Kimim Ben?

2136 Kelimeler
Dersteydi Leyla, bir hoca önünde ders anlatırken o sadece dalmıştı. Elinde telefonu vardı, sıkı sıkı tutmuş bekliyordu. Ekranda 'Ulaş' yazıyordu. Düşünmeden duramıyordu, bilmeden bir şey mi yapmıştı, farkında olmadan kırmış mıydı, bu yüzden mi kaçar gibi yanından uzaklaşmıştı. Arayıp sormalı ya da arayıp direkt özür dileyerek mi konuya gitmeliydi. Derin bir nefes verip telefonu yavaşça çantasına bıraktı, bir hata yaptıysa en iyisi yüz yüze konuşmalıydı, telefonla değil. .... Bir koltukta sessizce oturuyordu Ulaş, çevresinde insanlar vardı. Kimileri hiç konuşmadan merakla onu izliyor kimileri de heyecanla bekliyordu. Büyük geniş bir odaydı, onca insanın içerisine kolayca alabiliyordu. Ellerini iki dizinin üzerine bırakmış bekliyordu genç adam, büyük halası olduğunu söyleyen kadın tarafından ona aile fotoğrafları gösterilecekti. Gözlerini yavaşça kaldırdığında içeriye giren bir genç kız gördü. Sokakta da gördüğü kişiydi bu. Elinde bir tepsi vardı, üzeri çay bardaklarıyla doluydu. Ağır ve dikkatli adımlarla yaklaşıp öncelikle Ulaş'ın önünde durdu. Genç adam kafasını hızla iki hana sallayıp istemediğini belirtti. Çay içecek durumda hiç değildi. Gözlerini yeniden odanın kapısına çevirdi, dakikalardır büyük halanın gelişini bekliyordu. .... "Gitmeliyim" dedi Uygar, yavaşça ayağa kalktı. İşe geç kalmak üzereydi, otobüs bekleme saatini göz önüne alıp hemen harekete geçmeliydi. Nazlı ayağa kalkıp gözlerini ona çevirdi, "Caddeye kadar yürüyelim mi?" "Olur" Kısık bir soluk verdi genç kız, gözlerini yavaşça ona çevirdi. "Bir gün ailenle de tanışmak isterim." dedi, Uygar'ın gözleri yavaşça ona döndü. "Ailemle mi?" "Kardeşinle tanıştım. Annen ve babanla da mümkün mü?" "Olmaz!" Dedi genç adam aniden. Bakışlarını hızla caddeye çevirdi. Genç kız yüzü asılsa da belli etmemeye çalıştı, önemli olan yanında olmasıydı. "Peki.." dedi, yüzünde gerçek olmayan bir tebessüm oluşturdu. Belki bir gün kendi isteğiyle bunu yapardı, üstüne gidip zorlamamalıydı. Gözlerini bulunduğu caddeye çevirdi, arabası tam karşıdaydı. Adımlarını durdurup genç adamın önüne geçti. "Ayrılma vakti geldi yine." Dedi, geçirdiği her dakika öylesine eşsizdi, bir an bile bırakmak istemiyordu. "Yine.." dedi Uygar, alt dudağını yavaşça ısırdı. "Yine görüşürüz" Genç kızın yüzünde anında koca bir gülümseme belirdi. Kafasını tereddütsüz olumlu anlamda salladı. "Evet, muhakkak yine görüşelim." Kısık bir soluk verip gözlerini önce çevrede gezdirdi, etrafta pek kimse yoktu. Hızla yaklaşıp adamın yanağına ufak bir öpücük kondurdu. Uygar'ın gözleri büyüdü, kalbi deli gibi çarpmaya başlamıştı. Nefesini öylesine tutmuştu ki bayılacağını hissediyordu. Tek kelime etmesine müsaade etmeden genç kız ufak bir tebessüm edip arkasını döndüğü gibi koşar adımlarla uzaklaştı. Yüzünde koca bir gülümseme vardı genç kızın, sürücü koltuğuna bindiği gibi arabayı hızla çalıştırdı. Yanakları deli gibi kızarmış, bir an önce uzaklaşmak istiyordu. Elini yavaşça yanağına bıraktı genç adam, ilk defa bir kızla böylesine bir şey yaşıyordu. Gözlerini arabanın ilerlediği yoldan ayırıp ensesini sertçe ovdu, çok güzel bir histi yanağına konulan ufak buse. .... "Ben Buse.." dedi genç kız, çay bardakların mutfağa bırakıp Ulaş'ın yanına yaklaştı. Genç adamın sabırsızlığını fark edip biraz da olsa destek olmak istiyordu. Bakışlarını yavaşça genç kıza çevirdi, "Ben de Ulaş." dedi, bir ses duyuldu, "Emir Oğuz'sun oğlum sen." Diye düzeltti orta yaşlarda bir adam. İtiraz etmedi genç adam, Buse'nin yüzünde ufak bir tebessüm belirdi, kahverengi gözleri kısıldı. Dudaklarını yavaşça kulağına yaklaştırdı, "Hangisini istersen, o şekilde hitap ederim." Kafasını önemsizce iki yana salladı, kafası öylesine karışıktı ki isim şu anda düşündüğü son şeydi. "Fark etmez" dedi. "Sen kimsin?" Diye sordu genç kıza. Tebessümle yanına oturdu Buse, "Büyük Halanın en küçük kızı." dedi, 23 yaşında genç bir kızdı. Siyah saçları ve kahrengi gözlerine, ince yüzü uyum sağlıyordu. "Mektup.." dedi Ulaş, hızla cebinden çıkarıp kızın bakışlarına çevirdi. "Mektubu gönderen kimdi?" Bakışlarını yavaşça mektuba çevirdi genç kız, dikkatle eline alıp tek tek okudu. Gözleri şaşkınlıkla büyüdü, "Bilgim yok, bu mektup mu seni buraya getirdi?" "Buraya gelmem için adres var." "Kimin gönderdiğini bilmiyorum ama öğrenirim istersen." "Olur." Dediği anda, genç kız telefonunu çıkarıp mektubun resmini çekti. "Emir Oğuz'um." Dedi Büyük Hala, ismi Gülten'di, orta yaşlarda bir kadındı. Elinde koca bir kutu vardı, zoraki adımlar atıyordu, Buse hızla kalkıp annesinin elinden aldı. Kutuyu genç adamın yanına bıraktı. "Oğlum.. burada senin geçmişin. Soyun, ailen, annen ve baban var." Dedi, genç adamın elini kutunun, kendi elini de onun elinin üzerine bıraktı. "Sen bu ailenin tek oğluydun, her ne yapıldıysa sadece senin yaşaman içindi." Gözlerini yavaşça kutuya çevirdi genç adam, dikdörtgen şeklinde ve oldukça büyüktü. Elini yavaşça geriye çekti, kalbi deli gibi çarpıyordu. "Ben.." dedi fısıltıyla. Gülten Hanım'ın kutuyu açmaya yeltendiğini gördüğü anda elini hızla üzerine bıraktı. "Sonra.. bakabilir miyim?" Diye sordu. Ne kutuyu açmaya ne de içerisindekileri görmeye cesareti vardı. Gözleri doluydu, kalbi deli gibi çarpıyordu. "Olur.. bu sana ait. Götürebilirsin." Dedi Gülten Hanım, genç adam hızla ayağa kalktı. Daha fazla bu ortamda kalmak istemiyordu, geçirdiği her dakika nefesinin kesilmesine sebep oluyordu. Titreyen elleriyle kutuyu iki köşesinden tutup kalktı. İzleyen bakışlara rağmen hızlı hızlı adımlarla evden çıkıp ilerledi, bir an önce evine, tek ailem dediği kardeşine dönmek istiyordu. Bu bir kumpastı, tek amaçları onu kardeşinden ayırmaktı. .... Taksiden ağır adımlarla indi genç adam, kutuyu sıkı sıkı tutup kaldırımda durdu. Evinin önündeydi, gözleri kapıya kaydı. Yıllardır burada ikiz kardeşiyle bir başına kalıyordu. Ömrünün en huzurlu ve mutlu olduğu dönemleriydi. Kapıya yavaşça yaklaştığı anda tüm vücudu deli gibi titremeye başladı. Elleri uyuştu, kutu yere düştü. Bir ses yankılandı o anda, "Ulaş!" Sokağın başındaydı Leyla, dersten bir saat erken çıkmış, soluğu aceleyle burada almıştı. Bir an önce genç adama sabahki uzaklığın sebebini sormak, bir hata yaptıysa da özür dilemek istemişti. Elinde tuttuğu kutunun düştüğünü gördüğü anda gözlerin ona çevirdi, genç adam ayakta durmakta bile zorlanıyordu. Bir elini duvara yaslamış, nefes almaya gayret ediyordu. Koşar adımlarını hızla önünde durdurdu Leyla, "İyi misin?" Diye sordu endişeyle. Genç adam bakışlarını yavaşça onun gözlerine çevirdi, gördüğü her anda kalbini delice çarpma sebebi olan gözlerdi. "İyiyim.." dedi. Genç kız koluna girip ayakta durmasına destek oldu. Yavaşça geriye çekilmeye çalıştı Ulaş, bakışlarını kutuya çevirdi. Alabilmek için eğildiği anda, Leyla destek olmak istedi. Hızla yere çömeldi, "Dokunma" dedi Ulaş, Leyla anında duraksadı. Yavaşça doğruldu, sadece yardım etmek istemişti. Gözleri dolu dolu oldu, adamın bir anda bu şekilde değişmesine anlam vermekte zorlanıyordu. Kafasını yavaşça olumlu anlamda sallayıp geriye çekildi. "Tamam.." dedi çekingen bir ses tonunda. "Tamam dokunmayacağım." Genç adam hızla yere eğilip kutuyu iki köşesinden sıkıca tutup eline aldı. Gözlerini kaldırdığı anda bakışları genç kızın gözlerine kaydı. Delice tutulduğu bakışlar, bakmaya kıyamadığı simaydı. Alt dudağını yavaşça ısırdı, "Leyla.." dedi fısıltıyla. Mektup öylesine aklını almıştı ki çevresinde olanlara odaklanmakta oldukça zorlanıyordu. Hem sabah hemde şimdi genç kızı kırmış, üzmüştü. Nasıl yapmış, nasıl müsaade etmişti. Suçluluk barındıran bir ifadeyle kafasını yavaşça eğdi. "Özür dilerim." genç kızın gözleri hızla ona döndü, dolu gözlerine direnmeye çalışarak nefes verdi. "Son zamanlarda çok meşgulüm, kesinlikle seni üzmek ve kırmak gibi bir amacım yoktu." "Önemi yok, umarım en kısa zamanda halledersin." Dedi genç kız, biraz da olsa kalbindeki kırgınlığı dindirmeye gayret ediyordu. "Halledeceğim." Dedi. Leyla kafasıyla onaylayıp bir adım geriye gitti. "Gitmeliyim." Kafasını çevirdiğinde gözleri genç adamın cebine kaydı, mektubun ucu gözüküyordu. Arkasını dönüp yönünü bakkala çevirdi, babasına yardıma gitmeliydi. ... Ağır adımlarla odasına ilerledi Ulaş, kutuyu dikkatle yatağının üzerine bırakıp köşesinde oturdu. Elini yavaşça kenarında gezdirdi, açmaya cesareti yoktu. Belki de göreceği ufak bir şey ile tüm hayatı tamamen silinecek, yepyeni biri oluverecekti. Derin bir nefes verip elini geriye çektikten sonra sırtını ve kafasını yatakla buluşturdu. Gözleri tavana kaydığında zihni tamamen ikiye bölünmüştü. Bir köşesi kardeşiyle geçirdiği yıllara, bir köşesi de kutunun içerisine.. .... Ellerinin arasında koca bir tekerlek tutuyordu Uygar, bir aracınkini yenilemeye çalışıyordu. Üzerinde mavi tulumu, kafasında da aynı renk beresi vardı. Sıkı sıkı yerleştirip geriye çekildi. "Bu tamam." Geriye çekildi, bu aracın da sorununu ustaca halledebilmişti. Ali göründü birkaç adım ötede, elinde bir pet bardak vardı, "Sıcak çay" deyip uzattı. Genç adam itiraz etmeden eline aldı, havanın buz soğuğunda iyi gelen tek şeydi bu. Bir yudum alıp gözlerini arkadaşına çevirdi. "Başka araç var mı?" Diye sordu, bugün tamirhane oldukça sakindi. Gelip giden birkaç araç dışında pek gelen olmamıştı. "Yok, bugün rahatız. Tadını çıkarmalıyız." "Kesinlikle." Arkasını dönüp küçük odaya ilerledi Uygar, Ali de aracın sahibine yaklaşıp ücretini aldıktan sonra gönderdi. Koltuğa yavaşça oturdu Uygar, bir elinde bardağı vardı. Elini cebine bırakıp telefonunu çıkardı. Ekrana yavaşça bakınırken eli istem dışı da olsa kalbinin hükmetmesiyle mesajlarda durdu. En üstte -Nazlı- yazıyordu. Yavaşça dokundu, genç kızın gönderdiği tüm mesajlar göründü. Parmağını yukarı doğru kaydırıp bir video buldu, Nazlı bir piyanonun önünde duruyordu. Usta parmaklarıyla tuşlara dokunurken bazen de kameraya gülümseyerek bakıyordu. Yüzünde ufak bir gülümseme oluştu genç adamın, piyano ne çok yakışıyordu parmaklarına. "Çok güzel" diyen Ali'ye döndü yavaşça gözleri. "Evet.." dedi fısıltıyla. Bakışlarını dikkatle videodaki yüze çevirdi. Beyaz teni, yeşil gözleri ve parıldayan gülümseyişiyle çok başkaydı. "Çok güzel.." çayını yavaşça yudumladığı sırada bir aracın sesi duyuldu, müşteri gelmişti. Ali hızla ayağa kalktı, genellikle müşterileri karşılama ve uğurlama işi onda olurdu. "Bakıyorum." Çayını önündeki küçük sehpaya bırakıp odadan çıktı. Giriş kapısına yöneldiğinde gözleri bir adama kaydı, geçen gün gelen takım elbiseli kişiydi bu. Bakışlarını hızla aracın içerisine çevirdi, genç kız aynı şekilde ön koltukta, sürücü koltuğunun tam yanında oturuyordu. Yüzünde şaşkınlık belirdi, hızla telefonunu çıkarıp iş arkadaşına kısa bir mesaj yolladı. "O adam geldi, Nazlı da yanında." Uygar hızla ayağa kalktı, mesajı okuduğu anda ayaklanmıştı. Telefonu köşeye bırakıp kafasını usulca dışarı çıkardı. Gözleri önce adama kaydı, genç bir adamdı, üzerinde siyah renk bir takım elbise vardı. Siyah saçları ve aynı renk kirli sakallarında sert bir yüz ifadesi vardı. Arabanın arka kısmından dolanıp önünü görebileceği bir köşeye geçti. Gözlerini yavaşça kaldırdığında genç kızı gördü. Koltukta sessizce oturuyordu, bakışları donuk ve tepkisizdi. Önündeki yola bir heykel gibi odaklanmıştı, yüzü sabahkine kıyasla oldukça solgundu. Hızla arkasını döndü Uygar, odaya geçip telefonunu aldıktan sonra geri döndü. Genç kızın ismini bulup mesaj kısmını açtı. "Selam.. Nasılsın?" Yazıp gönderdi. Bakışlarını kızın üzerine sabitlemiş, mesajın ulaşmasını bekliyordu. Bakışlarını telefona çevirdi, mesaj ulaşmış fakat genç kıza gitmemiş miydi, neden hiç tepki vermemişti. Merakla yeniden mesaja yöneldi, "Bugünkü kahvaltı çok güzeldi." Yazıp yine gönderdi, arabaya da yaklaştı, genç kızın telefonunun mesaj bildirimini duydu. Gözlerini ona doğru kaldırdı, genç kız bir heykel gibiydi. Ne kulakları duyuyor ne de gözleri çevresini algılıyordu. Yeniden mesaj yazdı genç adam, "Mesajı gördüğün anda beni arayabilir misin?" Hızla gönderdi. Yeniden mesaj sesi duyuldu, genç kız tam yanında duran telefonu ne duydu ne gördü. Geriye çekildi Uygar, bir şeyler vardı. Bu adamın yanında, bu arabanın içerisinde olduğu anlarda hayattan kopuyordu. Bir şeyler oluyor ve tüm algısını elinden alıyordu. Adamın arabaya binip kemerini bağladığını gördü, genç kıza bir şey söyledi, Nazlı tepki bile vermedi. Araba yavaşça uzaklaşırken Uygar bakışlarıyla sessizce izleyip bakışlarını telefona çevirdi. .... Yavaşça ayağa kalktı Ulaş, yatağının kenarında, kutunun yanında saatlerdir duruyordu. Kutuyu açmaya cesareti yoktu, yavaşça iki köşesinden sıkıca tutup geriye çekildi. Eğilerek yatağının altına itti, açmayacak, kardeşinden ve alıştığı hayatından ayrılmayacaktı. Derin bir nefes alıp odadan kapıyı sıkıca örterek çıktı. Oturma odasına geçtiği gibi zihninde tek bir şey yer aldı. O mektup ilk andan beri onu bambaşka biri yapmış, istemediği şeylere sebep olmuştu. Yavaşça cebinden çıkarıp dikkatini ona çevirdi, okuduğu satırlar dengesini altüst etmişti. Hızla avucunda sıkıca buruşturup ayağa kalktı, odasına geçip en alt çekmeceye, çoraplarının altına bırakıp üstünü kapattı. Bir daha açmayacak, kafasının karışmasına müsaade etmeyecekti. Arkasını dönüp koridora çıktı, vestiyerden botlarını ve montunu alıp evden çıktı. Üzerine gelişigüzel çektiği deri montunun önünü kapatmayı bile düşünemedi, ayakkabılarının bağcıklarını bağlayıp kaldırıma geçti. Yönünü dikkatle sokağın sonuna çevirdi, ayakları onu sadece bakkala yöneltti. .... Bakkalın tam önündeydi genç adam, gözlerini küçük kapıdan içeriye sabitlemişti. Genç kız içerideydi, kasanın önünde duruyordu. Yüzünde koca bir gülümseme vardı, önündeki müşteriyle derin bir sohbetteydi. Başında toz pembe bir bere vardı. Saçlarının uçları yanlarda, kahkülleri de alnında gözüküyordu. Boynunda ince bir kolye vardı, üzerinde leylak çiçeğinin sembolü gözüküyordu. Dudaklarındaki pembe ruj dışında yüzünde makyaj yoktu, parıldıyordu. "Yine bekleriz." Dedi gülümseyerek müşterisine. Gözlerini kapıya çevirdiğinde, bakışları genç adama kaydı. Gülümseyen yüzü anında soldu, gerçek olmayan bir tebessümle kasanın önünden dolanıp kapıya yaklaştı. "İstediğin bir şey var mı?" Diye sordu, bakkala bir ihtiyacınj gidermek için gelmiş olmalıydı. Genç adam bakışlarını gözlerinden ayırıp kafasını yavaşça iki yana sallamaya gayret etse de, "Ekmek" dedi istem dışı fısıltıyla. Arkasını hızla döndü Leyla, ekmek dolabına yöneldiği anda Ulaş kolundan sıkıca tuttu. Tüm cesaretini toplamaya çalışıyordu. Genç kızın gözleri önce kolunu sıkıca tutam parmaklara, sonra da adamın bir çift kömür gözlerine kaydı. "Ben.." dedi fısıltıyla. Gözlerini yavaşça başka yöne çevirdi, yüzüne bakmaya bile cesareti yoktu. "Ben yalan söyledim." Kısık bir soluk aldı. "İyi değilim, hiç iyi değilim." Okuldan bir saat erken çıkmış, kutuyu düşürdüğünü gördüğü anda endişeyle 'iyi misin?' diye sormuştu. Genç adam iyi olduğunu söyleyip kutuya dokunmaması için tepki göstermişti. Kolunu yavaşça geriye çekti Leyla, yaklaşıp önünde durdu. Gözlerini parmağına kaydı, uzaktan da olsa oldukça iyi gözüküyordu. Bakışlarını yüzüne çevirdi merakla, "Sorun nedir?" Genç adam kafasını iki yana yavaşça salladı, "Korkuyorum..." dedi, gözleri dolu dolu oldu. "İstemediğim şeyler yapmaktan çok korkuyorum." Kardeşine düşman olmaktan, kutuyu açtığı anda başka birine dönüşmekten deli gibi korkuyordu. "Ne demek bu?" Kafasını yavaşça yere eğdi genç adam, "Kimim ben?" Diye sordu yanağının birine yavaşça bir damla yaş süzüldü. "Ulaş.. " dedi genç kız şaşkınlıkla. "Uygar Ilgaz'ın ikiz kardeşi Ulaş İlgaz'sın." diye ekledi. Anlam vermeye çalışıyordu. "Ulaş..." Elinin tersiyle yanağını sildi. "Ulaş Ilgaz'ım" diye ekledi. Ne olursa olsun o kutuyu açmayacaktı. O, mektupta yazdığı gibi Emir Oğuz Candar değil Ulaş Ilgaz'dı. ....
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE