Tüm neşemi alt üst eden iki şey olmuştu. Edward'ı görmem ve onun dudaklarının benimkilerin üstünde olması.
Hani Tanrı 'kader' diye birkaç şey karalar bir deftere. Tüm iyi anları mahvedecek bir kötü an, tam alıştım dediğin, güvendiğin insanın seni terk ettiği an, aşkını bulduğun ama kavuşamadığın an... İşte şu an da yaşıyordum. Tüm o gülücüklerin arasında saklanmış olan şeytanla savaşıyordum.
Gözlerimi açtım bir korku ile. Belki rüyadır... Ya da beni öpen Edward değildir diye.
Bana bakan çirkin, kirlenmiş gözleri gördüm. Bedenimi saran pislik elleri hissettim. Leş gibi içki kokup kapıma gelen ve saçma şeyler söyleyen dudakları hissetti... Dudaklarımda. Kader… İşte tüm hayatımı alt üst eden çıkmazdan bir parça daha. Bir umudu daha yok eden acı parçası daha. Aşkı kör eden bir his daha...
Kendime geldiğimde dudaklarımda olan acı tadı hissettim. Kazağımın altında belime dokunan pis elleri, gözlerime bakan iğrenç gözleri... Bunları hissetmek için sadece dakikalar gerekmişti. Çevremde sesler duyuyordum. Konuşan büyük anneler, genç lise öğrencileri... Bir şeyler mırıldanıyorlar, kıkırdıyorlar ve bakışıyorlardı.
Peki ya Bae? Rezil olmamak için beni burada bırakıp mı gitmişti? Yoksa arkamda duruyor ve benim gücümü toplayıp Edward'a bir tokat atmamı mı bekliyor? Güçlü olma mı?
Kollarım kendine geldiğinde Edward'ı ittirmeye başladım. Benim dört katım kadar güçlü ve kaslıydı. İttirme işlemim geri tepiyor, o iğrenç dudaklardan kurtulmamı engelliyordu. Belki bir yardım dileye bilirdim Tanrı'dan... Azıcık daha güç kazanarak onu ittirdim.
Sarhoş gibi sallanıyordum ve olduğum yerde dikiliyordum. Sarsılmış ve şok geçirmiştim. Fazlasıyla ... Acı ve gözyaşı dökmüştüm hayata.
Çevremde daha da beliren sesleri duymamaya çalıştım. Birileri destekleniyor, birileri çığlık atıyordu.
'' Seni öldüreceğim. Bu kızın akıttığı her gözyaşı için seni öldüreceğim! ''
Bae! Kalbim durdu... Çevredeki gürültü kesildi ... Herkes dondu ... Ailemin mezarlıkları geldi gözümün önüne ... Gömüldükleri an ... Yeminler savunduğum an...
...O ANI İLE İLGİLİ ŞEYLER…
Doğum günümden sonraki gün ...
Karanlık tüm çevreyi sarmış ve boğmuştu. İnsanlar gözyaşı döküyordu… Kimisi onların bağışlanması diliyor, kimisi ile bana destek çıkmaya çalışıyorlardı.
'' Onlar ölmedi ... Tanrı onları yanına çağırdı. Korkma biz buradayız! ''
Üç yaşındaki bir çocuğu susturmak için söylenen kelimeler gibiydi kelimeleri ... Çocuk kandırıyor gibi ... Öz ailemle ilgili daha fazla şey bilmek istiyordum ve üvey ailemi kaybetmek istemiyordum. Ama olmuştu. Kırklı yaşlarına yeni girdiklerinde ölümü tatmışlardı ... Benim için iyi bir gelecek sağladıklarında umudu ve ölümü tatmışlardı. Gizlenmek için yemin ettiğim de ölümü tatmışlardı. Onların her anını çalmıştım. Eğlenecekleri zamanlar da bana iyi eğitim sağlamaya çalışmışlardı. Gülümsemeleri gerektiği her zamanda benim gözyaşlarıma sahip olmuşlardı. Ve şimdi de yaşlılıklarını yaşayacakları an onları öldürmüştüm. Babam her zaman sesime güvenmemi söylerdi. Sesim size peki geri getirecek miydi?
Sesim sizi geçmişe döndüre bilecek miydi? Ağlamak yerine güldüre bilecek miydi?
Gözyaşlarım yavaştan yanaklarımda birikiyordu. İnsanlar mezarı ve karanlığı terk ediyordu. Omzuma dokunan el bana olumsuzluk hissini daha da arttırıyordu.
'' Sakin ol! '' diyordu bir ses. Güvenmem gereken, ailem bildiğim bir ses. Edward'ın sesi! Güvendiğim ses. Geleceğimi mahvedeceğini bilmediğim ses!
Evime varıp lanetler ve yeminler savurdum duvarlara. Karanlık beni içine çekmek için her dakikasını harcıyordu. Şeytan Tanrı'ya lanet etmem için beni zorluyordu. Yemin ediyordum. Ne olursa olsun İnanılmaz Ses'ten vazgeçme diye bir düşünce oluşturmayacağıma, tüm zorlukları aşacağıma ve gerçek ailemi bulacağıma. Sesime güveneceğime ...
Bir çığlık ile tüm dünya canlandı. Renkler ve hareketler arttı. Çığlıklar ve bağrışlar arttı. Başımı azıcık öne eğip sağa baktığımda Bae Edward'ın üstündeydi ve onu deli gibi dövüyordu. Edward'ın sağ gözü morarmıştı ve dudağı artı kaşı patlamıştı. Kan yüzünü kaplıyordu.
''Nǐ ài tā, bùshì ma?'' diye bağırdı Edward. Bilmediğim bir dille. Bae'nin bildiği ikinci bir dille. Doyoon, Shin ve Haniel Oppa'ların konuştuğu dille. Çince.
Bae donmuştu. Nedeni ne olduğunu bilmesem de donmuştu. Edward Bae'yi üstünden itip kendi üste çıktı. Bae'ye boş yumruklar sallıyordu. Bae ise donmaktan vazgeçip Edward'ın karnına yumruklar atıyordu. Onu ... Bae'yi böyle görmeye dayanamıyordum. Tüm gücümü toplayarak sonunda kımıldadım ve Edward'ı Bae'nin üstünden ittim. Edward birkaç sandalyeyi yıkmakla yere düşmüştü. Bae'yi kaldırıp suratına baktım. Hafif burnu kanıyordu ve ellerinde de izler vardı. Yumruk attığının izlerini ...
'' Beni bırak! Sen ... İyi misin? '' diye sordu. Başımı sallamakla yetindim çünkü iyi olup olmadığımı bile bilmiyordum. Canım yanmıyordu ama kalbimin atış hızı fazlaydı. Sanki 100 kilometre koşmuşum gibi. Çok hızlı atıyordu. Bae'nin elini tuttuğumu fark ettim. Yaralarına baktığımı ... Titredi ... Bedeni ve elleri titredi. Gözleri ve dudakları titredi. O titreyince bedenimdeki hız arttı. 100 kilometre 200 kilometreye çıktı.
Kalbim bedenimi terk etmek istermişçesine hızlı atıyordu. Eğer izin versem tüm dünyayı turlayacakmış gibiydi. Birden Bae'nin elini bıraktım. Bana baktı ama ona bakmadım. Kalp çarpma hızı fazlaydı.
'' April. Polis geldi! '' diye fısıldadı. İşte bedenimin durduğu bir an daha.
Ailemin ölümü için eve polisler gelmişti ve beni karakola sorguya çekmişlerdi. Tekrar oraya gitmek, sorgulanmak istemiyorum. Geri adımlar atarak arkamdaki masaya yaslandım. Bae bana baktı. Korktuğumu anladığın da önüme geçti.
'' Bizimle gelin çocuklar ... Şikâyet var! '' dedi ve bize baktı. Yerde yatan Edward'ı iki memur alıp götürdü.
'' Eğer gelmezseniz daha kötü olur! '' diye aldığımız tehdit ile yürümeye başladık. Bae peruğunu ve gözlüğünü düzelterek dışarı çıktı. Merkeze varana kadar hiçbir kelime etmedim. Edward'ı ayrı bir odaya beni ve Bae'yi ayrı bir odaya koymuşlardı. Bae tam yanıma oturdu.
'' Evet! Kimliklerinizi verin bakalım! '' dedi memur. Çıkartıp verdim.
'' Bayan April Seaver. Arthur Seaver'ın mirasçı üvey torunu, Josh Seaver'ın üvey kızı. 19 yaşındasın. Bize olayı anlat! '' dedi memur. Yutkundum. Sesli bir şekilde. Bunu bana ailemin ölümünde de sormuşlardı. Bilmediğim olay anlatmamı istemişlerdi. Tek fark bu olayı biliyordum.
'' Biz Bae ile dondurma almaya o-o kafeye gittik ve E-Edward oradaydı. Bana ' Ben istediğimi her zaman alırım ' dedi ve-ve beni öptü. Ben i-i-izin vermedim. Bedenime do-dokundu. B-ben izin vermedim. Onu itmeye çalıştım ve sonra da Bae'nin onu dövdüğünü gördüm. '' dedim kekeleyerek. Memur bunları not edindikten sonra Bae'nin kimliğine baktı.
'' Gerçek adı Kim Bae İn. Paradise- K'nin baş dansçısı. 20 yaşındasın ve iki ablan var. Olayı anlat! '' dedi tekrardan.
'' April ile dondurma almaya gittik ve o uyuz oradaydı. April'ın izni olmadan ona dokundu ve öptü. Sinirlendim. Yere düştüğün de de dövdüm! '' dedi. Baş belası çok sakindi ama benim korkum ona bulaşıyordu.
'' Sizin aranızda ne var? Yatak arkadaşı? Sevgili? '' dedi memur. O an öksürmeye başladım. Yatak ... Ne?
'' Ne? Asla. Yani biz kardeşiz! Sayılır. O benim kız kardeşim gibi. Yan komşum! '' dedi Bae birkaç nefes alışıyla. Memur kâğıda bir şeyler karaladı.
'' Edward ile aranızdaki bağ? ''
'' O benim çocukluk arkadaşımdı ve Bae onu tam tanımıyor! '' dedim sakın olarak.
'' Peki! Edward buraya gelecek ve ona saldırmayın. Sana sormamız gereken bir şey daha var April! '' dedi memur. Sadece başımı salladım. Bae bana baktı.
Onunla -Bae ile ilk tanıştığımız günü hatırladım. İngilizce konuşan birini arıyordum ve onu bulmuştum. Bana imza vermek istemişti ve ona laf atmıştım. Sonrası üzücü de olsa beni Paradise ile tanıştırmıştı. Wolf şarkısı ... İlk gözdem ... Salak şey bana pis kıyafet dolu bir spor çantası atmıştı ve sokaklarda deli gibi koşmuştuk. Eve dönerken yok boyunca birbirimize laf atmış ve Bayan Min'den dayak yemişti. Onu uyurken izlemiştim ve onların yanında en çok korktuğum şeylerle ilgili film izlemiştim. Ağladığım için üzülmüştü ve beni eğlendirmeye çalışmıştı ve başarmıştı. Beni korumak için zengin bir velede iyi bir dayak atmıştı ... İçten ona o kadar çok yakınlaşmıştım ki Edward'ın odaya girdiği son anda anlamıştım.
'' April! Bu ikisini şikâyet ediyor musun? '' diye sordu memur.
'' Ne? ''
'' Biliyorsun. Eğer şikâyet edersen hapse girecekler. Bu yaptığı Edward'ın taciz etme bölümüne giriyor! ''
'' Ya Bae? ''
'' Ona bir şey olmayacak! ''
'' Ben... Ben şikayetçi... Şikayetçi değilim. Çünkü onun ailesine karşı bir saygım var! Ama Edward'ın bir daha asla ama asla Kore'ye adım atmamasını istiyorum! Bunu sağlayabilir misiniz? ''
'' Belki! Siz ikiniz gidebilirsiniz '' dedi. İlk önce Bae çıktı sonra da ben. Odadan çıkar çıkmaz gözüme vuran ışık ile kendimi yeni uyanmış gibi hissettim. Karakoldan çıkar çıkmaz derin bir nefes alıp ellerimi yukarı kaldırdım.
'' Nasılsın? '' diye sordu Bae. Yanına gidip ona sarıldım ve teşekkür ettim.
'' İyiyim ama bana dans etmeni istiyorum. O zaman daha iyi olurum. '' dedim sırıtarak. Hava henüz kararmamıştı ve rüzgâr yavaştan esiyordu. Bana baktı ve telefonunu çıkardı.
'' Şuradaki parka gidelim. '' dedi ve telefonuna bana uzattı. Parka gidene kadar telefonundaki tüm müzik listesini kurcaladım ve Machine şarkısını seçme kararını verdim. Parka vardığımızda gözlüğünü ve peruğunu düzeltti. Çimenlerin üstüne oturum Machine açtım. Sağ el yukarı sol ayak arkaya dans etmeye başladı. O dans ederken gülümsemeye çalıştım. Telefonumu çıkartıp onu videoya almaya başladım. Dakikalar sonra biten dansı telefonumda bulunduracaktım. Kimi insanda benim yaptığımı yapıyor ve Bae İn'i videoya alıyorlardı. Şarkının bitiminde herkes onu alkışlamıştı ve bende gülümsememe engel olamıyordum.
'' Eee? Şimdi ... '' diye sordu nefes nefese yanıma otururken.
'' Bae sana güvenebilir miyim? ''
'' Evet! Neden? ''
'' Ailemin öldüğü gün benim doğum günümdü. '' diye anlatmaya başladım. İlk defa bir insana anlatacaktım bu olaydı.
'' Hiçbir şeyden haberim yoktu ve polisler evime gelip beni karakola, bilmediğim ölümü anlattırmaya zorlamışlardı. Sadece bir ay öncesinden beri polislerden ve karakollardan korkar oldum! '' dedim çimenler ile oynarken.
'' Yani doğum günün aynı zamanda bir ölüm günü ... Ben bilmiyordum! ''
'' Kimse bilmiyor. Sana güvenerek anlatmak istedim. Belki daha iyi olurum diye. ''
'' Peki oldun mu? ''
'' Evet! Artık eve gitsek. Fazla yorgunum! '' dedim ve ayağa kalkıp yürümeye başladım. Ona güvenmek konusunda ne kadar zorlansam da yakında beni, İnanılmaz Ses'i öğreneceklerdi.
...BAE'NİN AĞZINDAN...
Taksiye binip eve, sokağımıza doğru gitmeye başladık fakat yol çok kalabalıktı. İtfaiye araçları sürekli ama sürekli yolu kapatıyordu. Düz gidiyorlar ve sağa… Bizim sokağımızın olduğu yere dönüyorlardı. Birden parayı ödeyip April ile taksiden inip koşmaya başladık. Sağa döndüğümüzde gördüğümüz manzara ile şok geçirdim. Paradise'nun yaşadığı evin yanındaki ev, April'ın evi yanıyordu.
Hoon Hyung ile Bayan Min evin uzağında duruyordu ve onlara doğru koşan April'ı durdurmak için iş birliği yapıyorlardı. Evin mutfak ve salon bölümü yaklaşık olarak tamamen yanmıştı ve söndürmek için çok çaba sarf ediyorlardı.
'' April sakin ol! '' diye bağırdı Hoon Hyung. April'ı yere oturtup yanına oturdu ve ona sarıldı. Yeni yaşam kurmak istediği evi yanıyordu ve April hiç olmadığından çok gözyaşı döküyordu.
Acısını hissettim, gözyaşlarını ... Kalbime bir kazık saplandığını hissettim. Gözlerim doldu ve aktı. Gözyaşlarım benden izin almadan akıyordu. April'ın yanına gidip ona sıkıca sarıldım. Kim nasıl anlarsa anlasın ama ona sarıldım. Boynuma kollarını HyoShinıp ağlamaya başladı. Ona daha sıkı sarıldım. Hayata tutunmasını istiyordum. Artık kimseden korkmamasını ve güçlü olmasını istiyordum. Sürekli Namkyu Hyung gibi gülümsemesini istiyordum.
Eğer ona bunları yaşatamayacak isem neden onu seviyordum ki?
Oyun olsun diye mi?
Acı çeksin diye mi?
Ünlü olsun diye mi?
Onu kalbimden gelerek seviyordum. Ablalarımı sevdiğim gibi seviyordum. Ayrılmak istemezcesine seviyordum. Ağlamaması, gülümsemesi için seviyordum. Ne bir oyun ne de bir ün için sevmiyordum onu. Bana âşık olsun ve beni sevsin diye seviyordum.
Birkaç uzun dakika sonra ateş söndü ve April sakinleşti. Bayan Min itfaiyecilerle konuşmaya gitti ve Hoon Hyung 'da April için bir büyük bardak su ve peçete getirdi. April gözlerini sildi ve bana tutunarak ayağa kalktı. Nasıl hissetmeliyim?
'' April! ''dedi Bayan Min ve ona sıkıca sarıldı. Kötü bir şey vardı ... Bu çok net ve belirgindi.
'' Artık burada yaşayamazsın. Evin temeli çok ama çok kötüymüş. Evden gaz kaçağı oluşmuş ve nasıl olduysa ev ateş almış. Hoon haber vermeseymiş odandaki tüm kitaplarını ve eşyalarını kaybede bilirdin! '' dedi.
'' Ya yaptırırsak? Olmaz mı? ''
'' Temeli çok berbatmış. Tekrar aynısı olma olanağı varmış! Üzgünüm!'' dedi. April burnunu çekti.
'' Abla ben ... Nasıl sana bunu ödeyeceğim? Ben sanırsam gitmeliyim ... G-Geri dönmeliyim! '' dedi.
'' Hayır! Ben sana bir şey ayarlarım! ''
'' Bayan Min. April bizimle kalabilir. '' dedi birden Hoon Hyung! Bir dakika! NE?