''Tutuşmuş ruhların, yanık sesi.''
| Sena Şener- Sevmemeliyiz |
Nefes alamadığımı hissediyordum. Sağ elimin avucunu, ağzıma bastırdım. Ağlamak üzereydim. Bir an yanlış okuduğumu düşünüp mesaj kısmına tekrar baktım. Tarih, numara her şey oldukça gerçekçiydi. Gözlerimi İran halısının bulunduğu noktaya diktim. Uzun bir müddet düşündüm. Telefonu tutan ellerimi havaya kaldırıp titremesini engellemeye çalıştım. İlk bulduğum, en yakınımdaki koltuğa oturdum. Gözlerim yerde, aklım ise bilinmezlikteydi. Merdivenlerden ayak sesleri geliyordu. Gelen kişi belliydi. Sesini hissetmiştim.
''Bu yaptığın çok sinirimi bozdu. Ne yapmaya çalıştın? İntikam falan mı aldın aklınca?''
Altan'ın sesini duydum. Kafamı çevirmeden ayağa kalkmıştım. Telefonu aceleyle cebime koydum. O gece gitmeden önce tekrar buna benzer bir mesaj almıştım. Şimdi yine alıyordum. Kim tehdit ederdi ki? Ekrem Demir olamazdı. Hiç istemesem de aynı tarafta gözüküyorduk. Altan'a kafamı çevirdim. Öfkeli gözlerle bana bakıyordu.
''Bana açıklama yapmak zorundasın''
Deri, kırmızı koltuğa oturdu. Boş kadehe viskiyi doldurdu. Şarap kadehinden viski içecek kadar aklı başında değildi.
''Beni eve bırakır mısın?''
''Tabii ben bırakacağım soru mu bu? Ama önce sana ne yapacağımı söyle.'' Sesi tehlikeliydi.
Kendimi kötü hissediyordum. Aldığım tehdit mesajını gösterip göstermemek arasında kalmıştım. Anlatmak kolaydı. Sadece Altan'dan korkuyordum. Önceden tehdit mesajı aldığımı söylememiştim. Tuhaf olan unutmuştum. Tamamen aklımdan çıkmıştı. Telefonumdan tekrar mesaj kısmına baktım.
''Lütfen eve bırak inan halim yok.''
Viski yetmemiş olacak ki kare şişeyi kafasına dikti.
İç çekti. Bunca şeye rağmen nasıl yakışıklı görünüyordu? Gözleri bile kusursuzdu. Mavi gözlerinin güzelliği bir ayrıydı. Öyle sıradan mavi değildi. Çok açık cam gibi gözlerdi. İnsan bakınca tekrar bakıyordu. Mavi gözlerini çevreleyen siyah uzun kirpikleri vardı. Güya kadınlara kirpik yakışırdı. Bunu düşünen birisi Altan'ı görseydi; vazgeçerdi düşüncesinden. Siyah kirpikler, biçimli kaydırak bir burun ve dolgun dudaklarıyla çekici bir adamdı. Sesi de şiir misaliydi. Konuşurken diksiyonuna hep hayran kalmıştım.
''Bırakacağım ama önce şunu bitireyim. Merak etme bir daha seninle aynı yatağa girmem. Bugün yaptığın şeyden sonra ben de istemiyorum artık''
''Umurumda değil.''
''Benimle tekrar sevişemeyecek olmak üzmüyor mu seni?''
Alaycı bir sesle; ''Sen kendini neden hep böyle yükseklerde görüyorsun Altan? Kadınların hayatında illa seks olmak zorunda mı? Üstelik bir kadının yatakta isteyip de elde edemeyeceği hiçbir erkek yok. O yüzden rica ediyorum şu dik burnunu artık indir. Hayat bunlarla uğraşacak kadar uzun değil!''
Gözlerimi ondan çektim ve boş kadehe şarap doldurdum. Yavaş yavaş içtim. İki bacağımı açmış, öne eğilerek düşünüyordum. Sinirlerim bozulmuştu. Sevdiğim adam da üzerime gelince patlamıştım. Ona baktım. Söylediklerim hiç yaralamamıştı. Aksine omuz silkip içkisini içmeye devam etmişti. O Altan'dı işte. Çok içer, az konuşur ve umursamazdı. Alışkındım.
''Az önce bana küçük bir oyun oynadın şimdi üste çıkıyorsun'' Ses tonu sakindi.
''Sadece ders vermek istedim. Bulmuşsun zayıf bir ipi, kopardıkça koparıyorsun. Nasılsa o ip orada ve istediğin şekilde koparabilirsin. Neyse canın sağ olsun. Buna da tamam''
Gözlerim dolu doluydu.
''Hakkımda yanlış düşünüyorsun.''
''Keşke yanlış olsa.''
Bunu çok isterdim. Telefonuma tekrar baktım. Mesajın gelip gelmediğini kontrol ediyordum. Altan bir köşede viski bardağına parmaklarını vuruyordu. Düşünceli görünüyordu. Sahi ilk kez böyle düşünceli görüyordum.
''Biz büyüdük. Ne ben eski Altan'ım ne de sen eski Şehrazat'sın''
''Ben hala aynıyım''
''Benim çocukluk arkadaşım benden bir şey saklamazdı. Canı yandığı an ilk sığındığı kişi ben olurdum.''
Gerçekten böyle düşündüğüne inanamıyordum.
''Benim çocukluk arkadaşım bana sırtını döndüğü için ona bir şey anlatmak kolay olmadı.'' Derin bir nefes aldım. Gözlerim hala halıya dikiliydi. Kadehi tutan parmaklarımı gevşettim. Tekrar adama çevirdim mavi gözlerimi. ''En son küçükken seninle saklambaç oynardık. Büyüdükçe fark ettim ki hala saklambaç oynuyoruz. Sen saklanıyorsun ben seni arıyorum.''
İçimde yılların kırgınlığı vardı. Kalbimden söküp atmak istiyordum. Bana sorsalar hiç sever miydim? Yüzümü yere eğdim. Ayak parmaklarımın ucuyla halının püsküllerini bağ ayak parmağımın arasına aldım. Annemin zoruyla misafir evlere gittiğimde hep böyle yapardım. Vakit geçirmek için halının ipiyle oynardım. Demek ki hatırlar tekrar yaşanmak için vardı. En çok kötü hatıralar.
''Ben kötü bir adamım.''
''Sığındığın bahaneler rasyonelliğini yitirmiş''
Altan parmaklarının arasındaki viski bardağını yavaşça çalkaladı. Her çalkalamada içindeki içki sallanıyordu.
''Benim değiştiğimi neden kabullenmiyorsun ki? Şerefsiz adamın tekiyim. Sırf fuhuş örgütünün başını yakalamak için alnına silah dayadım. Yetmedi seninle duygusuzca seviştim.''
''Bana planlı değildi demiştin? Bu da mı yalan Altan!?'' Sesim sert çıkmıştı.
Altan hep böyle olmak zorunda mıydı? Ne zaman unutacaktım. Artık unutmak istiyordum. Yüzümde geçmişin gölgesi vardı. Sesimde ise dünün hayal kırıklığı. Elimi uzatsam dokunacağım adam şimdi artık iyice uzaklaşmıştı. Yollarımız ayrılıyordu yavaş yavaş. Ve ben her geçen gün biraz daha farkına varacaktım. Acıyla, özlemle fark edecektim.
''Planlı değildi. Yine de sana dokunmam doğru değildi. Biz arkadaştık Şehrazat. Arkadaşlar sevişemez, birbirlerine duygu besleyemezler'' Son sözü bana atıfta bulunarak söylemişti.
''Söylemlerin eylemlerinle çelişiyor be Altan''
Şarabı içerken boğazım yandı. Duyduklarım mı yoksa gördüklerim mi kanattı bilmiyordum. Telefonuma tekrar baktım. Yardım istemeli miydim? Yoksa ölmeyi mi beklemeliydim. Gözümün önüne annemin yüzü geldi. Öldüğüm an kahrolurdu. Altan'a baktım. Muhtemelen umursamayacaktı bile. İki gün üzülür sonra hayatına devam ederdi. Ne düşüneceğimi bilmiyordum . Onunla yattığıma pişman değildim. Sadece sonuçlarımın bu kadar acımasız olacağını bilmiyordum.
''Haklısın...O zaman bu viski senin ve benim için gelsin''
Hafif kaldırdı, elimde tuttuğum kadehe vurarak ağzına götürdü. Tekrar bir dikişte bitirmişti.
''Telefonun titriyor. Bir bak önemli biri arıyor olabilir.''
Masaya bıraktığım telefonu elime aldım. Tekrar mesaj gelmişti. Korkarak bakıyordum. Sevdiğim adama göz ucuyla baktım. İçkisini içmekle meşguldü. Yüzü bana dönük değildi.
01.41 05******:
Pazar günlerini pek sevmem. Bir de hava durumuna baktım. Kar varmış. Kara en çok yakışan ne biliyor musun Kutlu? Kırmızı. O zaman hazırlan. Bu pazarı kırmızıya boyayacağım.
Korkuyla gözlerimi açtım. Nefes alamadığımı hissettim. Bunu kim yapıyordu? İçimdeki sıkıntıyla ayağa kalktım. Altan'da akabinde kafasını çevirmişti. Elimde olan telefonu hızlıca aldı ve okumaya başladı. Bir elim belimde kötü bir şekilde heyecanlanmaya başlamıştım. Biri gerçekten beni öldürmek istiyordu. Üstelik bu Altan değildi. Yanımdaydı çünkü. Mesajı atan her kimse uzaktan birisiydi.
''Bu orospu çocuğu kim?''
''Bilmiyorum.''
''Sikerim lan onu. Ne demek lan bu? Şehrazat anlat bana. Bir saat önce de yazmış. Niye söylemiyorsun sen?'' Altan sinirle ellerini saçlarından geçirdi.
''Ben sadece...''
Altan telefonu yere fırlattı. Paramparça olmuştu. İç çekerek telefonuma baktım. Kendi paramla aldığım ilk şeydi.
''Ne sadece? Sen bana güvenmiyor musun? Ya daha on dakika önce ne konuştuk. Benden hep böyle şeyleri saklayacak mısın? O lanet olası olayı saklamasaydın bugün polisler peşinde olmayacaktı. Yine hata yine hata!''
''Sana neyi anlatayım ki? Sen sanki çok şey anlattın bana. Ayrıca adam öldürmekle tehdit ediyor. Korkmam normal değil mi?'' Dedim.
''Seni her halükarda öldürmeyi kafasına koymuş. Ama sikerler kızım. Öyle kolay mı lan seni öldürmek. Onun o kafasını kopartıp kanını içiririm ağzına.''
Telefonunu çıkardı Altan. Eliyle geleceğini söyleyerek salondan çıktı.
Nihayet gelmişti. Elinde şal vardı. bana uzattı. Viski şişesini tekrar aldı ve içti. Gergindi.
''İlk tehdit mesajın mı?''
''Sana gelmeden bir gece önce buna benzer bir şey aldım. Sıra sen de demişti. Seda'nın katili olduğunu sandım.''
''Ekrem Demir böyle bir şey yapmaz. O örgütün işi.'' Benim olduğum koltuğa oturdu. Dizimde duran ellerimi, ellerinin arasına aldı. Düşünceli ama aynı zamanda öfkeli görünüyordu. Kendini tuttuğu her halinden belliydi. ''Ben böyle bir şeye izin vermem anladın mı? Bak belki seni kendimden koruyamam ama değil bir başkası, sinek ısıramaz seni. Canım pahasına koruyacağım. Söz veriyorum saçının teline zarar gelmeyecek.''
Kendinden emin konuşmasıyla kafamı salladım. Gözyaşlarım dudaklarımı ıslatmıştı. Burnumu çektim.
''Teşekkür ederim.''
''Bundan sonra sözümden çıkmayacaksın. Gerekirse bütün işlerine ben koşacağım. Canın pizza mı çekiyor beni arayıp isteyeceksin. Güvenliğin her şeyden önemli. Artık şu durumun ciddiyetinin farkına var.''
Seni kendimden koruyamam demişti. Doğru bana en çok zarar veren Altan'dı. Şimdi ise güvenliğimin her şeyden önemli olduğunu söylüyordu. İç çektim. Parmaklarımı okşuyordu sevdiğim adam. Ölmek istemiyordum.
''Eğer sen de öleceksin diyorsa Seda'nın ölümünde parmağı var mı?''
''Ekrem Demir öldürdü. Videoya çekti. Yanında tanıdığım biri daha vardı. Muhtemelen Seda öldürülmeden önce evdeydi. Kızın kanında yüksek dozda zehir de çıktı. Fuhuş örgütü biz yok etmeden önce kendisi davranmak istemiş''
''Neden öldürmek istiyorlar bizi?''
Altan, parmağını çeneme dokundurdu. Okşamaya başladı. Tüy gibiydi parmakları. ''Artık işine yaramıyorsunuz da ondan''
''Seda öldürüldü değil mi? Yani eminiz''
Altan güldü. ''Şehrazat tabii ki de öldü. Lütfen bu ikilimde kalma. Ben yalan söylemem. Sadece sorularına yeterli cevaplar vermem o kadar. Kafasının kopartıldığı video elimde. İstersen izleyebiliriz?''
Burnumu buruşturdum. Altan nasıl acımasız bir adama dönüşmüştü ki? Eskiden olsa birinin parmağı kesilse bakamazdı. Dediği gibi değişmiş miydi sahiden? Yüzünü inceledim. Sadece incelemek istedim.
''Beni öldürmezler değil mi? Altan engel ol lütfen.''
Altan belimden tuttu. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Gözlerinde farklı bir yumuşama vardı. İki parmağıyla çenemi tekrar okşadı. Dudaklarını dudaklarımın üstüne hafif bastırdı. Ağzı içki kokuyordu. Tadını almıştım. Dudaklarımın kenarına dilini dokundurdu ve ıslak ıslak yalamaya başladı. Belimde duran ellerini sıkılaştırıp vücudumu kendisine doğru yaklaştırdı. Şimdi daha yakınımda duruyordu.
Alt dudağımı ağzının içine aldı. Hamur yoğurur gibi yoğurdu. Geri çekilmeden önce derin bir nefes aldı. Tam olarak öpüşmemiştik. Altan sadece alt dudağımı ağzının içine almıştı.
''Koruyacağım Şehrazat''
Tekrar dudaklarını yaklaştırdı. Bu sefer gerçekten öpüyordu. Dilimi ileriye doğru attım ve birbirine karışmasına izin verdim. Dudağımı ısırdı. öptü okşadı. İki sevgili nasıl öpüşüyorsa biz de öyle öpüştük. Altan nefes nefese geri çekti kendini. Kısa, etkileyici öpücük ikimizin başını döndürmüştü.
''Hadi kalk şimdi seni eve bırakacağım''
Arabanın kapısını açtı. Altan sol eliyle kapatıp şoför koltuğuna geçti. Kontağı çalıştırdı ve park yerinden çıkarmaya çalıştı. Arabayı incelemeye başlamıştım. Oldukça pahalı görünüyordu. Onda daha önce böyle bir araba görmemiştim. Kıyafet değiştirir gibi araba alıyordu.
Deri koltuğa yayıldım. Ormanın dışından yola geçtik. Ürkütücü görünen yola çevirdim kafamı. İzlemeyi seviyordum.
Ne yapacağımı düşünüyordu. Böyle kolay bir şekilde teslim olmak istemiyordum. Mecburî bir durumdan ötürü Altan'ın yardımını kabul etmek zorundaydım.
''Babama haber verecek miyiz?''
''Neyi?''
''Mesaj olayını kast ediyorum''
Altan derin bir nefes aldı. Mesaj der demez gerilmişti. Benim için korkuyordu muhtemelen. Belki de öyle hissetmek istiyordum. Bir yalana inanmak, hakikati görmezden gelmeye benzerdi. Daha kolay ve daha basit olurdu her şey. İnsan inanmalıydı yalanların soğukluğuna. Kendini kandırmalıydı. Bu yüzden kendimi bildim bileli hep bir yalanla avutmuştum ruhumu.
''Anlatacağım''
''Biliyor musun onunla hala diğer konuyu konuşamadık. Çekiniyorum açıkçası.'' Dizinde duran parmaklarıyla oynamaya başladı.
Altan cebinden purosunu çıkardı. Kırmızı ışık yanıyorken ağzında duran sigarayı yakmıştı. Çakmağı torpidoya bıraktı. Çakmağın üzerinde imzası vardı. Adam her yere kendi adını ve imzasını yazıyordu. Camı araladı ve nefesini dışarıya üfledi.
''Konuyu açmaman daha iyi. Mehmet Kutlu'yu biliyorsundur.''
''Biliyorum. Kızmasından korkuyorum.''
Sağa kırdı direksiyonu. Başka bir yola sapmıştı. Altan puroyu ağzından çıkarıp camdan fırlattı.
''Ne yapıyorsun? Çöp gibi atıyorsun. Ya yakarsa otları falan?''
''Kar yağıyor, söner birazdan''
''Olabilir fakat yer çöp mü Allah aşkına'' Sesim biraz yüksek çıkmıştı.
Her zamanki umursamaz tavrıyla omuz silkti. Yine robotlaşmıştı mimikleri. Sanki kendini sıkıyor gibiydi ama bunu asla belli etmiyordu. Sessizleşiyordu direkt. Ne düşündüğünü anlamam imkansızdı. Bazen ağzından çıkan kelimeleri öyle duygusuzca söylerdi ki çok şaşırırdım.
Arabayı durdurdu.
''Hadi in geldik.''
''E burası evim değil ki?''
Kısa bir bakış attı. Kapımı açtı. Dışarıya attım kendimi. Boş bir arazinin ortasında kocaman bir ev vardı. Etraf dağlıktan ibaretti. Ne ara anayoldan çıkmıştık bilmiyordum. Kafam karışmış bir şekilde montumun cebine ellerimi sokup boş araziyi bir kez daha inceledim.
''Burası bana ait'' Altan gülümseyerek etrafa göz gezdirdi.
''Ev mi?''
''Hem ev hem arazi.''
''Ciddi misin?''
Nefesini dışarıya verdi. Arabasından telefonunu çıkardı, cebine attı. Yüzünde gecenin gölgelikleri vardı. Biraz buzlanmış olan yere ayaklarını bastı.
''Az önce kendi arazime sigara attım Şehrazat.'' Soğuk bir gülümsemeyle arkasını döndü.
Yalnızca onu takip ettim. Buranın kaç dönüm olduğunu bilmiyordum. Tahmin etsem de sayılar yetersiz kalırdı. Evin kapısının önünde durduk. Altan anahtarla kapıyı açtı ve sıcak havanın yüzümüze gelmesini sağladı.
''İşler düzelene kadar burada kalmanı istiyorum. Elli korumayla evin çevresi güvenli bir şekilde gözetilecek. Yanına da iki koruma vereceğim''
''Altan saçmalama istersen''
''Saçmalamak mı? İşin ciddiyetinin farkında mısın?''
Elimdeki çantayı bıraktım. Bir daha evime gidemeyecek miydim? Üstelik annemin hiçbir şeyden haberi dahi yoktu. İşler iyice sarpa sarıyordu. Sevdiğim adama baktım. Koltuğun üstündeki yastıkları kaldırıyordu. Ayağını uzatarak oturdu.
''Evdekilere ne anlatacağız? Resmen burada kalmamı istiyorsun sen!''
Altan gözlerini dikti. ''Merak etme o iş babanda. Arkadaşında kalacağını söyler ne bileyim bir yalan bulur.''
''Doğan'a gittiğimi söyleyeceğim anneme. Doğan ve Dilay dışında başka arkadaşım yok'' Sesim sertti..
''Ev yeni, uzun zamandır da boş. Yarın dört kişilikten oluşan temizlik görevlileri gelip temizler. En azından bir müddet böyle yaşayacaksın. Sonrasına bakacağım ben''
Onunla oynadığım o oyundan sonra Altan öpmek dışında başka bir eylem yapmamıştı. Yatakta yaşadığım şeyin intikamı vardı. Bu yüzden umurumda değildi. Çünkü o canımın yandığının kadar can yakmıştım. Gözlerine baktım. Derin anlamlar kalbime bıçak gibi saplanıyordu. İrislerinden yayılan bir ateş vardı. Ruhumu örseliyordu adeta. Baktıkça bakasım geliyordum.
Altan şömineye yaklaştı. İçine birkaç odun attı. Elini saçlarından geçirdi ve ateşi atıp yanmasını izlemeye başladı. En son şömine yandığında ikimiz aynı ateşte yanmıştık. Anıların acizliği kafama yansıdı. Bir film şeridi misali geçti gitti beynimden. Tutmak istiyordum o anıları. Utanç verici hatıralar canımı yakmaktan başka bir işe yaramıyordu. Elimde olsa tutup yok ederdi. Fakat elimde değildi. Bugün olduğu gibi, dün de elimde değildi.
Şömine geçen hatıranın son dördüydü.
Kötü hatıraları bas bas bağırıyordu yanan ateş. O gece de şömine yanmıştı.
Odunları eline bıraktı. Cebinden purosunu çıkardı Altan. Şöminenin ateşine tuttu purosunu ve yavaşça yaktı. Bir nefes çekti içine ardından burnundan bıraktı dumanlı havayı. Dudaklarını dişledi. Puroyu sağ eline alıp odunlardan birini yan tarafa bıraktı. Ceketini çıkarmayı da ihmal etmemişti. Isı ilk yayılınca ortalığa hafif bir ateş verirdi.
''Bu iş ciddiyete bindi Şehrazat''
Sessizliği bozan sesine baktım. Direktif vermeyi severdi Altan. En azından yeni Altan bunu yapardı.
''Farkındayım sadece kafamı karıştıran bazı şeyler var''
''Nedir?'' Düz sıradan bir tonda söylemişti. Merak etmiyor gibi bir hali vardı.
Tabureyi çekti Altan. Ateşe doğru purosunu içmeye devam etti. Geçmiş beni yakıyordu. Onu izlemek işkenceyi uzatıyordu. Sadece bakmak ve bugünü unutmak istemiyordum. Son zamanlarda hayatımızda köklü değişimler olmuştu. Artık tuhaf bir çıkmaza girmiştik. Kravatına baktım. Pahalı ayakkabılarına, düz kumral saçları, mavi gözlerine...
''Basit bir doktor elli koruma ayarlayacak kadar çok kazanıyor mu Altan?''
''Bunca olay yaşandı ve senin merak ettiğin bu mu? Biraz fazla detaycı değil misin Şehrazat?'' Ağdalı dili kızdırmıştı beni.
''Yüzeysel düşünemiyorum senin gibi. Üzgünüm ben de buyum işte.''
Altan, odunun birini eline aldı. Ateşi karıştırmaya başladı. Kırmızı kırmızı alev püskülleri havaya uçuyordu. İstifini hiç bozmadan purosunu yan ağzına alarak iki eliyle birden odunların birini geriye attı.
''Seda tarafından tehdit edildiğin gün babana gitseydin bugün bunlarla uğraşmayacaktın. Nankörlük etme. Sana kalkıp yardım ediyorum ama sen hala sorular soruyorsun. Neyi merak ediyorsun?''
''Nankörlük mü? Nankörlük konusunda eline su dökülemeyecek adamın gelip bu cümleyi yüzüme karşı pervasızca söylemesi de ayrı bir inkar etme ironisi olabilir sanırım.'' Nefes almadan konuştum.
''Hep haklısın değil mi?''
''Senin kadar değilim be Altan.''
Ayağa kalktım. Ona muhtaç olduğuma inanamıyordum. Eli kolum bağlanmıştı. İçimde o kadar çok cümle geçiyordu ki sadece dilim söylemeye varmıyordu.
''Birbirimize bir süre katlanmak zorundayız. Mehmet Kutlu için yapıyorum bunu. Her ne olursa olsun eski dostuz ve sana sırtımı dönemem ama bu demek olmuyor ki beni sorgulayacaksın!''
Dilimle dudaklarımı ıslatarak; ''Bana tahammül etmek mi? İki saat önce sevişmek için yalvarıyordun. Sanırım artık sayende hayatım ironilerle şekillenmeye başladı.''
Aşk nefrete yakındı. Seven bir insanın bile sabrı vardı. Son zamanlarda sabrımın sonuna geldiğimi hissetmeye başlamıştım. Derin bir nefes aldım. Telefonumun parçaladığı yetmiyormuş gibi şimdi karşımda benimle alaycı konuşuyordu. Ruhumda derin mezarlar oluşmaya başlamıştı. Ne yazık ki oraya ilk toprak atan da sevdiğim adam oluyordu.
''Benimle ilgili aklındaki sorular yalnızca senin beyninin içinde kalsın. Sesli düşünmeni istemiyorum bir daha.''
''Korkuyor musun?''
''Neyden?''
''Açıklanmaktan korkuyorsun. Biri seninle ilgili realist bir tanım yapacak diye ödün kopuyor çünkü sen içindeki insanı herkesten saklıyorsun. Bir şeyler gizliyorsun ve bunu bilinmesini istemiyorsun'' Bağırmıştım.
Altan gözlerini devirdi. Üçüncü purosunu da yakmıştı. Derin derin içine çekti. Hiçbir şey demeden ayağa kalktı.
''Nereye?''
Arkadan bir bakış attı. ''Uyuyacağım''
''Bana yatağımı göstermedin.''
''En üst kat, girişin hemen yanında bulunuyor. Sol kapıdan gir. Temiz çarşaf var.''
''Kapının kilidi vardır umarım. Malum yatakta boşaltamadığım için seni ; sen şimdi yanıyorsundur ve kendimi korumam lazım'' Sözlerimle afalladı
''Sen boşalmadığımı mı düşünüyorsun sahiden?'' Gözlerini kıstı.
''E yani, birleşme olmadığına göre her halükarda istediğin olmadı.''
''Yo gayet birleşme yapmadan da oldu. Mesela şu an w******p profiline gireceğim ve dekolteli fotoğrafına bakarak...''
Aniden ayağa kalkıp parmağımı dudaklarına bastırdım. Böyle açıkça söyleyemezdi. Ne düşündüğünü anlamıştım ama buna izin vermeyecektim. Lanet olası telefonum yoktu. Altan kaşlarını çattı. Dudaklarında bulunan parmaklarımı geri çektim.
''Ver şu telefonunu hemen numaramı sileceğim''
''Korkuyor musun?''
''Sapık düşüncelerinden neden korkayım? Sadece bu yaptığın hiç etik değil.''
Elini belime attı. Yüzünü bana doğru yaklaştırdı. Gözlerinde gördüğüm şey saf arzu muydu?
''İyi geceler''
Nihayet konuşmuştu. Tekrar öpüleceğimi düşünüyordum. Arkasından onu izledim ve kendimi koltuğun üzerine attım.
**
Düşüncelerimde yatan bir eksiklik vardı. Camdan karın yağmasını izledim. Uyandığımdan beri yalnızca bu eylemi gerçekleştirmiştim. Sabah bir ara hazırlanan kahvaltıyı yemiştim. Can sıkıntısından evi üç kez gezmiştim. Telefonum da yoktu. Aynadan yeni alınan kıyafetlere baktım. Uyandığımda, koltuğun üzerinde paketler vardı. İlk bulduğumu giyinmiştim. Her ne kadar ona çok kızgın olsam da bu kibar tavrı hoşuma gitmişti. Kıyafet istemediğim halde sabahtan hazırlatmıştı.
Kapının açılma sesini duydum. Üstümdeki şal omzumdan düşmeden önce hafif eğildim. Kimin geldiğine bakmak istemiştim.
''Sen mi geldin?''
''Evet''
Elinde tuttuğu telefonu bana uzattı. Yüzü düşünceli görünüyordu. Yorgunluk hakimdi bakışlarında. Dün diken üstünde uyuduğu her halinden belliydi. Sonuçta Altan çocukluk arkadaşı olduğum için değil babama söz verdiği için korumuştu beni. Bu düşünce midemi bulandırıyordu.
''Sana telefon aldım. Yeni sim kartı da taktırdım. Telefonuna konum özelliği uygulamasını indirdim. Böylece bir yere gidince telefonuma bildirim gelecek. Bundan sonra adım atacağın her yerden haberim olacak Şehrazat.''
''Babama söyledin mi?''
''Evet. Buraya geliyor. Bir saate gelirim dedi bana.''
Sönmüş şömineye bakarak, biraz odun attı içine. Ardından mutfağa doğru yürüdü.
''Kahvaltını ettin değil mi?''
''Evet''
İki parça peynir tek yiyebilmiştim. Bu olanlar ben de iştah bırakmamıştı ki. Sevdiğim adamın hareketlerini izledim. Şarabı doldururken yüzünde tuhaf bir ifade vardı. Yüzünü buruşturdu. Kaslı kollarını gerdirip tabureye oturdu.
''Bugün ne yapmak istersin?''
''Annemi görmek istiyorum. Beni götürür müsün?''
''Olur, sadece dikkatli davranmanı istiyorum artık. Arkadaşlarınla buluşunca bile dikkatli davranacaksın.''
''Bu arada sen hastaneye gitmeyecek miydin?''
Altan derin bir nefes aldı. İkinci doldurduğu kadehi bana uzattı. Hareketlerinde büyük bir sakinlik hakimdi. Dün benimle tartışmamış gibi davranıyordu. Gerçi birkaç dakika içinde yine kavga ederdik.
''Gideceğim ama senden sonra. Akşam annen de kalmanı istemiyorum. Bu evi kendi evin gibi hisset ve ona göre davran. Camlardan uzak dur. Yukarıda da laptop var. Oyun indirttim. Canın sıkılırsa oynarsın''
''Babanla konuştum bana şey dedi...'' Tereddütlü sesiyle gözlerimin içine baktı.
''Ne dedi?''
Altan elindeki kadehi tezgahın üzerine bıraktı. Oturduğu tabureden kalkıp karşıma geçti. Gözleri yorgundu. Her ikimiz de diken üstündeydik.
''Senin eve gelmeni istiyor. Sana gözü gibi bakıp koruyacağını söyledi.''
''Tamam öyle daha uygun olur. Eğer beni koruyabilecekse...'' Benim için en uygunu buydu.
Altan parmaklarını dudağımın üzerine bıraktı. ''Ben seni koruyabilirim. Tamam belki sana sesimi sürekli yükseltiyor olabilirim ama Şehrazat içim rahat etmeyecek. Sen olmayacaksın ve her an başına bir şey gelecek mi diye düşünmek istemiyorum''
Derin bir nefes aldım. ''Babamın hatrı için yanımdaydın. O yüzden dert etme. Sana ihtiyacım kalmadı''
Kadehinden bir yudum daha aldı. Eliyle çenemi tuttu. Gözlerinin içine bakıyordum. İrislerinde tuhaf bir ifade vardı. Korku muydu? İlk kez onun korktuğunu hissetmiştim.
''Evet bana ihtiyacın yok ama yanımdayken aklım kalmayacak. Odadan çıktığım an ne yaptığını görebileceğim. Şehrazat farkındayım bazı şeylerin. Biz bir daha eskisi gibi yakın olamayacağız. Ben yanımda olmanı istiyorum. Sana dokunmayacağım bile. Öyle pervasızca öpmem.''
''Altan sorun öpmek değil ki? Sen değiştin ben değiştim.''
''Değiştin mi?''
''Bazı şeylerin farkına vardım diyelim. Beni hep ikinci plana attın. Kötü davranmana kırıldım ama en çok kırıldığım şey çocukluk arkadaşımı kaybettim ben.''
''Seninle seviştik biz.'' İsyan eder gibi gözlerime baktı.
''Hala o konu mu?''
''Şehrazat sen benim ilk öptüğüm kadınsın. Her şeyi seninle o gece yaşadım. Evet belki çocukluk arkadaşını kaybettin ama büyüdük ikimizde.''
İlk itirafıyla şaşırdım. Altan'ın ilki miydim? Bunun şaşkınlığıyla kaşlarımı kaldırdım. Böyle bir şey beklemiyordum. Neden öptüğünü sormak istiyordum? Hisleri mi vardı? Sanmıyordum. Çünkü seven bir adam asla sevdiğine böyle kötü davranmazdı. Sadece bir neden aramak istedim. Gözlerimden yaş gelmemesi için dua etmeye başladım. Onun yanında ağlamak istemiyordum.
''Beni neden öptün peki? Arzu muydu duyduğun?''
''Bana söz ver. Baban gelince gelmek istemediğini söyleyeceksin.''
''Hayır üzgünüm sen o hakkını kaybettin. Bak Altan sıkıldım tamam mı? Babamın koruması altına girmek istiyorum. Birbirimizi görmeyelim''
Kelimeler ağzımdan zor çıkıyordu. Bunca şeyden sonra yakın olamazdık. Dün intikam alırken aslında bütünüyle yaklaşmıştım. Sadece dünün değil bugünün de intikamını almak istemiştim. Bütün kızgınlığımı ondan çıkarmıştım.
''Göreceğiz birbirimizi sen de farkındasın. Ailelerimiz komşu Şehrazat.''
''Ne fark eder? Yabancıydın tekrar yabancıymışım gibi davran işte. Hem işine de gelir.''
''Gitme'' Sadece bunu fısıldamıştı. Ayağa kalktı. Ensesini kaşıdı. Altan kötü görünüyordu. Yüzünde tuhaf bir ifade vardı. Gömleğinin kollarını ilikledi.
''Neyse ben hazırlanayım''
Kolumdan durduruldum. ''Olmaz anlamıyor musun? O adam psikopatın teki. Tehdit ettiğine göre aklında gerçekten öldürmek var. Sen bana seni bu şekilde bırakıp gideceğimi düşünüyorsun? Olmaz anla Şehrazat olmaz. Gerekirse yüzüme bile bakma ama seni bırakamam. Yanımdasın. Güvendesin.''
''Ya sen gerçekten egoist hayvanın tekisin. Senden vazgeçiyorum diye ödün kopuyor. Çünkü evcil hayvanın yok değil mi? istediğin gibi şekil veremeyeceğin için korkmaya başladın. Ama artık yeter!''
''Asla öyle düşünmedim hakkında. Ben seni kendimden uzaklaştırdım lan. Sana zarar gelmesin diye senden uzak duruyorum. Ben kötü bir adamım. Çevrem kötü yaptığım işler kötü ve sen yanımda olunca olmuyor anladın mı?''
Tezgahta duran bardakları devirdi. Yere düşen şarap kırmızılığı atılan ilk kurşundu.
Vazgeçmek üzereydi.
''Doktorluk mu kötü iş?''
''Boş ver. Açıklayacak zamanım yok. Bana biraz zaman ver. Bu boktan işler bitine kadar yanında olacağım. Birinin sana zarar vermesini bekleyemeyeceğim. Baban bir müddet korur ama benim kadar değil anladın mı?''
''Sen ne iş yapıyorsun Altan?'' Kelimeler ağzımdan tükürürcesine çıkmıştı. Parmaklarımı birbirine kenetledim. Onun cevabını bekledim.
''Kötü bir adamım demiştim.''
''O zaman güle güle. Şimdi izin ver de hazırlanıp babamı bekleyeyim.''
Arkasını döndü. Kollarına yine hapsetmişti. Altan durmuyordu. Bir an da kaybetme korkusu yaşamış gibi davranıyordu.
''Söz veriyorum tamamen çıkacağım hayatından. Bu evde kal. Tamamen bittiğinde bir daha görmeyeceksin beni''
''Hayır istemiyorum anlamıyor musun? Beni bir oyun için alnıma silah dayayan bir adamı istemiyorum. Sırf zevk uğruna sevişilen kadın da olmak istemiyorum. Canı isteyenin bağıracağı insan da olmak istemiyorum. Huzur istiyorum huzur. Çık git Altan. Sen gelene kadar düşündüm ben. Sana muhtaç olduğum için tahammül ettim ama benden bu kadar. Çık hayatımdan defol!!
Kollarımı çektim. Altan tekrar tuttu. Bir şekilde bedenimi çekmeme izin vermiyordu. İkimiz de günün sonunda patlamıştık. Ellerini belime attı kafasını boynuma gömdü.
''Bilmiyorsun Şehrazat bilmiyorsun.''
''Altan bırak kolum acıyor''
''Özür dilerim. Ağlama lütfen kollarımda''
''Bırak''
Zar zor bedenimi ondan çekmiştim. Elimle saçlarımı düzelttim. Bir dakika bile tahammül etmek istemiyordum. Merdivenlere doğru yürüdüm. Aceleyle dün gece kaldığım odaya gittim. Öfkem kendimeydi. Anlam veremediğim olaylar beni hayal kırıklığına uğratıyordu. Altan gibi adamlar sevgisinin nankörlüğünü amaç edinebilirdi ancak. Bulduğu ilk fırsatta vurmaktan çekinmezdi. Bir karar almıştım. Daha huzurlu bir hayat için ondan uzak duracaktım.
Dün gece kendi kendime düşünmüştüm.
''Şehrazat şu kilidi aç. Böyle kapıyı kilitleyip hiçbir yere gidemezsin anladın mı?''
Kapıyı vuruyordu. Altan'ın bana aldığı telefonu bıraktım. Aynadan kendime baktım. Yüzümü de o arada yıkamıştı. Kapının sesini duymamaya çalıştım. Daha fazla kimseyle kavga edecek durumda değildim. Babamla yüzleşecek ve onun yanında kalacaktım. Ölümü bu evde bekleyemezdim.
''Altan bak ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum. Babam beni koruyacaksa sana ihtiyacım kalmadı.''
Nihayet kapıyı açmış ve karşımda kızgın boğa misali duran adama omuz atarak merdivenden indim. Mecburiyetten Altan'ın aldığı kıyafeti giymiştim. Koridorda duran aynadan bir kez daha kendime baktım. Yüzüm yorgun duruyordu. Makyaj yoktu ve ölü balığa benzetmiştim kendimi. .
''Baban seni koruyamaz.''
Omuz üstünden küçük bir bakış attım. ''Neden? Emin ol senin davranışın dışarıdakilerden daha güvenli.''
''Şehrazat ikide bir oradan dem vurma bana. Seni en iyi ben korurum anladın mı? Adamlar ölümle tehdit ediyor. Onlarla baş edecek tek kişi benim''
''Bir doktor, eli silah tutan adamları iyileştirir Altan. Onları alt edecek mafyatik gücü olmaz. Karar ver hangisisin? Cidden sakladıkların artık canımı sıkıyor.''
Masanın üzerinden peçeteyi aldım. Elimde de ruj vardı. Çantama koymuştum dün gece. Kırmızı ruju yavaş yavaş yaydım dudaklarıma. İşaret parmağımın tırnaklarıyla sildim. Peçeteyle ellerimi temizledikten sonra çantamı koluna taktım.
''Ne fark eder? Verdiğin değer mi azalır?''
''Evet azalır ama tabii kaldıysa. Malum hayvan herifin tekine dönüştün. Rica ediyorum artık zorlama. Ölürsem de bu beni alakadar eder seni değil.''
Altan kaşlarını çatarak karşıma oturdu. ''Şehrazat canımı sıkıyorsun''
''İşte bak sana mükemmel bir ödül veriyorum. Bir daha beni böyle her gün görmek zorunda kalmayacaksın. Ne bok yiyorsan da kendin ye''
''Ağzın bozulmuş''
''Siktir git Altan''
Kollarımı birbirime bağladım. Duvarda asılı duran saate baktım. Babamın gelmesine daha vardı. Ellerimle saçlarımı tekrar düzelttim. Altan'ın aldığı elbise biraz uzundu. Bu yüzden ayağıma takılıyordu. Dikkatli bir şekilde elbisenin eteğimi düzelttim.
''Evin önündeki korumalar aynı şekilde evinin önünde duracak. Buna itiraz etme!''
''Annem ne diyecek bu duruma?''
''Baban bulur bir yalan. Umarım bunu kabul edersin yoksa seni asla bu evden çıkarmam''
Parmaklarımı ona doğrultarak; ''Belki sen yapıyorsundur bu oyunu? Nereden inanacağım ben sana? Sen planlamış olmayasın''
''Saçmalama istersen. Evet sana bir oyun oynadık ama hatırlatırım baban da bu işteydi. Üstelik polisler sayemde seni o deliğe tıkmadı.'' Demişti yüksek sesle.
''Bilemem''
''Boktan herifin tekiyim fakat sana oyun oynayacak zamanım yok. Şehrazat biliyor musun? Sen kesinlikle insanın sinirini bozarsın'' Gerçekten sinirlenmişti. Eskiden sakin olan bu adamdan asla eser kalmamıştı. Küçük bir şeye bile kaşlarını çatıyor ve ani hareketler sergileyebiliyordu. Bunu fark etmemem imkânsızdı.
''En azından bir günüm ile diğer günüm birbirini tutuyor ama sen?''
Mavi gözlerini dikti. ''Ben ne? Gayet yaptıklarım ve yapacaklarım belli. Neyse dediğim gibi korumak zorundayım seni o yüzden o korumalar evinin önüne de gelecek. Sonrasını düşüneceğim artık.''
Onu görmek istemiyordum artık. Kendime dün gece bir söz vermiştim. Uygulama aşaması belki karın ağrısı yaratabilirdi fakat en azından böyle bir anda tekrar paramparça olmayacaktım.
Kapı çalınca Altan ayağa kalkıp kapıya doğru yürümüştü. Öfkeyle kapının kulpunu tuttu. Ters ters baktı babama.
''Onu götürmek için direniyorsun ama umarım eline yüzüne bulaşmaz''
''Sana da merhaba Altan''
Babamın yüzünü görür görmez dudaklarımda gülümseme peydah olmuştu. Babamın kollarına doğru koştum. Ona sıkıca sarıldım. Günler sonra ilk kez böyle yakın ve güvenilir hissediyordum kendimi. Hiçbir şekilde babamla o olayları konuşamamıştık. Cesaretliydim bu sefer içimi dökecektim.
''Korkma tamam mı? Ben her halükarda yanında olacağım''
''Biliyorum, özür dilerim. Anlatmadığım için...''
Dudaklarını büzdü. ''Her şey geçtiğinde tekrar özür dilersin. Şimdi önemli olan senin güvenli bir şekilde hayatına devam ettirmendir. Kaldır o mavi gözlerini. Benim kızım güçlü birisi tamam mı?''
''Ya güçlü değilsem baba?''
Sarı saçlarımı elleriyle avuçlayıp omuzlarımın üzerine döktü Mehmet Kutlu. Bu hareketi izleyen diğer bir kişi de Altan'dı. Uzaktan bize bakıyordu. Kapıyı kapattı ve salona geçti. Gergin görünüyordu Altan.
''Sen mü güçlü değilsin? Hatırlar mısın dedene sinirlenip kafasına ceviz atmış insansın.''
''Aman baba o zaman çocuktum. Ceviz atmakta ne var ki?''
Burnuma hafif parmağıyla vurdu. Yüzünde gülümseme vardı.
''Babama ceviz atmak büyük yürek ister kızım.''
Altan gergin bir şekilde telefonunu eline aldı. Biriyle mesajlaşıyordu muhtemelen. Ellerini saçlarından geçirdi ve gerinerek koltuğa yaslandı. Bacaklarını uzatmış, gözleri ise yalnızca düşünceli görünüyordu.
''Ben lavaboya gideyim. Geldiğimde çıkalım baba. Bu arada anneme ne anlatacağız?''
''Ben bulurum hadi sen yukarıya çık''
Eteğimin bir ucunu tuttum. Sırtımda onun bakışlarını hissetmiştim. Umursamadan banyoya yürüdüm. Ruhum dağınık görünüyordu. Yüzümü yıkadım. Bulaşan rujumu umursamadan peçeteyle sildim.
Uzun zamandır yaşadığım olaylar normal değildi. Yavaş yavaş yorulmaya başlamıştım. Seda'nın öldürülmesi, tehdit mesajları ve Altan'ın karmaşık davranışları ruhumu yoruyordu. Kendime aynadan baktım. Tanıdığım yüz kesinlikle bu değildi. Güçlü bir yüzden çok zayıf bir yüz karşımda duruyordu. Parmağımla aynaya dokundum. Kalbimde yeşeren hisler bitmediği için ondan uzaklaşmak canımı yakıyordu.
Aşağıya indm.
''Onu koruyacağını mı düşünüyorsun sen?''
''Şehrazat benim kızım ve evinde güvende olacak.''
Altan sinirle ayağa kalktı. Avucuyla alnına hafif vurup ayağının önünde duran masaya tekme attı. Gergindi. Oldukça da öfkeli.
''Mehmet amca hatırlatırım sen bir polissin. Onlar ise örgüt anladın mı? Şehrazat benim yanımda güvende olabilir ancak. Kimlere aşık attığının farkında mısın?''
''Altan, diğer insanlara ne diyeceğiz? Burada senin evinde kalacak. Belgin hiç mi sorgulamayacak? Ya da annen?''
Duvarın dibinde durmuş onları dinliyordum. Normalde asla kapı dinlemek gibi bir huyum yoktu lakin ismim geçince ister istemez dinlemek zorunda olduğunu hissetmiştim. Babam sakin bir şekilde oturuyordu. Altan ise öfkeliydi.
''Sorgulasınlar umurumda mı?''
''Vereceğin korumalar evin önünde duracak. Ayrıyeten ben de bir süre mesleğime ara vereceğim.''
''Belgin Kutlu ne diyecek? Evin önünde onlarca koruma olacak.''
Altan'ın bir anda korumacı tavrını anlayamamıştım.
''Bir göreve girdik ve tehlikeli bir iş olduğu için böyle olmak zorunda diyeceğim.''
''Karın da kesin inanır.''
İkisi sessizleşince içeriye girip girmemek arasında kalmıştım. Biraz daha durdum. Merak, aklı yer bitirirdi. Parmaklarımı sıkarak kulağımı duvarın yanına dayadım. Tablo hafif acıtmıştı.
''Neyse onu boş ver. Şehrazat'ı ben koruyacağım. Bu konuda üstüme gelme.''
''Onu en iyi ben koruyabilirim bunu sen de biliyorsun.''
Babam oturduğu koltuktan kalktı. Elinde duran viski kadehinden bir yudum aldı. Bakışlarını Altan'a çevirdi. ''Senin çevren bu fuhuş örgütünden daha tehlikeli. Rakiplerinden biri Şehrazat'ı öğrendiği an ne olacağını düşünüyor musun?''
''En azından yanımda olacak. Biri saçının teline zarar verse onu koruyabilecek gücüm var.''
''Yapma ya. Bunu Dünyanın en büyük uyuşturucu tacirliği yapan adam mı diyor? Aklını başına al Altan. Ben kızımı kimseye yem etmem. Onu koruyacak gücün var ama kendinden nasıl koruyacaksın? Bu pisliğe bulaştırmanı istemiyorum.''
Nefesimi tutmaya çalıştım.
Kulaklarım artık duymuyordu. Uyuşturucu tacirliği mi? Yirmi beş yaşımda büyük bir gerçekle yüzleşmiştim. Kartlar yeniden dağıtılıyordu. Hangisi gerçekti?