Kısık bir soluk verip geriye bir adım attı, "Ulaş.." diye tekrarladı. Ömrünün tümü bu isimle geçmişti. Arkasını yavaşça döndü, tek kelime etmeden ilerlemeye başladığında Leyla sessizce bekledi. Gözlerini ona çevirmiş, izliyordu. Adamdaki garipliğe anlam vermek ne zordu, ne oluyordu da böyle hareket ediyordu.
Derin bir nefes verdi Leyla, "Bir ara hastaneye uğra, dikişlerini açmamız gerekebilir." Diye seslendi, genç adam tepki vermeden ilerlemeye devam etti.
...
Telefonunun sesini duyduğu anda hızla ayağa kalktı Uygar, dakikalardır beklediği arama olabilirdi. Bir arabanın altındaydı, koşar adımlarla ellerini temizleyip odaya yürüdü.
Telefona yaklaşıp eline aldığında 'Nazlı - Arıyor' ismini gördü. Derin bir nefes verip hızla kulağına yaklaştırdı.
"Alo" dedi endişeyle. Mesajı atalı yaklaşık bir saat olmuştu.
"Uygar" dedi Nazlı, yüzünde ufak bir tebessüm vardı. "Mesajlarını çok yeni gördüm, çok üzgünüm."
"Önemi yok" dedi genç adam, odanın içerisinde bir ileri bir geri gidiyordu. Zihninde sadece arabada donuk gördüğü an vardı. "Nasılsın?"
"İyiyim, sesini duyunca çok daha iyi oldum."
Genç adamın yüzünde ufak bir tebessüm belirdi. "Neler yaptın bugün?"
Derin bir nefes aldı genç kız, koca bir villanın bir odasındaydı. Önünde devasa bir piyano vardı, önündeki koltukta oturmuştu. Sargılı olan parmaklarına dikkat ederek tuşlara dokundu.
"Pek bir şey yapmadım, çoğunlukla evdeydim. Tüm gün piyanomla birbirimize baktık ama hiç dokunamadım." dedi, baş ve ufak parmağıyla iki tuşa dokunup ses çıkardı.
"Hiç mi çıkmadın evden?" Gözlerini kısıp bakışlarını yavaşça kaldırdı genç kız. "Hmm çıktım sanırım ama çok kısaydı." Parmaklarını yeniden tuşlara vurdu. "Duyabiliyor musun, iki parmağımla bile çalmak zor değil." Diye ekledi heyecanla
Genç adamın yüzünde gülümseme belirdi, piyano her haliyle genç kızı ne çok heyecanlandırıyor, mutlu ediyordu. "Parmaklarına dikkat et, çabuk iyileşmesi için dinlenmeleri gerek."
"Evet." Dedi genç kız, kısık bir soluk verdi. "Bir an önce kavuşmamız gerek." Diye ekledi.
Kafasını görüyormuşçasına olumlu anlamda sallayıp duraksadı. Elini piyanodan çekip ayağa kalktı. "Seni bugün bir daha görebilmem mümkün değil, değil mi?"
"Mümkün." Dedi Uygar, gözlerinin önünde sadece genç kızın arabadaki şekli vardı. Bir an önce karşısına geçip o görüntüyü yok etmeli, sebebini öğrenmeliydi.
"Ne?" Dedi Nazlı, hızla ayağa kalktı. "Seni görebilir miyim?"
"Evet, müsait olduğun anda görüşebiliriz."
Hızla dolabına yaklaşıp montunu çıkardı genç kız, heyecan doluydu. "Müsaitim, nerede buluşuyoruz?",
"Şimdi mi?"
"İstemiyor musun?"
"İstiyorum elbette."
"Neredesin, seni almaya geleceğim." Dedi genç kız, heyecan doluydu. Bir an önce yanında olmak istiyordu.
....
Bahçede oturuyordu Ulaş, kafasını iki dizinin arasına almıştı. Kalbinde çok büyük bir savaş vardı, bir yanı koşa koşa kutuyu açmasını bir yanı da hiç görmemiş gibi umursamamasını istiyordu.
Yavaşça doğrulup cebinden mektubu çıkardı, gözlerini çevirip en başından yeniden okudu. Kimdi bunu gönderen, kimdi hayatını böylesine tepetaklak eden?
Eliyle alnını sertçe ovup tam sağ yanına bıraktı mektubu. Yanında taşıdıkça yazanları unutmak daha zor oluyordu. Gözlerini yavaşça kaldırdığında tek bir kişiyi gördü. "Leyla.." dedi fısıltıyla. Genç kız bakkaldan çıkmış evine gidiyordu, evin önünden geçerken onu görüp adımlarını durdurmuştu.
Gözleri önce eline aldığı sonra da yanına bıraktığı beyaz kağıda kaydı. Bu bakkalda kaybettiği mektup muydu?
Kafasını yavaşça ayırıp yürümeye devam ettiği sırada, Ulaş hızla ayağa kalkıp koşmaya başladı. "Leyla!" Bahçeden çıkıp hızla önüne geçti, kalbinin en büyük sahibi böylesine kaçmamalıydı?
"Özür dilerim.." dedi fısıltıyla Leyla, sollamaya çalıştı, genç adam izin vermedi.
"Özür dilerim." Dedi özrüne karşılık olarak Ulaş, "Bir savaştayım Leyla, sen gittiğin anda yenileceğim." diye ekledi. Gözleri dolu dolu oldu.
"Ne savaşı?"
"Şimdi söyleyemem ama lütfen bana bir söz ver."
"Ne sözü?"
Derin bir nefes aldı genç adam, elini tutmak istedi, cesaret edemedi. "Durdur."
"Ne?"
Elini ensesine bırakıp sertçe ovdu. "Eğer yanlış bir şey yapmaya kalkarsam beni durdur, lütfen."
Genç kızın yüzünde şaşkınlık belirdi, söylediklerine ve yaptıklarına da anlam veremiyordu. "Benim tanıdığım Ulaş, yanlış bir şey yapmaz."
Kafasını hızla iki yana salladı genç adam, yapmamak için direnmeye çalışıyordu. "Ya.. ben Ulaş değilsem? Ya beni hiç tanımıyorsan?"
"Ne?"
"Lütfen Leyla, bana engel olacağına söz ver."
Kısık bir soluk alıp gözlerini ona çevirdi Leyla, anlam veremese de kafasını yavaşça onaylayarak salladı. "Peki.. söz." dedi, "Ama sende bana söz ver, yanlış bir şey yapmayacaksın." Diye ekledi.
Ulaş'ın gözleri ona döndü, kalbi savaşının arasında deli gibi çarpıyordu. "Söz.." dedi, ne kadar tutabileceğinden hiç emin değildi. "Yanlış bir şey yapmayacağım."
Derin bir nefes verdi genç kız, elini yavaşça yaralı parmağının bulunduğu elinin üzerine bıraktığında gözleri buluştu. Tüm cesaretini toplamaya çalıştı. "Ve seni tahmin edeceğinden çok daha iyi tanıyorum Ulaş Ilgaz." elini yavaşça geriye çekip arkasını döndü. Ağır adımlarla ulaşırken kalbi deli gibi haykırıyordu. Sonunda, sonunda uzun zamandır delice hoşlandığı kişiye karşı cesaretli olabilmişti.
"Ne?" Dedi Ulaş, bakışlarını ellerine çevirdi. Deli gibi titriyordu. Yavaşça avucunu kalbine bıraktı, bir kuşun kanat çırpınışları gibi uçuşuyordu. Yüzünde istem dışı günler sonra ufak bir tebessüm belirdi.
....
Bir sahilde duruyordu bir araba. İki genç ön kapıya sırtını dayayıp yanyana durmuştu. Ellerinde birer pet kahve vardı. Sessizce önlerindeki deniz manzarasını izliyorlardı.
"Nazlı.." dedi Uygar, genç kız bakışlarını yavaşça ona çevirdi, mavi gözlerini gördüğü anda yüzünde ufak bir tebessüm belirdi.
"Bugün dışarıya çok kısa da olsa çıktığını söyledin, nereye gittin?"
"Hmm" dedi genç kız, gözlerini derin bir nefes alarak denize çevirdi. Kahvesinden bir yudum alıp tebessüm etti. "Ufacık bir işim vardı." Dedi, baş ve işaret parmağını birbirine yaklaştırıp küçüklüğünü göstermeye çalıştı.
"Tek miydin?"
Nazlı gözlerini yavaşça gökyüzüne kaldırdı, soğuk havaya rağmen masmaviydi. "Tıpkı gözlerin." Dedi konuyu değiştirmeye gayret ederek. Bakışlarını mavi gözlere çevirip tebessüm etti. "Ah çok kötü, bundan sonra seni daha çok görmek isteyeceğim."
"Kötü mü?"
"Benim için kötü çünkü seni sık görebilmek hep mümkün olmuyor."
Genç adamın yüzünde gülümseme oluştu, genç kızın yosun gözlerinden bakışlarını ayırıp denize döndü. "Nazlı.." dedi, gözlerini hiç ona çevirmedi.
"Canın sıkkın olduğu her anda beni görebilirsin."
"Sadece canım sıkkınken mi?"
"Çoğunlukla evet." Dedi tebessümle.
"O zaman seni çok fazla görmek durumundayım."
Gözlerini hızla ona çevirdi genç adam, anlam vermeye çalıştı. "Canın çok mu sıkkın oluyor?" diye sordu endişeyle. Biraz da olsa içini açmasını deli gibi istiyordu.
"Bu aralar bazı işler pek iyi gitmiyor." Dedi fısıltıyla. "Neyse.. seninde canını sıkmayalım. Kahveyi beğendin mi?" Diye ekledi, yüzünde anında gülümseme belirmişti.
Uygar yavaşça elindeki kahveyi kaputun üzerine bırakıp genç kızın önüne geçti. Gözlerini gözlerine çevirip bir elini yavaşça tuttu. "İyi gitmeyen bu işler seni ne kadar etkiliyor?"
Kısık bir soluk verdi genç kız, "Birazcık." Dedi, kalbi elini tutan elin sıcaklığı ile deli gibi çarpıyordu. "Olmaz.." dedi Uygar, "Birazcık bile olsa hiçbir şeyin, hiç kimsenin canını sıkmasına izin verme."
Yavaşça diğer elinden de tuttu, genç kız tüm bedeninin deli gibi titrediğini hissetti. "Elde olmuyor" dedi fısıltıyla.
Kafasını yavaşça iki yana salladı genç adam, "Canın sıkıldığı her anda yanında olacağım, sadece o anlarda bana bir şekilde haber gönder."
"Ne?" Dedi genç kız, kalbi duracakmışçasına çarpıyordu. Duyduklarına inanamakta zorlanıyordu.
Tek kelime etmeden yavaşça yaklaştı Uygar, bir eliyle onu kendine doğru çekip kollarını yavaşça sardı. Bir elini beline, bir elini de kafasının arkasına bıraktı.
Kafasını yavaşça boyun boşluğuna gömdü genç kız, gözlerini kapattı. Kalbinin üzerini bir his sardı, ömrü boyunca hissetmediği bu histi. İlk defa bir kalbe böylesine yakın duruyor, ilk defa böylesine delice çarpıyordu.
Elini yavaşça kaldırıp adamın kafasının arka kısmına bıraktı. "Uygar.." dedi fısıltıyla. Sen nasıl bir şeysin, nasıl bir etkiye sahipsin.
....
Odasında sessizce oturuyordu Ulaş, sağ yanında mektup vardı. Ayaklarının köşesinde, yatağının altında büyük kutu duruyordu. İki elini deli gibi yatağa bastırmış, açmamak için büyük bir savaş veriyordu. Kalbi hiç olmadığı şekilde çırpınıyordu, açtığı anda kardeşine düşman olmaktan, kendini alıkoyamamaktan delice korkuyordu.
Kafasını yere eğmişti, yavaşça kaldırıp telefonuna döndü. Gözleri ekrana kaydığı anda tek bir şey dikkatini çekti. 21 Şubat yazıyordu, yüzünden hüzün dolu bir tebessüm belirdi. 22 Şubat kardeşiyle doğum günüydü.
Elini ensesine bırakıp yavaşça ovdu, doğum gününden bile emin değildi artık. Bunca yol kutladığı o tarih, sadece kardeşim dediği Uygar'a mı aitti? Artık doğduğu günü bile bilmeyen biriydi o.
....
"Nazlı.." dedi Uygar, sırtını yavaşça arabaya yasladı. Genç kız ellerini yavaşça kaputun iki yanına bırakmaya çalıştı. Tüm benliğinde hala adamın teninin kokusu, kalbinin yakınlığı vardı.
Kafasını yavaşça ona çevirdi, merakla gözlerine bakıyordu. "Bana kendinden söz eder misin? Piyano dışında neleri seversin, nasıl bir ailen var?"
Genç kızın yüzünde ufak bir tebessüm belirdi, genç adam bugün çok farklıydı. Hem çok ilgili hem çok yakındı. "Benim.." dedi genç kız, sağ elini istem dışı sıkmıştı.
"Sevdiğim tek şey piyano." diye ekledi. Uygar'ın gözleri yavaşça ona döndü, gerçekten de hayatının en değerlisi sadece piyano muydu? Üstelemeyip ona döndü.
"Kardeşin var mı peki?"
Ufak bir soluk aldı Nazlı, "Var.. ya da yok." dedi. Genç adamın yüzünde şaşkınlık belirdi. "Var mı, yok mu?"
"Var ama ben yok saymayı tercih ediyorum."
"Neden?"
Genç kızın yüzünde ufak bir tebessüm belirdi, umursamaz görünmeye gayret ediyordu.
"Anlaşamıyorsunuz sanırım."
"Üvey olduğundan şüphe ediyorum bazen."
"Ciddi misin?"
"Ne yazık ki değilim, kendisi benim öz ve öz kardeşim. Maalesef aynı kana sahibiz."
Küçük bir nefes verdi genç kız, yavaşça doğrulup sırtını arabadan ayırdı. Birkaç adım atıp yüzünü genç adama çevirdi.
"Biliyor musun kardeşlik denen şey çok garip bir şey."
"Nasıl?"
"Aynı kanı taşıyorsun diye kardeş olmak zorundasın ama kesinlikle başka hiç bağın yoktur." Deyip sustu. "En garip olanı da ne biliyor musun?"
"Ne?" Diye sordu genç adam, sırtını aynı şekilde arabadan ayırıp yanına yaklaştı.
"Aynı kanı taşımayan insanlar, aynı kanı taşıyanlardan daha gerçek kardeş olabiliyor."
"Haklısın.." dedi Uygar, "Çok haklısın. "
....
Hızla ayağa kalktı Ulaş, yerinde durmak geçen her dakikada daha zordu. Yatağının altında bulunan kutu, kalbini ve zihnini sürekli zorluyordu. Yere eğilip yavaşça önüne çekti. Hiç duraksamadan yanıbaşındaki dolabın ilk çekmecesini alıp minik kilidi çıkardı, aynı hızla kutunun köşesindeki kilidi açıp durdu.
Tüm bedeninde derin bir sarsılma hissetti, elleri ve tüm vücudu tir tir titriyordu. Kapağı açtığı anda bildiği, öğrendiği, gördüğü her şey değişecek, bambaşka bir hikayeye sahip olacaktı.
Derin bir nefes verip yavaşça kapağını açtı, tamamen doluydu. En başında üst üste bırakılan fotoğraflar vardı, kimileri de çerçevedeydi. Dikkatle ilkini eline alıp çevirdiğinde fotoğraf gözüktü.
Bir hastane odasıydı, genç bir kadın bir yatağın üzerinde yatıyordu. Kucağında dünyaya gözlerini yeni açan bir bebek, yanında da genç bir adam vardı. Kameraya tebessüm ederek mutlulukla bakıyorlardı. Bugün anne baba oldukları ilk gündü.
Genç adamın gözleri ilk olarak yataktaki kadına kaydı. Yüzü solgun ve bitkindi, zorlu bir doğumdan dakikalar önce çıkmıştı. İki kolunun arasında sıkı sıkı bir bebek tutmuş, ona kavuşmanın mutluluğuyla gülümsüyordu.
Gözleri usulca adama kaydı, yatağın kenarında duruyordu. Ellerinin biriyle bebeğinin minik elinden sıkıca tutmuş heyecanla bakıyordu. Elini yavaşça adamın yüzüne yaklaştırdı, kısık gözleri, siyah saçları ve aynı renk gözleriyle ona çok benziyordu.
Yavaşça arkasını çevirdi, elleri isteği dışında deli gibi titriyordu. "Baba.." dedi, gerçekten de tıpkı babasıydı. Ufak bir soluk verip çerçeveyi bıraktı, gözlerini yeniden kutuya çevirdi.
Bir bebek emziği gördü, oldukça eski ve mavi renkti. Yavaşça dokunduğunda bağlı olduğu beyaz kurdeledeki yazıya kaydı gözleri, 'Emir Oğuz' yazıyordu. Gözleri dolu dolu, avucunda delice sıkıp kafasını eğdi. Bunca zaman nasıl her şeyden habersiz olabilirdi? Ailesinden nasıl böylesine birhaber kalabilirdi? Kalbinin en derin yerine büyük bir alev hakim oldu, ailesine minicik bir bebekken ihanet edip soyunu, kimliğini nasıl değiştirirlerdi?
...
Hastanedeydi Leyla, staj günlerinden biriydi. Bir hasta vardı yanında, kolundan aldığı yarayo doktorun isteğiyle dikiş atmış, son sargısını yapıyordu. Dikkatle bezi sarıp sıkıca kapattı.
"Geçmiş olsun, birkaç gün dikkat etmelisin."
Arkasını dönüp hemşire odasına ilerledi. Küçük bir koltuk vardı, yavaşça oturduğu anda telefonunun sesini duydu. Cebinden çıkarıp ekrana baktığında 'Babacığım -Arıyor' yazıyordu.
Yüzünde koca bir gülümseme oluştu, kulağına yaklaştırdı. "Alo babacığım."
"Kızım müsait misin?"
"Evet babacığım, şu an hastam yok."
Bakkaldaydı İsmet Bey, kasanın önündeki koltukta oturuyordu. "Geçen gün aradığın mektup, beyaz renk miydi?"
Genç kızın gözleri büyüdü, "Buldun mu bana?" Diye sordu heyecanla.
Elindeki zarfı ters çevirip arkasındaki isme çevirdi bakışlarını adam, "Evet bu galiba kızım, üzerinde Ulaş Ilgaz yazıyor.'
"Tamam, baba onu ben gelene kadar kaybolmayacak bir yere koyabilir misin? Hastaneden çıktığım gibi alacağım."
"Tabii kızım."
Ayağa kalkıp kasayı açtı İsmet Bey, mektubu içerisine koyup kapağını kapattı. "Kasaya bıraktım."
"Teşekkür ederim babacığım." Dedi doktorun seslendiğini duydu. "Şimdilik kapatmam gerek baba, görüşürüz." Diye ekleyip ayağa kalktı.
Heyecan doluydu, mektubu kaybettiği için hissettiği suçluluk biraz da olsa dinmişti. Bir an önce genç adama verip rahatlamalıydı. Bir an durdu, son günlerde genç adamın cebinde veya elinde hep beyaz bir mektup görüyordu. Bu muydu acaba böylesine garip davranmasının sebebi? Bir mektup muydu onu böylesine değiştiren?
...
Bugünün bölümü de geldi ♥️
Yarım görüşmek üzere, oy ve yorumları eksik etmeyelim ♥️