Yapmayacaksın.." dedi Leyla, iki yanağı da yaşla doldu. Okuduğu andan beri kalbi deli gibi çarpıyor, bedenç titriyor, ayakları uyuşuyordu.
"Uygar'a zarar vermeyeceksin, değil mi?"
"Sen karışma Leyla."
Leyla kafasını ağır ağır iki yana sallayıp geri geri gitti. "Yapmayacaksın." Dedi, yapmasına izin veremezdi. Kardeşine zarar verecek biri olamazdı.
Gözlerinden yanağına ufak bir damla yaş süzüldü. "Söz ver bana Ulaş, ona zarar vermeyeceksin."
Genç adam yaklaşmaya çalıştı, mektubu almak istiyordu. Leyla izin vermeden geriye gitti. Sözünü duymadan pes etmeyecekti. "Söz.." dedi, gözleri yaş doluydu. Ne olanlara ne okuduklarını ne de gerçeklere inanabiliyordu. ".. ver Ulaş" diye ekledi.
Kafasını yavaşça ona çevirdi genç adam, genç kızın yaşlı gözlerini gördüğü anda yanağına bir damla usulca süzüldü. "Ben.." dedi, ses titrek ve fısıltı doluydu. "Ulaş değilim ki.."
Kafasını olumsuz anlamda salladı genç kız, kim ne derse desin, gerçek ne olursa olsun o Ulaş'tı. Uğruna bakkalda babasına sık sık yardıma gittiği, her sabah ekmek aldığı saatleri beklediği o kara gözlü adamdı.
"Sen.." yanağını elinin tersiyle yavaşça sildi. "Ulaş'sın. Uygar'ın kardeşi ve markete sadece beni görebilmek için gelen o kişisin."
Gözleri büyüdü genç adamın, bunca zamandır kendine bile itiraf etmeye cesaret etmediği o gerçeği nasıl bilebilirdi ki? Kalbinin haykırışını bir defa bile dile dökmemesine rağmen nasıl öğrenebilirdi?
"Evet" dedi Leyla, kafasını onaylar anlamında salladı. "Evet, ikimizin de bakkala gelme sebebi aynıydı."
"Ne?"
"Doğru anladın Ulaş, ben sadece senin için hastane ve okul arasındaki yoğunluğa rağmen bakkala geliyordum."
Yanağına ufak bir damla yaşın süzüldüğünü hissetti Ulaş, kalbi de tüm bedeni gibi bir mum gibi eriyordu. Bedeni öylesine ağırdı ki ayakları taşımakta zorlanıyor, dizleri deli gibi titriyordu.
Yavaşça yanına yaklaştı Leyla, elini yüzüne bıraktığında genç adam kalbinin duracağını hissetti. Yaklaşmaya bile cesaret etmediği o narin el, sakallarını ne güzel okşuyordu.
"Demiştin ya.. İstemediğim bir şey yapmama izin verme diye." alt dudağını yavaşça ısırdı. Şimdi çok daha iyi anlıyordu sebebini. "Sana söz verdim ben Ulaş, sonuna kadar da bu sözü tutacağım."
Genç adam kafasını yavaşça iki yana sallayıp geriye çekildi. "Yapma Leyla... Lütfen bu işe dahil olma." dedi, yavaşça elindeki mektubu aldı. "Lütfen.." diye ekledi. Arkasını döndü, hızlı adımlarla çıkışa yürüdü. Ne seslenişi ne deli gibi çarpan kalbini ne de gözünden süzülen yaşı umursayabildi.
...
Odasındaydı Nazlı, yere oturmuştu. Gözleri yaş doluydu, diğer bileğinde koca bir sızı vardı. Artık piyanonun hiçbir tuşuna dokunamıyordu. Her temasında bile canı oldukça yanıyordu. İki bileğinde de koca izler vardı, en büyük huzurunu ondan ayırıyordu.
Yavaşça doğrulmaya çalıştı, ellerini yere temas ettirmeden kalkıp yatağının kenarına oturdu. Bakışlarını iki bileğine çevirdi, ikisinin de üst kısmı oldukça kızarıktı.
Gözlerini canını yakmasına rağmen bir elini kullanarak silmeye çalıştı. Odanın bir köşesinde ufak bir duşluk vardı, ılık bir su hem bedenine hemde ruhuna çok iyi gelecekti.
Dolabından havlusunu zorlukla çıkarıp duşa girdi. Giysilerini çıkardığı gibi bedenini suyun altına bıraktı. Bir yağmur gibi üzerine süzülen suyun etkisiyle hıçkırıkları duyuldu. Hayatının en büyük kabusu onu hep en sevdiğinden ayırıyor, canını acımasızca yakıyordu.
....
Gecenin bir vaktiydi, Uygar oturma odasında bir koltukta oturuyordu. Tüm ışıklar tamamen kapalıydı, sessizce bekliyordu. Elinde telefonu vardı, defalarca kardeşini aramış fakat cevap alamamıştı. Endişe doluydu, bu saate kadar nerede, kimle olabilirdi?
Hızla ayağa kalktı, yerinde duramıyordu. Acaba başına bir şey mi gelmişti? Bu yüzden mi eve gelemiyordu? Hemen dışarı çıkıp onu aramalı, iyi olduğunu kendi gözleriyle görmeliydi.
Hızlı adımlarla önce evin sonra da bahçenin kapısını açtı. Ayaklarına ayakkabılarını üstünkörü geçirdi, şırıl şırıl yağan yağmura aldırmadan bedenini dışarı attı.
"Ulaş.." dedi fısıltıyla, ona bir şey olma ihtimalini düşünmek bile istemiyordu. Tek ailesi, kardeşi, hayat yoldaşıydı, bir an önce bulup eve getirmeliydi.
Bir elinde telefonu vardı, sıkıca tutmuştu. Tüm bedeni endişeyle yanıyordu, bir an önce bulmalıydı. "Neredesin Ulaş?" Diye ekledi fısıltıyla.
Sokağı geçip köşebaşına geçti. "Neredesin kardeşim?" Adımlarını durdurup sokağın içerisinde gezdirdi, karanlığa rağmen görmeye çalıştı.
"Ulaş!!" Diye seslendi. Sesi tüm sokakta deli gibi yankılandı. Ne yapacağını, ne yöne gideceğini, nereye soracağını hiç bilmiyordu. Marangoza mı bakmalıydı, bu saatte çoktan kapanmıştı. İş arkadaşını mı aramalıydı, az önce mesaj atıp sormuştu.
Caddeye hızlı adımlarla ilerledi, nefes nefese kalmıştı. Adımları bir an durdu, gözleri bir banka kaydı. Tam denize karşı bir bank vardı, bir direk aydınlatıyordu. Bir adam tek başına oturuyordu, tıpkı bir heykel gibi tepkisizdi.
"Ulaş" dedi Uygar, önce ağır sonra hızlı adımlarla ilerleyip tam yanında durdu. "Ulaş" diye yineledi. Derin bir nefes aldı, korktuğu gibi değildi hiçbir şey. Kardeşi tam karşısında oturuyordu.
"Neredesin oğlum sen?"
Yavaşça yaklaşıp yanına oturdu, Ulaş bakışlarını yavaşça kaldırdı. Saatlerdir burada şırıl şırıl yağan yağmura rağmen oturuyordu. Kafasına hırkasının kapuşonunu takmış, ellerini de ceplerine bırakmıştı. Tüm bedeni buz kesilmiş, tir tir titriyordu.
"Ulaş.." dedi, yavaşça omzuna dokundu. "Kardeşim." Diye ekledi.
Genç adam zorlukla kafasını çevirip gözlerine baktı. "Kardeşin miyim gerçekten?" Diye sordu.
Uygar şaşkındı, anlam vermeye çalışıyordu. Kafasını olumsuz anlamda salladı. "Kardeşimsin."
"Ya değilsem?"
"Kardeşimsin."
Kafasını yavaşça iki yana salladı Ulaş, ayağa kalktı. Ağır adımlarla yürümeye başladığında Uygar da bir adım geriden takip etmeye başladı. Ona anlam veremiyor, çok zorlamak da istemiyordu.
....
Bir piyano sesi yankılanıyordu. Odasında oturuyordu Nazlı, telefonunun sesini son ses açmış, eski kayıtlardan birini izliyordu. Piyanonun önünde oturmuş, mutlulukla parmaklarını tuşlara vuruyordu. Gözleri yaş doluydu, günlerdir ne tuşlara dokunabilmiş ne de yaşadığını ve nefes aldığını hissedebilmişti.
Gözleri yaş doluydu, piyanodan uzak kaldığı her an ölümdü. Nefes almasını sağlayan en büyük etken parmaklarıyla ustaca vurduğu tuşlardı. Günlerdir dokunamıyor, günlerdir nefessiz kalıyordu.
Kafasını yavaşça yatakla buluşturdu, bir an önce uyumak ve içinde bulunduğu hayatı tamamen silmek istiyordu. Yavaşça müziği kapatıp rehbere geçti, som zamanlarda nefes almasını sağlayan bir etken daha vardı. Önce telefon numarasını gizliye aldı, sonra bir numarayı tuşlayıp kulağına yaklaştırdı.
"Alo" dedi Uygar, ekranındaki 'Bilinmeyen Numara- arıyor' yazısını gördüğü anda merakla kulağına yaklaştırmıştı. "Alo." Diye yineledi.
Nazlı alt dudağını yavaşça ısırdı, gözleri yaş doluydu. Sesi, nefesi ne çok rahatlatıyordu. Telefonu yastığın kenarına bırakıp gözlerini yavaşça kapattı. Hiç olmazsa uyuyana kadar sesini duymalıydı.
"Alo" dedi Uygar yeniden, merak doluydu. Gecenin bu vaktinde kim onu özel numaradan arayabilirdi?
"Kimsin?" Diye sordu, adımlarını yavaşça durdurdu. Gözlerini önünde hızlı adımlarla ilerleyen kardeşinden ayırmadan dikkatini telefona verdi. Bir nefes sesi ulaşıyordu kulağına, bazen yavaş yavaş soluk alıyor, bazen de yavaşça burnunu çekiyordu.
"Kimsin.." dedi fısıltıyla, kalbinde hiç bilmediği bir sızı hissetti. Tüm bedenini ele geçiren bir sızıydı, neden böyle bir şey hissediyordu? Neden bilmediği bir numara onu bu kadar sarsıyordu?
Nazlı kendini yavaşça bir uykunun kollarına bıraktı, kulağında genç adamın 'kimsin?" sesi vardı sadece. Parmaklarında ve iki bileğinde hissettiği sızılar yerini derin bir rüyaya bıraktı.
"Kimsin?" Diye sordu Uygar, derin bir nefes verip durdu. Kapatmak istedi, tuşa dokunamadı. Bekledi, inatla 'Alo veya kimsin?" demeye devam etti.
....
Sabahın erken vakitleriydi, iki kardeş sabaha değin hiç uyumamıştı. İkisi de eve gecenin bir yarısında gelmiş, hiç konuşmadan odalarına çekilmişlerdi.
Uygar gözlerini yavaşça pencereye çevirdi, sonunda güneş doğmuş gün aydınlanmıştı. Yatağın kenarında sessizce oturuyordu, sabaha değin gözlerini hiç kırpmamıştı. Endişe doluydu, kardeşindeki garipliğe anlam veremiyordu.
Bakışlarını yavaşça eğdiğinde bir ses duydu. Kapı büyük bir gürültüyle kapanmıştı. Hızla ayağa kalktı, "Ulaş!" Dedi endişeyle. Kardeşi evden mi çıkmıştı?
Odanın kapısını bir hışımla açıp onun odasına yaklaştı. Kapı tamamen açıktı, genç adamın yatağı da odası da boştu. Karyolanın üzerindeki örtü hiç bozulmamış, ufak bir köşesi kırışmıştı. Belli ki kardeşi de tıpkı onun gibi sabaha değin hiç uyuyamamıştı.
Koşarak bahçeye geçti, gözlerini sokakta gezdirdi. Görünürlerde hiç kimse yoktu. Hızla telefonunu cebinden çıkarıp 'Kardeşim' yazan numaraya tuşladı. Dakikalarca çaldı, cevap veren olmadı.
"Neler oluyor Ulaş?" Dedi fısıltıyla. Olanlara hiç anlam veremiyordu.
...
Elinde telefonu vardı Ulaş'ın, adımları hızlı ve sertti. Gözleri hiçbir şeyi görmüyordu. Telefonuna gelen bir mesajla evden apar topar çıkmıştı, aklı hiçbir şeyi almıyordu. Bir an önce mesajda yer alam adrese gitmeliydi.
"Emir Oğuz!" Diye seslenen kişiyle adımlarını durdurdu. Kafasını sesin olduğu yöne çevirdiğinde gözleri genç bir kıza kaydı. "Buse" dedi fısıltıyla.
Genç kız hızlı adımlarla yanına yaklaştı, birkaç gündür bulmaya gayret ettiği kişiyi bulabilmişti. Öğrendiği anda genç adama mesaj atıp buluşmak istediğini söylemişti.
"Kim?" Diye sordu Ulaş, merakla genç kızın yüzüne bakıyordu. Ona bu mektubu gönderen, son nefeslerinde ailesinin yanında olduğunu yazan kişi kimdi?
"Büyük dayın" dedi Buse, şaşkındı. Uzun uğraşlar sonunda dayısı olduğu kanaatine varabilmişti. El yazısı tamamen ona aitti ve kazaya ilk yetişen kişiydi.
"Ne?"
"Kısacası annenin abisi"
"Nerede? Ona nasıl ulaşabilirim? Konuşmam gerek."
Genç kız derin bir soluk aldı, bunun da çaresini bulabilmişti. Cebinden yavaşça bir kağıt çıkarıp uzattı, "Adresi işte, mektupta yazıyor aslında ve ismi Halit."
Hızla kağıdı aldı Ulaş, arkasını döndüğü gibi tek kelime etmeden caddeye koştu. Bir an önce bir taksi bulup gitmeli, gerçekleri duymalı ve onunla karşılaşmalıydı.
....
Hızla taksiden indi genç adam, gözleni önce elindeki kağıda çevirdi, adresi kontrol etti, tam da yazılan sokaktaydı. Bakışları 4 numaralı kapıyı aradı, hızlı hızlı adımlarla yürüyüp önünde durdu.
Yumruk yaptığı elini yavaşça kaldırıp yaklaştırdı, vurmaya cesaret edemeyip indirdi. Kalbi öylesine çarpıyordu ki her an buraya yığılabilirdi. Elini yavaşça kapının tam sağındaki duvara yasladı,
Yavaşça arkasını dönüp sırtını yasladı. Gözlerini kapadı, bu kapıdan girdiği anda artık Ulaş olmayacaktı belki de. Ailesinin gerçeklerini öğrenip Emir Oğuz olmayı seçecekti.
Kafasını yavaşça gökyüzüne kaldırdığı anda kapının açıldığını duydu. Bakışlarını çevirdiğinde karşısında bir adam belirdi. Yaşlı biriydi, yüzü solgun, tüm bedeni bitkindi. Beyaza bürünmüş saçları ve koca gözlükleri ile genç adama bakıyordu.
"Oğuz!" dedi bir anda heyecanla. Solgun yüzünde koca bir renk geldi. Gözleri parıldamıştı. Hızla yanına yaklaşıp kırışık elleriyle genç adamın ellerinden sıkıca tuttu.
"Oğlum! Sonunda geldin Oğuz'um." Kollarını hızla boynuna doladı. Ulaş tepkisiz ve şaşkındı, yavaşça geriye çekildi.
"Siz.." dedi fısıltıyla, yaşlı adamın gözlerine merakla bakıyordu. "Mektubu bana gönderen kişi misiniz?"
Kafasını tereddütsüz onaylayarak salladı yaşlı adam, gözleri dolu doluydu. Elini genç adamın yüzüne bıraktı. "Artık gelmen gerekiyordu oğlum."
"Ne?"
"Artık ailen için üstüne düşeni yapman gerekiyordu."
Şaşkındı Ulaş, bir adım geriye gitti. "Ne?"
"Baban için... Annen için bunu yerine getirmelisin."
"Neyi?" Dedi genç adam, bedeni deli gibi titriyordu. "Onu.. öldürmeyi."
Hızla geri geri gitti Ulaş, "Kimi?" Diye sordu cevabı bilmesine rağmen. Sesi titriyordu.
"Yıllarca kardeşin olduğunu sandığın o kişiyi, Uygar'ı."
Kafasını yavaşça iki yana salladı genç adam, "Hayır.." dedi, yanağına ufak bir damla yaş süzüldü. Nasıl yapardı, bunca yıl kardeşim dediği, her anını her sıkıntısını her mutluluğunu paylaştığı adama bunu nasıl yapardı?
Elini sıkı sıkı tuttu Halit Bey, "İçeride konulaşalım oğlum." İçeri çekip bahçenin kapısını örttü. "Artık her şeyi bilmen gerekiyor."
Oturma odasına geçip bir koltuğa oturup karşısına oturdu. Derin bir nefes aldı, yıllardır bu anı bekliyordu. "Annen ve baban bir cinayete kurban gitti. Onları öldüren, seni minicik bir bebekken kimsesiz bırakan o adamın ailesiydi."
Kafasını hızla iki yana salladı Ulaş, anlayamıyordu. "Hayır.." dedi fısıltıyla.
"Annen benim tek kardeşimdi. Kazadan sonra oraya yetişen ilk kişiydim oğlum."
Gözleri dolu dolu oldu, dün gibi hatırlıyordu. Kız kardeşinin haberini alıp deli gibi koşmuştu. "Gittim... Yerde kanlar içerisindeydi. Son nefesine de son kelimelerine de şahit oldum."
Bakışlarını yavaşça dayısının gözlerine çevirdi genç adam, kalbindeki haykırışı durdurmaya çalışarak merakla dinliyordu.
"Seni öyle sıkı tutmuştu ki.. önce yanağına bir öpücük kondurdu, sonra da tek cümle fısıldadığını duyabildim."
"Ne dedi?" Diye sordu genç adam yutkunarak. Gözleri dolu dolu olmuştu.
"Bize bunu yapanı bul.. Bul ve hiçbirinin yanına bırakma oğlum."
"Bunu mu söyledi gerçekten?"
Kafasını onaylar anlamında salladı yaşlı adam, elini genç adamın ellerinin içerisine bıraktı. "Evet oğlum.. annenin son cümlesiydi bu. Yıllarca her yerde deli gibi seni aradım."
Kafasını yavaşça yere eğdi. "Ama halanlar sır gibi hep sakladı. Ailenin intikamını almana engel oldukları yetmezmiş gibi seni onunla kardeş yaptılar."
Dizleri deli gibi titremeye başladı yaşlı adamın. "Sen Ulaş değilsin.. Minicik bir bebekken kaderi değiştirilen, soyundan ve kimliğinden uzak bırakılan Emir Oğuz'sun." kısık bir soluk aldı. "O senin kardeşin değil, olamaz! O senin sadece düşmanın."
Yanağına usulca bir damla yaşın süzüldüğünü hissetti. Sessizce duruyordu.
"Artık zamanı geldi. Bir an önce ailenin intikamını alıp Emir Oğuz olmalısın."
Ayağa kalkıp birkaç dakika sonra geri geldi yaşlı adam, genç adamın yanına oturdu, elinde ufak bir paket vardı. "Bunu al.. Ve gereğini yerine getirip Emir Oğuz olarak geri dön." Yavaşça genç adamın dizlerinin üzerine bıraktı.
Ulaş merakla dokunduğunda tüm bedeninin deli gibi titrediğini hissetti, bu bir silahtı. "Bu.." dedi fısıltıyla.
"Ailenin son dilediğini yerine getirmediğin sürece Emir Oğuz olamayacaksın. Hadi şimdi git.. ve Ulaş olmadığını kanıtla."
...
Oy ve yorumları eksik etmeyelim, yarın görüşmek dileğiyle ♥️