Kardeş sözü

2575 Kelimeler
Alt dudağını ısırdı, her defasında dikkatini çekiyordu. Bu.. bakkalda kaybolan o mektubun aynısı olabilir miydi? Genç adamın dengesini bozan bu muydu? Gözlerini yavaşça üç kişide gezdirip mektubu gizlice çıkarıp önlüğünün cebine bıraktı. Hemen bir köşeye geçip içerisinde yazanları görmeliydi. Arkasını dönüp odadan çıktı, bir eli cebindeydi, zarfı sıkıca tutuyordu. Hızlı adımlarla lavaboya yöneldiği sırada doktorun seslendiğini duydu. Elini yavaşça cebinden çıkarıp o yöne döndü, önce doktorun vereceği görevi halletmesi gerekiyordu. ... Gözlerini yavaşça araladı Uygar, saatlerdir kardeşinin başında bekliyordu. Bakışlarını önce genç kıza çevirdi, "Nazlı" dedi şaşkınlıkla, saatlerdir burada, yanında mıydı? "Gitmedin mi?" Genç kızın yüzünde ufak bir tebessüm belirdi, derin bir nefes verip sağlam olan elini kaldırdı, genç adamın yanağına bıraktı. Sakallarını da avucunu yavaşça gezdiriyordu. Bu mavi gözler her temasta aklını başından alıyordu. "Sevgilim olsan.." dedi fısıltıyla, daha fazla bunu uzatmak istemiyordu. Bu adam artık ciddi ciddi sevgilisi olmalı, her istediğinde onu görmeli, elini tutmalı, yüzüne dokunmalıydı. "Ne?" Dedi genç adam şaşkınlıkla, yüzünde ufak bir gülümseme oluştu. Nazlı derin bir nefes aldı, baş parmağını yüzünde dikkatle gezdirdi. Bakışlarını bir an bile gözlerinden ayırmıyordu. "Diyorum ki, artık sevgilim mi olsan Uygar?" Genç adamın yüzünde şaşkın bir gülümseme oluştu, alt dudağını yavaşça ısırıp elini yavaşça genç kızın diğer eline yaklaştırdı. Dikkatle tuttuğunda genç kızın hissettiği sızıyı gizlemeye gayret etti. Nefesini tuttu, gözleri dolu dolu oldu. "Olmaz Nazlı." Dedi genç adam, elini yavaşça elinden çekti. "Olmaz mı?" Diye sordu genç kız, bileğinde hissettiği sızıya direnmeye çalışıyordu. Uygar kafasıyla onayladı, "Olmaz çünkü.. bu işler böyle değil. Bunu önce benim sana söylemem gerek." Genç kızın yüzünde şaşkın ve ufak bir tebessüm belirdi, bileğinde hissettiği sızı biraz da olsa dindi. "Sen mi?" "Evet, ben. Sevgilim olur musun Nazlı?" Kafasını tereddütsüz olumlu anlamda sallayıp kollarını hızla adamın boynuna doladı. "Olurum.." dedi, burnunu boyun boşluğuna gömüp kokusunu içine çekti. "Bir ömür seninle olurum." Diye ekledi. Yavaşça geriye çekildi genç adam, gözleri kardeşine kaydı. Hala derin bir uykudaydı, "Doktorla konuşmalıyım" ayağa kalktı, "Geliyorum şimdi." Arkasını döndü, odadan çıkış yaptığı gibi Nazlı da doğruldu. Gözlerini önce genç adama çevirdi, uyuduğundan emin olup ayağa kalktı. Kapıyı açıp bakışlarını koridorda gezdirdi, "Leyla" dedi, bir hastanın yanında olduğunu görmüştü. Leyla'nın bakışları ona döndü, işi halledip yaklaştı. "Nazlı bir şey mi oldu? Ulaş mı uyandı?" "Hayır, bir şey yapmak istiyorum. Desteğe ihtiyacım var." "Destek mi?" "Evet, biliyorsundur bugün Ulaş ve Uygar'ın doğum günü. Ufak da olsa bir pasta getirtmek istiyorum" "Bugün doğum günleri mi?" Diye sordu Leyla, şaşkınlıkla. Hızla arkasını döndü, birkaç adım ilerideki dosyaya yaklaştı. Üzerinde genç adamın hastaneye kayıtlı bilgileri yer alıyordu, doğum tarihine bakıp gözlerini Nazlı'ya çevirdi. "Evet bugün ikisinin doğum günü." Dedi, yüzünde ufak bir tebessüm belirdi. "Bir şeyler yapabiliriz." Diye ekledi. "Ben pastayı hallederim şimdi." Dedi Nazlı, yüzünde koca bir gülümseme oluştu, heyecan doluydu. Bugün sevgili oldukları ilk kutlama olacaktı. Derin bir nefes verip arkasını döndü, bir an önce en güzelinden bir pasta alıp iki mum koyarak geri dönmeliydi. .... Hastaneye giriş yaptığı gibi gözleri Leyla'yı aradı Nazlı'nın. Elinde büyük bir kutu tutmuştu, içerisinde özenle seçtiği pasta vardı. Leyla'nın bakışları ona döndü, "Hadi." Dedi. Odanın önünde durdu ikisinin adımları. Leyla kutuyu açıp pastanın üzerine mumları koydu, Nazlı iki avucunda dikkatle tutarken mumlar özenle yakıldı. İki kız için de heyecan doluydu, iki genç adamın doğum günü ilk defa birlikte kutlanacaktı. "Ben Ulaş'ı kontrol edeceğim, tam birkaç dakika içerisinde içerisinde odaya girebilirsin. Kafasıyla onayladı Nazlı, dakikaları tutmaya başlamıştı bile. Odanın kapısını yavaşça araladı Leyla, gözleri önce Uygar'a kaydı, yatağın başında sessizce oturuyordu. "Leyla" deyip ayağa kalktı. "Uyanmıyor" diye ekledi endişeyle. Genç kız yatağa yaklaşıp önünde durdu, bakışlarını genç adama çevirdi. "Ulaş.." dedi fısıltıyla. Bu kadar uyuması kesinlikle mümkün değildi. Doktor az öcne de kontrol etmiş, hastanın gayet iyi olduğunu, her an uyanabileceğini söylemişti. "Ulaş beni duyuyorsun biliyorum." Dedi iki dudağını yavaşça kulağına yaklaştırdı. Genç adam doktorun da dediği gibi, 'uyanmamak için direniyordu' Derin bir nefes verdi Leyla, elini yavaşça genç adamın eline yaklaştırıp üzerine bıraktı. Kalbi deli gibi çarpmaya başladı, ilk defa temas ediyordu böylesine. Dudaklarını kulaklarına dayadı, "Beni daha fazla kandıramazsın Ulaş, gayet iyisin. Gözlerini aç ve bizi endişelendirmeyi bırak." Kirpiklerinin hareket ettiğini gördü, yüzünde ufak bir tebessüm belirdi. Genç adamın kalbinde koca bir his vardı, elini tutan sıcacık ince parmakları tüm bedenini ele geçiriyor, onu gerçek hayata yeniden döndürüyordu. Leyla elini yavaşça sıktı, "Seni bekliyoruz bırada, hadi yavaşça gözlerini aç" diye fısıldadı. Önce ufak da olsa elini oynattı genç adam, Uygar heyecanla hızla ayağa kalktı. Leyla'nın gözleri ona döndü, telaş yapmamasını, çok iyi olduğunu, kendine geldiğini işaret etti. Genç adam derin bir nefes alıp geriye çekildi, sonunda rahatlayabilmişti. "Ulaş.. hadi. Bekliyorum seni." Diye ekledi Leyla, genç adam bir mezarlıktaydı. Karşısında 4 ayrı mezar vardı, ikişer olarak ayrılmıştı. Bir taraftakinde ömrü geçmiş, bir taraftakine hiç uğramamıştı. İkisinin orta yerinde duruyordu. Kalbinin üzerinde koca bir karanlık vardı, ne tarafa gideceğine tamamen engel oluyordu. Ayakları tamamen yere sabitlenmiş, tel adım atmaya bile cesaret etmiyordu. Tam o anda bir el elinden yavaşça tutuyor ve kulaklarına bir şeyler fısıldıyordu. İnce bir ses ve kalbini deli gibi heyecanlandıran narin bir eldi. Gözlerini yavaşça aralamaya çalıştı, gördüğü tek şey tüm bedeninin deli gibi titremesine sebepti. Leyla duruyordu çok yakınında, yüzünde ufak bir tebessüm vardı. "Aferin.." dedi genç kız, boştaki elini yavaşça kafasının üzerine bıraktı. "Nasılsın Ulaş? Bizi çok korkuttun." Genç adam gözlerini yavaşça çevrede gezdirdi, bir hastane odasındaydı. "Hastanede miyim?" diye sordu. Uygar hızla yanına yaklaştı. "Çok uyudun be oğlum" dedi. Genç adamın gözleri ona döndü, kardeşinin gözlerinde yıllardır hiç görmediği büyük bir endişe vardı. En son onu, yıllar önce yuvada evlat edineceğini söylediği gün böyle görmüştü. Küçücük bir çocuktu, bir aile tarafından evlat edineceğini öğrenip kardeşine koşmuş, ağlayarak 'bizi ayıracaklar' demiş, kardeşi buna asla izin vermeyeceğinin sözünü vermişti. Ve iki kardeş bir gece yarısı oradan kaçmayı başarmıştı. "İyiyim.." dedi fısıltıyla, yavaşça doğrulmaya çalıştığında genç kız yatağı otomatik olarak biraz kaldırdı, Uygar da yastığı sırtına dayamasına destek oldu. O sırada odanın kapısı önce yavaşça tıklandı, sonra da usulca aralandı. Herkesin bakışı merakla o yöne döndüğünde Nazlı göründü. Elinde pasta vardı, iki ayrı mum yanıyordu. Yüzünde koca bir gülümseme vardı, ağır adımlarla yürüyordu. "Mutlu yıllar size" dedi Leyla, gözlerini yataktaki adama çevirdi. "Mutlu yıllar size" dedi aynı şekilde Nazlı, gözlerinin yatağın önğnde ayakta duran kişiye değdirdi. Uygar'ın yüzünde gülümseme belirdi, bu kız hayatının en değerlisi olmayı her an daha çok başarıyordu. Derin bir nefes verdiği gibi genç kız tam önünde durdu. "İyi ki doğdun Uygar, iyi ki doğdun sevgilim." dedi, genç adam eliyle yavaşça ensesini ovdu, mumlardan birini üfledi. Nazlı pastayı Leyla'ya uzatıp yaklaştığı gibi kollarını genç adamın boynuna doladı. "Nazlı.." dedi genç adam, burnunu saçlarına gömdü. "Sen çok başka şeysin." "Sadece sevgilinim." Dedi tebessüm ederek genç kız. "İyi ki sevgilimsin" Genç kızın yüzünde koca bir gülümseme oluştu, kollarını sıkı sıkı sardı. Pastanın üzerinde tek mum yanıyordu, Leyla yavaşça yatağa yaklaştı. Gözleri genç adamın bir çift koyu bakışına kaydı. "Mutlu yıllar" dedi, Ulaş bakışlarını yavaşça gözlerinden ayırdı, her temas aklını alıyordu. İki elini yavaşça istem dışı yumruk yaptı, bugün gerçek doğum günü kesinlikle değildi. Bugün sadece Ulaş'ın doğduğu gündü, Emir Oğuz'un değildi. Kafasını yavaşça eğdi, gözleri dolu dolu oldu. Gerçek doğum tarihini bile hiç bilmiyordu. "Ben.." dedi fısıltıyla. Bir an önce kalkıp buradan gitmeliydi. Pastayı üflemeyi de bu kutlamayı yapmayı da kesinlikle istemiyordu. Ayaklarını hızla yere indirdiği gibi gözleri Leyla'nın gözleri ile buluştu. Tıpkı kalbine gelen bir bahar gibiydi, alnına dökülen kahkülleri ise baharın en güzel çiçekleriydi, yüzüne güneş getiriyordu. Yumruk yaptığı ellerinin istem dışı gevşediğini hissetti. Ortasında bulunduğu mezarlıklar yok oldu, kalbindeki kor söndü, yerini baharın en güzel gününe bıraktı. Yavaşça ayağa kalkıp erimek üzere olan muma üfledi, Leyla'nın yüzünde gülümseme oluştu. "İyi ki varsın Ulaş Ilgaz." Dedi, genç adamın yüzünde istem dışı tebessüm oluştu, günler sonra ilkti bu ve tek sebebi bu kızdı. Onun yanında iken tüm benliği Ulaş olmak için çabalıyor, karanlıklarda kaybolmak üzere olan Emir Oğuz'u reddediyordu. 'Hemen pastayı kesmeliyiz." Diyen Nazlı'nın sesiyle tüm bakışlar ona döndü. "Yiyelim." Dedi Uygar, parmaklarını parmaklarının arasına deli gibi geçirmişti. "Hemen tabak ve diğer araç gereçleri ayarlayacağım." dedi Leyla, hemşireler için hastanede özellikle bu tür ihtiyaçlar bulunurdu. Nazlı yaklaşıp pastayı elinden aldı, köşedeki komodinin üzerine bıraktığında Leyla da arkasını döndü. Odadan çıktığı gibi Uygar kardeşine yaklaştı. "Daha iyi misin?" diye sordu endişeyle. Bakışını yavaşça kardeşinin yüzüne çevirdi Ulaş, günlerdir doğru düzgün gözleriyle temas kurmuyordu. Hızla kafasını eğdi, ellerini oturduğu yatağın iki kenarına bıraktı. Çarşafı parmaklarının arasında deli gibi sıkmıştı. "Gitmem gerek." Dedi bir anda, daha fazla duramıyordu. Kalbi ve beyni büyük bir savaşın altında eziliyordu. Burada kaldıkça, kardeşini gördükçe geçmişi ve gerçekliğini ve söylenen yalanları hatırlamaya devam edecekti. "Pasta kesecektik." Dedi Nazlı şaşkınlıkla. İki kardeşin yanında duruyordu. "Yemeyeceğim" ayağa kalkıp kapıya ilerlediğinde Uygar derin bir nefes aldı. Hızla yaklaşıp kolundan sıkıca tuttu. "Nereye?" "İşim var" dedi Ulaş, bakışlarını kesinlikle yüzüne çeviremiyordu. "Nedir bu iş?" "Karışma Uygar!" Diyerek hızla öfkeli sesiyle kolunu geriye çekip kapıyı açtı. Hızlı adımlarla hastanenin kapısına yöneldi, "Ulaş!" Dedi Leyla fısıltıyla. Elinde çatal kaşık ve tabak vardı. Şaşkınlıkla onu izliyordu, genç adam öylesine hızlıydı ki sadece saniyeler içerisinde gözden kayboldu. Uygar hızla yanına yaklaştı, "Nereye gitti?" "Çok hızlıydı, ne konuşabildim ne de sorabildim." Elini sertçe ensesine bırakıp ovdu genç adam, kardeşinin kesinlikle gizlediği bir şeyler vardı. Son günlerdeki garipliğinin sebebi olmalıydı. .... Elinden sıkıca tuttuğu genç adamla yürüyordu Nazlı, hastaneden çıktıkları andan beri birlikteydiler. Havada buz gibi soğuk vardı, ikisi de sıkı sıkı giyinmişti. "Bugün çalışmayacak mısın?" Diye sorup bakışlarını genç adama çevirdi. İşten ve gitmekten hiç söz etmiyordu. Kafasını yavaşça iki yana salladı Uygar, tüm gün izin yapacaktı. Kardeşine öylesine yoğunlaşmıştı ki aklı hiçbir şeyi almıyordu. "Ulaş'la konuşmam gerekiyor, gerçekten çok garip davranıyor." "Belki.." dedi Nazlı, "Belki önemli bir sorunu vardır." "Düşünüyorum ama aklıma hiçbir şey gelmiyor." "Anneniz yada babanızla arasında sorun olabilir mi? Bir anlaşmazlık gibi.." Uygar kısık bir soluk aldı, "Olamaz.." dedi, kafasını yavaşça eğdi. "Çünkü ikisi de hayatta değil." Nazlı'nın adımları durdu, gözleri deli gibi büyümüştü. "Ne?" Dedi, bunu hiç bilmiyordu. Elini yavaşça elinin arasından çekip önüne geçti. Mavi gözlerini onun bir çift yeşiline çevirdi. Bakışlarında hüzün vardı. "Ben.." dedi, "Hiç bilmiyordum." Elini yavaşça yüzüne bıraktı, baş parmağını dikkatle yanağında, sakallarında gezdiriyordu. Gözleri dolu dolu oldu, daha birkaç gün önce ona ailesiyle de görüşmek istediğini söylemiş, genç adam şiddetle reddetmişti. Sebebi görüştürecek bir ailesi olmamasıydı. "Özür dilerim." Yaklaşıp iki kolunu yavaşça boynuna doladı, sıkı sıkı sardı. Kafasının göğsüne dayadı. "Çok özür dilerim." Elini yavaşça genç kızın saçlarının arka kısmına bıraktı Uygar, bu hayattaki tek ailesi kardeşiydi, bir an önce ona destek olmalı, sorununu bulup gidermeliydi. "Ben.." dedi Uygar, hemen günkü şiddetli reddedişini hatırlıyordu. Genç kızın aileyle görüşme istediğine istem dışı da olsa sert tepki vermişti. "Ben özür dilerim." Genç kızın yüzünde buruk bir tebessüm belirdi, kollarını yavaşça gevşetip geriye çekildi. "Söz verelim.." dedi, "Ne sözü?" "Biz.. ileride çocuklarımızı hiç yalnız bırakmayacağız." Genç adamın yüzünde şaşkın bir gülümseme belirdi, "Bu bizim elimizde değil. Kaderde yazılan olur." "Yine de söz verelim. 4 tane çocuğumuz olacak, dördünün de hep yanında olacağız." Kafasını yavaşça olumlu anlamda salladı, onu kesinlikle kırmak istemiyordu. "Peki.. söz." Dedi, genç kız gülümseyerek yaklaşıp yanağına ufak bir öpücük kondurdu. Onu biraz da gülümsetmeyi başarabilmeliydi. "Çocuklara.. isim de buldun mu?" Dedi Nazlı, elinden sıkıca tuttu. Konuyu biraz da olsa değiştirip ortamı yumuşatmak istiyordu. Beraber yürümeye başlamışlardı, ikisi de sıkıca sıkı birbirinin elini tutmuştu. "Demir.." dedi genç adam, bir oğlu olursa ismi kesinlikle 'Demir' olmalıydı. Nazlı'nın yüzünde ufak bir tebessüm belirdi, "Demir" diye tekrarladı. Bakışlarını hızla genç adama çevirdi, "Çok sevdim. Demir artık ikimize ait." Dedi, merakla doluydu. "Bir sebebi var mı?" Uygar boştaki elini ensesine bırakıp yavaşça ovdu, zihninde tek bir an yer aldı. Yıllar öncesine aitti. İki kardeş evin içerisinde bir başına oturuyordu. Yine hiç sevmedikleri bayram tatillerden biriydi. Herkes ya sevdiklerini ziyarete gitmiş ya tatile çıkmış, tüm sokaklarda insan sayısı oldukça azalmıştı. İki kardeş günlerdir diğer insanların aksine yapayalnızdı. İş yerleri de diğer işler yerleri gibi kapalıydı. Birkaç gündür ya sadece film izliyorlardı ya de aileleri ziyarete mezarlığa gidiyorlardı, yapacak pek bir şeyleri yoktu. Elinde bir şeker kasesiyle içeri girdi Ulaş, bayram için özellikle almışlardı. Çok sık olmasa da bazen yabancı çocuklar kapıyı çalıp şeker istiyorlardı. "Şekeri boşuna aldık." Dedi, bakışlarını kardeşine çevirdi. Bu bayram hiç çocuk gelmemişti neredeyse. "Evet, bu bayram çok sakin." "Çocuksuz bayram olmaz ki" dedi Ulaş, bayram dendiğinde aklına küçük küçük çocukların neşeli sesleri, şeker toplama telaşı ve heyecanlı koşturuşları geliyordu. Yaklaşıp kardeşinin karşısındaki koltuğa oturdu. Elindeki kaseden bir tane alıp kardeşine uzattı. "Zamanla güzel olan her şey sona eriyor ne yazık ki." Dedi Uygar, şekeri açıp ağzına koydu. Zil sesi duyuldu o anda, iki kardeş aynı anda ayağa kalktı. Ulaş hızla kapıyı açtığında gözleri iki küçük çocuğa kaydı. En güzel giysileriyle önlerinde duruyorlardı. Büyük olan kızdı, en fazla 8 yaşında vardı. Bir elinde çanta, bir elinde de yanındaki küçük çocuğun elinden tutmuştu. 5 yaşlarında ufacık bir erkek çocuktu, ablasının elini deli gibi sıkmış karşısındaki iki gence bakıyordu. İki gencin yüzünde koca bir gülümseme oluştu, ne güzeldi ikisi de. Yavaşça önce Ulaş, sonra da Uygar önlerine eğildi. "Merhaba.." dedi Ulaş, elindeki kaseyi ikisine uzattı. "Bayramınız kutlu olsun." Dedi kız olan. Küçük olan ise oldukça çekingendi, sessizce yabancı iki gence bakıyor, şeker vermelerini bekliyordu. Uygar gözlerini ona çevirdi, yüzünde hayranlık barındıran bir tebessüm vardı. "Senin de bayramın kutlu olsun küçük adam." Çocuğun ürkek gözleri ona döndü, "Şeker.." dedi fısıltıyla. Uygar gülümseyerek şekerliği ona da uzattı. Küçük çocuk avucunu doldurup cebine hızla bırakınca iki gencin yüzünde koca bir gülümseme oluştu. "İyi Bayramlar" dedi kız olan, kardeşinin elinden tutup arkasını döndü. Bahçe kapısına yaklaştıkları anda Uygar kardeşine döndü, "İsimlerini neden sormadık." Dedi, Ulaş gülümsedi. "Erkek olanın ismi Demir'di." Ablasının kısık da olsa seslenişini duymuştu. "Demir.." diye tekrarladı Uygar. Arkasını dönüp içeri girdi ikisi de, kapıyı örttükleri anda Ulaş kardeşine döndü. "İleride yeğenim olursa ismi Demir olmalı." Dedi, Uygar'ın gözleri ona döndü. "Neden kendi çocuğuna koymuyorsun?" "Çünkü benim kızım olacak" dedi heyecanla gülümseyip. Kesinlikle ileride kız babası olmalıydı. Gözlerini kardeşinin yeşil gözlerine çevirdi. "Söz ver bana Uygar, oğluna Demir ismini koyacaksın." "Söz.. kardeş sözü." Dedi, ikisinin de yüzünde gülümseme oluştu. İki çocuk evi biraz da canlandırmış, onu çok kısa sürede bile olsa neşelendirmişti. ... Gözlerini Nazlı'ya çevirdi, "Evet, sözüm var." dedi, genç kız gülümsedi. İsteğini kesinlikle geri çevirmeyecek, bir oğlu olduğu anda ismini 'Demir' koyacaktı. Telefonun titrediğini hissetti genç kız, yavaşça doğrulup çantasından çıkardı. Bakışlarını çevirdiğinde 'Burak - bir yeni mesaj' yazdığını gördü. Dikkat çekmemeye çalışarak dokundu, kalbi bu ismi her gördüğünde deli gibi çarpıyordu. "Neredesin sen yine?" Yazıyordu, bedeni titremeye başladı. Elini yavaşça genç adamın elinden çekti. Gözlerini gözlerine değdirmemeye oldukça gayret ediyordu. "Önemli bir işim çıktı Uygar, hemen gitmem gerek. Sonra yine görüşelim." Geriye çekilip gözlerini caddeye çevirdi, tek kelime etmesine izin vermeden bulduğu ilk taksiyi durdurup bindi. Bir an önce eve gitmeliydi, sırtını oturduğu koltuğa yasladı, parmağındaki ve aynı elindeki bileği sızlamaya başlamıştı. .... Hızlı adımlarla hastaneye girdi Ulaş, koşuyordu. Deli gibi etrafı arıyor, mektubunu bulmaya çalışıyordu. Evden çıkarken de yanındaydı, büyük ihtimalle hastanede yattığı sırada düşürmüştü. Hızla yattığı odaya girdi, yatağın alt etti, yoktu. Eğilip yatağın altına, çekmecelere tek tek baktı, yoktu. Odanın orta yerinde durdu, kalbi deli gibi çarpıyordu. Onu kesinlikle bulmalıydı, böylece kaybolmasına izin veremezdi. "Neredesin, nerede!" Dedi öfkeyle, hızla ufak banyoya girdi, her köşeye dikkatle baktı, yoktu. Yeniden odaya geçtiği anda gözleri birine kaydı, Leyla odanın kapısında duruyordu. Hastaneye girdiğini gördüğü anda arkasından gelmiş sessizce izliyordu. Elini yavaşça cebine bırakıp iki kağıt çıkardı, biri bakkalda kaybolan biri de gizlice genç adamın cebinden aldığıydı. Gözlerinden usulca bir damla yaş süzüldü, "Bunu mu arıyorsun?" Diye sordu, Ulaş'ın gözleri büyüdü. Hızla yaklaşmak için bir adım attı, genç kız karşılık olarak geriye bir adım gitti. "Yapmayacaksın.." dedi Leyla, iki yanağı da yaşla doldu. Okuduğu andan beri kalbi deli gibi çarpıyor, bedeni titriyor, ayakları uyuşuyordu. "Uygar'a zarar vermeyeceksin, değil mi?" ... Oy ve yorumları eksik etmeyelim, yarın görüşmek üzere ♥️
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE