O gece uykuya dalmıştım. Her şey gibi o olayların da rüya olduğunu sanmıştım. Ta ki annemin sabah beni tekrar aynı şekilde uyandırıp aynı şeyleri yaptırdı. Melek teyzelerin evinin oradan geçerken çimlerin artık hafiften sarardığını, sulayacak kimse olmadığından diğer sebzelerin de çürüdüğünü fark ettim. Daha ilerisinde Dirok’ların evi vardı. Evlerinin önünden geçerken sessizlik hâkimdi sokakta. O geceden beridir kendimi zor tutuyorum. Hala ne olduğunu bilmiyor merak ediyordum. Dirok’a bir şey oldu diye endişeleniyor, onun yanında olmak istiyordum. Eve döndüğümde mutfaktaki sıcacık kızarmış ekmeğin kokusunu aldım. Bir an için her şeyi unutup yüzümdeki gülümsemeye bıraktım kendimi. Annemin sesi bölmüştü bu havayı. Her ne kadar ekmek lezzetli görünse de Dirok’ta olan aklımdan dolayı bir şey yiyemeden kalkmak istedim sofradan. Annemin ısrarı üzerine birkaç lokmayı zor yedim. Kahvaltı sonrası annem iş için evden çıktı. Ben ise odama geçtim. Odamda dayanamayıp Dirok’u aradım. Telefon her çaldığında konuşmak istiyor muyum istemiyor muyum anlayamıyordum. Bu düşünceler içinde iken aramayı açtı.
Merakımı ve telaşımı ona hissettirmeden “nasılsın? Ne yapıyorsun?” diyebildim.
Gayet sakin bir ses tonuyla "iyiyim sen” diye karşılık verdi.
Dirok’un sakin sesi karşısında dün gece yaşanan olayları sorma cesaretinde bulunacakken, Dirok bir anda buluşmak istediğini dile getirdi. Bende düşünmeden kabul ettim. Onu görmem gerekiyordu. Ona neler olduğunu bilip yanında olmalıydım. 2 saat sonra Melekli Dere sahilin de buluşacaktık. Dirok ile buluşacağımız vakit yaklaştıkça içimde farklı duygular hissettim. Sanki bir huzursuzluk vardı.
Dirok her zaman ki güler suratıyla yanıma doğru geldi. Hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya başladı. Ama kızarmış gözleri ve ağlamaklı bakışlarıyla bana bakan yüzü tam tersini her şeyin yaşandığının kanıtıydı. Sıradan sohbetin ardından
Dirok bir anda bana bakarak “bana yardım etmelisin” dedi.
“Elbette yardım ederim. Ne oldu Dirok?” diyerek olanları anlatmaya başladı.
Olanları anlatmaya başlar başlamaz bende pür dikkat onu dinlemeye, her ayrıntıyı aklımda tutup unutmamam gerektiğini düşünüyordum.
Dirok: “O gece ki halimi gördün, beni ile özlemi. O gece, Melek teyzenin öldürüldüğü gece.”
Evet diyerek sözüne devam etmesini sağladım.
“Bizi gördüğün an öyle olmamın sebebi polislerden önce Melek teyzeyi ölü bulan ikimizdik. Melek teyzenin evine gidiyorduk. Tam yaklaşmıştık ki birinin hızlıca kapıdan kaçar vaziyette çıktığını gördük. Bizde koşar adımlarla eve girdik. Yukarı çıkıp Melek teyzenin odasına girdiğimde kendisi uyuyordu. Salona inip Özlem ile çay koyduk ocağa. Demlenince uyandırmaya gidecektik. Elimi yatağa götürür götürmez kana bulanmıştı. Uyumuyordu. Ölü bir şekilde duruyordu orada. Korkudan bağırdım. Çığlımı duyan Özlem ne oldu diyerek bir koşu yukarı, yanıma geldi. Olanlar karşısında hemen polisi aradı. Aramayı yapmasına engel olmak istedim ama çoktan açmışlardı telefonu. Polisler yola koyulmuştu ihbar üzerine. Donakalmıştım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Sinan, o gece biz eve girmeden önce çıkan kişi babamdı.”
Son cümlesini duyar duymaz gözlerim fal taşı gibi açıldı. Adete beynimde dönüp durdurdu babam kelimesi. Dirok, şaşkınlığım ve sessizliğim karşısında kendini tutamayıp ağlamaya başladı. Tek yaptığım onu kollarımın arasına alıp sımsıkı sarılmaktı. Memduh abinin bunu nasıl ve neden yaptığını, polislerin neden Memduh abiyi değil de annesini aldıklarını anlayamıyordum.
“Neden polisler baban yerine anneni tutukladılar?”
Ağlamaklı sesiyle: “Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum” diyerek hıçkırıklara boğuldu.
Daha fazla üstüne gitmemek için sustum. Saçlarını okşadım. Uzun süre göğsümde ağladıktan sonra başını kaldırdı. Yaşlı gözlerini gözlerime dikti.
“Sadece sana güvenebilirim Sinan.” Ne yapacağımı bilmiyordum.
Kekeleyerek ‘elbette’ diyebildim.
Ama neden sadece bana güveniyordu? Neden bunlar Dirok’un başına gelmişti. Hiçbir şeye anlam veremiyordum. Tek bildiğim onun yanında olup ona yardım etmek.
O gün olayları iyicene düşünüp eve doğru yola koyulduk. Yarın tekrar aynı saatte ve aynı yerde buluşacağımızın sözünü vererek. Evine kadar eşlik ettim. Yürürken ara sıra yan çizen adımları hoşuma gitmişti. Kendindeydi. Normal adımlarıydı bunlar. Evine vardığımızda bana her şey için teşekkür edip sarıldı. O an içime doluşan mutluluk ile sarhoş olmuştum adeta. Eve girince arkasından bakakaldım kısa bir süre. Sonrasında evin yolunu tuttum.
Her ne kadar istemesem de olanları deli gibi düşünecektim. Biliyorum. Memduh abinin neden bu cinayeti işlediğine anlam veremiyordum. Araları gayet iyiydi.
Dirok ise babasına sormuş, sorusuna “ben yapmadım. O cinayeti ben işlemedim,”
elinin kızını tutmaya çalışmış ama buna müsaade etmeyen Dirok geri çekilmiş “Bana inanmıyor musun kızım?” Sözlerini eklemişti.
Dirok asla der gibi ciddi bir bakış ile karşılık vermişti. Gece düşündüğüm şeylerden biri de neden bu cinayetin işlendiğiydi. Kim yapmış olursa olsun eline ne geçeceğiydi. Diye düşünürken bu zamanda keyfine göre insan öldüren kişiler olduğunu biliyor düşünüyordum.
Daha geçenlerde bir adamın yolda tanımadığı, bilmediği bir kadını öldürüp ifadesinde ‘bana karşı kendini savunmayacağı için öldürdüm’ demişti.
Türkiye de işler çığırından çıkmıştı. Ama bu sesiz ve sakin görünen küçük kasaba da ne olmuş olabilirdi ki. Buraya ilk geldiğimden günden beri içimdeki huzursuzluğun sebebi görünenden fazlası mıydı? Olayların olmasıydı. Sabaha dek düşünceler ile boğuşarak uykuya daldığımı hatırlıyorum. Bu sabah ise annem yine her sabah olduğu gibi ekmek almaya gitmem için odama, beni uyandırmaya geldi. Elimi yüzümü yıkayıp fırına gitmek için evden çıktım. Ahmet abiyle normal selamlaşırken yandaki iki adamın Melek teyzenin cenazesinin bugün kalkacağını ve cenaze töreninin öğleden sonra yapılacağını konuşuyorlardı. Eve geçtikten sonra bunu düşünüp Dirok ile buluştuk. Birlikte Melek teyzenin cenazesine gitmeye karar verdik. Orda belki bilmediğimiz bir şey detay görüp öğreniriz diye ümitlenmiştik. Ama gittiğimiz de her şey aynıydı. Mahallede ki insanlar oradaydı. Umut’un ailesi, Aslan’ın ailesi, annem, Ahmet abi, diğer esnaflar ve mahalledeki kişiler. Dirok’un gözleri birisini arıyordu. Ona döndüğümde bana bakarak “Özlem ve ailesi yok” diye kulağıma doğru fısıldadı. Gerçekten de herkes gelmişti Özlem’in ailesi dışında. Bu durumu bir garipsedim. Çünkü fazla dindar bir aile oldukları için merasimde bulunacaklarını düşünmüştüm. Cenaze namazı bittikten sonra defnedilmek için mezarlığa götürülen Melek teyzeyi özleyeceğimi düşünüp gözümün dolmasına hâkim olamamıştım. Dirok ile gene sahile gidip konuşmaya başladık. Özlem’in o an polisi haber veren kişi olduğunu, neden gelmediğini ve ona neden ulaşamıyorduk. Son çare olarak Özlemin annesini aradı Dirok. Kendisinin müsait olmadığını, başka bir akrabasının yanına gitmek için hazırlandığını ve ulaşamayacağımızı söyleyip kapatmıştı yüzümüze telefonu.
“Annesi böyle bir olay yaşandıktan sonra kızının nasıl bu kadar rahat bir şekilde akrabasına yollar” diye söylenirken
Özlem’in korktuğunu, buradan ve olaylardan kaçmak isteyeceğini düşünüp Dirok’a söyledim. Dirok’ta buna ihtimal verip olabileceğini söyledi. Bizde bunları gene düşünüp evlerimize dağıldık hava kardıktan hemen sonra.
Eve vardıktan sonra annem bana dönerek: “Neden cenaze merasimine katıldın?” diye sordu.
“Melek teyzeyi tanıyordum.”
“Yanındaki kız kimdi peki?”
“Sınıf arkadaşım Dirok” şeklinde cevap verdim.
“Geçenlerde annesi tutuklanmış. Nedenini belki biliyorsundur. O yüzden bu olaydan dolayı dikkat et kendine. Kızı ile de çok takılma” diye bana göre boş ama ona göre normal bir anne ve koruma içgüdüsüyle söylemişti bu sözleri.
O günden sonra Dirok ile 2 3 gün üst üste buluşuyorduk. Sonra okul açılana dek buluşamadık. Dirok babasına ne olduğunu anlatmasını fazlasıyla ısrar etse de babasının asla bir şey dememesi ve sinirli olması işleri daha da zorlaştırıyordu. Annesinin davası gelecek günlerde olacaktı.
Okulun ilk günü gelmiş kapıya dayanmıştı. Sınıfta herhangi bir değişiklik yoktu. Herkes aynıydı. Sınıfı bıraktığım gibi bulmuştum. Herkes okula gelmişti. Dirok dışında. Annesinin davası o gündü. Ondan dolayı gelmemişti. Umut, Aslan, Ahmet ve Serhat yan yanaydılar. Onların yanına gidip oturdum. En yakın arkadaşlarım ve samimi olduğum kişiler onlardı. Onlar da mahalledeki olayları bilip konuşuyorlardı kendi aralarında. Melek teyzenin ölümü Dirok’un annesinin davası gibi söylentiler. Küçük bir kasaba olduğundan dolayı en önemsiz olay bile çok kısa sürede hemencecik yayılır ve duyulurdu herkes tarafından.
O gün klâsik bir okul gün gibi geçmişti. Okuldaki herkes kendi arkadaş grubuyla takılıp her zaman ki gibi eğleniyorlardı. Ben ve arkadaşlarım da sınıfta en arka sırada beşli grup olarak oturup kendi kendimize eğleniyorduk. Okulun ilk günü bitmiş eve gittikten sonra annemin işten daha dönmediğini anladım. Mutfakta bir şeyler yiyip salona geçmiştim. Orada televizyondan spor kanallarını izlerken telefonumun çaldığını duydum. Arayan kişi Dirok’tu.
Çok mutlu bir ses tonuyla
“Annem serbest bırakıldı”
sözleri döküldü dilinden. Sesinden hissediliyordu mutluluğu.