Endişe

1357 Kelimeler
.... Tamirhanede küçük bir oda vardı, genellikle dinlenmek için veya iş olmadığı zaman çalışanlar oturup dinlenirdi. Uygar yanındaki arkadaşıyla oturuyordu, elinde telefonu vardı. Sessizce internette dolanırken bir araba durdu girişte. "Müşteri geldi." Dedi arkadaşı, ayağa kalkıp çıkışa yürüdü. Genç adam hiç tepki vermedi, genellikle arkadaşı karşılamayı yapar sonra genç adamı sorunun çözümü için çağırırdı. Aynı yaşlarda genç bir adamdı, tıpkı genç adamın gibi mavi gözleri vardı. İsmi Ali'ydi, yıllardır burada birlikte çalışıyorlardı. Hızlı adımlarla içeri girip kapıyı örttü Ali, yüzünde koca bir gülümseme vardı. "Çok güzel bir kız geldi." Dedi, genellikle bayan müşterilerde Uygar hızla önce tulumunu çıkarıp kendine çeki düzen verir, sonra da tanışmaya gider, onları buraya kendisini de bir müşteri olarak geldiğine ikna etmeye çalışırdı. İlk izin gününde ise zaman geçirip gün sonunda gerçeği söyleyip görüşmeyi sonlandırır, kızlar öfkeyle söylenip bir daha görüşmemek üzere giderdi. "Sen ilgilen." Dedi Uygar, ayağa kalkıp aynı oyunu sürdürmeye hevesi yoktu. "Ne?" dedi Ali, şaşkınlıkla yanına yaklaştı. Uzun zamandır birlikte görev yapıyorlardı, ilk defa arkadaşı bunu reddediyordu. "Çok güzel diyorum, hem de zengin. Altındaki arabayı görmen gerek." Diye ekledi. Uygar sırtını oturduğu koltuğa yasladı, onu hiç duymuyordu. Son yalanı başına başka şeyler açmış, bir genç kız ilk defa gerçekleri anlamamış ve onu görmeye devam etmişti. Genç adamın yalanı ilk defa bu kadar uzun süreli varlığını koruyup dengelerini altüst etmişti. "Keyfim yok." Dedi fısıltıyla. Derin bir nefes verip dikkatini telefonuna çevirdi. Ali şaşkınlıkla odadan çıkıp kapıyı örttü, müşteriye yeniden yaklaşırken Uygar kendini 'Nazlı' isminin üzerinde buldu. Eli ne çok gidiyordu bu isme, bu mesajlara ve bu videolara. Fark ettiği anda elini hızla geriye çekip ekranı kapattı. "Uygar senin bakman gerek." Dedi Ali, yeniden içeri girdi. Ciddi arızalar genellikle onun ellerinden geçerdi, araçlar profesyonel olduğu en büyük alandı. Kafasını olumlu anlamda sallayıp ayağa kalktı, üzerinde lacivert renk bir tulum vardı, çalıştığı vakitlerde giysilerinin kirlenmesini engellemek için giyinirlerdi. Hızlı adımlarla araca yaklaştı, genç bir kız önünde durmuştu. Kafasını bir an bile kaldırıp yüzüne bakmadı, sessizce sorunu dinleyip araca yöneldi. Bir an önce halledip göndermeliydi. ... Bahçedeydi Ulaş, akşam üzeriydi. Sabah başlayan yoğun kar yağışı biraz da olsa durulmuş, havaya buz etkisi bırakmıştı. Genç adam bahçedeydi, elinde koca bir balta vardı, yaralı parmağını çok kullanmamaya dikkat ederek kütüklere vurmaya çalışıyordu. Hissettiği sızıya rağmen bir an önce parçalara ayırıp kardeşi gelmeden evi ısıtmak istiyordu. Derin bir nefes verip baltayı sıkıca tutup hızla kaldırdığı gibi yerdeki kütüğe sertçe vurdu, parmağında şiddetli bir ağrı hissetti. Umursamadı, kendi canını pek umursayan biri değildi. Ne çektiği ağrı ne parmağındaki dikişler umurundaydı. Baltayı hızla yeniden kaldırıp kütüğe sertçe geçirdi, küçük ikiye ayrıldı. Tebessüm edip yere eğildi, parçaladığı kütükleri alıp arkasını döndü. ... "Uygar" dedi Ulaş, kardeşinin eve geldiğini gördü. Genç adam gülümseyerek gözlerini kardeşinin eline çevirdi. "Parmağın nasıl?" "Gayet iyi." "Çok oynatmadın değil mi?" "Hayır." Dedi, arkasını döndü Uygar, önce bir duş alıp iş yerinin kokusunu üzerinden atmalıydı. "Duştan sonra yiyecek bir şeyler hazırlayacağım, hiçbir şeye dokunma." Diyerek duşa yürüdü, yemek her daim ona aitti. .... Elindeki küçük havluyla göründü Uygar, önce duş almış sonra da pijamalarını giyinmişti. Akşamları pek dışarı çıkmıyordu iki genç de, iki kardeş genellikle evde birlikte vakit geçirip günleri hakkında sohbet ediyorlardı. Biri tamirhaneden biri de marangozdan veya karşılaştığı müşterilerden, işlerden söz ediyordu. "Yemeği hallediyorum, içeri geç." Dedi Uygar, gözlerini kardeşine çevirdi. Ulaş kafasıyla onaylamasına rağmen arkasından ilerleyip mutfağa yaklaştı. Sırtını tezgaha yaslayıp gözlerini ona çevirdi. "Nazlı ile görüşmedin mi hala?" diye sordu, kardeşinin adımları durdu, buzdolabının kapısını açıp elinde birkaç domates almıştı. Yüzünde şaşkınlık belirse de duymazlıktan gelip buzdolabını kapatıp tezgaha yaklaştı. Ulaş derin bir nefes verdi, kardeşi inatla o kızdan söz etmemeyi diretiyordu. "Piyanoyu çok iyi çalıyor." Diye ekledi. Kardeşinin biraz da olsa ismini anmasını istiyordu. "Gece videoyu açık unutmuşsun, kapatmak için odana girdiğimde gördüm." Uygar dolaptan çıkardığı bıçağı tezgahın üzerine bırakıp kısık bir soluk verdi, müziğin ve parmaklarının vuruşu öylesine bir etki bırakıyordu ki dinlerken derin bir uykuya dalmıştı. "Belli ki kız sana değer veriyor, neden itiyorsun?" Ağır adımlarla yanına yaklaştığında gözleri buluştu. "Ne kadar oldu tanışalı bilmiyorum ama belli ki sende ona değer veriyorsun." Diye ekledi. Gözlerini hızla ayırdı Uygar, gözlerini iki gün, sesini ve varlığını tanıyalı günler olmuştu. Bir rüya gibiydi tıpkı, arabasında sık sık sorunlar olur, her defasında oraya getirirdi. Genç adam ilk gördüğü anda diğer kızların aksine ondan uzak durmuş, karşısına hiç geçmemişti. Ta ki arkadaşının zoruyla ona da aynı yalanı söyleyene kadar. "Çok.. " dedi Uygar, "Çok oldu." Diye ekledi. Onu tanıyalı, ismini aklına yazalı çok olmuştu. Tamirhaneye ilk gelişi uzun zaman önce olmuştu. Genç kız tıpkı diğer müşteriler gibi arabasını kapının önünde park edip, 'Bir sorunu var ve ben ne olduğunu hiç bilmiyorum' demişti ufak bir gülümsemeyle. Karşısına önce Ali çıkmış, arabayı kontrol ettikten sonra sorunu hakkında ufak bir bilgi vermeye çalışmış, genç kız sessizce dinledikten sonra alt dudağını çekinerek de olsa ısırıp, 'Hiçbir şey anlamıyorum açıkçası.' Demişti. 'Araba da ehliyetim de çok yeni." Diye ekleyince Ali'nin yüzünde de tıpkı genç adam gibi gülümsemeye sebep olmuştu. Uygar sessizce bir köşeden izlemiş, müdahale bile etmemişti. Genç kız yanlarına gelen müşterilerden geldiği ilk andan beri çok farklı davranıyordu. Kibri yoktu, samimiyetini belli edip gülümseyerek konuşuyordu. Arabasını yeni almış acemi bir sürücüydü, sık sık arabada bir soruna neden oluyor ve soluğu çekinerek tamirhanede alıyordu. Genç adam için onu, parıldayan mavi gözlerini izlemek bir süre sonra alışkanlık olmuş, geldiği her anda görünmeden bir köşeye geçip izlemişti. Arkadaşının ısrarıyla dayanamayıp sadece bir gün bile olsa gözlerini yakından görüp, sesini dinleyebilmek ve tanıyabilmek adına tamirhaneye gelen bir müşteri olarak karşısına çıkmış ve ismini zihninde olduğu gibi telefonuna da kayıt etmişti. O gün, diğerleri gibi ona da gün sonunda gerçekleri söyleyecek, sonra genç kız öfkeyle söylenip yüzüne bakmadan gidecek ve bu son bulacaktı ama hiçbir şey beklediği gibi olmamıştı. "Nerede tanıştınız?" diye sordu Ulaş, kardeşinin dalgın bakışlarını fark edip. "Tamirhane." "Nasıl oldu? Ona da mı zengin olduğunu söyledin? Derin bir nefes aldı Uygar, geriye çekilip elindeki bıçağı ve domatesleri tezgaha bıraktı. "Evet." Dedi. "Hataydı, hiç yaklaşmamalıydım." Diye ekledi. Ulaş yanına yaklaştı, ilk defa ağzından kıza dair bir şeyler duyuyordu. "Gerçeği anlamasına rağmen yanında kalmayı mı seçti?" Kafasını iki yana salladı genç adam, "Gerçeği anlamadı ki" dedi, geriye çekilip yeniden bıçağı eline aldığında gözleri kardeşinin eline kaydı, parmağındaki sargı kırmızıya dönmüştü. Endişeyle bıçağını bırakıp elini hızla tuttu. "Kanıyor Ulaş!" dedi, gözlerini parmağında gezdirip hızla geriye çekti genç adam, önemli değildi, büyük ihtimalle odunları kırarken incitmişti. "Önemli değil." "Ne demek önemli değil, gel otur şuraya." Diyerek elinden çekiştirip sandalyeye oturttu. Eline dikkatle bakmaya çalıştı, sargıyı açıp görmeye cesareti yoktu. "Hadi hastaneye gidiyoruz." Dedi, Ulaş reddetti, kesinlikle gitmeyecekti. "Çok pimpiriklisin Uygar, hiçbir şey yok." "Çünkü kardeşimsin, böyle kalamaz. Kalk." "Hayır" Hızla ayağa kalkıp arkasını döndü, kardeşinin seslenişini umursamadan odaya yürüdü. Derin bir nefes aldı Uygar, "Umursamazsın" dediği anda gözleri masaya kaydı, kardeşinin telefonu üzerinde duruyordu. Kafasını olumlu anlamda salladı, evet onu ikna edecek bir kişi biliyordu. Hızla eline alıp rehberi açtı, Leyla ismini bulup arama tuşuna dokundu. .... "Kapı çalıyor!" dedi Uygar, Ulaş yavaşça ayağa kalktı. Akşamın bu vaktinde kim gelebilirdi ki evlerine, zaten pek misafirleri de olmazdı. Merakla kapıyı açıp bahçeye geçti, dış kapıyı açtığı anda gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Karşısında genç kız duruyordu, soluk soluğaydı. Sırtında bir çanta vardı, üzerinde pudra renk bir eşofman altı, aynı renk bir bere ve beyaz montu vardı, saçlarını aceleyle toplayıp üstüne bir şeyler çektikten sonra soluğu burada almıştı. "Leyla.." dedi fısıltıyla, genç kız gözlerini kısıp hızla elini tuttu. "Beni endişelendirmek hoşuna mı gidiyor senin?" diye sordu öfkeyle. Uygar haber verdiği anda hızla buraya gelmişti. "Endişelendirmek mi?" dedi Ulaş, şaşkındı, genç kızın endişesine ve öfkesine anlam vermeye çalışıyordu. "Parmağını nasıl bu hale getirdin?" diyerek hızla elinden tutup önce bahçeye sonra eve girdi. Bir koltuğa oturtup tüm dikkatini sadece yaraya çevirdi. Önce pansumanı ve sargıyı dikkatle açtı, yarayı inceledi, dikişlerde bir sorun yoktu, sadece çok zorlandığı için yara yeniden kanamıştı. Derin bir nefes verip gözlerini genç adamın gözlerine çevirdi. "Bu umursamazlığın nelere sonuç verecek hiç mi düşünmüyorsun?" dedi, gözlerini yavaşça yaraya çevirdi, dikkatle üzerindeki kanı çantasında getirdiği malzemelerle temizlemeye çalışıyordu. "Yapma Ulaş, kendin için değilse bile senin için endişelenenler için yapma." Susup bakışlarını yavaşça onun bir çift siyahına değdirdi. "Kardeşin için..." kısık bir soluk verdi, "Benim için.." diye ekledi. Genç adamın gözleri deli gibi büyüdü, doğru mu duyuyordu? Bakmaya doyamadığı, gördüğü anda eli ayağı titrediği bu kız, kendisi için endişeleniyor muydu gerçekten.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE