5. Bölüm

4211 Kelimeler
"Kuvvetli Arzular yenilgileri başta kabul eder" |Tom Odell- Another Love/ Slowed | Polisler Altan'ı gördükten sonra hiçbir şey demeden gitmişlerdi. Şimdi sakin bir şekilde üçümüz salonda oturuyorduk. Doğan'ın bir eli dizindeydi, karşısında ise Altan vardı. Biblonun olduğu tarafta da ben oturmuştum. Hiçbirimizden ses çıkmıyordu. Sanki dilimize kilit vurmuşlardı. Altan çatık kaşlarıyla bana baktı tekrar kafasını çevirdi. Ağzından tek bir cümle hala çıkmamıştı. Şimdi neyi konuşacaktık ki? Doğan, ''Kahve içen var mı?'' Susan Altan'a kısa bir bakış atarak parmaklarımı sıktım tekrardan, strese girmiştim. Buruşmuş eteğimi düzelttim. İçimden sayı saymaya başladım. Strese en iyi gelen şey sayı saymaktı. ''Cevap gelmediğine göre kimse içmiyor sanırım.'' Yine tuhaf sessizlik oluşmaya başladı. Konuşacak konu vardı ama hepimiz birbirimizden bir adım bekliyorduk. Altan iki eline kafasını yasladı. Parmaklarını saçlarına geçirdi. Öfkeli mavilikleriyle beraber Doğan'a baktı. ''Bizi yalnız bırakır mısın kardeşim?'' ''Bence bu iyi bir fikir değil. Benim de bilmeye hakkım var.'' Yalvaran gözlerle arkadaşıma bakıyordum. Doğan'ın gitmesini istemiyordum. Altan'a ne anlatacaktı ki? Arkamda bulunan yastığı elime aldım ve dizlerimin üzerine bıraktım. Titriyordu parmaklarım. Kimseye göstermemek için yastığın altına gizledim. Altan, ''Anlatacağım ama önce kendim anlamalıyım'' Doğan kafasını salladı. Elini havaya kaldırdı. Bu pes demekti. Koltuğun üzerinde olan tabletini eline aldı. Akabinde Altan'ın gözleri ekranı açık olan tablete çevrilmişti. En başta sayfada ise Seda'nın dosyası vardı. Sorgu dolu gözlerini bana çevirdi bu sefer. Sonunda benimle doğru dürüst göz kontağı kurabilmişti. ''Tableti bana ver Doğan'' ''Önce sorununuzu halledin sonra veririm.'' ''Tekrarlamak istemiyorum kardeşim'' ''Üzgünüm. Benim kafam yeni bir aksiyon kaldıramıyor. Siz alışkınsınız ama evimde kavga etmenizi istemiyorum.'' İşaret parmağını Altan'a doğrulttu. ''Üzme onu, yeterince üzüldü'' Kapı kapanınca karşıma geçti. Bakışlarını anlamak zordu. Ne hissettiğini bilememek canımı sıkmıştı. Eliyle çenesini sıvazladı. ''Bana bir açıklama borçlusun'' Sesi sakindi. Dizlerinin üzerine çömelmiş bir şekilde yüzüme bakıyordu. Bir zamanlar üstünü kapattığım şey bugün karşıma çıkmıştı. Tuhaf olan da hem Altan'ın hem de Doğan'ın aynı anda öğrenmesiydi. ''Biliyorum senin de bana bir açıklama borcun olduğu kadar benim de var'' Sesimi kontrol etmeye çalışarak boğazımı temizledim. ''Bunu neden yaptın? Kim seni zorladı böyle bir şeye. Uzun zamandır düşünüyorum ama tek bir cevap bulamıyorum. O yüzden konuşalım. Bana anlat'' Kafamı salladım. Uzandığım koltuktan hafif doğruldum ve öne eğildim. Altan yere atmış olduğu yastığı aldı bana doğru uzattı. Uzatılan yastığı arkama aldım. Kambur olacaktım bu gidişle. Heybetli vücuduyla yan tarafıma geçti. Dakikalar sonra ilk kez yünü inceleme fırsatım doğmuştu. Giydiği siyah kazak dünden kalma görünüyordu. Altan genelde özenli giyinen bir adamdı. En az benim kadar yorgundu. Koluna baktım. Kazağının kıvrılmış kolunda yarası gözüküyordu. O iz puslu geceden kalmaydı. ''Seni bu şeye Seda mı zorladı?'' Dilimle dudağımı ıslattım. Altan'ın bakışları dudağıma inmişti. Dışından bir şeyler mırıldandı ve kafasını çevirdi. ''Baştan anlatmak istiyorum.'' Yutkundum, cümleme tekrar devam ettim. ''Seda ile anlaşamıyordum biliyorsun. Aile yemeğine el ele ilk geldiğiniz günden beri onda sezdiğim bazı kötü duygular vardı. Yapmacık ve'' ''İtici?'' ''Evet evet itici. Kesinlikle...Sonra aramızda bazı kavgalar başladı ama bunlar sana yansımadı daha doğrusu yanındayken bana iyi davranıyordu.'' Gözlerini dikmiş inceliyordu yüzümü. Gözlerimde, dudaklarımda, burnumda gezinen irislerini fark etmiştim. Kendimi tekrar toparladım. ''Bir gün bana bir mesaj geldi. Senin telefonundan mesaj atmıştı. Ama anlamadım ne yazdığını.'' Altan iki elini birleştirerek; ''Sana ne yazdı?'' ''Buluşabilir miyiz yazmıştı senin adına. Adresi attı. Eski Konsolosluğun bulunduğu bir binanın adresini vermişti. Ben de gittim aptal gibi.'' ''Orada kimlerle karşılaştın?'' ''Yaşlı bir adam beni karşıladı. Seda arkadan bayılttı.'' Sustum. Aklıma geldikçe canımın yandığını hissettim. Böyle bir şey kolay kolay anlatılır mıydı? Dudaklarımı ısırdım. Canımı yakmaya çalışıyordum. Ağlamamak için zor tutmuştum kendimi. Dizime dokundu. ''İyi misin?'' ''Çok kötü bir şey oldu.'' ''Ne oldu anlat bana?'' Dizimi okşamaya devam etti. Bütün avucunu bastırdı ve belimden tutarak kendisine doğru çekti. Günler sonra ilk kez iki medeni insan gibi sohbet edebiliyorduk. Baş parmağını açıkta kalmış tenime yaklaştırdı. Belim açılmıştı. Hafif kapattı. ''Üstümü çıkarıp beni çıplak bir şekilde fotoğraflamışlar. Aylarca o görüntülerle tehdit etti. Sana gelip anlatacaktım bu sefer de elimde kanıt olması gerekiyordu. İsmimi verdiler o adamlara. Bir piyon gibi kullandılar Seda'yı. Yanında da beni götürdü iki kez'' Elleri yumruk olmuştu. Sol elini sırtının arkasına aldı. İşte şimdi yine öfkelenmişti. ''Seni de mi o heriflere yamamaya çalıştılar?'' ''Hayır hayır. Sadece ortamlarını zorla gösterdiler. Polise gidecektim bir sabah. Yolun ortasında bindiğim araba durduruldu. Annemin mutfakta yemek yaptığı bir fotoğrafı gösterdiler. Durdum tekrar susmayı tercih ettim.'' ''Yanıma gelseydin keşke.'' ''Gelecektim Altan ama gelemedim. Sen onlarla baş edebilir miydin? Adamların amacı zengin ailenin kızlarını istedikleri gibi kullanmak ve pazarlayacağı küçüklerin sırtından para kazanmak.'' Belimi ısıtıyordu elleri. Hareketleri güven veriyordu. Hiçbir şey yaşanmamışçasına kısa süreli unuttuk. Anılar parçalanmak için vardı. Sadece bir saniye kötü anıları arka kısma taşımıştık. ''Ben her daim yanında olurdum. Sen bana anlatsaydın bugün böyle olaylar yaşamazdık. Gerekirse yalnızca senin için savaşırdım.'' Kalbimde bir yerlerde bir şeyler hareket etmeye başlamıştı. Konuşmam gereken o kadar çok şey vardı ki ama enerjim tamamen kalmamıştı. Altan'a güvenebilir miydim? O alnıma silah dayamıştı. Belki ani bir davranış sergilese tetiğe basacağını biliyordum. ''Biliyormuşsun neden yardım etmedin o zaman?'' ''Yardım ettim sadece sen farkında değildin. Üstelik Seda öldürülmeden bir ay önce öğrenmiştim...'' Bir şey daha diyecekti son anda sustu. Ellerini kendine doğru çekti. Büyük boşluk oluşmuştu. Tekrar belimi tutsun istiyordum. Altan kazağımın etek kısmını düzeltti ve sol eliyle telefonundan saatine baktı. ''Öğrendiğinde ilk tepkin ne olmuştu?'' Sinirden burun delikleri genişledi. ''Senin bu işin içinde olduğunu sanmıştım. Suçlu olduğunu sanıyordum tabii gözümde hala suçlusun. Saklayarak çok büyük hatalar yaptın. Geri dönülmez yollara girdik.'' Koluna dokundum. Ona zarar gelsin istemiyordum. ''Bu yüzden mi alnıma silah dayadın?'' Gözlerim yine buğulanmıştı. Sevdiğim adam bakışlarını bana dikti. Yan tarafa dönmüştü. Ayaklarını öne doğru uzattı. Bacağımın üzerine büyük ellerini bıraktı. ''Onu bilerek yaptım. Görüntüleri polise gönderdim. Poliste, fuhuş işinde görevli kişilere dolaylı yoldan gönderdi. Böylece adamların bulunduğu ortamı tespit edebileceklerdi.'' ''Bana neden söylemedin? Söyleseydin keşke. Korktuğumu görmemiş miydin?'' Altan, ''Nasıl söyleyeyim? Emniyet birimleri dahil kimse kimseye bir şey anlatamadı uzun bir süre. Gelip sana bildiğimi anlatsaydım ve sen hata yapsaydın o zaman ne olacaktı?'' ''Sen emniyetle iş birliği mi yapıyorsun?'' ''Hem evet hem hayır.'' ''Kafam karıştı.'' ''Bak tek sefer de anlatacağım ve sen de daha fazla soru sormayacaksın?'' Artık öğrenmek istiyordum. Ben eteğimdeki bütün taşları dökmüştüm sıra Altan'daydı. Peki bundan sonra ne olacaktı? Gerçekler ortaya çıkınca herkes derin bir nefes alabilecek miydi? Birbirimizi affedebilecek miydik? Her şey gittikçe zorlaşıyordu. Bazen susmanın gerektiği yerler olurdu. Korkunun ulaştığı bedenim yüzümden yanlış bir zamanda susmuştum. Sustukça çoğu işi berbat ettiğimin farkına bile varamamıştım. Bugün olduğu gibi dünden de parça parça kayıplar vardı. ''Senar üç yıl önce bu adamlara bulaştı. Öğrenir öğrenmez polise gittik. Meğer Senar'ı yönlendiren Seda'ymış. Seda ise piyon olduğu için onların dediklerini yapmış ve kız kardeşimin önüne tesadüfen çıkmış. Amacı genç kızları ya da çocukları ikna edip örgütün içine dahil etmek. Senar yolun yarısında geri döndü. Ben öğrenince direkt babanla konuştum. Türkiye'de bütün emniyet müdürlükleri bir plan yaptığını ve o plana göre bu fuhuş örgütünü düşürmeyi amaçladıklarını söyledi. Ama yer tespitinde bulunmak çok zor. Başında kim var bilmiyoruz. Muhtemelen Seda'nın seni götürdüğü yerdeki adam bile en küçük alt birimlerindendir. Sahipleri çok iyi saklanıyor. '' Masanın üzerinde bulunan ağzı kapalı suyun şişesini açtı ve bir yudum aldı. Senar'ın zamanında aynı örgüte bulaştığına inanamıyordum. Şaşırmıştım açıkçası. ''Sonra ne oldu?'' Altan öksürdü. ''Seda salağı Senar'ın i********: hesabından fotoğrafımı görmüş. Salyalarını akıta akıta soru sorup durmuş. Öğrendim ve işe nereden başlayacağımı buldum.'' ''Neden polise kızı vermediniz? Emniyette ifadesini verip her şeyi anlatırdı?'' ''Büyük lokma gelsin diye küçük lokmadan vazgeçmek olur bu. Daha öncede çalışanlarından birini bulmuşlar ama hapishanede öldürülmüş. İfade verse ne olur Şehrazat? Seda'yı kullanıp kaynaklarına inebilirdik.'' Seda'nın pislik birisi olduğunu biliyordum. Beni zorladığı günleri asla unutamayacaktım. Hayatımın büyük bir bölümünü mahvetmişti. Ondan ilk zamanlar bile hoşlanmamıştım. ''Peki Seda ile sevgili olman?'' Altan cama yumruk yaptığını ellerini bıraktı. ''Sevgili olduk. Bildiğimden haberi yoktu. Hatta baban dışında kimsenin haberi yoktu. O aralarda Seda'nın babasıyla tanıştık. Ailemize girdi. Tuhaf olan onların da haberi yoktu. Öz kızları sandığı Seda'nın aslında fuhuş çetesine girdiği ve zengin aileleri alt ettiğini bilmiyorlardı'' ''Seda kızları değil mi?'' Diye sordum. ''Seda DNA testini değiştirmiş. Zavallı Demir ailesi de doğumda kaçırılan çocukları sanıyordu Seda'yı. Tabii zamanla Ekrem Demir'de öğrendi. Ondan sonra olanlar oldu.'' ''Ne oldu?'' ''Oraya geleceğim önce dinle...Biz sevgili olduk. Ailemle tanıştırmak zorunda kaldım. İki yıl bu salaklığa devam ettik. O gün sizin eve yemeğe gelecektik. Seda'nın telefonundan konum bilgilendirmesi yapmıştım. Üç ay boyunca orayı hiç ziyaret etmedi. Öldürülmeden bir ay önce onu ve seni o binanın önünde gördüm. Seni de takip ettirdim. İşin içinde sen de varmışsın. Bunu duyunca delirdim biliyor musun? Benim yakınım dediğim kız da bunlara hizmet veriyormuş'' ''Zorladılar biliyorsun.'' İnandırmak istiyordum çünkü bir hatam ve yanlışım yoktu. Altan kaşlarını çattı. Çenesini sıkarak ellerini bir kez daha yumruk yaptı. Camda olan yansımasından ne yaptığını görebiliyordum. Eğer Altan'ı birazcık tanıyorsam şu an kendini zor tuttuğunu söyleyebilirdim. ''Senin de içinde olduğunu öğrenen polis hakkında yakalatma kararı çıkardı. Onları ikna etmeye çalıştım. Benden Seda'yı öldürmemi istediler.'' Kalbime taş oturmuştu adeta. Koluna dokunmak istedim. Bunu Altan'ın yapması demek her şeyin bitmesi demekti. Sevdiğim adam katil olabilir miydi? Düşünmek istemiyordum. Altan eliyle çeneme dokundu. Bana bakarak baş parmağını çenemde tutup hayali bir çizgi çizdi. Yüzünde farklı anlamlar sergileniyordu. ''Sen öldürdün değil mi?'' Fısıltıyla konuşmuştum. ''Sence?'' Altan solaktı. Katil solak. Altan Beyin Cerrahı Katil, kızın beynini çıkarmıştı. Yüzüm gölgelendi. Nefes alamadığımı hissediyordum. Sevdiğim adamın birine zarar vermesini asla kaldıramazdım. Saçlarımı arkaya doğru attım ve kollarımı birbirine bağladım. ''Benden korkuyor musun?'' Dedi uzun süredir bakan Altan. ''Seda'yı öldürdün mü? Biz Doğan ile otopsi raporuna baktık ve katilin solak olduğu ortaya çıktı. Sen de solaksın.'' Altan gülümsedi. ''Demek ki ikimizde birbirimize güvenmiyoruz. Ve demek ki insanların birbirine güvenmesi zaman meselesi değilmiş, insanların güvenmesi kendi içinde biten bir şeymiş'' Çocukluktan dem vuruyordu. Yıllardır arkadaştık ve buna rağmen birbirimize güvenmediğimizi söylüyordu Altan. O halde buradan çıkarılacak sonuç ise; yakın değildik. ''Onu sen mi öldürdün? Bak soruyorum tekrar ama gerçekten merak ediyorum. En azından soruma cevap ver.'' Sevdiğim adam derin bir nefes alarak; ''Yarın akşam aile yemeğinde bu durumu sen tespit et. Madem katil solak o zaman kalabalık yemek masasında katili kendi gözünle gör. Belki benim belki başkası bunu söylemeyeceğim. Kendin gör'' Yine bir dolambaçlı yola girmiştik. Dudaklarımı dişledim.''Kimi çağıracağız?'' ''Demir'ler, Kutlu ve Gündüz ailesi.'' Altan'ın yanına geçtim. ''Nerede kalmıştık?'' ''İşte amaçları Seda'nın vücudundan herhangi bir organı onlara göndermek ve telaşa sokmaktı. Bu çok gizli yürütüldü. Eğer örgüt bulunmazsa ülkenin yurtdışıyla olan diplomatik ilişkileri de zarar görecekti. Keza hala zarardayız çünkü bulunmadı. Fuhuş örgütünün ana maddesi Türkiye'den çıktı ve başka ülkelere sıçradı. Orada da yüz binlerce kadını sizin gibi dolaylı yoldan bu işlere sürüklemişler. Bu sefer de devreye diğer ülkelerin emniyet birimleri girdi. Artık bu işe bulaşan ya da bulaştırılan herkesin hapis cezası almasını istedi.'' İlk kez büyük bir tehlikede olduğumu fark etmiştim. Oysa Seda başıma neler açmıştı resmen. Korkunçtu. Altan cebine elini tekrar soktu. ''Seda'nın ölümü için üç kişi gönüllü oldu. Onların hepsi de polisti. Tabii sosyal devlet olduğumuz için devletten gizli yürütüldü. Devlet öğrenirse polisleri görevinden men edebilirdi. Artık bu iş bireyselliğe dönüşmüştü. Onu öldüren polis o üç gönüllüden herhangi birisi değil bu arada. Neyse zaten öğreneceksin. Ben de olabilirim. Ya olmayabilirim de'' ''Altan çok gizemlisin...'' ''Merak ediyorum beni tanıyor musun?'' ''Tanıyorum'' Ellerini tekrar belime bıraktı. Yüzünü yüzüme dikmişti. İkimizin de gözlerinden ateşler çıkıyordu. Bir eliyle belimi okşadı. Dudaklarını kulağıma yaklaştırdı. Nefesi boynumu gıdıklamıştı. Diğer eliyle ise bileğime dokunuyordu. ''Yarın akşam öğreneceğiz.'' Geri çekildim. ''Anlat? Sonra ne oldu?'' ''Cesedinden çıkarılan beynini o hurda binaya gönderdiler. Adamlardan ses çıkmadı. Bu sefer de Senin yakalatma emrini çıkardılar. Mümkün olduğunca engellemeye çalıştım. Kırk gün yalnızca oyalayabildim. Hastanede beni ziyarete geldiğin gün, işin sonuna yaklaştığımı fark ettim. Sen geldin. Yakınlaştık. Silahı dayadım çünkü amacım videoya çekip emniyete göndermek onlar ise fuhuş örgütüne gönderecekti. Yapmışlar yine bir kıpırtı olmamış. Bu yüzden evimde tuttum seni. Gitseydin polis acımadan alacaktı seni. İki üç yıl hapis verip medyanın ağzını susturacaklardı. Piyon olarak kullanılan yalnızca iki kişi biliniyordu. Diğer ülkelerden de baskı almaya başlamışlardı. Eğer birisini yakalatmasalar, bu sefer siyasi ilişkiler zayıflayabilirdi.'' Bir elimi tutarak gözlerimin içine bakmaya devam etti. Konuştuğu süre boyunca bir kez bile bakışlarını indirmemişti. ''Baban diretmeye başladı. Eve de yansıtmıyordu. Senin öğrenmemen daha iyiydi. Etkilenmeni istemedi ve senden sakladık. Sana da kızgındı ama işte baba olmak böyle bir şey. Üzülmesini istemezsin...O gün nişanlım olduğunu söylemek zorunda kaldım. Polisler beni tanıyordu. Onlar da gitmek zorunda kaldı. Muhtemelen yine sana ve bana ulaşmaya çalışacaklar. Senin koruma altımda olduğunu göstermek zorundaydım'' ''Ama alnıma silah dayadığın için benden nefret ettiğini düşünmediler mi polis?'' ''Oyun için yaptığım biliniyordu. Nişanlım olduğunu söylememiştim. Aklıma ilk gelen yalanı söyledim. İşin içinden bir şekilde de çıkacağım.'' ''Sormayacaklar mı? Ne ara nişanlandın. Hem de ülkede aranan birisiyle.'' ''Muhakkak sorarlar ama güven bana'' ''Bana kötü davrandın'' ''Güvenimi sarsmıştın keza hala güvenmiyorum ve öfkeliyim'' Biraz daha konuşmasını istiyordum. Kafamdaki soru işaretleri henüz bitmemişti ki. ''Evindeyken polisi iki kez arayıp ölüm falan dedin. Kötü şeyler söyledin bana karşı. Üstelik polisle gayet normal konuşuyordun. Beni onlara götürecekmişsin gibi...'' Sert çehresini bana döndürdü. Kendisine dokunacak kadar yakında olan dudağıma işaret parmağını bırakarak susturdu. ''Fuhuş çetesini korkutmak için yaptığımız bir plandı. Her ne kadar polisler şu an seni arasa bile seni asla onlara götürmem Şehrazat. Ben yapmasam bile baban izin vermez. Şimdi çantanı al da seni eve bırakayım.'' Mutfağa doğru yürüdüm. Kapının girişinden gelişigüzel bir göz attığımda Doğan'ın yan odada koltuğun üstünde uyuduğunu gördüm. Hafif parmak uçlarımdan yürüyerek koltuğun üzerinde bulunan battaniyeyi üstüne örttüm. Doğan bulduğu her koltukta uyuyabilme potansiyeli vardı. Yarım saat önce eve polis gelmişti ama o kadar umursamaz bir insandı ki hiçbir şeyi takmamıştı. Hayatı sıfırın altında yaşıyordu. Bugün yiyeceği öğün bile spontane gelişirdi. Bazen onun acaba bir sevgilisi olacak mı diye düşünmeden edemezdim. Evlenmesini her şeyden çok istiyordum. Kaldı ki mükemmel bir eş potansiyeli de taşıyordu. Kimsesizler yurdunda büyümüştü. İnsanlığı, hayvanı ve çocukları tanır empatilerini onlara karşı derinden kurardı. Küçük bir çiçeğe bile önem verirdi ama aynı zamanda acılara, öfkelere hep tepkisiz davranırdı. İşim bitince odadan çıktım. Çantamı, cüzdanımı ve telefonumu almıştım. Botlarımın fermuarını düzelttim. Üstüme toz bulaşmıştı. Aynadan sırtıma baktım. Toz görünüyordu. Doğan büfeyi temizlemiyor muydu? Pasaklı bir arkadaşım vardı. Ne tesadüf ki benim de ondan aşağı kalır yanım yoktu. Son bir kez daha arkadan kendime baktım. Kapıyı üstüme örttüm. Şoför koltuğunda oturan Altan'a bir bakış attım. Eteğimi düzelterek içeriye attı kendimi. Arabanın içi soğuktu. Muhtemelen motor yeni yeni çalışıyordu. Bacaklarımı öne doğru uzattım. Altan kontağı çevirdi. Camları kapattı. ''Bir şey sorabilir miyim?'' ''Sor bakalım'' Bıkkın bir nefes vererek. Sağa kırdı direksiyonu. ''Seda ile iki yıl boyunca nasıl sevgili taklidi yapabildin? Sonuçta yakınlaştınız ve gerçeğe dönüşmesi muhtemel olmadı mı?'' Söylerken dilimi ısırdım. Açıkça sormak istemiştim. Merak ediyordum. Seda'dan ömrü boyunca nefret edecektim. Tuhaf bir kızdı. Sevdiğim adama yemekte dokunmasını izlemiştim. Canımın yandığını asla unutamazdım. Eline dokunup göstere göstere yemek yerdi. Ben ise saatlerce izlerdim onları. Yandan bir bakış attı. ''Onu hiç öpmedim, seninle olduğum gibi yatakta sekste yapmadım. Birkaç kez elini tutmak zorunda kaldım. Sevişmedik de.'' Kızarmıştım. Tamam açık olsun istiyordum fakat bu kadarı fazla değil miydi? Utançla sırtımı koltuğa gömdüm. ''Senden istemedi mi? İki yıl boyunca böyle pasif durmanı sorgulamıştır bence.'' Arabayı benzinliğin orasında durdurdu. Kapının kulpunu tuttu ve cebindeki parayı adama uzattı. ''Fulle'' ''Tamam abi'' Altan cüzdanını cebine tekrar koydu. Yüzü yorgundu. ''Canının çektiği herhangi bir şey var mı? Burada yemek yeri yok ama anayola çıkınca ileride harika bir biftek yaparlar.'' Acıkmıştım. ''Yok teşekkür ederim. Eve gitsem daha iyi olacak'' ''Tamam'' Benzin işi bitince arabayı tekrar çalıştırdı. Kafasını arkaya çevirdi ve arkadan arabaları kontrol etti. Arabalar yoğundu. Telefonumu çantama bırakıp onu izlemeye başladım. Altan'ın en sevmediği şey arabayı çalıştırmaktı. Biliyordum sevdiğim adamın huyunu. ''Benim soruma hala cevap vermedin?'' Ofladı. ''İstedi ben izin vermedim ayrıca sen niye böyle merak ediyorsun seks hayatımı? Şu an ondan daha mühim şeyler var.'' ''Merak etmem normal değil mi? Ben böyle iki yıl dokunmadan hiçbir şey yapmayan ilişkilere pek inanamıyorum. Kaldı ki sevgili olur olmaz ilk haftada öpüşen insanlar var. Herkes ister. Sen neden istemedin?'' Dudaklarını ıslattı. ''Kardeşimi az daha fuhuş bataklığına sürükleyen bir insana değil dokunmak ismini bile kendi adımın yanında yer almasını istemem. Ondan yalnızca midem bulanıyor.'' ''Fotoğrafınızı yastık altında saklıyormuşsun. Meral teyze anneme öyle demiş.'' ''İnandırıcı olmasını istedim. Bir aydır o evde kalmıyorum.'' Belki de doğru söylüyordu sadece bana saçma geliyordu. Hiç ilişkim olmadığı halde bu tür yakınlaşmaları biliyordum. Elimi iki bacağımın arasına soktum. Gözleri bacaklarıma çevrilmişti. ''Hep diğer evde mi kalacaksın? Hani şu parkeye kurşun sıktığın evden bahsediyorum'' ''Seviştiğimiz ev mi?'' ''Altan.'' Dedim bıkkın bir ifade ile. ''Az önce eski sevgilimle ilgili gayet seks hayatımı irdelemeye başladın. Şimdi konu sana gelince neden kaçıyorsun ki? Ortak konu bulduk devam ettirelim.'' Kollarımı birbirine bağlayarak gözlerimi ondan çektim. Alnımdan akan boncuk boncuk terleri bir kenara bırakıp sadece duymadığımı farz ediyordum. Hayır yani zaten utanıyordum bir de bahsedince aklımdan çıkmıyordu. ''Doğru hatta sabah alnımda silahla uyanmıştım. Bir de videoya çekmiştin ikimizi çıplak bir şekilde.'' ''Onları kırptım. Gavat mıyım ben? Senin o hallerini gönderir miyim?'' ''Bilemem artık'' Araba durdu. Nihayet evime gelmiştim. Sıcak yatağımı özlemiştim. Önce yemek yiyecek ardından rahat bir uykuya dalacaktım. Emniyet kemerini çıkarttım. Araba resmen pahalı kokuyordu. Dokunmatik düğmeye basar basmaz açılmıştı kemer. Altan hep zevkine ve rahatına düşkün bir adamdı. Her şeyin en pahalısını ve en iyisini alırdı. Bana doğru eğilerek; ''O zaman bileceksin.'' ''Tamam tamam'' ''Eve gidiyorsun, dışarıya çıkmıyorsun ve telefonun hep açık olsun. Biri ararsa açma. Polis gelirse de bana haber ver. Sakın çıkmıyorsun tamam mı? Umarım dikkate alırsın.'' ''Ona da tamam'' Arabadan indim. ? Elimdeki telefonla mutfak penceresinden dışarıyı izliyordum. Bu pencere direkt arka bahçeye bakıyordu. Kuzenlerim yine oyun oynuyordu. Onların yanına gitmek için hareketlendim. Saçlarımı arkaya doğru attım. Dünden beri dışarıya çıkamamıştım. Altan'ın sözünü dinlemek zorundaydım. ''Şehrazat abla'' Bacaklarıma sarılan çocuğun çenesinden tutarak yanağına öpücük bıraktım. Akşam güneşi batmak üzereydi. Çocukların yüzünde kızıllık belirmişti. Elimi tuttu ve kendine doğru çekti. Seda hayatımıza girmeden önce hep böyle neşeliydim. Daha az düşünürdü ve daha az hareket ederdim. Şimdi ise tam tersiydi. Kendi evimden çıkamıyordum. ''Nasılsınız bakayım? Siz yine toprakta mı oynuyorsunuz?'' Ezgi küçük burnunu havaya dikerek; ''Ama evdeki oyuncaklar sıkıyor beni. Hem ben seviyorum böyle oynamayı. Annem telefonda vermiyor.'' Sarı saçlarını okşadım. Bu çocuk her halükarda annesine kök söktürüyor olmalıydı. Yanında ise topraktan eşya yapan Emirhan vardı. Genelde pek pas vermezdi. ''Emirhan nasılsın? Beni görmedin yine aşk olsun.'' Emirhan oyuncağını bırakmadan, çamurlu pantolonunun paçalarını katladı. ''Bunun vidası çıkmış tamir eder misin?'' Elindeki kamyoneti bana göstererek karşımda durdu. ''İşin düştü tabii. Neyse bakalım nesi varmış. Aslında tamirciye benzer bir tipim de yok ama problem değil.'' Elime aldım. Kırık kısmı inceledim. Oyuncağın vidası çıkmamıştı ki. Sadece kırılmıştı. Yenisi alınmalıydı. ''Beceremez misin? Hani büyükler süper kahramandı. Annem öyle diyor'' Oyuncağın parçalarını elime alarak; ''Büyüklerin de bazen yapamadığı şeyler oluyor. Herkes her şeyi yapamaz ki'' Emirhan kaşlarını çattı. Ezgi ise bir köşede kıkır kıkır gülüyordu. Kardeş olmalarına rağmen asla birbirlerine benzemiyordu. Sarı eteğinin ucundaki çamuru eliyle temizledi. Oyuncağa kocaman gözlerle baktı. ''Biliyor musun Şehrazat abla. Emirhan öyle şişko ki üstüne oturdu kırdı oyuncağı.'' Emirhan, ''Seni anneme söyleyeceğim.'' ''Söyle ben de mutfaktan çaldığın kirazları balığa verdiğini söylerim'' Bir el omzumu tutunca ister istemez panikle arkama döndüm. Doğan yanımda sırıtarak bana bakıyordu. Üstünde siyah kazak altında ise düz siyah vintage pantolon vardı. Amerika'lılar gibi yana attığı saçlarıyla bayağı havalı duruyordu. ''Korkuttun beni'' Doğan, ''Ne yapıyorsun burada?'' ''Ya öyle oyalanıyorum'' Doğan'ın gözleri elimde bulunan kamyonete takılı kalmıştı. Hafif eğilerek oyuncağı eline aldı. Kırık kısmına baktı. Emirhan da üzgün bir ifadeyle kendisine bakıyordu. Doğan arka kısmını kontrol etti. Dudaklarını çocuklar gibi öne büzdü. Yüzünde yumuşak bir ifade geçişi vardı. ''Bu kamyonet kimin bakalım?'' ''Benim'' Çocuğa eğilerek dizinin üstüne eğildi. Uzun boyluydu. Böyle yapmak durumunda kalıyordu. Gülümseyerek saçlarına dokundu. ''Hey küçük adam bu kırılmış'' ''Vidası sökülmedi mi? Of benim en sevdiğim oyuncaktı. Ne yapacağım ben.'' Doğan çocuğun kollarını yukarıya katladı. Ezgi hayran hayran bakıyordu. Ne zaman Doğan'ı görse böyle yapardı. ''Aslında kırıldı bu yüzden tamir edemeyiz. Ama sana bir sır vereyim mi?'' Kulağına doğru fısıldamıştı. Emir gözlerini büyük açarak onu dinledi. ''Arabamın bagajında bir dolu oyuncak var. Hem küçük adamlara hem de hanımefendilere uygun. Hadi gelin de seçelim ne dersiniz?'' Ezgi, ''Ay'' İç çekmişti küçücük boyuyla. Kahkaha attım. Doğan'a bir kez daha hayran kalmıştım. Böyle iyi ve yufka yürekli olması takdire şayandı. Arabasında oyuncak saklayacak kadar düşünceliydi. Bazen köye yoluna sapınca yanında her vakit bu tür şeyler götürürdü. İyilik meleğiydi adeta. Birlikte kapının girişine doğru yürüdük. Doğan'ın bir omzumdaydı. ''Sen iyi bir insansın.'' ''Çocukları seviyorum biliyorsun'' ''Sadece çocukları mı? Neredeyse bütün canlılarla iletişimin çok iyi. Umarım sevdiğin kadın da sana çok uygun olur arkadaşım.'' Doğan kahkaha attı. ''Akıllı bir kadın benimle beraber olmaz. Baksana çok sıkıcıyım öyle çok aktivitem yok.'' ''Saçmalama kendini bu kadar küçümseme.'' Arabadan oyuncakları çıkaran Doğan'ı izledim merdivenin önünde. Çocuklarla sevinci paylaşmıştı. Odama doğru yürüdüm. Kendi üzerime uygun bir kıyafet seçmeliydim. Aynadan vücudumu kontrol ettim. Ne giyebilirdim ki? Bu soğuk havada etek giye giye hasta olacaktım. Seçimimi düz bir pantolondan karar kıldım. Bluzumu da kollarıma geçirdim. Sutyen takmamıştım. Çokta taktığım bir şey değildi. Saçlarımı hatta makyajımı bile yapmıştım. Birazdan herkes burada olurdu. İçimi bir heyecan kaplamıştı. Sevdiğim adamın katil olma olasılığı da vardı. Kesinlikle bunu istemiyordum. Yanılmak istiyordum. Altan haklıydı, biz birbiriyle büyüyen ama zamanla değişen insanlardık. Odadan çıktım. Yemek masası hazırlanıyordu. Tabakları dizdim. Yavaş yavaş kapı çalmaya başlamıştı. Önce Gündüz ailesi gelmişti. Füsun teyze gülümseyerek kabanını astı. Yüzüne sonunda renk gelebilmişti. Sahi Ekrem amca hala söylememiş miydi? ''Ah Şehrazat ne kadar güzel görünüyorsun güzel kızım'' Sarıldım büyük bir kucakla. Ekrem amcaya ise sadece gülümsemekle yetinmiştim. ''Gündüz ailesi yok mu?'' ''Gelecekti güya.'' Sinirle dudaklarımı ısırdım. Eğer yine bir oyun oynuyorsa ona bunun bedelini fena ödetecektim. Koltuğa sırtımı yasladım. ''Sakın üzülme.'' Kapı çalınca içimdeki umutlar günyüzüne çıktı. Altan ve annesi gelmişti. Babası yoktu muhtemelen iş gezisindeydi. Elinde çikolata vardı. Meral teyze kocaman paketi anneme uzattı. Altan kabanını çıkardı. Belgin Kutlu ise gülümseyerek arkadaşına sarıldı. Altan'a da sarılmıştı. Annem ve sevdiğim adamı ilişkisi beni mutlu ediyordu. Genelde iyi anlaşırlardı. Füsun, ''Hoş geldin Meral, Hoş geldin Altan'ım'' Nihayet içeriye girmişti Altan. Bakışları beni bulmadan önce anneme bakmıştı. ''Bir telefon görüşmesi yapmam lazım. Geleceğim beş dakikaya'' Deyip irislerime dikti gözlerini. Meral Gündüz oğlunun sırtını sıvazladı. ''Tamam oğlum'' Yemek masası hazır olduğunda birlikte masaya geçtik. Babam da gelmişti. Masanın en baş köşesine oturdu. Yanımda Doğan karşımda ise boş sandalye vardı. Altan beş dakikadır yoktu. Kontrol etmemek için zor tutuyordum kendimi. ''Özür dilerim biraz fazla geciktim önemliydi.'' Diyerek masadakilere gülümsedi. Nihayet gelmişti. Belgin, ''Önemli bir şey olmadı değil mi?'' ''Yok yok Belgin teyzem. Sadece iki hafta önce ameliyat yaptığımız bir hastanın dikişleri açılmış. Tekrar ameliyat olmak zorunda tümör tamamen yok olmadığı için'' Elimde duran çatalı masaya bıraktım. Belgin, ''Çok kötü Allah yardımcısı olsun'' Herkeste yine bir sessizlik hakimdi. Sevdiğim adam masaya oturduğu süre boyunca bir kez bile bakmamıştı. Önünde duran eti parçalıyor ve telefonuna sürekli bakıyordu. Yutkundum. Yakınında olup uzak durmak çok zordu. Kalbimdeki aşk her geçen gün büyüyordu. Ne yazık ki aramızdaki uçurumda aynı eşitlikle genişliyordu. Altan nasıl bir adamdı? Çocukken lastikli toka, derimi acıtır diye çöpe atan adam mı? Yoksa çocukluk arkadaşının alnına silah dayayan bir adam mı? Henüz iç çözümle yapamamıştım. Onu anlatmak ve anlamak oldukça zordu. Basit bir şiirin onuncu mısrasını eleştirmek kadar kolay değildi. Geç idrak edebilmiştim. Altan değişmişti. Sevdiğim adam Seda yüzünden değil, Sevdiğim adam büyüdüğü için değişmişti. ''Ete acıdım.'' Doğan'ın fısıldamasıyla yan tarafıma döndüm. ''Ne oldu ki? Hangi ete?'' ''Tabağında dakikalardır didiklediğin ve yemediğin eti kast ediyorum.'' Gülümsedim. ''İştahım biraz yok o yüzden'' Kafamı kaldırınca masada bir çift gözün beni izlediğini anladım. Elini çenesinin altına koymuş salatasını çiğnerken bana bakıyordu. Yüzünde küçük bir parıltı vardı. Annem iç çekiyordu. ''Doğan seni hiç sormadık, hayatında birisi var mı oğlum?'' Vay be Anne. ''Yok Belgin teyzeciğim.'' ''Ne tesadüf, Şehrazat'ta boşta'' Öfkelenerek suyu bir dikişte bitirdim. Annem ne saçmalıyordu?. Gerçekten bu kadının huyundan bazen sıkıldığımı fark ediyordum. Sinirlenmemek için zor tutuyordum kendimi. Bardağı kavradığı parmağımı gevşetmeden kaşlarımı çatmaya devam ettim. Masada sessizlik oluşmuştu. ''Anne.'' Sesim uyarır nitelikteydi. ''A ne olmuş canım. Sadece örnek verdim.'' Altan'a bakmaya korkuyordum. Acaba yanlış anlar mıydı? Telefonuyla ilgilendiğini görmüştüm. Kalbimde küçük etkili bir ağrı oluşmuştu. Nihayet kafasını kaldırdı göz göze geldik. Yüzündeki ifadeyi çözmek anlamsızdı. On saniye boyunca birbirimize baktık. Füsun, ''Ben de aslında yakıştırdım.'' Doğan, ''Biz arkadaşız Füsun teyze. Şehrazat gibi bir kadını kazanmışken sevgili olup kaybetmek istemem. Onun dostluğu ve kalbi benim için her şeyden önemlidir'' Altan kolundaki saate bakarak telefonunu cebine koydu. Gitmek için sabırsızlanıyor muydu? Doğru. Buraya neden geldiği belliydi. Yine kendi kendime gelin güvey olmuştum. Belgin, ''Oğlum ben zaten öyle bir şey söyledim. Yoksa sizin düşünceniz daha önemli. Hem senin gibi bir arkadaşa sahip çok şanslı kızım.'' Dedi yemeğini yuttu ve Altan'a baktı. ''Altan ve Doğan iyi ki varsınız oğlum.'' Tabağımda olan pilava odaklanmak istedim. Yemekle aram çok yoktu. Son zamanlarda ise iştahım epey kaçmıştı. Pilavı çatala koydum ve ağzıma attım. Sessizce iç çektim. Şimdi tek tek herkesin elini kontrol ettim. İçimde tuhaf bir şey vardı. Altan'ın çıkması demek aşkıma gölge düşürmekti. Eli kanlı bir adamı sever miydim? Kabullenirdim ama içten içe üzülürdüm. Seda'yı öldürmesini asla istemezdim. Seda gibileri öldürülmeyi değil süründürülmeyi hak ederdi. Tabağımı hafif kenara ittim. Altan, Doğan'a kafasını salladı. Onun da haberi vardı. Muhtemelen Altan sabah söylemişti. Masayı havadan süzdüm. Tek tek insanların eline bakıyordum. Meral teyze yemeğini yiyordu ama sağ eliyle. Annem de aynı şekilde. Füsun teyzeme baktım. O da sağ eliyle ceketini düzeltti ve kaşığını yine aynı eliyle tuttu. Yorgun görünüyordu. Beyazlayan saçlarından belliydi. Altan'a baktım. Sol elinde şarap kadehi vardı. Babam, sağ eliyle etine tuz atıyordu. Ekrem Demir sol eliyle ekmeğe uzandı, ağzına doğru attı. Beyaz parmakları ve hafif kırışık derisiyle yaşını oldukça belli ediyordu. Sol eliyle bu sefer çatalı tuttu. Eti ağzına aldı. Çiğnemeye devam etti. Ekrem Demir solaktı. Katil de solaktı. Şaşkınlıkla tekrar tekrar baktım. Ekrem kafasını kaldırdı ve benimle göz göze geldi. Gülümsedi, yemeğini yemeye devam etti. Gülümserken sol elindeki çatalını hiç bırakmamıştı. Ekrem Demir katildi. Seda'yı öldüren, resmi babası olan olan Ekrem Demir'di. .
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE