Geçmişim

1945 Kelimeler
Kısık bir soluk verip çatalını yavaşça masaya bıraktı. Elleri deli gibi titremeye başlamıştı. Mektuptakiler gerçek olabilir miydi? Hızla ayağa kalkıp arkasını döndüğü anda bakışları çöp kovasına kaydı. "Doydum ben" deyip yavaşça o yöne döndü, belli etmemeye çalışarak mektubu dikkatle çıkarıp tişörtünü altına bıraktı. Hızlı adımlarla odasına geçip kapıyı örttü. Yatağın kenarına yavaşça oturdu. Bir elinde mektubu sıkıca tutmuştu, inanmak istemiyordu. Yazılanların gerçek olması mümkün bile değildi. "Gerçek değil." Dedi, parmaklarını gevşetti, mektup elinden yere düştü. Hızlı kafasını eğip iki elinin arasında deli gibi sıktı. Yıllarca kardeşim dediği kişi düşman olamazdı? Sırtını yatakla hızla buluşturdu, uyumak istiyordu. Uyumak ve mektubun olduğu kabustan uyanmak istiyordu. Yine erkenden uyanıp odun kırmak adına bahçeye gitmeli, kardeşi de her sabah olduğu özenle kahvaltıyı kurmalıydı. İki kardeş bazen şakayla bazen ufak atışmayla da olsa karşılıklı oturarak yemeliydi. Bakışlarını yavaşça tavana çevirdiğinde zihninde sadece mektup yer aldı. En alt kısmında üç farklı adres yazıyordu. Yarın.. ilk işi birine gidip sormalı ve mektubu gönderen kişiyi bulmalıydı. "Ulaş" dedi Uygar, kapının gerisinde duruyordu. Elini yavaşça kapıya vurdu. Endişe doluydu, bugün kardeşi çok farklı davranıyordu. Ne maça heyecan beslemiş ne doğru düzgün sohbet etmiş ne de yemek yiyebilmişti. Yavaşça doğrulup mektubu yastığın kenarına sıkıştırdı. Ayağa kalkıp kapıyı araladı. "Ne oldu?" "İyi misin oğlum sen?" Kafasını yavaşça olumlu anlamda genç adam, "İyiyim, sadece dinlenmek istiyorum." Şaşkınlık oluştu Uygar'ın yüzünde, "Maç?" İlk defa kardeşi maç günü heyecanlı değildi. "Yarın sonucu öğrenirim, uyuyacağım." Elini kapının kulpuna bıraktığında, Uygar bir adım geriye gitti. İtiraz etmeden kafasını olumlu anlamda salladı. "İyi geceler o halde." Arkasını döndü, attığı her adımda olanlara anlam vermeye çalışıyordu. Önce oturma odasına geçti, gözleri koltuğun kenarındaki atkılara kaydı. Lacivert Sarı olanı eline alıp hızla boynuna taktı, televizyonu açıp karşısına otırdu. Gözlerini maç kanalına çevirdiği gibi derin bir nefes verip ayağa kalktı. Önce hızla atkıyı boynundan çıkardı, sonra televizyonu kapattı. Kardeşi yokken maçın da hiç tadı yoktu. En iyisi odasına girip uyumalıydı, sonucu yarın bir şekilde öğrenirdi ne de olsa. ... Gözlerini erkenden araladı genç adam, tamirhaneye gidecekti. Hazırlanıp kapıya yöneldiği anda gözleri kardeşinin odasına kaydı, akşamdan beri sesini hiç duymamış, yüzünü görmemişti. Derin bir nefes verip ceketini üstüne çekip beresini kafasına taktı. Gözleri mutfağa kaydı, ilk dega evden hiçbir şey yemeden çıkıyordu. Kolundaki saate baktı, hala iş saatine vakti vardı. Evden çıkıp yolda bir börek alarak ilerlemeliydi. Vestiyere yaklaşıp kısa kahverengi botlarını eline aldı, ayağına geçirip kapıyı kardeşini uyandırmamaya gayret ederek kapattı. Bahçeden çıktığı anda Ulaş odasının kapısını araladı. Sabaha değin gözlerini bir an bile kırpmamıştı. Bir elinde mektubu sıkıca tutuyordu. Yüzü solgundu, sabaha değin yatağın kenarında oturup mektubun her kelimesini aklına, beynine, zihnine yazmıştı. Vestiyere yaklaşıp kapağını açtı, montunu üstüne çekip ayakkabılarını giyindi. Bir an önce evden çıkıp mektuptaki adreslere gitmeliydi. Önce evden çıktı, kapıyı dikkatle kilitleyip bahçeye yaklaştı. Kapıyı açtığı anda gözleri birine kaydı. "Leyla.." dedi fısıltıyla. Genç kız duruyordu karşısında, yüzünde ufak bir tebessüm vardı. Bugün staja değil okula gidecekti, öncesinde genç adamın parmağını sormak istiyordu. "Selam.." dedi genç kız, "İşe mi gidiyorsun?" Diye sordu endişeyle. Parmağını birkaç gün daha dinlendirmeliydi. Mektubu yavaşça cebine bırakıp kafasını iki yana salladı. "Bir işim var" dedi, gözleri bitkin ve uykusuzdu. Yavaşça elini yaralı eline yaklaştırıp tuttu Leyla, genç adam kalbinin deli gibi çarptığını hissetti. Belli etmeme gayret ederek kısık bir soluk verdi. "Gayet iyi gözüküyor" dedi genç kız, dikkatle inceliyordu. "Bir iki gün sonra işe de dönebileceksin." "Teşekkür ederim.." deyip elini zorlukla da olsa geriye çekmeye gayret etti. Yerinde durmak çok zordu, bir an önce gerçekleri öğrenmek istiyordu. "Özür dilerim Leyla, çok önemli bir işim var. Gitmem gerekiyor." Arkasını dönüp hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. Genç kız şaşkındı, ilk defa genç adam böyle uzak davranıp onu geride bırakıyordu. Bakılarını üzerinde gezdirdiğinde cebinden sıkıca tutup çıkardığı mektuba çarptı bakışları. Bu bakkalda kaybettiği miydi? .... "Seni görmek istiyorum" yazan bir mesaj vardı Uygar'ın telefonunda. Bir caddede bir başına yürüyor, börek alabileceği bir yer arıyordu. Derin bir nefes verip gözlerini caddede gezdirdiğinde telefonunun yeniden titrediğini gördü. "Nazlı - arıyor" yazıyordu. Derin bir nefes verip kulağına yaklaştırdı. "Nazlı.." dedi. "Mesajlarıma cevap verilmiyor" dedi genç kız sitemle. Genç adam adımlarını yavaşça durdurdu, öylesine dalgındıki mesaj cevap yazmayı bile düşünememişti. "Kusura bakma lütfen." Dedi. Nazlı kafasını yavaşça iki yana salladı, bunu fırsata çevirmeliydi. "Bunun için kahvaltıyı benimle yapmalısın." "Ne?" Dedi Uygar, adımlarını durdurdu. "Derse gidemiyorum, çünkü parmaklarım daha iyileşmedi. Evde de durmak istemiyorum, çok sıkılıyorum." kısık bir soluk verdi. "Çok sıkılgan biriyimdir." Diye ekledi ufak bir tebessümle. Yüzünde istem dışı küçük bir tebessüm belirdi adamın, "Olur." Dedi anında. Kafasını dağıtmaya oldukça ihtiyaç duyuyordu. Genç kızın yüzünde şaşkın ve koca bir gülümseme belirdi, bu kadar kolay kabul edeceğini hiç düşünmemişti. Evinin önündeydi, hızlı hızlı adımlarla arabasına yöneldi. Vazgeçmeden yanına gitmeliydi. Sürücü koltuğuna oturup kemerini bağladı. "Neredesin?" .... "Uygar!" Dedi Nazlı, arabasını bir köşeye park edip tarif ettiği caddede inmişti. Genç adamın kahvaltı için tek koşulu yürüyerek ilerlemek olmuş, genç kız tereddütsüz kabul etmişti. Kafasını duyduğu sesle o yöne çevirdi genç adam, gözleri kalabalığın arasından tek bir kişiye kaydı. Sadece birkaç metre ileride duruyordu Nazlı, ayaklarında topuklu birer beyaz çizme vardı. Kafasına aynı renk bir bere takıp kısa bir etek giymişti. Üzerine kahverengi bir mont çekmiş parıldayan yeşil gözleriyle yanına yürüyordu. Alt dudağını istem dışı ısırdı Uygar, her geçen günde ona görmek daha güzel oluyordu. Yosun gözleriyle yüzüne baktığı her anda kalbinde ufak bir kıpırtı hissediyordu. "Nazlı.." dedi fısıltıyla. Genç kız derin bir soluk alıp önünde durdu. Bir caddenin sağ kaldırımındaydılar, gelip geçen insanlara rağmen sadece birbirlerine odaklanmışlardı. "Hoş geldin.." dedi genç adam. "Hoş buldum" dedi Nazlı tebessüm ederek. Genç adam dikkatle yaralı eline dokunup bakışlarını çevirdi. "Nasıl?" Diye sordu, dünden bu yana durumu nasıldı acaba? "İyi.. çok iyi. Sanırım beklediğimden daha hızlı piyano çalacağım." Dedi mutlulukla. Ömrünün değerli iki şeyi vardı, biri mutlulukla dokunduğu tuşlar, diğeri de karşısında duran bir çift mavi gözdü. "Sevindim." "Çok açım Uygar, hemen kahvaltı yapmalıyız." "Nerede yemek istersin?" Kafasını hızla iki yana salladı genç kız, onunla olduğu sürece mekanın hiç önemi yoktu. "Farketmez." Genç adam gözlerini buldukları caddede gezdirdi. Bazı mekanlar daha yeni kapısını açıyor, bazıları da daha kapalıydı. "Pek seçenek yok gibi." Dedi. "Aklımda bir şey var aslında." Dedi Nazlı, gözlerini ilerideki börek salonuna çevirdi, kapısı yeni açılıyordu. "Gel.." diye ekleyip hızla diğer eliyle genç adamın elinden sıkıca tuttu. Adımlarını hızlandırıp börek salonuna ilerledi. ... Bir taksideydi Ulaş, elinde mektup vardı. Gözlerini en alt kısımda yer alan adreslerden ilkinde durdurdu. Bulunduğu sokağa dikkatle bakıp derin bir nefes aldı. Tam aradığı yerdi. "Burası." Deyip taksiciye ücretini uzatıp indi. Uzun, dar bir sokaktı. İki tarafında yanyana dizili tek veya iki kattan oluşan evler bulunuyordu. Gözlerini yeniden elindeki mektuba çevirdi, kapı numarasına baktı, 18 yazıyordu. Bakışları anında 18 no'lu kapıya kaydı, sadece birkaç ev ötedeydi. Ağır adımlarla yönünü çevirip ilerlemeye başladı. Attığı her adımda kalbi daha hızlı çarpıyor, mektubu tutan elleri titriyordu. Her şey bir kabus olmalı, arkasını dönüp kardeşinin yanında soluğu almalıydı. Bu kötü bir şakaydı, o eve girdiği anda görüp mutlulukla geri dönmeliydi. Yavaşça adımını durdurdu, tam 18 numaranın önündeydi. Kağıdı parmaklarının arasında deli gibi sıktı. Önündeki ufak bir demir kapıydı, oldukça eskiydi. Tek katlı bir ev vardı gerisinde, oldukça sessizdi. Kısık bir soluk verip yumruk yaptığı elini kapıya yaklaştırdığı gibi indirdi. Ne kapıyı çalmaya ne de istemediği şeyleri duymaya cesareti yoktu. Her şeyi burada bırakıp mektubu parçalara ayırmalı ve kardeşine geri dönmeliydi. Hızla arkasını dönüp hızlı hızlı adımlarla uzaklaştığı anda kulağına bir ses ulaştı. "Emir Oğuz Candar!" dedi biri. Genç adam adımlarını durdurdu, bu mektupta yazan isimdi. Bu mektupta ona ait olduğu söylenen kimlikti. Avuçlarını deli gibi sıktı, kalbi duracak gibi çarpıyordu. Cesaretini toplamaya çalışarak arkasını döndüğünde bir adam gördü. İsmi Orhan'dı. Orta yaşlarda bir adamdı, yüzünde ve bedeninde yılların yorgunluğu vardı. Siyah gözleri heyecanla parıldıyordu. Uzun zayıf bir bedeni vardı. Bir ses daha yankılandı o anda, bir kadın gözüktü. İsmi Songül'dü. Orhan Bey'le aynı yaşlardaydı, başında ince bir şal vardı, gözleri heyecan ve mutlulukla parlıyordu. Yüzünde koca bir gülümseme belirdi. "Emir Oğuz geldi! Sonunda geri geldi!" Diye haykırdı. Seslenişiyle sokaktaki evlerin bir çoğunun kapısı tek tek açılmaya başlandı. Önce genç bir kız göründü, uzun koyu siyah gözleri vardı. 17 numarada yaşıyordu, ismi Buse'ydi. Meraklı gözlerini sokağın ortasında duran genç adama çevirdi, uzun zamandır bu adamı bekliyorlardı. "Hoş geldin!" Dedi bir başka kadın, 15 numaradaki kapıdan çıkmıştı. Yaşlı bir kadındıa, hafif kilolu ve ak saçlıydı. İsmini duyduğu anda kapıyı açmıştı. Hızlı hızlı ilerleyip genç adamın önünde durdu. Elini yavaşça kaldırıp adamın yanağına bıraktı. "Hoş geldin.. Ailene, soyuna hoş geldin Emir Oğuz'um." dedi. Genç adam şaşkındı, çevresine toplanan insanlara bakıyordu. Hiçbirini daha önce hiç görmemişti. "Siz.." dedi fısıltıyla. "Siz kimsiniz?" "Ben.. senin büyük halanım. Babana ne çok benziyorsun oğlum." "Babama mı?" Elinden sıkıca tuttu kadın, "Gel sana fotoğrafların hepsini göstereceğim." arkasını dönüp 18 numaraya çekiştirerek yöneldi. Genç adam itiraz etmeden arkasından yürüyor, bir yandan da izleyen bakışlara şaşkınlıkla bakıyordu. .... Bir sahildeydi iki genç, karşılarında denizin eşsiz manzarası vardı. Kışın etkisiyle çevrede pek kimse yoktu. Kumsalın kuru bir köşesinde, yere serdikleri ufak örtünün üzerinde oturuyorlardı. Önlerine bıraktıkları küçük örtünün üzerinde birkaç çeşit börek, ellerinde ise birer karton bardak çay vardı. Karşılıklı oturmuşlardı. "Nasıl?" Diye sordu genç kız, yosun gözlerini önündeki adamın bir çift mavisine çevirdi. Gözlerini çevrede yavaşça gezdirdi genç adam, serin havanın altında bir çift yeşil boncuğa bakıyordu. "Gayet iyi." "Sevindim." "Böyle yerleri bilir misin?" Diye sordu Uygar, genç kızın yüzünde ufak bir tebessüm belirdi. "Bildiğim çok şey var Uygar, bana fırsat verirsen hepsini göstermek isterim." Çayından bir yudum alıp bakışlarını yavaşça ayırdı. Gözlerine baktığı her anda karşı çıkmak daha zorlaşıyordu. "Hava serin" dedi fısıltıyla. Nazlı yavaşça kafasını eğdi, elini kalbinin üzerine bıraktı. Bu adamın yanında deli gibi çarpıyordu. Direnmeye çalışarak çayından bir yudum alıp bakışlarını yavaşça yeniden ona çevirdi. Mavi gözleri tıpkı karşısındaki denizdi, temas ettiği her anda tüm benliğini eritiyordu. "Söz ver bana." Dedi bir anda. Genç adam bakışlarını çevirdiği anda gözleri anında buluştu. "Söz mü?" Diye sordu Uygar merakla. "Binlerce kişinin izlediği bir konserde piyano çalmak istiyorum. O gün geldiğinde, nerede, ne durumda olursak da beni izlemeye geleceksin." Genç adamın yüzünde ufak bir tebessüm belirdi, piyanodan söz ettiği her anda genç kızın yüzünde beliren mutluluktu sebebi. "Söz.." dedi, elini yavaşça ensesine bırakıp ovdu. "Hayalini gerçekleştirdiğin o anda orada olacağım." Yüzünde koca bir gülümseme oluştu genç kızın, derin bir soluk alıp bakışlarını genç adama çevirdi. Gözlerini hiç ayırmadan saatlerce günlerce onu izleyebilirdi. "Senin en büyük hayalin nedir Uygar?" Genç adam gözlerini yavaşça onun gözlerine çevirdi. Daha önce bunu hiç düşünmemişti. Alt dudağını yavaşça ısırıp en çok istediği şeyi düşünmeye çalıştı. Zihninde tek bir şey belirdi, en çok görmek istediği kesinlikle hem kendisinin hemde kardeşinin evlenip baba oluşu, bir araya geldikleri her fırsatta evin içerisinde çocuklarının koşturduğu kalabalık bir aileydi. "Kalabalık bir aile." Dedi, Nazlı şaşkınlıkla ona döndü. Böyle bir hayal kesinlikle beklemiyordu. "Kalabalık mı?" Kafasını olumlu anlamda salladı Uygar, ömrünü tek kardeşi ile aynı evde sadece iki kişi olarak geçirmek durumunda kalmıştı. Arkadaşları her daim birkaç kardeşe, anne babaya sahipken, o sadece bir kardeşe sahipti "Evet, 4 tane çocuğum olsun isterim." Nazlı'nın yüzünde ufak bi şaşkınlık belirdi. "4 çocuk mu?" "Evet." "Şaşırdım." Dedi genç kız. Uygar'ın gözleri ona döndü. "Sen ileride çocuk istemez misin?" Kısa bir duraksama yaşadı Nazlı, geleceğe dair planlarında hiç çocuk olmamıştı. Her daim kariyer yolunda ilerleyip büyük ve ünlü bir piyanist olmak istemişti. Gözlerini yavaşça genç adama çevirdi, bir çift mavi göz onu izliyordu. Kısık bir soluk aldı, evin içerisinde koşturan deniz gözlü minik çocuklar oldukça güzel olabilirdi. Yüzünde ufak bir tebessüm belirdi. "İsterim.. hemde 4 tane." Yüzünde istem dışı gülümseme oluştu genç adamın, buna çok sevinmişti. Bu kız söylediği hiçbir şeye karşı çıkmıyor, itiraz etmiyordu. "Güzel.." deyip derin bir nefes aldı. ... Dersteydi Leyla, bir hoca önünde ders anlatırken o sadece dalmıştı. Elinde telefonu vardı, sıkı sıkı tutmuş bekliyordu. Ekranda 'Ulaş' yazıyordu. Düşünmeden duramıyordu, bilmeden bir şey mi yapmıştı, farkında olmadan kırmış mıydı, bu yüzden mi kaçar gibi yanından uzaklaşmıştı. Arayıp sormalı ya da arayıp direkt özür dileyerek mi konuya gitmeliydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE