''Hakikat, hayalin yanılsamasıdır.''
| Selena Gomez- Lose you to love me |
Uzun bir süre yalnızca düşündüm. Kafamdaki uğultuları durduramıyordum. Görmüştüm. Her şeyi bütün çıplaklığıyla görmüştüm. Beynimin içine yansıyan Seda'nın görüntüleri vardı. Uzun siyah saçlarını savurduğu, kollarını açıp denize koştuğu görüntüler bütün amansızlıkla savaşın ortasına dalmıştı. Hislerimin tercümanı yoktu. Sadece uğultuların sesine kulak vermiştim.
Seda gülümsüyordu. Güneşin ışığı gülümsemesinde çiçek oluşturmuştu.
Seda yürüyordu. İnce parmaklarını kuma daldırıyordu.
Ölmüştü.
Üstelik onu öldüren evimde yemek yiyordu.
Bedenime tuhaf bir duygu yayılım gösterdi. Seda'nın gülen yüzünün arkasındaki şeytanın farkındaydım. Belki ölmeseydi nice binlerce kadın gidecekti. Gözlerim bu sefer Füsun teyzeyi bulmuştu. Yemeğini yiyordu. Göz altlarındaki kırmızılıklar bir saat önce ağladığını gösteriyordu. Kendi kızını kaybettiğini düşünüyordu. Olayın öyle olmadığını aslında Seda'nın bir oyun oynadığını bu kadının duyma hakkı yok muydu? Yemek yerken bile acı çekiyordu. Gün geçtikçe zayıflıyordu Füsun Demir.
Anneme baktım. Seda ile oturup kahve içtikleri vakitleri hatırladım. Annemin Seda ile arası çok iyiydi.
Midem bulanmıştı. ''Kusura bakmayın bana müsaade.''
''Bir şey mi oldu kızım?'' Maviliklerinde endişe vardı. Annem meraklanmış olmalıydı.
''Hayır anneciğim biraz yorgunum.'' Demiş ve peçetemi buruşturup masanın üzerine bırakmıştım.
Odama doğru yürüdüm. Duyduklarımı sindirmem gerekiyordu. Kapıda kimse yokken yavaşça babamın odasına gittim. Hala benden bir şey saklayıp saklamadıklarını merak etmiştim. Çekmecelere baktım. Gün geçtikçe enerjimin tükendiğini hissediyordum. Her gün bir olay çıkıyordu ortaya.
Masanın üzerinde benim fotoğrafım vardı. Çalışma masasının çekmecelerine dokundum. Küçük kağıtlar ve ajanda vardı. Alt tarafı açtım. Hala ortada gözle görülür dikkat çekecek bir durum yoktu. Ellerimi sımsıkı kapattım. Pencereye doğru yaklaştım. Demir ailesi ve Doğan çıkıyordu. Onlara veda bile edememiştim. Bazı ipuçları bulmalıydım. Yalanların üzerine şekillenen bu oyun canımı sıkmaya başlamıştı. Hiçbir şey açıklığa kavuşmamış gibiydi. Bana söylenenler vardı fakat doğruluğundan emin değildim. İnsanın kalbine düşen şüphe tohumu, boğacak kadar güçlü olabiliyordu.
Ekrem Demir; birinin kafasını kopartacak kadar cani olabilir miydi? Seda'nın ölümü normal ölümlerden değildi. Bir gece vakti, evinde öldürülmüştü. Beyni çıkarılmıştı. Ekrem Demir kötü bir adamdı.
Ve bunu saklayanlar daha kötüydü.
İnanmak istemiyordum. İnanırsam aşkıma gölge düşüreceğini biliyordum. Tahammülüm kalmamıştı. Ağlamamak için zor tuttum kendimi.
Kapı açılınca aniden kafamı kaldırdım. Altan tek eli cebinde kapının önünde duruyordu. Yanıma doğru yaklaştı. Burada olduğumu tahmin etmiş olmalıydı. Dudaklarımı ısırdım. Pencere kenarından çekildim.
''Babanın odasını mı karıştırıyorsun?''
Hiç sırası değil Altan hiç sırası değil.
''Seni alakadar etmiyor. İznin olursa beni rahat bırakmanı istiyorum. Yeterince her şeyi sakladınız. Şimdi karşıma geçip alaycı bir şekilde konuşma!'' Dedim tıslayarak
O kadar çok sinir doluydum ki. Evime gelen birisi katildi. Çocukluk aşkım dediğim insan ise bunları bilip işinde olan kişilerden birisiydi. Daha fazla neyle karşılaşacaktım? Canım iyice sıkılıyordu. Pencereyi açtım. İçerisinin hava almasını istiyordum.
Altan koltuğa doğru geldi. Arkasını yaslayarak oturdu. Bacak bacak üstüne atmıştı beyefendi. ''Neden bu kadar öfkelisin?''
''Tekrarlıyorum çık git bu odadan hatta bu evden git. Ben kendi kendimi korurum. Çok sıkıldım sizin oyunlarınızdan.''
Altan mavi gözlerini bana dikmişti. Kısa bir yoğun duygu geçmişti. Öfkeli değil de daha farklı bakıyor gibiydi. Parmağının birini koltuğun demirlik kısmına hafif vurdu. ''Eğer saklamasaydın bunların hiçbiri bugün yaşanmayacaktı. Seda olayı büyümeden alt edilebilirdi.''
Derin bir nefes aldım. Az önce yemek masasında yemeğini yiyen adamın, hukukta resmi kızı görülen Seda'yı öldürdüğünü öğrenmiştim ve Altan karşıma geçip hala suçu bana mı atıyordu? Canım sıkılıyordu bu durumdan.
Günah keçisiydim ama kime göre? Neye göre?
''Sen de biliyordun. Sen neden başta durdurmadın. Çünkü amacın kahramanlık yapmaktı.''
Ayağa kalktı. Öfkeli gözlerini bana çevirdi. İlk kez böyle bir bakışını hissetmiştim. Kötü görünüyordu. Elinde duran telefonu cebine attı.
''Benim kardeşime taciz ettiler ! Sen neyden bahsediyorsun hah? Ne yapsaydım? Polise gitmek çözüm müydü? Ben sana başından da dedim. Bana gelseydin Seda olayına el atacaktım. Seni de işin içine kattığını bilmiyordum. Yazık, hala kendini düşünüyorsun'' Sona doğru sesi kısılmıştı.
''Ben mi kendimi düşünüyorum? Çok komiksin be Altan. Basit bir oyun için çocukluk arkadaşına silah dayayan sensin. Hatta onu seks için de kullanan sensin.'' Dedim.
Arkamı döndüm. Odayı terk etmek istiyordum. Altan'a göz ucuyla baktım. Kendisini tuttuğunu fark ediyordum. Burun delikleri genişlemiş, ağzını da hafif açarak nefes almaya çalışıyordu. Kafasını yukarıya kaldırdı. Yumruk yaptığı ellerini masaya dokundurmadan omuz hizamdan yanıma geçti.
''Seks tek kişilik olmaz Şehrazat. İkimiz de birbirimizi kullandık. Seks karşılıklı zevk alınır.''
Masanın üzerine oturdum. Açılan belimi umursamamıştım. ''Ben sadece acı çığlıklarımı hatırlıyorum. Hani şu bakirelik durumu oluyor ya. Bilirsin işte her neyse şimdi çık git. Sen de Ekrem Demir'de ailemden uzak duracaksınız. Babama da söyleyeceğim bu işten çekilecek.''
Parmağımı kaldırarak konuşmuştum. Altan yalnızca boş bir ifadeyle bakıyordu. Cam vitrinin olduğu kısma doğru yürüdü. Vitrinde, babamın madalyaları vardı. Gençliğinde koşu yarışmalarında Türkiye'yi temsil etmişti. Gümüş madalya getirmişti birkaç kez. Altan eline birisini aldı.
''Hey beni takar mısın?''
Omzunun arkasından kısa bir bakış attı. Madalya elinde duruyordu hala. Parmaklarıyla sıkıca kavramıştı.
''Seni ne sinirlendirdi? Seks ile ilgili konuştuklarım hoşuna mi gitmedi?''
Tırnaklarımı tenime batırıyordum. ''Hayır aksine verdiğin mükemmel Sokrateslik bilgiler çok hoşuma gitti. Tecrübeni bayağı iyi konuşturuyorsun.''
''Tecrübe mi? Bak bu daha komik.''
''Altan çık git!'' Bağırmıştım fakat bu nafileydi.
''Gideceğim merak etme. Sana bir şey söylemek istedim''
''E söyle hadi!?''
Sabırsızlanıyordum. Masanın kenarından çekildim. Altan'ın elinde bulunan madalyayı hızlıca çektim ve vitrine geri bıraktım. Altan insanın sinirini bozardı. Parmaklarını yüzüme dokundurdu.
Saçımı kulağımın arkasından çıkardı ve yanağıma hafif eğildi. ''Ben de çok tecrübeli değilim be Şehrazat.''
Yutkundum. ''Ne konuda?''
''Seks konusunda''
Ondan uzaklaştım. Mesele hala bu muydu? Kapının önüne yürüdüm. Sonuna kadar açmıştım. Bir daha onunla yalnız kalmayacaktım. Yalnız kaldıkça duygularıma yenik düşüyordum.
''Çıkar mısın?'' Yüzüne boş bakarak kapıyı gösterdim.
''Olmaz''
''Seni polise şikayet ederim.''
''Polisi ara da buraya gelmesi beş dakika bile sürmesin''
Derin derin nefes aldım. Sakin olmalıydım. Şimdi gözlerimi kapatıp sayı saymaya başlayacaktım. Öfkemi başka türlü kontrol edemiyordum. Kapının önünden çekildim. Arka tarafta tablo olduğu için sırtım oraya değer değmez acımıştı. Sırtımın acısıyla kapıyı sertçe kapattım. Altan'ı anlamıyordum. Ne istediğini ya da neyi arzuladığını bilmiyordum.
''Ne istiyorsun? Hiç öyle dolaylı olarak konuşma. Bana ne istediğini söyle!''
Yanıma yaklaştı. Ellerini saçlarından geçirip kollarını birbirine bağladı. ''Gideceğim sadece senden bir söz almaya geldim. Evden çıkma tamam mı? Eğer gitmek istiyorsan bana da ya da babana söyle. Birimizle beraber takılırsın.''
Dudaklarımı ısırdım. ''Belki özel bir yere gideceğim. Neden sizinle beraber takılayım dışarıda Altan. En fazla nereye gittiğimi söylerim. Hem sonsuza kadar polisten kaçamam. Ne zaman bitecek bu işkence''
Altan nefesini dışarıya verdi. Kollarını birbirinden ayırıp kapıya doğru yürüdü. Yüzünde garip bir ifade vardı. ''Bilmiyorum. Bunun için çabalıyorum. Bir şekilde çıkış yolu bulacağım.''
''Bul artık''
''Tamam neyse haber ver. Doğan'a da söyleyebilirsin.''
''Tamam''
Kapıyı kapatışını izledim. Nihayet gitmişti. İçten içe ona karşı bir kızgınlık oluşmuştu ben de. Bazı olay ve olguların tamiri zordu. Bu da onlardan biriydi. Altan, saklamıştı.
Odama doğru yürüdüm. Merdivende annem ve Altan'ı görmüştüm. Sohbet ediyorlardı. Altan'ın bir eli trabzanda gülümseyerek bir şeyler anlatıyor annem ise dinliyordu. Boğazımı temizledim.
''O zaman yarın akşam konuşuruz''
''Olur Altan'ım. Hadi görüşürüz.''
''Görüşürüz''
Bana bakmadan merdivenlerden aşağıya indi. Ne konuştuklarını merak ediyordum. Arkasından uzun uzun baktım. Altan zor bir adamdı. Öyle herkese nasip olmazdı aşkı. Onun aşkına sahip olmayı istiyordum. Bir yandan da kızgınlığım ve kırgınlığım başlamıştı. İçimde bitmeyen yanardağ lavları vardı. Sarsma olduğu müddetçe, aşk tekrar depreşiyordu. Üniversiteye gittiği zamanlarda onu görmediğim halde yine de aklımdan çıkaramıyordum. O an fark ettim ki görmemek çözüm değildi.
Annem, ''Odaya geçip biraz konuşalım mı kızım?''
''Ne oldu? Altan sana bir şey mi dedi?''
''Altan, Seda için bir hastane yaptırmak istiyormuş. Bana da sordu. Hangi muhitte yapılır diye.''
''Emlakçı mı oldun anne?''
Altan ne yapmaya çalışıyordu. Hastane yapmakta neydi? Sinirlerim iyice bozulmuştu. Öfkeyle boş odaya geçtim. Kalbimdeki ağrı bir türlü bitmiyordu. Çaresini de bulamamıştım. Çocukluk aşkım dediğim adamın davranışlarını kestiremiyordum. Neden hastane yapmak ister ki insan ?Daha bilmediğim şeyler mi vardı?
Kapıyı üstüme örttü annem. Yüzünde farklı bir ifade vardı. Hem tedirgin hem de kızgınlıkla çevrilmişti adeta. Sarı saçlarını arkaya doğru atıp bana yaklaştı.
''Bak kızım biliyorsun beni ben asla sana karışmam. Eylem ve söylemlerinden sen sorumlusun. Seni hep öyle yetiştirdim ama...''
Bıkkın bir nefes vererek; ''Ne oldu anne?''
Belgin Kutlu tedirgin görünüyordu. Dudaklarını dişlemesinden anlamıştım. Bir şeyler mi duymuştu? Fuhuş olayını bilmesini asla istemiyordum. Öğrenirse annemle aram açılabilirdi.
''O bakışlar neydi kızım. Bana aklımdan geçenin yanlış olduğunu söyle.''
''Bakış derken?''
''Altan'a karşı yemek masasındaki bakışlarından bahsediyorum. İkide bir kafanı kaldırıp bakıyordun. Az önce de fark ettim. Odaya çekilip konuşmalar...Ne oluyor kızım?''
Yalan söylemek istemiyordum ama gerçekleri de söyleyemezdim. İyice herkesin gözünde gurursuz birine dönüşmüştüm. Dilimle dudaklarımı yaladım. Masanın bulunduğu kısma doğru yürüdüm. Sırtım anneme dönüktü.
''Aramızda hiçbir şey yok anne''
''Zaten aranızda bir şey olmadığını biliyorum. Altan, Seda'ya hala aşık görmüyor musun kızım? Bu adam seninle olur mu? Bak ben senin annenim. Seni düşünmek zorundayım. Ben asla kızımın karşılıksız bir aşkın pençesine düşmesini istemem.''
Sözleri acımasızdı.
''Seda olmasaydı yine acaba böyle mi düşünürdün anne?'' Bunu sorarken beynimi yakan düşünceler canımı acıtıyordu.
''Evet'' Demişti.
''Niye?''
''Siz arkadaşsınız birlikte büyüdünüz kızım.''
Anneme bağırmamak için zor tutuyordum kendimi. Herkes üstüme gelirken bir de annem başlamıştı. Kimse benim penceremden bakmıyordu. Sadece insanların bir prensibi vardı ve onu
Tekrar ağlamaya başlamıştım. Oysa bugün hiç ağlamamıştım. Pencerenin kenarından tuttum. Parmaklarımı soğuk mermere bastırdım. Yüzümde dünün ve bugünün hüznü vardı. Hiçliğin en soğuk oluşumu damarlarıma ilişmişti.
''Doğan ile de arkadaşız ama masada gayet yakıştırdın anne''
''Ben şaka yaptım kızım. Ha böyle bir şey ister miyim evet ama Altan'la siz çok farklısınız. Sen hala onu küçük Altan sanıyorsun. Görmüyor musun artık o halinden eser yok. Bir Seda'yı sevdi istedi ve sevgilisini toprağa verdi.''
Parmaklarımı sıkıyordum. Sussun istiyordum.
Susmuyordu.
Yalnızca acımasız gözüken sert ve vurucu kelimeleri, ağzından; kulağıma aktarıyordu.
''Altan hala aynı Altan. Sadece eskisi gibi gülmüyor. Güleceği zamanlar da gelecek. İnsanlar değişmez anne'' Kimse benim penceremden bakmıyordu.
''Aptallar değişmez ama akıllı insanlar değişir kızım. Altan akıllı bir adam. Seda olmasaydı bile seni harcar atar bir köşeye''
Parmaklarımı mermerden çektim. ''Neden öyle düşünüyorsun?''
''Çünkü yaşamayı öğrenmiş. İyiliğin değil kötülüğün esiri olmuş kızım o''
Dudaklarımı dişledim. Pencereden dışarıya baktım. Sevdiğim adamın arabası bir köşede duruyordu. Onu gördüm. Elinde güneş gözlüğü vardı. Gözleri kışın soğuktan kızardığı için kış ayında bile gözlük takardı. Kabanını elinden camın içine doğru attı.
Kapıyı sonuna kadar açtı. Bir şeyler arıyordu. Bagajı da açıp kafasını içeriye sokmuş eliyle içeriyi kontrol ediyordu. Aradığını bulamamış olacak ki elini ensesine koydu ve ayaküstü düşünmeye başladı. Elleriyle dizlerine vurdu. Tozu temizliyordu.
O kadar yakışıklı görünüyordu ki kaybolduğumu hissediyordum. Annemin dedikleri belki de doğruydu. Kendimi kaybetmiştim. Sadece Belgin Kutlu'nun haberi yoktu.
''Bir şey mi biliyorsun?'' Diye usulca sordum.
''Hayır.''
Annemin yakaladığı bazı şeyler vardı. Bunu hissetmiştim. Sevdiğim adamın çoğu şeyi sakladığının farkındaydım. Ona bile tamamdım. Yorgunlukla kafamı kaldırdım. Göz göze geldik Altan ile. Kafasını arkaya döndürmüş bana bakıyordu. Bir eli cebinde, diğer elinde ise siyah telefonu vardı. Akabinde kafasın geri çevirdi.
Anneme doğru yürüdüm.
''Neyi biliyorsun?'' Annemin neyi bildiğini merak etmiştim. Bu kadar gizem fazla değilmiydi?
''Bir şey bilmiyorum dedim. Ayrıca ne bu sorgu sual. Bak güzel kızım ben senin her şeyden çok mutlu olmanı istiyorum. Sadece diyorum ki hazır baştayken vazgeç.''
Başta mı? Duyduğum en saçma kelimeydi.
''Odama gitmek istiyorum. Yorgunum izin verirsen anne?''
Annem siyah gösterişli bluzunun kolunu yukarıya kaldırdı. Saçıma hafif dokundu. Yanağıma ıslak güzel bir öpücük bıraktı. Mavi gözlerimin buğulandığını fark etmişti.
''Altan gibi adamlara gönül verilmez kızım. Gençsin çok güzelsin. İnsan mutsuz olmak için aşık olmaz aksine mutlu olmak için olur.''
''Tamam.''
Kapıyı kapattı.
Bütün kapılar kapanmıştı artık üzerime.
?
İnsanlar sürekli konuşurdu. Her konuda fikir belirtir ama kişinin açısından bakmazdı. Odama gittiğimden beri yarım saattir bunu düşünüyordum. Artık çok yorulduğumu hissetmiştim. Sonuna gelmiştim sanki.
Büfeden, eskimiş şarabı aldım. Babamın resmen şarap mahzeni vardı. İçinde ölü akrep olanı bile görmüştüm. Kırmızı şarabı kadehe doldurdum. Bir yudum aldım. Hava henüz kararmıştı. Terasa doğru adım attım. Karşı yalının ışıkları açıktı. Sadece Altan'ın odasının ışığı kapalıydı. İzledim bir süre. Üstümde tülden hallice kırmızı bir elbise vardı. Saçlarıma dokundum. Sertleşmişti. Duş almak istiyordum ama halim yoktu.
Son anda karar vererek odadan çıktım. Doğan'ın evine gidecektim. Canım sıkılıyordu. En azından onunla konuşabilirdim. Ceketini aldım ve taksiyi bekledim. Arkadaşımla dertleşebilirdim. Son olanlardan sonra hiç konuşma fırsatım olmamıştı. Tavsiye almaya ihtiyacı vardım.
Sakin bir yolculuk sonrası sonunda gelmiştim. Ceketimi çıkarmadan kollarını büzüştürdüm. Botlarımın fermuarını indirdim. Yüzümde tuhaf bir gülümsemeyle kapıyı çaldım.
''Selam''
''Selam'' Demişti, yüzünde şaşkınlık ifadesi vardı. Muhtemelen beni bu saatte beklemiyordu. Sarı kağıda sarılı olan yüz elli yılık şarabı arkadaşıma doğru uzattım.
''Birlikte vakit geçirelim mi? Sana babamın içmeye kıyamadığı şaraptan getirdim. Tadına bayılacaksın? Ve umarım misafirin yoktur.''
İçeriyi kontrol etmiştim. Salon direkt kapıya baktığından çıplak bir şekilde görülüyordu. İki bardak vardı masanın üzerinde. Doğan eve kız mı atmıştı? Gülmemek için zor tutuyordum kendimi.
''Misafirim var. Yabancı değil hadi gel''
Ceketimi askılığa astım. Parkelere parmak ucunca bastım. Islak görünüyordu.
Kapının hemen yanında bulunan büyük su şişesi yere düşmüştü. Elimle kaldırdım. ''Evini su basmış Doğan.''
''Fark etmemişim hadi gel içeriye'' Deyip elini ensesine attı.
Altan buradaydı. Salonda oturmuş önünde duran kağıtlara bir şeyler yazıyordu. Fark etmiş olacak ki kafasını kaldırdı. Gözünün odaklandığı ilk şey bacaklarımdı. ''Madem buraya gelecektin. Doğan'ı arayıp seni almasını isteyebilirdin. Polislik durumu ciddiye almıyor musun sen hiç?''
Gelir gelmez başlamıştı ebeveyn rolüne. Bu durum Altan'da hiç şaşmazdı. Sinirimi bozuyordu artık. Boş bulduğum koltuğa oturdum.
Doğan, ''Ya bir dur kız daha yeni geldi. Nefes alsın. Sonra hesap sormaya başlarsın'' Sesi sertti.
Altan gözlerini devirdi. Sırtını koltuğa iyice yasladı. Doğan'ın uzattığı kadehe vurun kıvırarak geri çevirdi.
''Yeterince alkol aldık. Yarın önemli bir ameliyata gireceğiz biliyorsun.''
''Tamam tamam az tüketirim hiç merak etme'' Doğan bacak bacak üstüne atıp bana döndü. Elini havaya hafif savurmuştu. ''Bizimkini biliyorsun. İş deyince akan sular durur.''
''Bilmez miyim?''
''Bu akşam burada kal.''
''Zaten öyle yapmaya geldim.'' Diyerek aslında küçük bir meydan okumada bulunmuştum.
Uzun bir süre onlar sohbet etti. Ben de onları izliyordum. Kafamı bulanıktı. Düşüncelerimde bitmeyen amansız bir savaş vardı. Sevdiğim adamı dakikalarca izledim. Konuşurken ağız hareketi, kasılan çenesi ve kelimeler ağzından çıkarken ki tavrı çok hoşuma gitmişti.
Koltuğa sırtımı iyice yasladım. Bir elimi kafamın altına koydum. Yan dönmüş ona bakıyordum. İçtiğim şarabın etkisiyle hülyalıydım. Parmağımla eteğimin püskülleriyle oynamaya başladım. İpleri parmağımın arasına sıkıştırıyor ve geri bırakıyordun.
Bacağımı öne doğru uzattım, şarabı ağzıma aldım. Yutkunarak büyük yudum içmeye başladım. Elimi bacağıma tekrar dokundurdum. Sarhoş değildim hatta aklım başımdaydı. Püskülün birini tırnağımın arasına soktum. Dudaklarımı dişledim ve şarap kadehini iki parmağımın arasına sıkıştırdım.
Dilimi şaraba batırdım.
Üşüdüğümü hissediyordum. Sarı motifli yastığı kucağıma bıraktım. Öne biraz daha eğilmiştim. Kadehi çoktan elimden bırakmıştım. Onu izlemeye devam ettim. Açılan dekoltemi umursamadan izliyordum.
Altan sonunda gözlerini kaldırmış bana bakıyordu. Kaşlarını çattı ve Doğan'la konuşmaya devam etti. Kadehi tekrar parmaklarımın arasına aldım. Dilimi uzattım ve önce dudağımı ıslattım. İçmeye başladım bugünler yokmuşçasına.
Altan, ''Doğan bizi yalnız bıraksana bir''
''Tamam olur o zaman ben uyumaya kaçar''
Altan ayağa kalktı. ''Hayır evden git''
''Niye evimden kovuluyorum be''
''Bir gitsene sonra konuşuruz''
İkisinin tuhaf konuşmasına anlam verememiştim. Kadehimi masaya bıraktım. Omzumdan düşen askılığı tekrar koluma geri taktım. Yalpalayarak ayağa kalkmıştım. Aslında sarhoş değildim. Sadece uzun zamandır oturuyordum. Üstüne alkol alınca vücudum yapışmıştı koltuğa.
''Tamam da neden?''
Daha fazla dayanamadım. ''Problem nedir?''
Altan dudaklarını dişledi. ''Hadi Doğan hadi''
Doğan kabanını üzerine giyindi. Sarsak sarsak adımlarla kapıya doğru yürüdü. Normalde hemen kabul etmezdi. Alkol aldığı için biraz daha söz dinler olmuştu. Kapı kapanınca ikimiz yalnız kaldık. Üste çıkan eteğimi elimle düzelttim.
Altan karşımda durdu. Onu şu an anlamak imkansızdı. Kırışık duran gömleğinin ilk üç düğmesini çözdü.
''Ne yapıyorsun? Salonda mı yatacaksın?''
Altan kravatını çıkardı. Kenara attı. Kolunda olan saatini de akabinde çıkarıp bir köşeye bırakmıştı. Masanın üzerinde bulunan kadehi aldı. Bir dikişte içti. Rujlu kadeh benimdi.
''Hey sana diyorum ama cevap verirsen sevinirim.''
''Sevişelim mi?''
''Ne!?''
Altan gömleğini çıkardı. Pantolonunun kemer kısmını çözdü. Böyle bir cümle beklemiyordum. Bir adım geriye doğru gittim. Baldırlarım masanın ayağına çarpınca durdum.
''Diyorum ki sevişebilir miyiz? Şu koltukta ya da herhangi bir yerde yapabiliriz. İstersen mutfakta var. Hangisini istiyorsan ben tamamım.?''
Ne saçmalıyordu. Sinirle kafamı yukarıya kaldırdım. Altan bunca şeyden sonra bir de bunu teklif mi ediyordu. Parmaklarımı sıkıca birbirine kenetlemiştim. Daha iki saat önce tartışmıştık.
''Olmaz benim narin bedenim senin hayvan bedenini kaldırmıyor Altan''
Gülümsedi. Gömleğinden çoktan kurtulmuştu. Dudağında, yaramaz bir çocuğun sırıtması mevcuttu. Bileklerimi kendine doğru çekti. Ateşini hissedebiliyordum. Dudaklarını öne doğru eğdi. Öpecek miydi?
''Nazik davranacağım. Söz veriyorum tamam mı? Masanın üzerinde, bacaklarını açıp içine girmek istiyorum. Masada yapalım mı?''
''Saçmalama yok artık.''
''Şehrazat ben ciddiyim. Seni öpmek istiyorum. Dokunmalıyım yoksa kendimi hiç iyi hissedemeyeceğim.''
Kızaran suratımı elimle kapatıp ondan uzaklaştım. Buncan şeyden sonra böyle yakınlaşacak mıydık? Altan koyu gözleriyle bana bakıyordu. Parmaklarıyla şarabı kıskıvrak yakaladı ve kadehe doldurdu. Kafasına dikti.
''Biz niye sevişemiyoruz ki?''
Koltuğa oturdum. Annemin söylediklerini duymuştum. Uzak durmayacaktım sadece kendimi kontrol edebilmeyi öğrenmeliydim. Kaslı göğüsleriyle yakışıklı duran bu adamla tekrar yakınlaşmayacaktım. Elleri vücudumu okşamayacak, dudakları ise beni öpmeyecekti. Gerekirse bu saatte uyuyacaktım..
''Ateşin falan çıktı sanırım. Ayrıca sen anneme, Seda adına hastane alacağım demişsin bu ne mana?''
Altan bıkkınca nefesini dışarıya verdi. Oturduğum koltuğun kenarına yaslandı. Elinin birini omzuma dokundurdu. Dokunduğu yer cayır cayır yanmıştı.
''O biraz karışık bir mevzu en yakın zamanda anlatırım.''
''Anlat şimdi !''
Altan parmağının saçlarıma geçirdi. Lüle olmuş saçlarıma parmaklarını batırıyordu. İç çekerek aynı hareketi tekrar sergiledi.
''Benimle sevişmek hoşuna gitmedi mi?''
''Kafamda silahla uyanmıştım.''
''Bu sefer dokunuşlarımla uyanacağının sözünü versem yine de beni istemez misin? Altımda boxer da yok. Üstümü çıkarman için gerekli enerjiyi sarf etmene gerek yok. Yalnızca ben seni öpeceğim sen de o hazzı benimle yaşayacaksın.''
Bir parmağının kolumun yukarısından aşağıya doğru okşayarak indirdi. Sözleri ağzından farklı çıkıyordu. Yoğun duygu dolu kokuyordu. İşaret parmağının tırnak ucuyla tenimi çizdi. Altan derin derin nefes alıyordu. Nefesi arzu kokuyordu. Sertçe yutkundu ve kolumu okşamaya devam etti.
''Başka biriyle yapsana bu şeyi.''
''Olmaz ki...Seni öpmeye alıştım. Sadece bir gece istiyorum Şehrazat. Elini ver. Eğer odaya kadar yorulduğunu hissediyorsan şu tuhaf duvarın önünde de yaparız. Yapman gereken şey bacaklarını kırk beş derece açıyla açmak ve ellerini duvara dayamak.''
''Sonra ne olacak peki?''
Altan kocaman avuçlarını baldırıma bıraktı. Oraya hafif bastırdı. Dudaklarını kulağımın olduğu o tarafa yaklaştırdı. Nefesinin sıcaklığını hissediyordum. Altan kadar ben de istemiştim. Fakat bir gururum vardı. Önce düzeltmesi gereken şeyler vardı. Böyle pervasızca dokunamazdı. Kendime bir söz vermiştim.
''Sonra, ben külotunu iki yandan tutacağım ve çıkarmadan kenara itip içine gireceğim. Seni öpmeden yapacağım bunu. Eğer seni öperken yaparsam bu sefer haz alamazsın. Sen kafanı yukarıya kaldıracaksın. Benim bir elim boynunda olacak. Biraz sıkacağım. Bacağının birisini yukarıya kaldırıp sol kalçanı elimle sertçe bastıracağım.''
Tutkulu konuşmasını sonlandırınca onun nefes nefese kaldığını hissetmiştim. Yüzünü eğdi. Parmağıyla çenemi tuttu, yukarıya doğru kaldırdı. Diğer eli hala bacağımdaydı.
''Beni çok mu istiyorsun?''
''İstiyorum dersem yapacak mısın?''
''Sana ne yapmamı istersin Altan?'' Fısıltıyla konuştum.
Altan derin bir nefes aldı. Dudaklarını diliyle ıslattı. Kaşlarını kaldırdı ve öne doğru eğildi. Çıplak göğüsleri omzuma değmişti.
''Aletimi ağzına almanı istiyorum. Islak ıslak öp orayı. Dilinle dokundur. Boğazının en dibine kadar indir. Isırma ama. Bir erkeğin aletini ısırırsan aldığı hazzı saniyesinde kaybeder. İstemeden olur bu.''
Burnumun ucuna işaret parmağını hafif vurdu.
''Başka ne yapayım?''
''Arkadan girmeyi istiyorum.''
''Yok artık.''
''Kadınlar pek sevmez ama erkekler bu şeye aşık. Orası biraz daha dar oluyor ve zevki derinliğine kadar yaşıyorsun.''
''Öpüşmekten hoşlanmazlar mı erkekler?''
Altan gülümsedi. Bir parmağını göğsüme dokunup aynı saniyede tekrar çekti. Dolgun göğüslerim tüm ihtişamıyla gözüküyordu. Omzumda bulunan askılığı parmaklarının arasına aldı.
''Bilmem yani ben sanırım hoşlandım öpüşmekten. Erkekleri bilmiyorum ama kendi adıma konuşursam içine girmeyi daha çok isterim.''
''Çok duygusuzca konuşuyorsun''
Altan burun kemerini parmaklarıyla sıktı. Üstünde hala bir şey yoktu. Yalnızca pantolonuyla duruyordu. Dudaklarını öne doğru büzdü.
''İstemiyor musun beni? Lanet olası göğüslerini öpmeme izin ver bari. Onları öpüp tatmin olmaya çalışayım. Ya da aletimi iki göğsünün arasına koyup sürterek boşalabilirim. Yani sanırım öyle yapacağım.''
''Tamam kabul. Sevişebiliriz ama yatak istiyorum. Şimdi beni takip et. Bu evde misafir odası vardı. Orada halledebiliriz. Bir de çok uykum var umarım işin uzun sürmez''
Ellerimi tuttu. Birlikte odaya doğru yürüdük. İçimde biriken öfkeyle dışıma yansıttığım yalancı gülümsememi kahkahaya dönüştürdüm.
''Yatağa otur''
''Emir veriyorsun çok hoşuma gitti Şehrazat.''
Yatağa oturdum, elbisemin etek ucunu parmaklarımla tuttum ve üstümden çıkarmıştım. Sevdiğim adam zevkle izliyordu beni. Böyle bir hamle beklemiyordu. Muhakkak şaşırmıştı.
''Biliyor musun bence kadınların yatakta edepsizleşmesi lazım.''
''Erkekler?''
''Onlar her saniye edepsiz Şehrazat.''
Arkamı döndüm. Biçimli kalçamın ona göründüğünün farkındaydım. Elbisemin uzun askının dikiş kısmını aradım. Çekmeceyi açıp içinde makas var mı diye kontrol ettim. Bulamayınca ipi elimle kopardım. İnce olduğu için kolay olmuştu.
''Neden yırttın?'' Diye bir soru yöneltti.
''Ellerini bağlamak istiyorum.'' Dedim.
''Sen bayağı edepsiz bir kadınmışsın. Hoşuma gitti. Bu gece sadece iki yabancı olalım. Sanki Şehrazat ve Altan değilmişiz gibi tamam mı?''
''Olur''
İpleri bileğine bağladım. Sıkı sıkı bağlamıştım. Yatağın gri demir ucunun sivri yerini elimle kontrol ettim. Herhangi bir deriye çizik atabilirdi. Altan'ın elinin kanamasını istemezdim. Ona olan kızgınlığım yanardağın tüten dumanı kadar olsa da merhametim de bir o kadardı. Demirin ucuna bağladığım iplikleri oraya geçirdim.
''Bana ne yapacaksınız Şehrazat hanım'' Sırıtarak sözlerini tamamladı. Nadiren gülerdi ve şimdi bütün ağız kenarlıkları dışa doğru açılmıştı. Altan'a gülmek yakışıyordu.
Sutyen kopçamı açmadan önce etrafı kontrol ettim. Pencereye baktım. Burası biraz ıssız bir yerdi. Arabayla ormana beş dakikada gidilecek kadar yakındı. Tül perdenin altında bulunan siyah perdeyi çektim. Çekerken yüzüme hafif toz gelmişti. Doğan evini temizlemiyor muydu? En yakın zamanda arkadaşımı ev konusunda uyarmalıydım.
''Sana ne yapmamı istersin?''
''Sutyenini çıkar''
Kırmızı-siyah karışımlı sutyenimi, bedenimi hafif öne eğerek çıkardım. Altan sadece derin derin nefes alıyordu. Yüzüm ona dönüktü. Dudaklarını öpmek istiyordum ama önce içimden geçen şeyleri yapacaktım.
Ellerimi, bacaklarından yukarısına kadar dokundurarak kemer kısmına getirdim. Henüz organına dokunmamıştım. Boxer gerçekten de giymemişti. Gayet belli oluyordu.
''Mükemmelsin. Pantolonumu çıkarsana ama bunu yaparken ellerin üzerimde gezinsin. İstediğin kadar dokun bana. Ben de sana dokunacağım.''
''Şart mı koşuyorsun? Üstelik elin bağlıyken?''
''Nasılsa çözülecek o eller. Hadi bana doğru gel. Bacaklarımın arasına sok bedenini. Seni hissetmek istiyorum.'' Dedi bariton sesiyle.
Sutyenim üzerimde olmadığı için utanmaya başlamıştım. Sadece bunu sevdiğim adama karşı belli etmiyordum. Altan'ın ayak hizasına geldim. Aşağı sarkan göğüslerimi tuttum ve yavaş yavaş ona doğru ilerledim. Sakin bir şekilde vücudumu süzen adamı izledim. Altan beğeniyordu beni
''Böyle yavaş olman beni tahrik etmiyor aksine bekledikçe sabırsızlanıyorum. Sana demiştim ben okşamayı sevmiyorum. Çıkar şu iç çamaşırını gireyim içine.'' Sesi duygusuzdu.
Öne doğru, bacak arasına yerleştim. Altan kendisini yukarıya attı. Boğazını sıkıyordu. Bileklerini çekmeye çalıştı, başarılı olamamıştı. Bu gece anılarımız gün yüzüne çıkmıştı. Tıpkı o gece, ellerimin bağlandığı sahne şimdi dejavu olmuştu.
Sevdiğim adamla beraber olmuştum.
Sonra alnıma silah dayanmıştı.
Videom çekilmiştim.
Ağlamamaya çalıştım. Ağladığım an zayıflık olacağını biliyordum. Altan'ın kollarına dokunmaya çalışarak parmaklarımı çenesine dokundurdum. Bir gün yatakta değil de herhangi bir yerde dilediği kadar dokunabilecek miydim? Sevgimi alan bu adama karşı pervasızca sevdiğimi söyleyecek miydim? Bunun ikilemiyle yaşamak oldukça zordu. Uyandığımda hep aynı rüyaları görüyor ve heyecanlanıyordum Çünkü rüyalarımda Altan'a kavuşuyordum.
''Beni öpmek ister misin?''
''Seni her şeyinle istiyorum. Yani bu gece istiyorum'' Yutkundu.
O zaman her zaman istemezdi ki.
Sürtünmeye başladım. Bir ileri geri yaparak ona doğru atıldım. Yavaşça üzerinde gelgitler yapmıştım. Altan yanıyordu. Dişlerini sıktığını fark ettim.
''Şehrazat liseli miyiz biz? Lanet olsun.''
Parmağımı dudağına dokundurdum. ''Sus ve yaşa anı.''
''Çok tatlısın ama bana işkence yapıyorsun şu an''
Gülümseyerek yerimden kalktım. Yere düşen sutyen kopçamı elime almıştım. Arkam dönük bir şekilde sutyenimi giydim. Yüzümde kocaman bir sırıtma vardı.
''Niye giyiniyorsun? Çöz şu ellerimi çabuk!''
Altan sinirlenmişti.
Sadece küçük bir intikam almak istemiştim. Elbisemi giyindim. Askılığını kopardığım için vücudumdan düşüyordu. Altan'ın koltuğa attığı kemeri belimden geçirdim. İnce belime geniş gelmişti. Bunu umursamadan yalnızca elbiseyi kemerle bağladım. Altan öfkeyle izliyordu beni. İntikam aldığımın farkına varmıştı. O gece çok ağlamıştım. Her şeyden sonra tekrar kollarına geleceğimi mi düşünüyordu? Aşk gerçekten böyle aciz bir şey miydi? Belki yapılan müsamahalar fazla oluyordu ama her şeye rağmen bu ince çizgiydi benim için.
Küçük bir kız çocuğun kalbi kırılmıştı.
Ve o küçük kız çocuğu büyüdüğünü o gece hissetmişti.
''Bu yaptığın saçmalıktan başka bir şey değil.''
''Bir şey yapmadım. Seninle sevişmeyi beklediğimi düşünme'' Ona döndürdüm yüzümü.
''Çöz ellerimi, kendim yaparsam yatağı kıracağım.'' Bağırıyordu.
''Çözeceğim biraz bekle. Eve gitmem lazım. Montumu giyineyim seni de çözüp öyle gideceğim.''
''Şehrazat saçmalama istersen! Tek başına gidemezsin. Ben bırakırım seni.''
''Hayır istemiyorum''
Onu dinlemeden aşağıya yürüdüm. Montumu giyindim.
Basit bir intikamdı yaptığım.
Zincirli, gümüş çantamdan telefonumu çıkardım. Taksi durağını arayacaktım. Tuhaf gece nihayet sonlanmıştı.
Annem aramıştı. Bugünkü konuşmadan dolayı vicdan azabı çekiyordu muhtemelen. Mesaj kısmına girince hiç görmediğim bir numaradan mesaj atıldığını fark ettim. Ojeli tırnaklarımla tıkladım dokunmatik kısma.
00.34 / 05*******:
Büyük balıkların yaşaması için her zaman küçük balıklara ihtiyacı vardır. Ve bu büyük balıkların namı küçük balıklar sayesinde yürür...Seda'nın otopsi raporunu iyi incele. Sonun onun kadar acımasız olacak. Sabırsızlıkla bekliyorum. Kendine iyi bak küçük balık. Görüşeceğiz en kısa zamanda.