Geçecek

2576 Kelimeler
Sevindim, çok sevindim." Dedi genç kız, ses tonu da kalbi de biraz da olsa rahatlamış, düzelmişti. Derin derin nefes alıp kendine çeki düzen verdikten sonra genç adamın ismini bulup arama tuşuna dokundu, biraz sesini duymalıydı. .... Günün ilk ışıklarında gözlerini araladı Uygar, bakışlarını önce yatağının sağ tarafında bulunan pencereye çevirdi. Gün yeni aydınlanıyordu, bir an önce uyanmalı, işe gitmeden önce kardeşinin doğum gününü kutlamalıydı. Bugün ikisinin dünyaya gözlerini açtığı gündü. Her yıl olduğu gibi iki kardeş erkenden uyanıp birlikte kahvaltı etmeli, anne babalarını ziyaret edip akşam da ufak bir pasta almalılardı. Ayaklarını yataktan indirip kalktı, havada yoğun bir soğuk vardı, şiddetli bir yağmur hakimdi. Odadan çıkıp kardeşinin odasına yaklaştı, "Ulaş." Deyip önünde durdu. Yumruk yaptığı elini yavaşça vurdu. "Uyuyor musun uykucu?" diye ekledi. İlk defa kardeşi doğum günlerinde ondan önce uyanmamıştı. Derin bir nefes verdi, belli ki uykuda kalmıştı. Elini kulpuna bırakıp indirdi, yavaşça ittiğinde yüzünde koca bir şaşkınlık belirdi. Karşısında tek kişilik bir yatak vardı, boştu. "Ulaş" dedi şaşkınlıkla. Gözlerini odada gezdirdi, kimse yoktu. Arkasını dönüp mutfağa yürüdü, kahvaltı mı hazırlıyordu acaba? Hızla kontrol etti, yoktu. Odalara, banyoya ve lavaboya da bakıp bahçeye geçti, odun kırıyor olmalıydı. Dış kapıyı açıp gözlerini hızla bahçede gezdirdi, şırıl şırıl yağmur yağıyordu, kardeşi yine yoktu. Endişeyle içeri girip odasına yöneldi. Telefonun eline alıp kardeşinin ismini buldu, arama tuşuna dokunup kulağına yaklaştırdı. Duyduğu tek ses, 'Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor, daha sonra yeniden deneyiniz" oldu. Şaşkınlıkla yatağının kenarına oturdu, Leyla'nın da dediği gibi kardeşinde son zamanlarda oldukça gariplik vardı. Pek konuşmuyor, evde durmuyor, hep kaçıyordu. "Neler oluyor Ulaş?" dedi fısıltıyla, bir şeyler olmuş olmalıydı. Kardeşi daha önce hiç böyle davranmazdı. Şiddetli tartışmalarda bile sabah uyanınca her şeyi unutup hiçbir şey olmamış gibi 'günaydın' derdi. Yavaşça telefonu yatağın kenarında bıraktı, ilk fırsatta onu sıkıştırıp olanları öğrenmeliydi. Gözlerini önündeki duvara çevirdiği gibi telefonun titrediğini duydu. Bakışlarını hızla o yöne çevirdi, 'Nazlı – Bir yeni mesaj' yazıyordu. Dokundu, "Günaydın, iyi ki doğdun, mutlu yıllar. İyi ki hayatımdasın" Genç adamın yüzünde ufak bir tebessüm belirdi, doğum gününü ilk kutlayan kişi olmuştu. Derin bir nefes verip cevaplama tuşuna dokunduğu anda bir mesaj daha geldi. Bir videoydu, yavaşça dokundu. Genç kız bir piyanonun önünde oturmuştu, yüzünde koca bir gülümseme vardı. Parmaklarını ustaca tuşlara vurup 'Mutlu Yıllar Sana' şarkısını çalıyordu. En alta ise, "Yenisini çalamadığım için eski bir videoyu göndermek zorunda kaldım." Yazıyordu. Yüzünde gülümseme vardı Uygar'ın, videodan bakışını ayırıp rehberi açtı. Genç kızın ismini bulup arama tuşuna dokundu, sesini duymak istiyordu sadece. İlk çalışta, neşeli, kıpır kıpır ve canlı bir ses tonuyla, 'İyi ki doğdun Uygar, İyi ki doğdun Uygar.' Diyerek açtı Nazlı. "Keyfin yerinde bugün." Dedi Uygar, şarkıyı bitirmesini beklemişti. Kafasını görüyormuşçasına olumlu anlamda sallayıp ayağa kalktı genç kız, odasındaydı. Erkenden uyanıp kutlamak için saatin biraz daha geçmesini beklemişti. "Çünkü bugün sen doğdun, iyi ki doğdun." "Teşekkür ederim." "Teşekkür için benimle görüşmek zorundasın." "İş çıkışı görüşeceğiz." Dedi genç adam tebessümle. "Sabırsızlıkla bekleyeceğim." "Piyano yine çok güzeldi." Dedi Uygar. Genç kız derin bir soluk verdi, parmaklarını her gördüğünde yüzü asılıyordu. Piyanoyu çalmayı deli gibi özlemişti. "Beni izleyeceksin." "Evet, ilk büyük konserinde orada olacağım." "Söz verdin Uygar Ilgaz, ilk büyük konserde gözlerine bakarak çalacağım. Ve ilk şarkı sadece senin için olacak." Genç adamın yüzünde gülümseme belirdi, ilk şarkıyı merakla bekleyecekti. "Sözümü tutacağım." "Tutarsan çok sevinirim." Dedi genç kız, derin bir nefes alıp pencereye yaklaştı. Gözlerini caddeye çevirdiğinde bir arabanın bahçe kapısında durduğunu gördü. Sürücü koltuğundaki kişiyi gördüğü anda yüzü asıldı, yavaşça geriye çekilip perdeyi örttü. "Kapatmam gerek Uygar, seni arayacağım sonra. Görüşürüz." Genç adamın cevap vermesine bile müsaade etmeden telefonu kapattı. Hızlı adımlarla odasının kapısına yaklaşıp sessizce kilitleyip yatağına oturdu. .... Bir taşın üzerinde sessizce oturuyordu Ulaş, bir elinde sıkıca beyaz bir kağıt tutmuştu. Günler önce kapısına bırakılıp hayatını altüst eden mektuptu. Gecenin bir yarısı geldiği bu yerde günün ilk ışıklarını izlemişti. Boştaki elini deli gibi sıkmış, sadece bir köşeyi bir robot gibi izliyordu. Elini yavaşça ceketinin cebine bıraktı, bir fotoğraf çıkardı. Bir çiftin yanında minik bir bebek duruyordu, gözlerini yeni açmış, anne babasının kucağında uyuyordu. Bakışlarını yavaşça çevirdi, önce bebeği izledi. Daha birkaç gün önce dünyaya gelmişti, annesinin kucağında huzur dolu bir uykudaydı. Yanında babası vardı, ömrünün belki de ailesiyle geçirdiği son günleriydi. Baş parmağını yavaşça kadının yüzünde gezdirdi, iki kolunun arasında minik bebeğini sıkı sıkı tutmuştu. Kameraya rağmen sadece bebeğine bakıyordu. Gözlerini yavaşça kaldırıp bakışlarını karşıya çevirdi, yaklaşık 10 metre uzağında dört mezar vardı, sol tarafa yoğunlaştı. Sağ taraftakilere rağmen oldukça sadeydi, toprakları havanın da etkisiyle sırılsıklam olmuştu. Gözlerinin dolduğunu hissetti genç adam, yaklaşmaya hiç cesareti yoktu. Ailesi ne çok yalnızlık çekmiş, ne çok eksiklik hissetmişti kim bilir? Tüm aileler ziyarete gelip dua ederken, onlara kimse uğramamış, bir dua etmemişti. Üstelik dünyaya getirdikleri evlatları da düşmanlarının topraklarıyla kendi elleriyle ilgilenip süslemiş, çiçeklendirip dua etmişti. Kafasını yavaşça eğdi, kalbi deli gibi çarpıyordu. Elindeki fotoğrafa çevirdi bakışlarını, kendisine olmayan bir hayatın içerisinde ömrünü geçirip böylesine ayrı kalmış olmak çok acımasızcaydı. Yıllarca kutladığı tarih bile yalandı, acaba gerçek doğum günü ne zamandı? Ne zaman dünyaya gözlerini açmış, anne babasının kucağına verilmişti? Derin bir nefes alıp ayağa kalkmaya çalıştı, kalbi ve bedeni koca bir ağırlığın altında çökmek üzereydi. Adımları ağır ve zorakiydi. Arkasını dönüp yavaşça duvara tutunarak yürümeye başladı. Nefessiz kalıyordu, boğulmak üzereydi. .... "Ulaş!" diye haykırdı Leyla, gözleri hastanenin giriş kapısına kaydığı anda genç adam görmüştü. Nefes nefeseydi, zoraki adımlarla içeri girmeye çalışıyordu. Hızla koşup yanına yaklaştı, yavaşça kolunun altına girdi. "Ulaş iyi misin?" Diye sordu. Genç adam kafasını yavaşça saçlarına yaklaştırıp kokusunu içine çekti. Rahatlayabilmek için en çok buna ihtiyacı vardı. "Parmağım.." dedi zorlukla. Parmağını yavaşça göstermeye çalıştı. Genç kız acile getirdiği gibi bir sedyeye oturttu. Kafasını yastıkla buluşturup ayaklarını da kaldırdı. Hızla önüne geçip bakışlarını gözlerine çevirdi. "Ulaş.. beni duyuyor musun?" Diye sordu, genç adam yavaşça parmağını uzatmaya çalıştı. Buraya gelmeye ufak da olsa bir bahane yaratmaya çalışıyordu. Parmağı yavaşça izledi genç kız, oldukça iyi gözüküyordu. Gözlerini yeniden onun gözleriyle buluşturdu. "Parmağına da bakacağım ama önce bana söylemelisin. Başka şikayetin var mı?" Genç adam kafasını yavaşça iki yana sallamaya çalıştı. Bedeni oldukça güçsüzdü, gözleri kapanmaya direniyordu. "Nefes.." dedi zoraki bir fısıltıyla. "Alamıyorum." "Ne?" Dedi Leyla, hızla eğip kafasını göğsüne, elini de bileğindeki nabza bıraktı. "Tamam, tamam yorma kendini." Elini yavaşça yüzüne bıraktığı gibi hızla geriye çekti, oldukça sıcaktı. "Yanıyorsun Ulaş!" Hızla arkasını döndü, koşarak uzaklaşıp doktora ilerledi. Bir an önce muayene edip tedavi etmelilerdi. ... Dikkatle iğnenin ucunu genç adamın koluna geçirdi Leyla, doktorun talimatıyla bir serum bağlanacaktı. Ağzına koca bir oksijen maskesi takılmıştı. Nefesi ve kalp atışları oldukça düzensizdi. "Ulaş.." dedi Leyla, serumu bağlayıp avucunu yavaşça alnına bıraktı, yanıyordu. Bitkin gözlerini yavaşça genç kıza çevirdi Ulaş, "Boğuluyorum.." dedi zar zor nefes nefese. Genç kız gözlerinin dolu dolu olduğunu hissetti. Elini eline bırakıp sıkıca tuttu, önüne doğru eğildi. "Geçecek.." dedi, yanağına ufak bir damla yaş süzüldü. Anlamıyor, anlayamıyordu. Son günlerde ne oluyordu da bu adam böylesine güçsüz düşüyordu? "Geçecek.." diye ekledi. Gözlerini yavaşça kapattı genç adam, direnmek oldukça zordu. Yavaşça geriye çekildi Leyla, tek ailesi olan kardeşine haber vermeliydi. Gözlerini cebindeki telefona çevirip yavaşça çıkardı, kapalıydı. Hızla açtı, rehberde ismini bulup hızla tuşlara dokundu. "Ulaş neredesin oğlum sen?" Dedi Uygar cevapladığı gibi. Dolu gözlerine engel olmaya çalışıyordu Leyla, "Leyla ben, hastaneye gelmelisin Uygar." "Leyla" dedi Uygar şaşkınlıkla. "Ulaş nerede?" "Biraz kötü, şu anda yanımda ve uyuyor." Hızla ayağa kalktı Uygar, tamirhanedeydi. Montunu eline alıp koşarak çıktı. Endişe doluydu, bir an önce kardeşine yetişmeliydi. … “Leyla!” diye seslendi Uygar, telaşlıydı. Kardeşinin hastanede olduğunu öğrendiği gibi ne aklı ne gözleri bir şeyi tutmuş, soluğu burada almıştı. Genç kızın gözleri ona döndü, elinde bir dosya vardı, başka bir hastasını kontrol etmişti. “Uygar.” Yavaşça yanına yaklaştı. “Ulaş nerede? Ne oldu?” diye sordu endişeyle. Genç kız sıkıntı dolu bir nefes verdi, genç adamın durumu hakkında hiçbir fikri yoktu, tüm tetkikler yapılmış ama önemli bir sorun görememişlerdi. “Hiç bilmiyorum, testlerde hiçbir sorun gözükmüyor.” Dedi, adımlarını acilin kapısına çevirdi. Genç adam da yanında ilerliyordu. “Nerede şimdi?” Eliyle odanın en ucunda, duvar köşesindeki yatağı işaret etti. Bir perde örtülüydü, Uygar adımlarını hızlandırıp perdenin gerisinde geçtiğinde gözleri deli gibi büyüdü. Kardeşinin ağzına bir oksijen maskesi takılmış, koluna da bir serum bağlanmıştı. Derin bir uykudaydı, “Ulaş..” dedi fısıltıyla, kalbinin deli gibi çarpmaya başladığını hissetti. Onu hiç böyle bir durumda görmemişti. “Nefes alamadığını, boğulacağını söyledi.” “Ne?” “Buraya geldiğinde ateşler içerisindeydi Uygar, neler oluyor?” diye sordu, bakışlarını genç adama çevirdi. Bir şey olmuş olmalıydı, genç adamın son günlerdeki garipliği sebepsiz olamazdı. Genç adam kafasını yavaşça iki yana salladı, yüzü oldukça asıktı. Bakışlarını yavaşça kardeşinden ayırıp genç kıza döndü. “Durumu nedir şu anda?” Leyla derin bir nefes verip yatağa yaklaştı, avucunu alnına bıraktı. “Ateşi biraz düşmüş, nefesi de düzene giriyor.” Yavaşça yatağın yanındaki sandalyeye yaklaştı Uygar, ayakta durmakta oldukça zorlanıyordu. Ağır bir şekilde bedenini üzerine bırakıp gözlerini kardeşine çevirdi. “Son zamanlarda bir şeyler olmuş olmalı Uygar?” dedi genç kız, bir sandalye çekip diğer tarafa bıraktı, yavaşça üzerine oturup bakışlarını önündeki yatağa çevirdi, genç adam geldiğinden beri kendinden geçmiş şekilde uyuyordu. “Bilmiyorum, gizlediği bir şeyler mi oldu?” dedi Uygar, endişe doluydu. Son zamanlarda öylesine yoğundu ki bir defa bile ona sormamıştı. Kafasını yavaşça iki yana salladı, “Benim hatam.” Dedi, kalbi deli gibi çarpıyordu, her şeyin sebebi kesinlikle o’ydu, karşısına oturup sormalı, sorununa çare bulmalıydı. Leyla’nın gözleri ona döndü, kafasını hızla iki yana salladı. “Senin bir suçun yok Uygar, lütfen kendini suçlama.” Kafasını olumsuz anlamda salladı genç adam, kabul etmiyordu. Kardeşinin bu durumda olma sebebi tamamen kendisiydi. … Gözlerini kardeşinin üzerine sabitlemişti Uygar, yaklaşık bir saattir buradan hiç ayrılmamıştı. Aynı sandalyenin üzerinde, aynı yerde oturuyordu. Kardeşinin kendine geldiğini görmeden kesinlikle ne gitmeyi ne de hareket etmeyi düşünüyordu. Kısık bir soluk verdi, geldiği andan beri hiç tepki verdiğini görememişti. Yavaşça sırtını geriye yasladığı anda telefonun titrediğini hissetti. Bakışlarını ekrana çevirdi, ‘Nazlı- Bir yeni mesaj’ yazıyordu. Hızla dokundu, ‘Buluşmak için sabırsızlanıyorum.’ Yazıyordu. Derin bir nefes verdi genç adam, kardeşini bu durumda bırakıp görüşemezdi. “Özür dilerim, bugün görüşemeyeceğiz. Ulaş biraz rahatsız, hastanedeyiz.” Diye yazdı, gönder tuşuna dokunduğu anda telefonun titreşimini duydu. ‘Nazlı – Arıyor’ Hızla kulağına yaklaştı, “Alo.” “Hangi hastanedesiniz?” “Geçen defa ki.” “Gelebilir miyim?” diye sordu genç kız, geçen defa ki ani gelişinin aksine. Uygar yavaşça kafasını olumlu anlamda salladı, oldukça kötü hissediyordu. “İyi olur.” Dedi, desteğe büyük ihtiyaç duyuyordu. Nazlı hızla ayağa kalktı, “10 dakikaya oradayım.” Yazıp heyecanla çıkışa yöneldi. Bir an önce gidip yanında olmalıydı. … “Uygar.” Dedi Nazlı, hastanenin koridorunda onu arıyordu. Apar topar soluğu burada almıştı. “Nazlı” dedi Leyla, onu kapıda gördüğü anda bakışlarını çevirdi. “Uygar nerede?” diye sordu genç kız, Leyla’nın gözleri genç kızın parmaklarına kaydı, bir sorun gözükmüyordu. Bakışları yavaşça bileğine döndü, çok ufak da olsa bir kızarıklık vardı. Yavaşça dokundu, “Bileğine ne oldu?” diye sordu. Nazlı hızla geriye çekip montunun koluyla örttü. “Uygar.” Dedi, genç adam sesini duyduğu anda soluğu koridorda almıştı. “Nazlı” dedi, genç kız adımlarını hızlandırıp yanına yaklaştığı gibi kollarını boynuna doladı. Kollarını aynı şekilde beline sardı genç kız, gözlerini kapatıp kokusunu içine çekti. “Nasıl durumu?” diye sordu, ellerini yavaşça ensesine bırakmış bekliyordu. Kafasını iki yana salladı genç adam, kardeşinin durumu hakkında hiçbir fikri yoktu, doktorun olumlu konuşmasına rağmen hala kendine gelememişti. “Geçecek.. “ dedi genç kız, kafasını yavaşça boyun boşluğuna gömdü. Yavaşça geriye çekildi genç adam, elini elinin içerisine bırakıp sıkıca tuttu. Genç kız kalbinin deli gibi titrediğini hissetti, parmaklarından tüm bedenine büyük bir his hakim olmuştu, ne güzeldi. Parmağını yavaşça sıkıp onu sessizce takip etti. …. Bir odaya alınmıştı genç adam, yatağın karşısında büyük bir koltuk vardı. Koltuğun üzerinde Uygar, yanında da Nazlı vardı. Elinden sıkıca tutmuş, bekliyordu. Leyla tam yatağın önündeydi, fırsat bulduğu her anda soluğu genç adamın başucunda alıyordu. Endişe doluydu, defalarca kontrol etmesine, sormasına rağmen kendine geldiğini görmek içindi bütün çabası. Kısık bir soluk verip avucunu yavaşça alnına bıraktı. “Ateşi düşmüş.” Dedi fısıltıyla, Uygar derin bir nefes verdi. Biraz da olsa rahatlayabilmişti. Ayağa kalkıp yatağın önünde durdu. “Ne zaman kendine gelir?” “Durumu iyiye gidiyor, her an uyanabilir.” Nazlı yavaşça ayağa kalkıp yanlarına yaklaştı, genç adamı bir an bile yalnız bırakamamıştı. Uygar elini yavaşça elinin içerisine bırakmak için yaklaştırdığı anda Leyla’nın gözleri genç kızın yüzüne kaydı, eline dokunduğu anda yüzünü ufak da olsa buruşturduğunu görmüştü. Derin bir nefes verip yavaşça geriye çekildi. “Nazlı” dedi Leyla, birkaç adım ötede bekliyordu. Genç kızın gözleri ona döndü, “Gelebilir misin?” diye ekledi. Genç kız bakışlarını yavaşça Uygar’dan ayırıp ayağa kalktı, sessizce takip etti. İki kızın adımları koridordaki kapılardan birinin önünde durdu. Derin bir nefes aldı Leyla, gözlerini genç kızın bileğine çevirdi. Gördüğü andan beri aklından çıkaramıyordu. “Bileğini göstermelisin.” Dedi, Nazlı elini yavaşça geriye çekti. “Sorun yok.” “Var.. kim yaptı bunu?” “Kapıya çarptım.” Kafasını hızla iki yana salladı Leyla, kesinlikle inanmıyordu. “Nazlı.. Uygar gördü mü bunu?” Genç kızın gözleri deli gibi büyüdü, her yanına endişe sarmıştı. “Ne? Hayır!” “O zaman kontrol etmeme izin vermelisin.” Derin nefes aldı Nazlı, kaçışı yoktu. Kafasını istemsizce olumlu anlamda salladı. “Uygar bilmeyecek.” Diye diretti. Leyla kafasını onaylar anlamında salladı, şimdilik sadece sağlığı önemliydi. “Bilmeyecek.” Dedi, derin bir nefes verip gözlerini ona çevirdi. “Gel benimle.” Diyerek diğer bileğinden yavaşça tuttu. … Elindeki kremi yavaşça bileğine sürdü Leyla, “Acıyor mu?” diye sordu, genç kız kafasını hızla iki yana salladı. “Hissetmiyorum.” Bir sedyede oturmuş, Leyla da yanında ayakta durmuştu. Yüzünde gerçek olmayan bir tebessüm belirdi Leyla’nın, “Acımaması mümkün değil.” Dedi, bileği oldukça kötü gözüküyordu. kremi yavaşça gezdirdiğinde yüzünü ekşittiğini gördü. “Kötü yalancısın” diye ekledi. “Biraz acıdı sadece.” Kafasını itiraz ederek salladı Leyla, “Biri mi yaptı?” Nazlı bakışlarını hızla ayırdı, “Hayır! Çarptım.” “Hayır, çarpmadın Nazlı.” “Gerçekten çarptım.” “Parmağını da aynı yere mi çarpmıştın?” diye sordu, Nazlı’nın gözleri büyüdü, hızla elini geriye çekti. Ayaklarını yere indirip ayağa kalktı. “Yeterli, teşekkür ederim.” Arkasını dönüp acile ilerledi. Kalbi deli gibi çarpıyordu. …. Gözlerini yavaşça araladı Nazlı, akşam vakitleriydi. Saatlerdir hastanedeydi, kafasını genç adamın omzuna dayamış bekliyordu. Bakışlarını yavaşça Uygar’a çevirdi, sırtını koltuğa dayamış, kollarını göğsünde bağlamıştı. Gözleri kapalıydı, kardeşini beklerken bir an bile buradan ayrılmamıştı. Kısık bir soluk verdi genç kız, elinden destek alarak doğrulmaya çalıştığı anda hem parmağında hem de bileğinde derin bir sızı hissetti. Yüzündeki huzursuzlukla bluzunun ucunu biraz sıyırdı, bileği sürülen ilacın da etkisiyle biraz da iyileşiyordu. Dikkatle örttü, birilerinin görmesinden deli gibi korkuyordu. “Birkaç gün daha ilaç sürmen gerek.” Dedi Leyla, odaya giriş yaptığı anda gözleri genç kıza kaymıştı. Nazlı alt dudağını yavaşça ısırdı, sırrını ilk öğrenen kişiydi bu kız, “Sorun yok.” Dedi umursamazca. “Sorun belki şimdi yok ama ileride olacak.” Dedi Leyla, yanına yaklaştı. İkisi de fısıltıyla konuşuyordu. “Tedavi edilmeyen her ufak yara, hep daha büyüğüne sebep olmaktadır. Ellerini kullanabilmen için o kapıya dikkat etmen gerek.” Dedi, yönünü yatağa çevirdi, gözlerini genç kızdan ayırdı. Birgün kapı dediği kişiyi cesaretle anlatmasını diliyordu. Avucunu yavaşça Ulaş’ın alnına bıraktı, ateşi yaklaşık birkaç saattir hiç olmamıştı. Derin bir nefes verdi, “İyi.. çok iyi.” Deyip yavaşça geriye çekildiğinde gözleri tek bir şeye yoğunlaştı. Genç adamın ceketinin cebinde beyaz bir kağıdın ufak bir parçası gözüküyordu. Alt dudağını ısırdı, her defasında dikkatini çekiyordu. Bu.. bakkalda kaybolan o mektubun aynısı olabilir miydi? Genç adamın dengesini bozan bu muydu? Gözlerini yavaşça üç kişide gezdirip mektubu gizlice çıkarıp önlüğünün cebine bıraktı. Hemen bir köşeye geçip içerisinde yazanları görmeliydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE