın da aynı anda yüzü güldü, bunu yeniden görmeyi çok istemişti. .... Telefonunun titrediğini hissetti Uygar, bir mesaj bildirimiydi. Otobüsteydi, durakta olduğunu fark edip hızlı adımlarla inip telefonu cebinden çıkardı. Ekranda 'Nazlı – bir yeni mesaj' yazıyordu. Yüzünde şaşkınlık oluştu, daha ayrılalı bir saat olmuştu. Merakla tıkladığı anda karşısında bir fotoğraf belirdi. Genç kız bir piyanonun önünde oturuyordu, yan dönmüş gülümsüyor, yeşil gözleri parıldıyordu. Fotoğrafın altında ise 'Derse hazırım' yazıyordu. Kısık bir soluk verdi genç adam, dikkatle fotoğrafı izlediği sırada bir ses duydu. "Uygar" apar topar telefon ters çevirip gözlerini geriye çevirdiğinde kardeşini gördü. "Ulaş" dedi fısıltıyla. Yakalanmanın endişesiyle telefonu, ekranı kapatmadan cebine hızla bıraktı. Kardeşi yanına yaklaştı. "Nereye daldın böyle?" diye sordu Ulaş, dakikalarca arkasından seslenmişti. "Hiç.. duymadım sadece." Gözlerini kardeşinin üzerinde gezdirdi, yüzünde gülümseme vardı. "Bu gülümsemenin sebebi Leyla olabilir mi?" diye ekledi. Ulaş derin bir nefes alıp kafasını itiraz ederek iki yana salladı, bugünden söz etmeyi düşünmüyordu, kardeşi her fırsatta ona sataşmak için zaten fırsat arıyordu, eline bir koz daha veremezdi. "İlgisi yok" Kafasını olumsuz anlamda salladı Uygar, bir eli cebindeki istem dışı telefonu sıkıca tutmuştu. "Var." "Yok" "Var" "Yok Uygar." "Var" deyip gülümseyerek derin bir nefes verdi. "Neler yaptın bugün?" diye ekledi. Yan yana eve yürüyorlardı, Ulaş'ın gözleri kardeşine döndü. "Evdeydim" dedi, kapının önünde durdu ikisi de. Uygar'ın gözleri kapıyı açtığı anda bahçeye kaydı. Her şey sabah bıraktıkları gibiydi, iç kapının önündeki ayakkabılar bile aynı şekilde düzenli duruyordu. Gözlerini kısıp kardeşine döndü, "Eve hiç girmemişsin." Dedi, imalı bakışları onu süzüyordu. Derin bir nefes verdi Ulaş, "Evde değildim." "Leyla'nın yanında mıydın?" diye sordu Uygar heyecanlı tebessümle. "Bakkaldaydım." Dedi kısık bir tonda. Uygar içeri girmesini bekleyip bahçe kapısını örttü. Gözlerini yeniden kardeşine çevirdi. "Tüm gün mü?" Kafasını olumlu anlamda salladı Ulaş, geçirdiği en güzel dakikalar olmuştu. "Ne yaptınız? Ne konuştunuz?" "İsmet Amca da vardı, sohbet ettik sadece." Önünden geçip eve yürüdü, ayakkabılarını çıkarırken zihninde sadece genç kızın yanında geçirdiği dakikalar vardı. Alt dudağını ısırdığında yüzünde ufak bir gülümseme belirdi. "Leyla'nın kahvesinden içtim." Dedi, kalbi delicesine bir kuş misali kanat çırpmaya başladı. "Başka neler yaptınız?" diye sordu Uygar, ayakkabılarını aynı şekilde çıkarıp eve girdi. Sobaya yaklaştı, tamamen sönmüş, evi şiddetli bir soğuğa bırakmıştı. "Sobayı yakmam gerek." Diye cevapladı Ulaş, genellikle onun göreviydi. Arkasını dönüp sorulardan da kaçabilmek adına odasına yürüdü, hemen üstünü değişip odun kırmalıydı. ..... "Uygar." Dedi Ulaş, üstünü değiştirmişti. Odun kırmak adına bahçeye yürüdüğü anda mutfağa yöneldi. Kardeşinin görevlerinden biriydi yemek yapmak ve kesinlikle üstüne iyisi yoktu. "Uygar." Dedi yeniden, sesini duyurmaya gayret ederek mutfak kapısına yaklaştığında adımları durdu. Uygar sırtını tezgaha yaslayıp dalmıştı. Elinde telefonu vardı, dikkatle izliyordu. Gözlerini yavaşça kıstı Ulaş, telefonda ne vardı da kardeşi seslenişlerini bile duymuyordu. Sessiz adımlarla yaklaşıp durdu. Gözlerini gizlice telefona çevirdiği anda çok net olmasa da bir video gördü. Sesi oldukça kısıktı, çok yaklaşmadıkça duyulmuyordu. Bir genç kız vardı, ustaca piyano çalıyordu. "Kim o kız?" diye sordu anında Ulaş, Uygar'ın gözleri büyüdü. Telefon hızla ters çevirip arkasına bıraktı. "Ne? Kim? Hangi kız?" dedi heyecanla. Kardeşinin yüzünde tebessüm belirdi, gözlerini kısıp elini hızla uzattı, genç adam yaklaşmasına bile izin vermeden telefonu cebine bıraktı. "Piyano çalan bir kız vardı, gördüm Uygar." "Tanımıyorum, internette rastgele karşıma çıkan bir videoydu." "Hayır, doğru değil." "Öyle Ulaş." "Niye sessiz dinliyordun?" "Sesi tüm eve mi yaymam gerekiyordu?" Ulaş yavaşça geriye çekildi, ona kesinlikle inanmıyordu. Gözlerini kıstı, "Önemsiz bir videoysa görmeme izin ver." Uygar şiddetle kafasını iki yana salladı. "Kapattım, bir daha bulamam." Diyerek hızla arkasını döndü, ocağın üzerinde bir tencere içerisinde su koymuştu. Kaynadığını görüp yaklaştı. "Makarna yapacağım." Dedi, Ulaş kafasını onaylayarak salladı, şimdilik erteleyecek ama ilk fırsatta o videoyu görmek için çabalayacaktı. "Bahçeye çıkıyorum." Diyerek arkasını döndü, önce mutfaktan sonra da evden çıktığından emin olduktan sonra Uygar hızla telefonu çıkardı. Nazlı'nın ismini bulup videoyu yeniden açtı, genç kız koca piyonun önünde oturmuş, parmaklarını usta bir piyanist gibi hareket ettirerek eşsiz bir şekilde çalıyordu. Ara ara kameraya bakıp gülümsüyor, kafasını heyecanla sallıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE